<div>Bir <strong>Fransız</strong> atasözü şöyle der: “<strong>Adalet yorumlarımız saatlerimize benzer: Çoğu başka başka yerler gösterir ve herkes kendininkine itimat eder</strong>.”</div> <div>Her <strong>hâkim</strong> kafasına göre hüküm verirse orada adaletten, hukuktan, hakkaniyetten bahsetmek mümkün olabilir mi?</div> <div><strong>Adaletteki</strong> <strong>yorumlar,</strong> gerçekten <strong>Fransız</strong> atasözünde belirtildiği gibi ise insanlık <strong>hakiki</strong> <strong>adaleti</strong> nerede bulabilir ki?</div> <div>Toplumların huzurlu ve barış içinde yaşaması orada <strong>adaletin</strong> yerleşmesine ve <strong>hukukun</strong> <strong>tarafsız</strong> <strong>işlemesine</strong> bağlıdır.</div> <div>Unutmamak gerekir ki, bir toplumda en büyük güveni, her şeyin sonunda <strong>adil bir mahkemenin bulunabileceği</strong> inancı sağlar. <strong>Mahkemeler</strong> adil değilse, <strong>hâkimler</strong> kanunlara göre değil de kafalarına göre hüküm veriyorlarsa o toplumda huzuru, barışı, birlikte yaşamayı elde etmek imkânsızdır.</div> <div>Altmış yaşını geçmiş ve onlarca davada ya <strong>sanık</strong> ya <strong>tanık</strong> ya <strong>müşteki</strong> olarak bulunmuş bir <strong>Türk</strong> vatandaşıyım. Meydana gelen problemlerin <strong>çözüm</strong> <strong>yeri</strong> olarak <strong>mahkemeleri</strong> görsem de mevcut sistemde <strong>adaletin</strong> <strong>sağlanacağına</strong> <strong>inancım</strong> alabildiğine zayıftır.</div> <div>Buna sebep olan <strong>adaleti</strong> sağlamakla yükümlü olan hukukçulardır.</div> <div>Hukukçuların <strong>indi</strong> ve <strong>hissi</strong> yorumları, toplumun hukuka ve adalete olan saygısının yitirilmesine sebep olmaktadır. Hâlbuki <strong>Sokrates’in</strong> ifadesiyle bir yargıç, “<strong>İyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir</strong>.” Böyle olmadığı müddetçe, <strong>mağduriyetler</strong> sürüp gidecektir.</div> <div><strong>Türk</strong> <strong>mahkemelerinde</strong> defalarca mağdur olanlardan biri de benim. Yıllarca <strong>suçlu</strong> olarak yargılandığım bir mahkeme, sonuçta <strong>beraat</strong> <strong>kararı</strong> veriyor ama bu arada yattığım <strong>hapis</strong> yanıma kâr (!!!) kalıyor.</div> <div><strong>1980’li</strong> yıllarda <strong>517</strong> gün hapis yattıktan sonra yargılandığım davadan <strong>beraat</strong> ettim.</div> <div>Beni <strong>haksız</strong> <strong>yere</strong> <strong>hapiste</strong> yatırdıkları için <strong>Adalet</strong> <strong>Bakanlığına</strong> dava açmak için girişimde bulundum. Bir <strong>hakim</strong> bana “<strong>Oğlum it itin ayağına basmaz. Boşuna uğraşma!.</strong>.” dediği için davamı geri çekmek zorunda kaldım.</div> <div>Yani diyordu ki; “<strong>hiçbir hakim, devlet aleyhine bu dönemde karar veremez!</strong>” Çünkü o dönemde <strong>12 Eylül darbecilerinin</strong> <strong>zalimlikleri</strong> hükümfermaydı.</div> <div><strong>2014</strong> yılında bugün, çete oluşturmaktan, ahlaksızlıktan, fuhuştan yargılanan ve ceza alan <strong>Adnan</strong> <strong>Oktar’ın</strong> ahlaksız müritleri benim hakkımda “<strong>Adnan Oktar’a hakaret</strong>” ettiğim gerekçesiyle ceza davası açtılar. Delil olarak da “Twitter”deki paylaşımları göstermişlerdi.</div> <div>O dönemler, <strong>Adnan</strong> <strong>Oktar</strong> denen uçkur düşkününün bu millete ve dinimize verdiği zararlarla ilgili değişik yayınlar yapmıştım.</div> <div>Ben mahkemeye böyle bir “Twitter” hesabım olmadığını, bunu <strong>Adnan</strong> <strong>Oktar’ın</strong> müritlerinin bilgisayar ortamında yaparak, “<strong>belge</strong>” diye mahkemeye sunduklarını söylesem de Hakim A. K. Beni dinlemeyerek ve “Twitter”de böyle bir paylaşım olup olmadığı soruşturmadan <strong>105 gün ceza</strong> verdi.