<div>Kadim çağlardan günümüze <strong>insan</strong> kendisinden üstün güçlerin varlığına inanmıştır. </div> <div><strong>İlkel insan</strong>, çevresinde olan biten her şeyin <strong>tanrısal varlıkların istekleri ve kontrollerinde</strong> gerçekleştiğine inanmış ve bu tanrısal varlıkların yeryüzünde sembollerle kendilerini gösterdiklerini düşünmüştür. </div> <div>Bu nedenle birtakım nesnelere, hayvanlara ya da bitkilere özel anlamlar yüklemiş hatta tapınmışlardır. </div> <div><strong>Boğa</strong>, bu inanışın en önemli sembollerinden biri olmuştur.</div> <div><strong>Paleolitik</strong> dönemden itibaren boğa figürlerine rastlansa da insanoğlunun <strong>tarım hayatına</strong> geçmesiyle birlikte, insan hayatında çok daha önemli bir yer tutmaya başlamıştır. <strong>M.Ö. 4500</strong>’lerde evcilleştirilen <strong>boğa</strong>, özellikle <strong>Anadolu</strong> ve <strong>Mezopotamya</strong>’da olmak üzere tüm kültürlerde <strong>gücün</strong>, <strong>üremenin</strong>, <strong>yeniden doğuşun</strong> ve <strong>yeniden canlanmanın</strong> <strong>sembolü</strong> olmuş, bu niteliklerinden dolayı <strong>tanrısal anlamlar</strong> yüklenmiştir</div> <div><strong>Anadolu, Mezopotamya, Mısır Medeniyetleri ve Türk Topluluklarında Boğa Sembolizmi</strong></div> <div><strong>Anadolu,</strong> “<strong>ışıkların, yüksek makamların ve boğaların ülkesi</strong>” olarak anılır. </div> <div><strong>Sümerler</strong>’de boğa, bereket ve güçlülük simgesidir. </div> <div>En önemli tanrısal hayvanlardan biri olan boğaya ilk olarak <strong>Sümer</strong> inançlarında rastlamakla birlikte, boğaya <strong>kutsallık</strong> <strong>atfedilmesi,</strong> hemen hemen bütün kadim inançlarda görülür. <strong>Bütün mitolojilerde boğa, dölleme ve kuvvet olarak erkek gücünü simgeler</strong>.</div> <div><strong>Toros Dağları</strong>’nın baştanbaşa uzandığı <strong>Hatay, Antakya</strong> ve <strong>Suriye</strong>, boğanın sembolize ettiği <strong>yeniden doğuş</strong> olgusuna inanılan ve <strong>yeniden doğuş</strong> vakaların en çok görüldüğü bölgedir. </div> <div><strong>Toros Dağları</strong>’nın ismi “<strong>Tür</strong>” kelimesinden gelir. </div> <div>“<strong>Tür”</strong> kelimesi, <strong>Sami</strong> kökenli bir dil olan <strong>Aramice</strong>’den gelir; hem <strong>dağ</strong> hem de <strong>boğa</strong> anlamında kullanılmıştır. </div> <div>“<strong>Toros</strong>” kelimesi daha sonra <strong>Latince</strong> ve diğer dillere <strong>boğa</strong> anlamındaki “<strong>taurus” </strong>olarak geçmiştir. </div> <div><strong>Toros Dağları</strong>’na ayrıca <strong>Binboğa Dağları </strong>da denilmektedir. <strong>Boğa</strong>’nın yüksek makamlarla olan ilişkisi buradan gelmiştir.</div> <div><strong>Boğa</strong>’ya atfedilen bu özellikle bağlatılı olarak, <strong>dağlara</strong> çeşitli inançlarda <strong>kutsiyet</strong> yüklendiğini görebiliriz. </div> <div><strong>Tur Dağı, Hira Dağı, Olimpos Dağı, Nemrut Dağı, Cudi Dağı</strong> gibi pek çok dağ, bu duruma örnek teşkil etmektedir.</div> <div><strong>Anadolu</strong>’nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan <strong>Çatalhöyük</strong>’te boğa kültünün ilk izlerine rastlamak mümkündür. Burada yapılan çalışmalarda, duvarlarda <strong>boğa freskleri</strong> ve boğa başları bulunmuştur.