<h3><span><strong>İktisadi bağımsızlık ve tam demokrasi</strong></span></h3> <div>Bugün <strong>Türkiye’nin</strong> sadece siyasi bir uzlaşıya değil, derinlikli bir <strong>“Ekonomik Barış”a</strong> ihtiyacı var. <strong>Tam Demokrasi Platformu</strong> olarak inanıyoruz ki; ekmeğin adaletsiz bölüşüldüğü, alın terinin küresel faiz lobilerine aktığı bir iklimde demokrasi, kök salamaz bir lükse dönüşür. Halkın refahı arttıkça demokratik bilinci güçlenir; güçlü bir ekonomi, özgürlükçü bir toplumun en sağlam kalkanıdır.</div> <div>Yıllardır “<strong>hantallıktan</strong> <strong>kurtulma</strong>” masallarıyla devletin stratejik kaleleri olan kurumlar özelleştirildi. Oysa bu, modern bir kapitülasyon modelinden başka bir şey değildi. Bugün halkın vergileriyle yapılan yollar ve köprüler, küresel sermayenin borç tahsilat veznesine dönüşmüş durumda. Biz buna “<strong>altın yumurtlayan tavuğun kesilmesi</strong>” diyoruz. Bir devlet, halkına hizmet etmesi gereken altyapıyı satarak <strong>borç</strong> <strong>faizi</strong> ödüyorsa, orada <strong>iktisadi</strong> bir <strong>işgal</strong> başlamış demektir.</div> <div>Rakamlar yalan söylemez: Sadece bir ayda <strong>faize</strong> ödenen <strong>445</strong> <strong>milyar</strong> <strong>lira</strong>, bu ülkenin evlatlarının geleceğinden çalınmaktadır. Bütçeye konulan <strong>trilyonluk</strong> <strong>faiz giderleri,</strong> siyasi bağımsızlığımızı iktisadi bir prangaya mahkûm etmektedir. Kendi parasına ulaşmak için <strong>küresel tefecilere faiz</strong> ödeyen bir sistem, bağımsız bir devletin değil, esir alınmış bir ekonominin göstergesidir. Devletin bağımsızlığı, ordusu kadar parasıyla da ölçülür. Parası rehin olanın, iradesi de baskı altındadır.</div> <div>İşte bu noktada <strong>Tam Demokrasi Platformu</strong> olarak çözüm önerimizi sunuyoruz:</div> <div><strong>Ekonomik Barış…</strong></div> <div>Bu barış, emeklisini <strong>20</strong> <strong>bin</strong> liraya, çalışanını <strong>açlık sınırına</strong> mahkûm eden düzene bir “<strong>dur</strong>” demektir. Kendi paramızı bir egemenlik aracı olarak kullanmalı, emisyon gücümüzü <strong>faiz</strong> <strong>lobilerine</strong> değil, sanayiye, tarıma ve teknolojiye aktarmalıyız. Devlet, tekelci zihniyete karşı <strong>denetleyici</strong>; yerli ve özgür girişimciye karşı ise <strong>koruyucu</strong> olmalıdır. Sosyal devlet, <strong>emeklisinin</strong> primini küresel piyasalarda pazarlayan değil, onun onurlu bir yaşam sürmesini sağlayan devlettir.</div> <div><strong>Demokrasi</strong> sadece sandıktan ibaret değildir; demokrasi mutfaktaki tencerenin kaynaması, gencin geleceğe güvenle bakması ve devletin kendi öz kaynaklarına sahip çıkmasıdır. <strong>İktisadi</strong> <strong>bağımsızlık</strong> düştüğünde, siyasi bağımsızlık da tehlikeye girer. Bizler, halkı zenginleştiren, tekelci değil özgürlükçü bir piyasayı hedefleyen, denetleyici bir devlet anlayışıyla yola çıkıyoruz.</div> <div><strong>Üretiyoruz</strong>, ama kendimiz için üretmeliyiz. <strong>Çalışıyoruz</strong>, ama kendi refahımız için çalışmalıyız. <strong>Türkiye’nin</strong> kurtuluşu, bu finansal prangaları kırmaktan ve iktisadi milli iradeyi yeniden tesis etmekten geçmektedir.</div> <div>Gelin, bu modern işgale son verelim ve <strong>ekonomide</strong> <strong>adaleti</strong> sağlayarak gerçek <strong>demokrasiyi</strong> hep birlikte inşa edelim.</div> <div>.</div> <div><strong>Yunus Ekşi, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>