</div> <div>Bu hukuksuz cezayı <strong>Yargıtay’a</strong> yolladım.</div> <div><strong>Yargıtay</strong> tasdik etti.</div> <div><strong>Anayasa</strong> <strong>Mahkemesine</strong> bireysel başvuru hakkımı kullandım ama <strong>ertelemeli</strong> <strong>ceza</strong> olduğu için dosyam kabul edilmedi.</div> <div>Böylelikle <strong>105</strong> <strong>gün</strong> <strong>cezam</strong> tasdik edilmiş oldu.</div> <div>Bu ceza üzerine <strong>Adnan</strong> <strong>Oktar’ın</strong> kediciklerinden <strong>Gülcan K.</strong> isimli bir avukat, hakkımda <strong>2014</strong> yılında<strong> 4 bin TL’lik bir tazminat davası</strong> açtı.</div> <div>Ben de açılan mahkemeye bana <strong>105 gün ceza</strong> veren <strong>hakimin</strong> sosyal medyada <strong>FETÖ’yü</strong> <strong>öven 5 adet paylaşımını</strong> dilekçe ve ekleri olarak mahkemeye sundum ve bu hakimin <strong>FETÖ</strong> ile iltisaklı olup olmadığının araştırılmasını istedim.</div> <div>Ceza hukukunda “<strong>bir sanığın mahkemeye sunduğu hiçbir delil suç aleti olarak kabul edilemez</strong>” ilkesi var olmasına rağmen bahsi geçen hâkimin isteğiyle bir savcı, beni kendisine <strong>hakaret</strong> ettiğim gerekçesiyle ifadeye çağırdı.</div> <div>Daha sonra yaptığı yolsuzluklardan dolayı meslekten ihraç edilen bu savcı ile aramda şöyle bir diyalog geçti:</div> <div><strong>– Sayın savcı siz beni ne için ifadeye çağırdınız?</strong></div> <div><strong>– Hakim A. K’ya hakaret etmişsiniz.</strong></div> <div><strong>– Nerde etmişim?</strong></div> <div><strong>– Filancı mahkemeye dilekçe vermiş ve FETÖ’cü olup olmadığının araştırılmasını istemişsiniz.</strong></div> <div><strong>– Peki bunu ne için yapmışım? Suçsuz olduğumu ve hakkımda açılan davanın hukuksuz olduğunu ispatlamak için değil mi? Yani kutsal savunma hakkımı kullanmışım. Bir sanığın, mahkemeye verdiği hiçbir delil suç aleti olamaz” ilkesi varken, siz beni hangi hukuki gerekçe ile ifadeye çağırıyorsunuz ki? Ben o hakime hakaret etmedim. Ortada böyle bir suç yok.</strong></div> <div><strong>– Hakimin, hakkınızda şikâyeti var.</strong></div> <div><strong>– Ben hakime hakaret etmemişim ki? Bu ifade kanunsuzdur ve ben size ifade vermiyorum. Bildiğinizi yapabilirsiniz.</strong></div> <div>Savcı, dosya hazırlayarak mahkemeye sunmuş ve benim hakime hakaret ettiğim gerekçesiyle cezalandırılmamı istemiş.</div> <div>İlk mahkeme günü geldiğinde elime bir <strong>koli</strong> <strong>bandı</strong> alarak gittim. <strong>Mahkeme</strong> <strong>hakimi</strong> bayan geldi.</div> <div>Mahkemeyi açtı, kimlik kontrolü yaptı. Sonrasında <strong>hakim</strong> ile aramda şöyle bir diyalog geçti:</div> <div><strong>– Hakime Hanım size bir soru sormak istiyorum.</strong></div> <div><strong>– Burada soruları biz sorarız.</strong></div> <div><strong>– Sizin soracağınız sorulara cevap istiyorsanız önce benim sorduğum soruya sizin cevap vermeniz azım. Yoksa sorduğunuz hiçbir soruya cevap vermeyeceğim. Susma hakkımı kullanacağım. Bakın koli bandı getirdim. Ağzımı bantlayıp mahkemede oturacağım.</strong></div> <div><strong>– Peki, sorun bakalım.</strong></div> <div><strong>– Hakime Hanım, ceza hukukunda tarif edilmemiş bir suçtan dolayı birine ceza verebilir misiniz?</strong></div> <div><strong>– Hayır.</strong></div> <div><strong>– Peki, beni bu mahkemede hangi suçla yargılıyorsunuz ki?</strong></div> <div><strong>– Bir hakime paralel yapı mensubu demişsiniz?</strong></div> <div><strong>– Dememişim, araştırılmasını bir mahkemeden istemişim. Velev ki söylemiş olayım; ceza hukukunda birine paralel demek suç mu?</strong></div> <div><strong>-Hayır.</strong></div> <div><strong>– Evet, Paralel demek suç olmadığı gibi yuvarlak demek de suç değildir. Şimdi yuvarlak deseydim de yine beni yargılayacak mıydınız? Kaldı ki suç aleti olarak gösterdikleri şey, bir mahkemeye savunmak için verdiğim delildir. Böyle bir delili suç aleti yapmanız ve böyle bir suçlamayı yapan savcının tezine uyarak hakkımdaki mahkemeyi kabul etmeniz hukuksuzluktur.