</div> <div>Bu yapıların güneyde <strong>Toros Dağları</strong>’nı görecek şekilde yapılmış olmaları da ilginçtir. </div> <div>Özellikle tapınaklarda bulunan <strong>boğa freskleri</strong>nin, boğanın <strong>tanrısal bir figür</strong> olduğu yönünde ipuçları olarak görülerek erkek üreme gücünün tezahürü olarak tapıldığı anlaşılmaktadır.</div> <div></div> <div><strong>Babil</strong> ve <strong>Asur</strong> medeniyetlerinde de boğa figürüne rastlanmaktadır.</div> <div><strong>Babil ve Asur </strong>inançlarına göre “<strong>iklim tanrısı Adad”</strong> hem can veren hem can alan ikili bir özelliğe sahipti. </div> <div>Sevdikleri için yağmurlar yağdırır, toprağın yiyecek, şarap ve tahıl vermesini sağlar, bu nedenle de ona ‘<strong>bereket tanrısı’</strong> denirdi. </div> <div>Düşmanlarına karşı öfkesinin belirtileri olan <strong>fırtına</strong> ve <strong>kasırgalarla</strong> karanlık, yoksulluk ve ölüm getirirdi.</div> <div>Boğa onun kutsal hayvanıydı.</div> <div><strong>Boğa, Anadolu</strong>’nun ilk büyük medeniyetlerinden biri olan <strong>Hititler</strong>’de de önemli bir figürdür. </div> <div><strong>Hitit</strong> inanç sisteminin temelini farklı etnik kökenlere ait öğeler oluşturur. Hem dini inancında, hem de mitolojisinde bir kültür mozaiği hakimdir. </div> <div><strong>Hititler</strong> tanıştıkları yeni kültürlerden kendilerine uygun gördükleri pek çok unsuru kabul etmişlerdir. </div> <div><strong>Boğa</strong> da bu unsurlardan biri olmuştur. </div> <div><strong>Boğa,</strong> fırtına tanrısı <strong>Teşup</strong>’un kutsal hayvanıdır. <strong>Teşup</strong>, sık sık boğaya binerken ya da dizginlerini elinde tutarken görülür. </div> <div><strong>Teşup</strong> ile boğanın arasındaki bağlantı, boğanın sahip olduğu güç, yüksek sesi ve verimliliği ile ilişkilendirilir. Aynı zamanda <strong>Gök/Fırtına</strong> tanrısı eril, <strong>yer/toprak</strong> tanrısı dişildir. </div> <div>Bu düşünce, sembolik olarak tarıma uygulandığında, sürülen tarlanın yani <strong>toprağın dişil</strong>, onu süren <strong>boğanın eril</strong> formda olduğu kabul edilerek zaman içinde boğayı, <strong>fırtına tanrısının sembolü</strong> haline getirdiği düşünülür.</div> <div><strong>Eski Mısırlılar</strong> iyi bir hasat elde etmeye çok önem verirlerdi.</div> <div>Özellikle tarımda kullanılan hayvanlar, bu nedenle <strong>Mısırlılar</strong> için çok önemliydi. </div> <div><strong>Boğalar</strong>, devletin bütün şehirlerinde geniş çapta saygı gördü, onları çeşitli tanrılara bağladılar ve onları çeşitli mitlerle ilişkilendirdiler. </div> <div><strong>Eski Mısır</strong>’da boynuzları arasında bir güneş ve bir ay diski taşıyan <strong>Apis</strong> (Boğaların Tanrısı), verimlilik, ölüm ve yeniden doğum tanrısı olarak kabul edilmiş ve <strong>tanrıça İsis</strong>’i temsil etmiştir. </div> <div>Kutsal <strong>Apis</strong> boğasının, ay ışığından hamile kalan bir inekten doğduğu kabul edilmektedir. </div> <div><strong>Eski Mısır</strong>’da ayrıca boğanın geleceği gösterme yetisine de inanılır ve onun bazı hareketlerinden anlam çıkarılırdı.</div> <div><strong>Neolitik</strong> yerleşmelerden biri olan <strong>Göbekli Tepe</strong>’de, herhangi bir yerleşme izine rastlanılmamasına rağmen, <strong>boğa başı tasvirlerine</strong> rastlanılmış olması buranın <strong>kutsal bir mekan</strong> olarak kabul edilmesine katkı sağlamıştır.