<div><strong>Atalar</strong>…</div> <div><strong>Atalardan</strong> <strong>gelen</strong>…</div> <div><strong>Atalarımızdan</strong> <strong>kalan</strong> korkularımız, travmalarımız…</div> <div>Ortada bir <strong>top</strong> var!..</div> <div>Kusurlarımız, eksikliklerimiz, hatalarımız, yaralarımız ve travmalarımızdan oluşuyor. </div> <div>Bu topu <strong>sahiplenmek</strong> istemiyoruz. </div> <div><strong>Yönetime, eğitime, dine, topluma</strong> ve şimdilerde de <strong>atalarımıza</strong> atmak <strong>kişisel</strong> <strong>sorumluklardan</strong> <strong>kaçmak</strong> için harika bir <strong>bahane</strong> oldu. Sahiplenmeyelim yeter ki.</div> <div><strong>Atalar</strong> konusu <strong>Mark</strong> <strong>Wolly</strong>’nin kaleme aldığı “<strong>Seninle Başlamadı</strong>” kitabıyla yankı uyandırdı. “<strong>Atiye</strong>” dizisi ile ufak ufak gündeme taşındı, “<strong>Zeytin</strong> <strong>Ağacı</strong>” dizisiyle şimdilerde dillere pelesenk oldu…</div> <div>Kimin bir <strong>kusuru</strong>, <strong>yetersizliği,</strong> <strong>korkusu</strong> veya <strong>travması</strong> var; artık sorumlusu belli: <strong>Atalar</strong>...</div> <div></div> <div>Onlardan <strong>aktarılanlar</strong> olmasa <strong>mükemmel</strong> <strong>hayatlar</strong> yaşacaktık; fakat yok mu o <strong>atalar</strong>...</div> <div>Zaten <strong>kendinde kusur bulma özürlüsü</strong> bir toplumuz, şimdi de <strong>topu,</strong> <strong>ölmüş</strong> <strong>dedelerimize,</strong> <strong>ninelerimize</strong> atıyoruz. </div> <div>Bizim kültürümüzde <strong>ölünün arkasından konuşulmaz</strong>.</div> <div><strong>Kul hakkına riayet edilir</strong>. Fakat görülen o ki çok hoşumuza gitti bu <strong>topu atalara atma </strong>durumu. </div> <div>Konuyla ilgili çalışma yapan bilim dalı <strong>epigenetik</strong>. Son yıllarda giderek artan sayıda araştırma gösteriyor ki; <strong>bizi biz yapan bütün özelliklerimiz </strong>aslında sadece <strong>genlerimizle</strong> aktarılmıyor.</div> <div><strong>Epigenetik</strong> bilimine göre <strong>DNA</strong>’ların dışında da <strong>kalıtımsal</strong> rolü olan <strong>mekanizmalar</strong> var.</div> <div><strong>Nedir Epigenetik?</strong></div> <div><strong>Epigenetik</strong>, biyolojide, <strong>DNA</strong> dizisindeki değişikliklerden kaynaklanmayan ama aynı zamanda <strong>ırsi</strong> <strong>olan</strong> <strong>gen</strong> <strong>ifadesi</strong> <strong>değişikliklerini</strong> inceleyen bilim dalıdır. Diğer bir deyişle, <strong>ırsi</strong> (kalıtımsal) olup <strong>genetik</strong> olmayan <strong>fenotipik</strong> <strong>varyasyonları</strong> incelemektedir.</div> <div>Bu değişiklikler <strong>hücreyi</strong> ya da <strong>organizmayı</strong> doğrudan etkilemektedir ancak, <strong>DNA</strong> <strong>dizisinde</strong> hiçbir değişiklik gerçekleşmemektedir.</div> <div><strong>Epigenetik</strong> çalışmalarıyla ünlü <strong>Profesör Rachel Yehuda</strong>, travmatik deneyimlere maruz kalan savaş gazilerinin çocuklarında, diğer yetişkinlere kıyasla daha yüksek oranda<strong> travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve yüksek tansiyon</strong> sorunları gözlenmesini <strong>epigenetik</strong> <strong>kalıtımla</strong> ilişkilendiriyor.</div> <div></div> <div>Savaş sırasında <strong>stres</strong> altındaki <strong>ebeveynlerde</strong> <strong>değişen</strong> <strong>hormonal</strong> <strong>düzenin,</strong> çocuklarının <strong>yetişkinlik</strong> döneminde, benzer stres koşullarını hiçbir şekilde <strong>deneyimlememelerine</strong> rağmen, <strong>depresyon</strong> ve <strong>anksiyete</strong> olarak görülmesi <strong>epigenetik</strong> olarak kalıtılan <strong>düzensiz</strong> <strong>hormonal</strong> <strong>aktiviteler</strong> olduğunu gözledi. </div> <div>Yine <strong>farelerde</strong> yapılan bir çalışmaya göre; fiziksel olarak daha çok <strong>strese</strong> <strong>maruz</strong> bırakılan babaların <strong>yavrularının</strong> <strong>daha</strong> <strong>agresif</strong> olması savaş gazilerinde gözlenen bu durumu kanıtlar nitelikte.</div> <div><strong>“PubMed”</strong> veritabanına göre, bugüne kadar "<strong>epigenetik</strong>" ile ilgili yaklaşık <strong>50 bin çalışma</strong> yayınlanmış ve bunlardan yaklaşık <strong>20 bin</strong> tanesi <strong>2013</strong>'ten bu yana yayınlanan çalışmalar. Bu çalışmaların büyük çoğunluğu <strong>klinik</strong> <strong>araştırmalar</strong>.</div> <div><strong>Kötü</strong> <strong>aktarımlar</strong> kadar sadece <strong>iyi</strong> <strong>aktarımlar</strong> da olsa gerek. </div> <div>Belki de <strong>insanlarda</strong> <strong>stres</strong> <strong>yaratmadan</strong> <strong>önce</strong> iyi olanlara odaklansak teşekkür edeceğiz atalarımıza. </div> <div>Her ne kadar doğru olsa da <strong>bazı sorunların ana nedenini </strong>verse de önce <strong>hatayı</strong> <strong>kendi</strong> <strong>bünyemizde</strong> <strong>aramak</strong> daha makul bir yol.</div> <div>.</div> <div><strong>Nickola Berrygele, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>