</strong></div> <div><strong>-Peki, ben dosyayı bir inceleyeyim. Mahkemeyi bir ay sonrasına atıyorum.</strong></div> <div>Düşünebiliyor musunuz, <strong>Hakime</strong> <strong>Hanım,</strong> mahkemeye gelmiş ama daha <strong>dosyayı</strong> incelememiş.</div> <div>Aradan bir ay geçti ve <strong>2. Mahkemede</strong> hakim hemen “<strong>karar”</strong> deyip açıklamaya başladı:</div> <div><strong>“Sanık Selim Çoraklı A.K isimli hakime hakaret ettiğinden hakkında 11 ay 20 gün cezalandırılmasına, cezanın bir yıl ertelenmesine…”</strong></div> <div>Hakime Hanım, kararı okurken koltuğuna bile yarım oturmuştu. Çünkü verdiği kararın <strong>hukuksuz</strong> olduğunu çok iyi biliyordu.</div> <div><strong>– Hakime Hanım verdiğiniz cezanın hukuksuz olduğunu siz de biliyorsunuz. Öyle olmasa daha yargılama safhasına bile gelmeden böyle bir ceza vermezdiniz.</strong></div> <div><strong>-Selim bey, bu işin temyizi var, Yargıtay’ı var. Siz bir dilekçe yazın dosyayı temyize gönderelim.</strong></div> <div><strong>-Ben dilekçe yazacağım ama “Süre tutum dilekçesi” yazacağım. Çünkü gerekçeli kararını merak ediyorum. Bakalım orada ne yalan gerekçe uyduracaksınız. İsterseniz bir dava da bu söylemlerim için açın.</strong></div> <div>Hakim, yarım oturduğu koltuğundan kalkarak mahkeme salonunu terk etti.</div> <div>Ben de <strong>süre tutum dilekçesi</strong> yazarak verdim.</div> <div>2 ay sonra <strong>gerekçeli</strong> <strong>karar</strong> açıklandı.</div> <div>Hakime Hanım, benim “<strong>A. K. İsimli hakime hakareti kabul ettiğimi” </strong>iddia etmiş.</div> <div>Ben hayatımda böyle bir <strong>yalan</strong> görmemiştim.</div> <div>Bunun için <strong>mahkeme</strong> <strong>tutanakları</strong> olması gerekmez miydi?</div> <div>Yoktu ve ben, bunu dosyayı <strong>temyize</strong> gönderirken özellikle belirttim.</div> <div><strong>İstinaf Mahkemesi</strong> ,dosyayı okumamış olacak ki kararı onadı.</div> <div>Ben de <strong>Yargıtay’a</strong> müracaat ettim.</div> <div>Dosyam <strong>2016</strong> yılından <strong>2021</strong> yılına kadar <strong>Yargıtay</strong> <strong>savcılığında</strong> bekledi.</div> <div><strong>Yargıtay</strong> <strong>savcılığı,</strong> dosyayı <strong>2021</strong> yılının sonunda <strong>onanması</strong> <strong>için</strong> <strong>Yargıtay’a</strong> yolladı.</div> <div>Mahkemelerin bu derece <strong>hukuksuzluk</strong> yapmaları, doğrusu çok zoruma gitti.</div> <div>Her ne kadar <strong>verilen</strong> <strong>ceza</strong> <strong>onansa</strong> bile <strong>zamanı geçtiği için hiçbir hükmü kalmamıştı</strong> ama ben bunu gurur meselesi yaptım ve <strong>Yargıtay’a</strong> daha önce kaleme aldığım “<strong>Devletten</strong> <strong>Yediğim</strong> <strong>Kazıklar</strong>” (*) başlıklı bir makalemi <strong>savunma</strong> olarak gönderdim.</div> <div>Her ne kadar <strong>hukuktan</strong> <strong>ve</strong> <strong>adaletten</strong> pek ümidim olmasa da demek ki kıyıda köşede <strong>adaletle</strong> <strong>hükmeden</strong> <strong>hakimler</strong> olmalı ki yapılan <strong>hukuksuzluğu</strong> görerek <strong>2022</strong> yılında <strong>hakaret</strong> <strong>suçu</strong> işlemediğim gerekçesiyle cezayı bozdu ve ilk mahkemeye geri gönderdi.</div> <div><strong>Kasım</strong> <strong>2022</strong> tarihinde mahkemem yeniden görülecek.</div> <div>Başlıktaki soruyu tekrar sorayım isterseniz:</div> <div><strong>“Ben bu hukukun nesine güveneyim ki!”</strong></div> <div>.</div> <div><strong>Selim Çoraklı, dikGAZETE.com</strong></div> <div>(*) https://selimcorakli.wordpress.com/2016/05/31/devletten-yedigim-kaziklar/</div> <div></div>