<div><strong>Ruh</strong> ve <strong>beden</strong> kontağı kurabildiğim, duyup hissedebildiğim bir yaşantının rasathanesinden bildiriyorum.</div> <div>Etkisine göre bazen bir <strong>duygu ve düşünce</strong> bazen bir <strong>renk ve müzik</strong> olarak yansıyor zihnime kesişen yaşantılar.</div> <div>Kimileri dokunduğu gibi <strong>yakan</strong>, kimileri ise bir <strong>gölge</strong> gibi belli belirsiz geçip gidiyor hayatlarımızdan.</div> <div>Kimini bu denli <strong>hissettiren</strong>, kimini <strong>silikleştiren</strong> ne olabilir?</div> <div>Ruhumu başka bir bedende görüp de “<strong>Jeeeeeez</strong>!” dedikten sonra, <strong>güneşlenmeye</strong> devam edebilir miyim plajda? Aynada <strong>bir</strong> <strong>başkasını</strong> görüp, <strong>ruj</strong> sürmekten vazgeçer miyim?</div> <div>Zihnimde bunlar dönerken, duygu ve düşüncelerimi odaklayıp <strong>derinleşebildiğim</strong> kadar derine <strong>köklere</strong> inmişim. Bu yazı da öyle bir zamanın mahsulü bir ‘<strong>popsicle</strong>’.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>2022,</strong> <strong>ateş</strong> elementinin baskın olduğu <strong>yakıcı, hızlı, savaş ve mücadelenin</strong> iç dinamiklerimizi etkilediği <strong>şiddetli</strong> bir yıl.</div> <div>Bu durum, bu yıl yerleşik düzene geçmek isteyenlerin zorluklarla mücadele halinde olmasını kaçınılmaz kılıyor.</div> <div><strong>İlahi bir el</strong>, bir “<strong>deus ex machina</strong>”nın gelip bizi kurtaracağı bir kurgunun içinde olmadığımıza göre mücadele kaçınılmaz.</div> <div>Bu süreçten <strong>güçlü</strong> çıkmak için önce <strong>süreci</strong> anlamalı sonra da <strong>gerekenleri</strong> yapmalıyız.</div> <div><strong>Ateşin</strong> çabuk parlayan hızlı, fevri ruhuna körükle gitmek yerine <strong>topraklanma</strong> ve <strong>köklenme</strong> kavramının üstünde duracağım.</div> <div><strong>Kökleri</strong> anlamak, <strong>elementlerin</strong> <strong>dengesine</strong> <strong>göre</strong> hareket etmek ve kendi alanımızı belirleyip <strong>tutunmak</strong> zorundayız.</div> <div>Şartları ve imkanları zorlamak, boş beklentilere kapılmaktan başka bir şey değil. Zira karşımıza çıkan zorluklar, <strong>zamanın</strong> <strong>ruhu</strong> ve <strong>ilahi</strong> <strong>düzen</strong> ile alakalı.</div> <div><strong>Toprağa</strong> <strong>bağlanma</strong> uzuvları, ait olduğumuz yere aidiyetimizin göstergesidir <strong>kökler</strong>.</div> <div>Ne kadar sağlamsa <strong>kökler</strong> o kadar sarsılmazdır, güvendedir gövde.</div> <div><strong>Havanın</strong> değişkenliğine, <strong>suyun</strong> alışkanlığına ve <strong>ateşin</strong> yakıcılığına karşı dirençlidir.</div> <div><strong>Topraktır</strong> zırhı köklerin.</div> <div>Her canlı, <strong>kökleriyle</strong> bağlıdır toprağa.</div> <div>Yuva yapma içgüdüsü de <strong>köklenme</strong> ihtiyacından doğar. <strong>Topraktan</strong>, sabitliğin ve yerleşikliğin potansiyel enerjisinden beslenir, dengeleniriz.</div> <div>Bu <strong>denge,</strong> imkanlara ve olanaklara gebedir; <strong>köklendikçe</strong> <strong>ve</strong> <strong>topraklandıkça</strong> zenginleşir, besleniriz.</div> <div>Ancak o zaman üzerine inşa edilecek <strong>sağlam bir temelimiz</strong> olur. Ancak o zaman <strong>devam</strong> <strong>etmek</strong> mümkün…</div> <div></div> <div><strong>Kök</strong> sadece fiziksel de değildir.</div> <div><strong>Zihinsel</strong> <strong>köklerimiz</strong> de vardır.</div> <div><strong>Fiziksel</strong> <strong>kök</strong> neredeyse <strong>zihinsel</strong> <strong>kök</strong> de (gecikmeli olsa da) oraya taşınır.</div> <div>Köklerimizden <strong>uzağa</strong> düştükçe, bulunduğumuz yere ait olmakla ilgili sorunlar başlar.</div> <div><strong>Fiziksel</strong> <strong>uzaklık</strong>, <strong>zihinsel</strong> <strong>uzaklığı</strong> da beraberinde getirir.