</div> <div><strong>Eski Yunan ve Roma</strong> dönemlerinde de boğa önemini korumuştur. </div> <div>Tanrılara sunulan en önemli hediyelerden biri olmasının yanı sıra boğa, <strong>Zeus</strong>’un da önemli sembollerinden biridir. </div> <div><strong>Zeus</strong>, <strong>Avrupa</strong> kıtasına ismini vermiş, göz alıcı bakışı ile dillere destan olan <strong>Fenikeli </strong>bir kız olan <strong>Europa</strong>’yı baştan çıkarmak için güzel, beyaz bir boğa kılığına girer.</div> <div><strong>Pers</strong> istilasıyla beraber <strong>Anadolu</strong>’da da yaygınlaşan <strong>Mitraizm</strong> inancında da boğanın önemli bir yeri vardır.</div> <div><strong>Mitra</strong> yaratılış efsanesine göre, güneş tanrısı <strong>Sol</strong>, <strong>Mitra</strong>’dan bir boğa kurban etmesini ister. </div> <div><strong>Mitra</strong>, beyaz bir boğayı kalbinden hançerler. </div> <div><strong>Boğa</strong> tam öleceği sırada aya, <strong>Mitra</strong>’nın pelerini de ışık saçan yıldızlarla dolu gökyüzüne dönüşür. </div> <div>Boğanın iliğinden buğday ve kanından üzüm taneleri saçılır, yumurtalığından akan döl ile hayvanlar alemi oluşur. </div> <div>Bu <strong>mit</strong>, <strong>Mitraizm</strong>’in başlıca töreni olan “<strong>taurobolium</strong>” olarak kayda geçmiştir. </div> <div>Ritüel olarak bir boğanın kurban edildiği bu törende, <strong>Mitra</strong>’nın ilk eylemi yinelenir ve anısı kutlanırdı. </div> <div>Adaylar, boğa kanıyla vaftiz edilerek, boğanın yaşam veren özelliklerini kendilerine aktarırlardı.</div> <div><strong>Kur’an-ı Kerim</strong>’de <strong>Bakara</strong> (sığır) <strong>Suresi</strong> de yeniden doğuşu anlatır.</div> <div><strong>Tefsir</strong> kaynaklarına göre, <strong>İsrailoğulları</strong>’ndan bir kişi, malını elde etmek için amcasını öldürmüş, sonra da cesedi bir başkasının evinin önüne bırakmıştı.</div> <div>Bununla da yetinmeyerek, “<strong>amcamı öldürdüler</strong>”, diye ortaya çıkmış ve taraflar çatışma noktasına gelmişlerdi.</div> <div>İçlerinden biri, “<strong>Ne diye birbirimizi öldüreceğiz? İşte Allah’ın peygamberi, ona başvuralım</strong>”, der ve durumu, <strong>Hz. Musa</strong>’ya aktarırlar. </div> <div>Katil bulunamayınca <strong>Allah,</strong> onlara bir sığır keserek, sığırın bir parçası ile ölüye vurmalarını emreder. </div> <div>Onlar, kesilecek sığırın niteliklerini sormaya başlarlar. </div> <div>Nihayet nitelikleri belirtilen sığırı bulup keserler ve parçasıyla öldürülen şahsa vururlar. </div> <div>Ölü, dirilip, katili haber verir. </div> <div><strong>Zerdüşt</strong> inancında da <strong>Hürmüz</strong>, önce ruhlar âlemini, ardından yeryüzü, bitkiler, ilk öküz ve ilk insan <strong>Gayomart’</strong>ı yaratır ve bu ilk öküzden hayvanlar türer.</div> <div><strong>Gılgamış Destanı</strong>’nda da “<strong>Gök Boğası”</strong>ndan bahsedilmektedir. </div> <div>Boğanın boynuzları ile <strong>Ay</strong> arasında ilişki kuran <strong>Kazak</strong> araştırmacı <strong>Olcas Süleyman;</strong> “<strong>Boğa boynuzlarının yarım ay figürünü andırması, Ay’a tapanların</strong> (Tanrısal ışığın tecessümü olması itibariyle) <strong>boğaya bakışlarını belirledi. Boğa, İlah ve insanlığın ilk atası olarak algılandı. Daha sonra İnek-Ana aynı mevkiye getirildi…</strong>” demektedir. </div> <div>“<strong>Oğuz//öz/öküz” inanışı, bilinen en eski inanıştır ve sonraki tüm inanışlara zemin olmuştur.</strong> </div> <div>Kadim <strong>Türk</strong> kültüründe <strong>Oğuz, öğüz, öküz, öz</strong> anlamlarını ifade eden bir ünvandır. </div> <div>Yeniden doğuş, dönüşüm ve erilliği ifade eder. </div> <div><strong>Oğuz Kağan</strong> da öküz boynuzlu başlıkları ile ünlüdür. </div> <div>Bu arada, güneş yılına göre hesaplanan “<strong>On İki Hayvanlı Türk Takvimi”</strong>ndeki aylardan birinin adının da ‘<strong>ud’</strong> (od) yani <strong>öküz</strong> olduğunu belirtmeliyiz.