TANRI’YI KIYAMETE ZORLAMAK!
21. yüzyıl dünyası savaş, kan ve nefrete hapsolmuş bir esir gibi aynı yerde debelenip dururken, bu dünyanın erdemli insanları da düşülen bu çukurdan nasıl çıkılacağına dair sorulara çeşitli cevap aramaktadırlar. Dünya hangi ara bu kadar kirlendi, dünyanın misafiri olan insanoğlu, içinde yaşadığı dünyayı neden bu kadar pisliğe ve kötülüğe boğdu anlamak güç. Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insanoğlunu organize ve bilinçli bir şekilde kötülüğe ve sapkınlığa iten odaklara dur demek, set olmak, karşı koymak ve gerçek niyetlerini açığa çıkararak dünyayı biraz olsun yaşanabilir hale getirmek için geç kalmış sayılmayız.
İnsan eşref-i mahlukattır derdi güzel gönüllü üstad bir şiirinde. Evet insan eşref-i mahlukattır; yaratılanların en şereflisi, yaratıcının yeryüzündeki halifesidir. Doğal olarak insanoğlu, dünyaya iyilik yapmak, sevgi içinde yaşamak ve yaratıcının koyduğu kurallar çerçevesinde erdemli bir duruş göstermek için gelmiştir. Dünyanın bazı sapkın halkları sevgi yerine nefreti, iyilik yerine kötülüğü, erdem yerine laneti tercih etmektedir. Bu bilinçli bir tercihtir çünkü bazı dinleri gerçeklik olgusundan koparan bu sapkın topluluklar, kendilerine rol biçtikleri gerçek dışı ve lanet emelleri uğruna dünyayı savaşa, kana ve kötülüğe boğmayı görev bilmektedirler. Bunların sapkın fikirlerine göre dünyada ne kadar kan akar, kötülük olur, büyük savaşlar çıkar ve masum insanlar günahsız yere ölürse o kadar büyük sevap kazanacaklarını ve bu sayede inandıkları sahte cennete gireceklerini düşünmektedirler. İnandıkları bu şey lanetlidir, tehlikelidir, sapkıncadır.
Siyonistler ve Hristiyanlığın siyonizmi olan evanjelistler yıllardır ABD’nin dış ve iç politikalarından tutun da dünya ekonomisini belirlemeye ve yönetmeye çalışıyor. Bunda tam anlamıyla başarılı olduklarını kabul etmek mümkün değil ancak dünyanın içinde bulunduğu koşullar, adaletsizlikler, savaşlar, salgınlar, krizler göz önüne alındığında tam anlamıyla başarısız oldukları da söylenemez. Bu idealleri günlük değil uzun bir süreç bu süreci de emin şekilde devam ettiriyorlar. Hedeflerinde çok uzun senelerdir ittifak halinde olan Siyonistler ve evanjelistlerin bu işbirliği, 11 Eylül saldırısı sonrası ABD Başkanı Bush liderliğinde daha da perçinlenmiş ve güçlenmiştir. Dünyayı kaosa, insanlığı acılara boğma hedefinde olan bu ittifak, toplumlardan devletlere, sanattan edebiyata, savunmadan teknolojiye, sinemadan müziğe hedeflerine emin adımlarla yürümektedir. 21. yüzyıl dünyasında okumaktan, öğrenmekten ve ahlaktan uzak bırakılmaya çalışılan insanoğlu, kendinin asıl düşmanı olan bu ittifaka karşı güçsüz, çaresiz ve bilinçsizdir.
Evanjelist-Siyonist ittifakı insanları dil, din, ırk, mezhep ve renk ayrımı yapmadan düşman görmekte, dünyayı “biz ve bizden olmayanlar” diye ikiye ayırmaktadır. En büyük zararı da içinde doğdukları dinlerine ve dindaşlarına vermektedirler. Bunların amacı tek ve kesindir: “Tanrı’yı kıyamete zorlamak.”
İki taraf da kendilerine tanrı tarafından kurtarıcı olarak gönderilen bir mesih beklemektedirler. İnandıkları bu mesihler aslında farklı mesihlerdir ama kendi inandıkları ‘mesih’in gelişini hızlandırmak için ittifak halinde hareket etmek mecburiyetindedirler. Bunlara göre; dünyada ne kadar savaş çıkar, salgın olur, kan akar, ahlak bozulur, pislik çoğalır, kötülük yayılır, insanların fıtratları bozulursa “Tanrı, bekledikleri Mesih’in dünyaya gönderilme sürecini” hızlandıracaktır.