</div> <div><strong>Kök</strong> kavramı, <strong>toprağın</strong> <strong>derinini</strong> ifade ederken aynı zamanda <strong>göklere</strong> de <strong>işaret</strong> eder.</div> <div><strong>Hermetik</strong> inanışta; “<strong>gökte ne varsa yerde, yerde ne varsa gökte”</strong>dir.</div> <div>Bu anlamda <strong>gök</strong> <strong>ve</strong> <strong>kök</strong> bir dualiteden çok <strong>aynılığı</strong> gösterir.</div> <div>Bu, kadim kültürlerde <strong>kökleri</strong> <strong>göklerde</strong> aramanın belgeleri ile doğrulanır.</div> <div>Yıldızların karakterlerimiz üzerine olan etkisinin temelinde de bu <strong>inanç</strong> olabilir.</div> <div>Astrolojinin <strong>kök inançlarımızın, gökteki gezegenlerle bağını anlattığını</strong> düşünebiliriz. </div> <div><strong>Eski</strong> <strong>Türk</strong> <strong>Yazıtlarında</strong> <strong>kök</strong> kelimesi yer yer <strong>mavi</strong>, yer yer <strong>gökyüzü</strong> anlamında kullanılmıştır.</div> <div><strong>Türk</strong> <strong>mitolojisinde</strong> köklerin <strong>Sirius</strong> yıldızında olduğuna inanılır. <strong>Orhun</strong> <strong>Yazıtlarında</strong>;</div> <div>“<strong>üze kök teŋri asra yagız yér kılındukda</strong>” (yukarıda mavi gök aşağıda kara yer yaratıldığında) (735), </div> <div>Uygurca, <strong>İyi ve Kötü Prens</strong> Öyküsü (1000 yılından önce): “<strong>ol altun tağka tegser siz kök lenχua körgey siz</strong>” (o altın dağa ulaştığınızda mavi lotus çiçeği göreceksiniz),</div> <div><strong>kök</strong> "<strong>gökyüzü</strong>" (Divan-i Lugat-it Türk -1070): “<strong>bulıt örüp kök örtüldi, tuman türüp tolı yağdı</strong>” (bulut çıktı gök örtüldü, duman çıktı dolu yağdı) metinlerinde <strong>kök</strong> ve <strong>gök</strong> kavramlarının işaret ettiklerini incelediğimizde, aralarındaki <strong>ilişkiyi</strong> görebiliriz.</div> <div><strong>Türklerin</strong> yanı sıra kökeninin <strong>Siriusa</strong> dayandığına inanan pek çok <strong>kadim</strong> <strong>medeniyete</strong> rastlayabiliriz. </div> <div>İnsanın en temel ihtiyacı olan <strong>köklenmeye</strong>, ait olduğu yere bağlı bulunmaya ve bunun <strong>hayatlarımıza</strong> <strong>etkisine</strong> dönelim.</div> <div></div> <div><strong>Köklenmek,</strong> en başta <strong>topraklanmayı</strong>, <strong>topraklanma</strong> ise <strong>canlılık</strong> <strong>ve istikrarı</strong> getirir.</div> <div><strong>Hayatta kalmak,</strong> hayatta kalmaya dair içgüdülerin gelişimi; <strong>güvende</strong> <strong>olmak</strong>, yiyecek ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması köklenmekle oluşur.</div> <div><strong>İnançlar</strong>, <strong>değerler</strong> ve <strong>aile</strong> <strong>bağları</strong> da öyle.</div> <div>Topraklanmayıp <strong>köklenmedikçe</strong>, projeden projeye atlayan, fazla detaylı düşünen, <strong>tükenmişliğe</strong> <strong>doğru</strong> ilerleyen insanlar haline geliriz.</div> <div><strong>Uyuşuk</strong> <strong>ve</strong> <strong>yenik</strong> hissedebilir ya da yapmak istediklerimizi yapmamız için <strong>gereken</strong> <strong>adımları</strong> atamayabiliriz.</div> <div>Kısacası bulunduğunuz yere, <strong>mental</strong>, <strong>fiziksel</strong>, <strong>zihinsel</strong> <strong>kökleri</strong> ve köklere dokunan her şeyi özenle yerleştirmek ve <strong>derinleşmeye</strong> izin vermektir köklenmek.</div> <div><strong>Ateş</strong> elementinin kasıp kavurduğu ve hükmünü sürdüğü günlerden, toprağın <strong>durağan</strong>, <strong>şefkatli</strong> <strong>kollarına</strong> atılmak isterken bir “<strong>Christ the Redeemer</strong>” beklentisi hepimizde var.</div> <div>Fakat gemideki bu <strong>yangından</strong> kurtulanlar, <strong>demir atıp köklenen</strong>, <strong>toprağı</strong> <strong>çapalayan</strong> ve <strong>sabırla</strong> <strong>çabalayanlar</strong> olacak.</div> <div>.</div> <div><strong>Nickola Berrygele, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>