<h3><span><strong>‘Allahaısmarladık!’</strong></span></h3> <div>Geçtiğimiz günlerde bazı basın yayın organları ve haber sitelerinde; “<strong>Çanakkale</strong> <strong>Savaşı</strong>'nda görevli bir subayın günlüğünde savaşın izleri!.. <strong>Çanakkale</strong> <strong>Savaşları'nda</strong> görev alan <strong>Teğmen</strong> <strong>İbrahim</strong> <strong>Naci'nin</strong> <strong>Çanakkale</strong> <strong>Cephesi'nde</strong> kendi el yazısıyla tuttuğu günlük, savaşın şiddetini ve insani yönünü yansıtıyor” başlık ve spotuyla haberler yayımlandı!..</div> <div></div> <div>Bahsedilen <strong>İbrahim</strong> <strong>Naci’nin</strong> günlüğü, <strong>2013</strong> yılında ‘<strong>Allahaısmarladık’</strong> ismiyle kitap olarak yayımlanmıştı!..</div> <div>Bir kez daha gündeme gelmesi nedeniyle <strong>5 Mayıs 2016</strong> yılında kitap hakkında, kitabın adıyla bir başka yerde yazdığım yazıyı tekrar yayımlıyorum…</div> <div><strong>Allah’a ısmarladık</strong>; <strong>Çanakkale</strong> <strong>Savaşı’nda</strong> <strong>21</strong> yaşında şehit olan teğmen <strong>İbrahim Naci’nin 29 gün yazabildiği günlüğü!..</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong>Şehidin</strong> akrabalarından biri tarafından orijinali <strong>Ahmet</strong> <strong>Sılay’a</strong> verilen defter, <strong>Yeditepe</strong> <strong>Yayınevi’nce</strong> <strong>2013</strong> yılında kitaplaştırılmıştı.</div> <div>Daha sonra yeni baskısı da yapıldı…</div> <div><strong>Ahmet</strong> <strong>Sılay’a</strong> verilen orijinal hali <strong>Lokman</strong> <strong>Erdemir</strong> tarafından <strong>Osmanlıca</strong> aslından bugünkü <strong>Türkçeye</strong> sadeleştirilmiş.</div> <div><strong>Şehidin</strong> <strong>günlüğüne</strong> geçmeden önce üzülerek belirtmeliyim ki; yayına hazırlayan <strong>Ahmet</strong> <strong>Sılay</strong>, bilmiyoruz <strong>belki günlüğün etkisinden ya da duygusallığından olmalı;</strong> ‘<strong>önsöz’</strong> olarak başladığı ve daha sonra aynı şekilde <strong>Lokman</strong> <strong>Erdemir’in</strong> yazdığı ve <strong>Osmanlıca</strong> aslından <strong>Türkçeye</strong> çevrisi ve giriş bölümü olarak belirtilen kitap, henüz günlüğe geçmeden (günlüğü okuyunca da anlaşılacağı üzere <strong>İbrahim Naci, İstanbul’dan Çanakkale’ye</strong> hangi şartlarda ve nasıl gittiğini yazmasına rağmen) kitabı hazırlayanlar sanki <strong>yabancı</strong> bir kitabın <strong>Türkçesini</strong> anlatır gibi veya okuyanların günlükten hiçbir şey anlamayacağını varsayarak, “<strong>işte şuradan gitti, buradan yürüdü</strong>” gibi gereksiz açıklamalarla yazmışlar da, yazmışlar!..</div> <div>Dolayısıyla <strong>şehit</strong> <strong>teğmen</strong> <strong>İbrahim Naci’nin günlüğü</strong><strong>,</strong><strong> 45. sayfadan başlıyor!..</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong>Defterin</strong> elde edilmesi ve <strong>'önsöz'</strong> de dahil en fazla <strong>5</strong> sayfa tutacak yazı yerine, yine üzülerek söyleyeyim, günlüğe <strong>40</strong> sayfa fazlalık yüklenmiş!..</div> <div>Kitabın editörüne, ahengi bozan ve “<strong>biz bulduk, biz yaptık, bu bizim eserimiz</strong>” gizli vurgusuyla günlüğün önüne geçme amacından başka hiçbir niyet taşımayan <strong>42</strong> sayfayı, okuyucu perspektifi ve sakin kafayla okumasını tavsiye ediyorum!..</div> <div><strong>Günlüğe hiçbir eleştirimiz yok, olamaz da…</strong></div> <div>Buyurun günlük…</div> <div><strong>“Ailemin adresi</strong></div> <div><strong>İstanbul’da Beşiktaş’ta Yeni Mahalle’de Bostanüstü’nde 62 numaralı hanede Musa Efendi.</strong></div> <div><strong>Bu defter kimin eline geçerse bir şehit hürmetine yukarıdaki adrese göndersin…”</strong> diye başlıyor.</div> <div>“<strong>… Ölüme doğru adım atan, </strong><strong>bir daha dönmek ve dönmemek</strong><strong> ihtimalini bile göz önünde bulundurmayarak, bir an evvel hedeflenen yere varmak için telaş eden kendimi bir yokladım. Kalbimde zerre kadar bile korkudan eser yoktu.”</strong></div> <div>“Uzaktan yanık bir ses işitilmeye başladı. Dinledim. <strong>Oh ya Rabbi!