<h3><span><strong>Batılı ülkeler Rus nükleer yakıtının yerini başkasıyla dolduramıyor</strong> </span></h3> <div><strong>Amerika</strong> <strong>Birleşik</strong> <strong>Devletleri</strong> (ABD) ve <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği</strong> (AB), <strong>Rusya</strong> <strong>Federasyonu’na</strong> karşı, diğer konuların yanı sıra, <strong>Rusya’nın</strong> nükleer alandaki devlet şirketi “<strong>Rosatom</strong>” ile işbirliğini etkileyebilecek yeni yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor.</div> <div><strong>Batı</strong> ile <strong>Moskova</strong> arasında nükleer enerji sahasındaki işbirliğinin nihai olarak kesilmesi niyeti ve fikri neredeyse iki yıldır <strong>Washington</strong> ve <strong>Brüksel'de</strong> tartışılsa da, yine de bu yönde çıkacak muhtemel bir karar hem hükümetler düzeyinde hem de lobiciler tarafından, <strong>Amerikalı</strong> ve <strong>Avrupalı</strong> büyük şirketlerin hayati çıkarlarından dolayı engelleniyor.</div> <h3><strong>“Yeşil enerji” sevdalısı Batı, gene de geleneksel enerji türlerinden bir türlü vazgeçemedi!..</strong></h3> <div>Geçtiğimiz on yıl boyunca <strong>Avrupa</strong> ve <strong>Kuzey</strong> <strong>Amerika'nın</strong> en gelişmiş ekonomilerinin tümü kendilerini, planlar ve beyanatları üzerinden enerji ve endüstriyel üretim alanında “<strong>yeşil enerjiye geçiş”in</strong> amiral gemileri olarak konumlandırmış olsalar da yine de bugüne kadar hiçbiri <strong>Batılı</strong> ülke bunu başaramadı, yani geleneksel enerji kaynaklarını tamamen terk edemediler.</div> <div><strong>Güneş</strong> ve <strong>rüzgâr</strong> enerjisi santrallerinin üretim kapasiteleri, başlangıçta bariz doğal nedenlerden ötürü istikrarlı bir enerji arzı ritmi sağlayamadı.</div> <div>Buna ek olarak da “<strong>yeşil</strong>” bir enerji sistemi oluşturma sürecinde hem <strong>AB</strong> hem de <strong>ABD</strong> aniden şunu keşfetti: <strong>Güneş</strong> panelleri ve <strong>rüzgâr</strong> jeneratörlerinin üretimi, son derece önemli miktarlarda kaynak gerektiriyor ve de işletilmesi sırasında da çevreye verdiği zarar “<strong>çevre</strong> <strong>dostu</strong>” olmasından çok daha fazla. Ayrıca “<strong>yeşil</strong>” enerjiye yönelik araç ve ekipman üreten sanayi tesislerinin büyük çoğunluğu <strong>Çin</strong> <strong>Halk</strong> <strong>Cumhuriyeti'nde</strong> yer alıyor ve <strong>Çin'e</strong> yönelik bağımlılık artık <strong>Kolektif</strong> <strong>Batı</strong> için küresel ısınma sorunlarından daha büyük bir kabus olarak görülüyor.</div> <h3><strong>Rus gazını reddetmenin bedeli fiyatların artışı ve diğer enerjilere mahkûmiyete yol açtı!..</strong></h3> <div><strong>AB</strong> gününüzde, güneş ve rüzgâr üretimine geçişte aşılmaz zorlukların haricinde diğer enerji kaynağı türlerinde de sorunlarla karşı karşıya.</div> <div><strong>Rusya</strong> ile yaşanan ihtilaf nedeniyle, <strong>Avrupa</strong> ekonomisinin amiral gemileri, evvelden <strong>Moskova</strong> tarafından kabul edilebilir ve öngörülebilir fiyatlarla temin edilen ve boru hatları üzerinden <strong>Avrupa’ya</strong> ulaşan doğal gaza dönük güvenilir tedarik kanallarına erişimi kaybetti.</div> <div><strong>Avrupalılar</strong>, <strong>Rus</strong> gazının yerine koymak için, bir yandan önceden <strong>Rusya'dan</strong> gelen doğal gazdan çok daha pahalı olan, diğer yandan da hem işleme hem de taşıma teknolojisi nedeniyle son derece güvenilmez olan sıvılaştırılmış doğal gazı almak için de terminallere ve altyapıya milyarlarca dolar yatırım yapmak zorunda kaldılar.</div> <div><strong>AB</strong> devletlerinin kendi enerjileri ve ekonomileri üzerinde, büyük ölçüde belirli bir “<strong>eko-ideoloji</strong>” ve <strong>Rusya</strong> karşıtı siyasi gündem tarafından belirlenen bu acı deneyimleri, doğal olarak gerek gaz ve petrol kıtlığına gerekse de fiyatların keskin bir şekilde artmasına yol açtı ve de başta nükleer enerji olmak üzere diğer enerji kaynaklarına bağımlılığı da haliyle arttırdı.