?>

Mekke Anlaşması neden şimdi? Hürmüz’den Süveyş’e uzanan yeni denklem

Mustafa Aygül

2 gün önce

Mustafa Aygül yazdı;

MEKKE ANLAŞMASI NEDEN ŞİMDİ? HÜRMÜZ’DEN SÜVEYŞ’E UZANAN YENİ DENKLEM

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, Ortadoğu’da yeni bir güvenlik mimarisinin habercisi olarak okunabilir.
Anlaşmanın en dikkat çekici tarafı, taraflardan birine yönelik saldırının diğer taraflara da yapılmış kabul edilmesi. Bu, üç ülke arasında güçlü bir caydırıcılık mekanizması oluşturuyor. Her ne kadar anlaşmanın belirli bir ülkeyi hedef aldığı resmî olarak ifade edilmese de anlaşmanın ortaya çıktığı jeopolitik atmosfer, ister istemez gözleri İran-İsrail hattındaki gerilime çeviriyor.
Fakat bence bu anlaşmanın bir de çoğu kişinin gözden kaçırabileceği başka bir boyutu var: Enerji güvenliği ve ticaret yollarının güvenliği.
Bugün Ortadoğu’da yaşananları yalnızca füze, savaş uçakları ve askeri operasyonlar üzerinden okumak büyük resmi görmemize engel olabilir. Çünkü modern dünyada savaşların en önemli cephelerinden biri artık deniz yollarıdır.
Hürmüz Boğazı bunun başında geliyor.
Dünya petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’ün kapanması veya ciddi biçimde tehdit altında kalması, petrol arzında büyük bir şok oluşturabilir. Körfez ülkelerinden çıkan petrolün dünya piyasalarına ulaşmasında Hürmüz’ün taşıdığı stratejik önem, herhangi bir kriz anında bütün küresel ekonomiyi etkileyebilecek boyutta.
Fakat mesele Hürmüz’le bitmiyor.
Hürmüz’den çıkan petrolün Avrupa’ya ve Akdeniz’e ulaşmasında bir diğer kritik güzergâh da Babülmendep-Kızıldeniz-Süveyş hattı.
Yemen’deki İran destekli Husilerin, Kızıldeniz ve Babülmendep çevresindeki saldırıları zaten bu hattın güvenliğini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirmiş durumda. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki çatışmaların doğrudan taraflarından biri olması da bu denklemde Riyad’ın güvenlik kaygılarını daha da artırıyor.
Şimdi bir an için şu ihtimali düşünelim:
Hürmüz güvenliğini kaybeder, Babülmendep tehlikeli hâle gelir ve Süveyş güzergâhı da işlevsizleşirse ne olur?
Petrol tankerleri ve ticaret gemileri Afrika’nın güneyinden dolaşmak zorunda kalabilir.

Bu yalnızca “birkaç günlük gecikme” demek değildir.
Binlerce kilometre ilave yol, daha fazla yakıt tüketimi, daha yüksek sigorta maliyeti, daha yüksek navlun ve daha uzun teslimat süreleri demektir.
Ve bütün bunların sonunda faturayı yalnızca petrol şirketleri ödemez.
Avrupa’daki tüketici de öder, sanayi de öder, lojistik sektörü de öder.
Çünkü petrolün fiyatı yükseldiğinde sadece benzin istasyonundaki fiyat değişmez; taşımacılıktan üretime, elektrikten gıdaya kadar ekonominin hemen her alanında maliyetler yükselmeye başlar.
İşte bu nedenle bugün Ortadoğu’daki gerilimin yalnızca bölgesel bir savaş olmadığını görmek gerekiyor.
Ortada küresel bir enerji ve ticaret güvenliği meselesi var.
Türkiye açısından bakıldığında ise tablo daha da anlamlı.
Türkiye; Ortadoğu, Kafkasya, Karadeniz, Akdeniz ve Avrupa arasında bulunan stratejik konumuyla bu denklemde sıradan bir ülke değil. Suudi Arabistan dünyanın en önemli enerji üreticilerinden biri. Pakistan ise Hint Okyanusu’na açılan stratejik konumuyla Asya’nın önemli aktörlerinden.

Dolayısıyla Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında kurulan güvenlik mekanizmasını sadece “bir ülkeye saldırılırsa diğerlerine de saldırılmış sayılacak” şeklinde okumak yetersiz kalabilir.
Bu anlaşmanın arkasında daha geniş bir bölgesel güvenlik düşüncesi bulunması mümkün.

- Enerji kaynaklarının güvenliği.

- Deniz ticaret yollarının güvenliği.

- Hürmüz’ün açık tutulması.

- Babülmendep’in güvenliği.

- Kızıldeniz’in istikrarı.

- Süveyş Kanalı’nın işlerliğinin korunması.

Bütün bu başlıklar aslında aynı zincirin halkaları.
Zincirin bir halkası koptuğunda diğerleri de etkileniyor.
Üstelik bunun ekonomik sonucu yeni bir petrol krizine kadar uzanabilir.
1970’li yıllardaki petrol krizlerinin dünyada nasıl ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurduğunu biliyoruz. Bugünün dünyası ise enerji ve küresel ticaret açısından çok daha birbirine bağlı. Bu nedenle birkaç kritik deniz geçişinin aynı anda güvenlik tehdidi altında kalması, geçmişte yaşanan enerji krizlerinden çok daha geniş çaplı sonuçlar doğurabilir.
İşte Mekke Anlaşması’nı bu açıdan okumak gerekiyor.
Belki de önümüzdeki dönemde bu anlaşmanın en önemli tarafı, kimin kimi hedef aldığı tartışmasından ziyade hangi güvenlik düzenini kurmaya çalıştığı olacaktır.
Çünkü Ortadoğu’da artık mesele yalnızca sınırların korunması değil.
Petrolün dünyaya ulaşıp ulaşamayacağıdır.
Mesele yalnızca orduların güvenliği değil.

Ticaret gemilerinin güvenliğidir.

Mesele yalnızca bir ülkenin saldırıya uğraması değil.
Küresel ekonominin yeni bir enerji şokuyla karşı karşıya kalıp kalmayacağıdır.
Bu nedenle Mekke Anlaşması’nı sadece “üç ülke arasında yapılmış bir savunma anlaşması” olarak görmek eksik olabilir.
Belki de asıl büyük hikâye, anlaşmanın görünmeyen tarafında saklıdır:
Ortadoğu’nun enerji damarlarını ve dünyanın ticaret yollarını güvence altına alma arayışı.
Ve eğer Hürmüz, Babülmendep, Kızıldeniz ve Süveyş aynı anda jeopolitik risk alanına dönüşürse, bu mesele artık yalnızca Ortadoğu’nun değil, bütün dünyanın meselesi hâline gelir.

.

Mustafa Aygül, dikGAZETE.com

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Ortak Savunma Anlaşması imzaladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu anlaşma, güvenlik ve savunma işbirliğine katkı sağlayacak

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması" uluslararası basında geniş yer buldu

Mekke Anlaşması haberleri

YAZARIN DİĞER YAZILARI