</strong> Bu şarkı şimdi beni ne kadar etkiledi. <strong>Şimdi yine İstanbul’da geçen mutlu günlerim hatırıma gelmişti. Ah!..</strong> Fakat bu ne kadar az devam etmişti.</div> <div>Ben şimdi nerede idim? <strong>Nereye gidiyorum?</strong> Şarkıda, “Yandı yürek nar bulamadım” diyordu.</div> <div><strong>…</strong><strong> </strong><strong>“Yandı yürek nar bulamadım</strong></div> <div><strong>Gönlüme göre yar bulamadım!”</strong></div> <div><strong>Ah! Bunu söyleyen acaba benim kalbimi okumuş mu idi?”</strong></div> <div>“… Ben öyle zannediyorum ki, <strong>İstanbul’dan gelecek bir mektup, benim kalbimin bütün hıçkırıklarını teskin edecek, ruhumun sıkıntısını düzeltecek.</strong> Evet bütün acılarım ve üzüntü gidecek.</div> <div><strong>Ah, ey mektup, ey hayat arkadaşım!</strong> Sen şimdi neredesin? Bana emelimden, hayatımdan saadetimden haber edecek olan mektup; söyle sen şimdi neredesin? Pek uzak mısın?”</div> <div>“… Yeni birkaç mezar nazar-ı dikkatimi çekti. İlerledim, baktım. Bunların ekserisinin üzerinde hiçbir işaret yoktu. Bazılarında birer ağaç dalı, iki üç tanesinde de kırık tahtalar vardı. Okudum. Bunlarda muharebede şehit düşen fedakâr subayların isimleri yazılıydı.</div> <div>Ve şimdi kalben pek sarsılmış bir haldeyim.</div> <div>… Ve kim bilir bu <strong>sararmış, dökülmüş toprakların siyah ve katı sinesine bırakılan bu vücutlar muharebeye nasıl bir geriye dönmek ümidi</strong> ile girmişlerdi…”</div> <div>“…Talih… Bakalım bana aynı akıbeti mi göstereceksin? <strong>Yoksa sevdiklerime kavuşmaya müsaade edecek misin?</strong> Bu nasip olacak mı ya Rabbi?”</div> <div>“… Meğer bizim yüzbaşı tayyarenin geldiğini görmüş, ateş ettirecek. Tayyare biraz yaklaştıktan sonra bir kavis çizerek sağa doğru uzaklaştı.</div> <div>Ve dünkü düşüncelerin verdiği hüzünle defterimi açtım. Acı hatıralarımı kaydediyorum.</div> <div>Fakat bilmem bu satırları ailem okuyabilecek mi?..”</div> <div><strong>Yirmi dokuzuncu gün</strong></div> <div><strong>21 Haziran</strong><strong> </strong><strong>1915</strong><strong> </strong><strong>/</strong><strong> </strong><strong>Pazartesi</strong></div> <div><strong>“Saat 7.00.</strong></div> <div>Geceden beri düşman taarruz ediyor. Şimdi gidiyoruz. Allah hayreylesin…</div> <div>Saat 11.00</div> <div>Muharebeye girdik. Milyonlarla top ve tüfek patlıyor…</div> <div>Şimdi birinci onbaşım yaralandı.</div> <div><strong>Allahaısmarladık.</strong></div> <div>Saat 11.15… İ. Naci”<strong></strong></div> <div><strong>İçine mi doğdu ne?!.</strong> <strong>İbrahim</strong> <strong>Naci’nin</strong> günlüğü, ‘<strong>Allah’a ısmarladık’</strong> diyerek bitiyor ve şehit oluyor!..</div> <div>Belki de onun kaleminden her şeyin özeti; özü…</div> <div>Ve bütün şehitlerin geride kalanlara söyleyeceği son sözü <strong>İbrahim</strong> <strong>Naci</strong> söylemiş!..</div> <div>Hatta sadece söylemeyip, <strong>‘Allahaısmarladık’la </strong>“<strong>söz uçar yazı kalır</strong>”ı <strong>Çanakkale’nin</strong> yüreğine mühür gibi vurmuştur!..</div> <div></div> <div>Savaşta bir insanın yaşayabileceği <strong>fiziki ve psikolojik git</strong><strong>-</strong><strong>gelleri</strong> zor şartlar altında yalın ve içten gelen ifadelerle kaleme alıp, cephedeki bir <strong>insanın haleti ruhiyesini yaşamamızı sağlayan İbrahim Naci</strong> ve şehadetinden sonra onun günlüğünü bulup okuyan ve okuduktan sonra <strong>duygu dolu, gözyaşı döktüren satırları kaleme alan ama sözünü bitiremeden son kelimesine virgül konulup</strong><strong>,</strong><strong> yarım kalan ve son sözlerini söyleyemeden o da şehit olan</strong> bölük yüzbaşısı <strong>Bedri</strong> <strong>Efendi’nin</strong> nezdinde tüm <strong>Çanakkale şehitlerini</strong> rahmetle anıyor ve <strong>İbrahim</strong> <strong>Naci’nin</strong> günlüğü ile <strong>Bedri</strong> <strong>Efendi’nin</strong> duygu dolu satırlarını bu vatan için <strong>15-20’li</strong> yaşlarda <strong>dalından koparılan gül gibi solan </strong>yiğitleri, vatanı anlama adına <strong>okuyalım</strong> diyorum!..</div> <div>.</div> <div><strong>Ali Mevlüt Kaya, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>