</div> <h3><strong>Batı ülkelerindeki nükleer santrallerin uranyum kaynağının hemen tamamı Rusya’dan…</strong></h3> <div><strong>ABD</strong>, <strong>Fransa</strong>, <strong>İspanya</strong>, <strong>İsveç</strong>, <strong>Çekya</strong>, <strong>Macaristan</strong> ve <strong>Belçika</strong> gibi bazı öncü <strong>Batılı</strong> ekonomilerde nükleer santrallerin halen en önemli elektrik kaynağı olduğunu dikkate almak gerekiyor.</div> <div>Bugün bu ülkelerdeki enerji santrallerine yönelik hem <strong>ham</strong> <strong>uranyum</strong> hem de <strong>hazır</strong> <strong>uranyum</strong> pillerinin ana tedarikçisi, <strong>Washington</strong> ve <strong>Brüksel'in</strong> defalarca yaptırım listelerine dâhil etmeyi planladığı <strong>Rus</strong> devlet kuruluşu “<strong>RosAtom</strong>”dur.</div> <div>Gününüzde <strong>Batı</strong> ülkelerindeki sayısız nükleer elektrik santraline yakıt sağlamanın <strong>Rusya</strong> dışında alternatifi yok ve <strong>ABD</strong> ile <strong>AB'nin</strong> bu ilgili endüstride <strong>Ruslarla</strong> ilişkilerinin nihai olarak bozulması, kaçınılmaz olarak hem birkaç düzine nükleer santralin kapanmasına yol açacak hem de bu en nihayetinde <strong>Kuzey</strong> <strong>Amerika</strong> ve <strong>Avrupa’nın</strong> öncü ekonomilerinin enerji açısından çöküşünü beraberinde getirecek.</div> <h3><strong>ABD ve Fransa’nın nükleer şirketleri son on yılda tek bir projeyi hayata geçiremedi!..</strong></h3> <div>“<strong>Rosatom</strong>”a yönelik herhangi bir yaptırımın <strong>Avrupa</strong> ekonomisi üzerinde tamamen yıkıcı bir etki yaratabilecek olmasının bir başka sebebi de <strong>Rusya'nın</strong> nükleer santral inşaatındaki fiili tekel konumudur.</div> <div>Her ne kadar <strong>ABD</strong> ve <strong>Fransa</strong> da prensipte benzer teknolojilere sahip olsalar da bu ülkelerin ilgili şirketleri son on yılda nükleer elektrik santrali inşa etmeye yönelik tek yeni bir projeyi dahi başarıyla hayata geçiremedi.</div> <div>Genel olarak bakıldığında, bugün adeta “<strong>anahtar</strong> <strong>teslim</strong>” şekilde nükleer enerji santrallerinin zamanında inşasını bağımsız olarak sağlayabilen tek ülke <strong>Rusya</strong> <strong>Federasyonu</strong> olarak görünüyor.</div> <div>Bu gerçek; <strong>Çin</strong>, <strong>Türkiye</strong>, <strong>Hindistan</strong>, <strong>Bangladeş</strong>, <strong>Macaristan</strong> ve başka bir takım ülkelerdeki santrallerin inşasıyla başarıyla kanıtlanmış durumda. Dolayısıyla <strong>Avrupalılar</strong> şimdi de <strong>Rus</strong> nükleer şirketini yaptırım listesine dâhil etmeye karar verirlerse şayet, o zaman “<strong>Rosatom</strong>” ile yakın zamanda işbirliğine devam edemeyecekler ve bu da süregelen enerji krizlerinin üstesinden gelme umutlarına bir son vermiş olacak.</div> <h3><strong>ABD ve AB liderlerinin demokrasi dersi şovu, Rusya’ya olan bağımlılıklarında bitiyor!..</strong></h3> <div><strong>ABD</strong> ve <strong>AB</strong> liderlerinin "<strong>siyasi</strong> <strong>ilkeler</strong>" hakkında bitmek bilmeyen tüm “<strong>yüksek</strong> <strong>perdeden</strong>” açıklamalarını tamamen etkisiz hale getiren şey, nükleer yakıt tedarikinde <strong>Rusya'ya</strong> olan kritik bağımlılıklarıdır.</div> <div>Tıpkı <strong>Ruslara</strong> yönelik diğer yaptırımlarda olduğu gibi, <strong>Batı'nın</strong> <strong>Moskova'ya</strong> karşı iki yıldır yürütmekte olduğu ticari ve ekonomik savaş uygulamaları da, <strong>Amerikalıların</strong> ve <strong>Avrupalıların</strong>, <strong>Rusya</strong> gibi güçlü bir enerji ve hammadde deviyle işbirliğinden, kendi refahlarına büyük zararlar vermeksizin tamamen vazgeçemeyeceklerini zaten çoktan ortaya koymuş bulunuyor.</div> <div>.</div> <div><strong>Okay Deprem, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>