</div> <div><strong>Yakut Şamanizmi</strong>’nde de boğa figürüne rastlanır. </div> <div><strong>Boğa</strong>, <strong>Abakanlılar</strong>’ın “<strong>Topçan”</strong> isimli şamanlarının menkıbesinde geçer. </div> <div><strong>Topçan</strong> bir gün ayin yaparken, karşıdaki bir dağda iki boğanın kavga ettiğini görür. </div> <div><strong>Gök renkli</strong> olan boğa, <strong>siyah</strong> renkli olanı hırpalamaktadır.</div> <div><strong>Topçan,</strong> siyah boğaya acır ve gök renkli boğayı bir okla yaralar.</div> <div>Yaralanan boğa, hemen bir <strong>kurt</strong> <strong>suretine</strong> bürünerek kaçar.</div> <div>Aslında yenik durumdaki siyah renkli boğa, <strong>Uranhaların</strong> şamanıdır ve <strong>Topçan,</strong> böylelikle onu kurtarmış olur.</div> <div><strong>Ksenefontov</strong>’un <strong>Yakutlar</strong>’la ilgili araştırmalarından, <strong>Yakutlar</strong>’ın <strong>Şaman</strong> cenazesini kaldırma törenlerinde de “<strong>sığır</strong>” motifini görürüz. </div> <div>Ölen şaman, toprağa gömülmez; ceset açık havada “<strong>aragas</strong>” adında bir yapının içinde saklanır. </div> <div>Bir müddet sonra ceset çürür ve kemikler kalır ve o zaman “<strong>kemik yükseltme</strong>” adında bir ayin yapılır. </div> <div>O ayinde <strong>alaca renkli bir sığır</strong> kurban edilir. </div> <div>Yine <strong>Yakutlar</strong>’da, <strong>Şamanların</strong> boğa şekline dönüşerek kötü ruhlarla savaştığını biliyoruz.</div> <div><strong>Osmanlı Dönemi</strong>’ne kadar tanrısal varlığın simgesi ve tanrısal varlıkların korumasını sağlamak için kullanılan <strong>boğa, sığır</strong> ve <strong>koçbaşı</strong> boynuzlarının anlamı,<strong> Osmanlı Dönemi </strong>itibariyle değişime uğramıştır. </div> <div>Bu dönemde, bu sembol, yasadışı ilişkilerin yaşandığına inanılan evlerin kapı üstlerine asılarak <strong>yasadışı ilişki yaşayanlar </strong>ifşa edilmiştir. </div> <div>Aynı zamanda asıldığı evde “<strong>boynuzlanmış</strong>” birisinin yaşadığını belirtmek için de kullanılmıştır. </div> <div><strong>Osmanlı</strong> döneminde belli bir süre anlam sapması yaşayan bu sembol, daha sonraları yeniden gerçek anlamına kavuşmuş, asıldığı evi <strong>kötülüklerden</strong> ve <strong>nazardan</strong> koruduğuna inanılmaya devam etmiştir.</div> <div><strong>Anadolu’nun Kadim Misyonu</strong></div> <div>Görülüyor ki <strong>Mezopotamya</strong> ve <strong>Anadolu</strong> medeniyetlerinde ve <strong>Türk</strong> <strong>topluluklarında</strong> boğa sembolizmiyle ilgili gelenek, görenek, adetler, kullanılan semboller, kabartmalar, kayalara çizilen resimler ve kullanılan kelimeler benzerlik taşımaktadır.</div> <div>Bunların tek kaynaktan yayılmış olma ihtimali güçlüdür.</div> <div>“<strong>Medeniyetin beşiği, yükseltilerin ve boğaların ülkesi</strong>” olarak anılan <strong>Anadolu’</strong>da, hinterlandında ve <strong>Anadolu</strong> halkının kadim inançlarında “<strong>yeniden doğuş, dönüşüm ve güç</strong>” anlamlarındaki <strong>boğa</strong> kültünün başat olması, <strong>bu topraklarda bir uyanış ya da yeniden doğuşun yaşanacağının göstergesi</strong> olabilir mi?</div> <div>Ne dersiniz? </div> <div>.</div> <div><strong>Nickola Berrygele, dikGAZETE.com</strong></div> <div></div>