Bu sebepten dolayı dinlere savaş açmakta, ulus devletleri yıkmayı amaçlamakta, ahlak olgusunu çökertmeyi hedeflemekte ve dünya halklarını tek bir devlet altında yöneterek, kendi istedikleri tarzda tek tip insan yaratmaya çalışmaktadırlar. Dünyadaki adaletsizlikler, artan savaşlar ve ölümler, akan kanlar, çoğalan ahlaksızlıklar yukarda yazılanlardan bağımsız düşünülemez.
Kendilerini dünyanın merkezi olarak gören İngilizler ve Avrupalıların adlandırmasıyla Ortadoğu denilen bölge, şüphesiz dünyanın en stratejik bölgesidir. Dünyanın ilk yerleşim bölgelerini içinde barındırmasından, dört büyük din için de kutsal olarak addedilen mabetlere ev sahipliği yapmasıyla Ortadoğu, teolojik olarak en kritik yer olma unvanına sahiptir.
Ülkemizin de içinde bulunduğu Ortadoğu; Evanjelistler için hayal ettikleri ‘Yeni Dünya'nın kapısı olma özelliğini taşır. Eski Ahit'e göre gerçekleşecek olan kıyamet (Armegeddon) savaşında İsa Mesih, Kudüs'e inecek ve kendisine inanan taraftarlarıyla beraber Tanrı Krallığı'nı ilan edecektir.
Yahudi inancındaysa, Mesih, Kudüs bölgesini putperestlerden arındıracak, Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa ettirecek, cihanı tahakkümü altına alacak ve yeryüzünde tanrı krallığını kuracak kişi olacaktır. Bunların inandığına göre; tanrı, dünyayı İsrailoğullarına hediye ederken, ahireti de tanrı krallığının kurulmasını başaranlara armağan olarak sunmuştur.
Dolayısıyla tüm bu gayeler, Evanjelistlerle Siyonistlerin ortak noktası olduğundan dolayı, Amerikalılar ve Avrupalılar, İsrail'i kayıtsız şartsız, nedensiz ‘ama’sız desteklerler ve bu kadim toprakları Eski Ahit'in anlattığı biçimde dizayn etmek için çalışırlar.
İçerisinde bizim ülkemizin de bulunduğu bu aziz ve kadim topraklar, büyük tehdit altında. Başta Müslümanlar olmak üzere tüm insanlık, sinsi ve tehlikeli bir tehdit içindedir. Bu savaş yeni başlamamıştır. Çıkış noktası binlerce sene önceye dayanmaktadır. Biz ne olduğumuzu ve nereden geldiğimizi unutmuş olabiliriz lakin düşman bizim ne olduğumuzu ve nereden geldiğimizi asırlardır unutmamıştır. Tüm gücü ve acımasızlığıyla insanoğluna açtıkları bu savaşı sürdürmektedirler.
Bize düşen tüm bu ezoterik ve teolojik konularda bilinçli nesiller yetiştirmek, gerekirse bu konuları milli eğitim müfredatlarına girdirerek ders olarak işletmektir. Nesillerimizin geleceği tehlike altındadır. Tüm bu kötülüklere ve tehditlere karşı kendimizi yetiştirmeli, çocuklarımızı eğitmeliyiz. Geleceğimiz ve bekamız nesillerimizi iyi yetiştirmekten geçmektedir. Kavga zor, düşman çetin, savaş sinsidir. Bu savaş, binlerce yıllık kavganın sadece bugüne yansıyan izdüşümüdür. Tarihi derin, nedeni çok ve amacı şerdir. Bu savaş ırkların, mezheplerin, dinlerin savaşı olmaktan ziyade; ‘Hak’ ile ‘Batıl’ın, ‘Garp’ ile ‘Şark’ın, hilal ile haçın savaşıdır. Hilal’in gölgesi tüm insanlığa yetecek kadar geniş ve sağlamdır. Yeter ki; inanç, gayret ve cesaretle şeytanın oyunlarına karşı duralım.