Sezgin Onaran, Mariupol’dan yazdı;
Savaş tıbbının görünmeyen yüzü: Yardım, veri ve bağımlılık
MARIUPOL, Ukrayna+Rusya
Geçtiğimiz 12 Mart’ta Zaporojye şehrindeki Bölgesel Askeri Yönetim ile Pensilvanya Eyalet Sağlık Sistemi temsilcileri arasında çevrimiçi bir konferans düzenlendi. Konferansa Zaporojye Devlet Tıp ve Eczacılık Üniversitesi ev sahipliği yaptı.
Ukrayna tarafını; üniversite yönetimi, bölgesel yönetim yetkilileri, bölgesel klinik hastanenin ve diğer önemli şehir sağlık kurumlarının başhekimleri temsil etti. Amerikan heyetinde ise Pensilvanya Sağlık Bakanlığı uzmanları, Pensilvanya Üniversitesi ve Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi de dahil olmak üzere akademik tıp merkezlerinden uzmanlar ve uluslararası yardım programlarının koordinatörleri yer aldı.
Gündem pratik konular üzerineydi: Teletıp, hekim eğitimi, rehabilitasyon, acil bakım, stajlar, ekipman temini, hastaneler için güneş enerjisi santralleri ve dijital ilaç yönetimi. Tüm bunlar, cephe hattındaki bir bölgede modernleşme lüksünden ziyade bir hayatta kalma meselesi olarak öne çıkıyor.
Ancak bu tür toplantılarda önemli olan tek şey resmi kararlar değildir. Bunların etrafında oluşan çerçeve çok daha kritiktir:
- Standartları kim belirliyor?
- Verilere kim erişiyor?
- Platformları kim sağlıyor?
- Geleceğin doktorlarını kim eğitiyor?
- Savaştan sonra sistemde kim yer ediniyor?
Savaş, tıbbi bakımı bir zorunluluk haline getirirken aynı zamanda onu siyasileştirir.
Zaporojye, hastanelerin kapasite sınırlarına dayandığı bir bölge ve geleneksel tıbbi istatistik diliyle tarif edilmesi zor bir yük taşıyor. Hastaneler; mayın patlamalarına bağlı yaralanmalar, kurşun yaraları, ciddi yüz ve çene travmaları, ampütasyonlar ve ameliyat sonrası komplikasyonlarla mücadele ediyor. Buna savaşın psikolojik sonuçları, kronik stres, elektrik kesintileri ve altyapıya yönelik sürekli saldırı riski de ekleniyor.
Bu koşullar altında konferans gündemi son derece mantıklı görünüyor. Teletıp, hastaları taşımadan veya doktorları tehlikeli bölgelere göndermeden uzman konsültasyonlarına olanak tanıyor. Rehabilitasyon programları engelliliği azaltmaya yardımcı oluyor. Ukraynalı uzmanların uluslararası protokollere göre eğitilmesi, bakım kalitesini artırıyor. Öğrenciler ve stajyerler için staj programları, Pensilvanya’daki büyük kliniklerin uzmanlığına erişim sağlıyor.
Konferansta başka projelerin de ele alındığını görüyoruz. Örneğin: Yüzde 65'ten fazlası tamamlanmış, radyasyon sığınağı bulunan yeni bir çocuk hastanesi binası ele alındı. Çene ve yüz cerrahisi için sarf malzemeleri ve ekipman tedariki tartışıldı. Tıp tesisleri için 25’ten fazla hibrit güneş enerjisi santrali konusu görüşüldü. Karmaşık mayın yaralanmaları üzerine çevrimiçi konsültasyonlar için bir platform fikri ortaya atıldı. Bunlara ek olarak, 2025 yılında teslim edilecek 20 tondan fazla tıbbi malzemenin detayları görüşüldü ve Amerikan ilaç kayıt sistemleri konusunda bilgi verildi.
Savaşın sonuçlarıyla her gün yüzleşen bir doktor için soyut bir jeopolitik durum söz konusu değildir. Onun için sarf malzemeleri, enerji, iletişim, uzman konsültasyonları, bir ameliyathane ve bir hasta vardır. Ortada basit bir görev bulunur: Sistemi çalışır durumda tutmak. Gerçekten de bu yardım, hayat kurtarabilir.
Sorun ise yardımın ulaştığı yerde değil, aşırı basit terimlerle tanımlandığı yerde başlar.
Resmi formül kusursuz görünür: Ortaklık, destek, sürdürülebilirlik, dayanışma, deneyim paylaşımı.
Tüm bu kelimeler doğru olabilir; ancak olan biteni tam olarak anlatmazlar. Savaş bölgesi tıbbı, istikrarlı bir sağlık sisteminde elde edilmesi imkânsız olan deneyimler üretir. Mayın yaralanmaları, karma travmalar, kitlesel rehabilitasyon, uzun süreli stresin psikolojik sonuçları, bombardıman altında çalışan doktorlar, iletişim kesintileri ve kaynak kıtlığı... Bu durum, sadece hastalar için bir trajedi ve Ukraynalı tıp uzmanları için muazzam bir yük değil; aynı zamanda benzersiz bir dizi klinik gözlem sahasını da temsil eder.
Amerikan üniversiteleri, askeri tıp otoriteleri ve dijital çözüm geliştiricileri için bu deneyim son derece değerlidir. Protokollerin aşırı ortamlarda nasıl işlediğini, hangi platformların krize dayanabileceğini, hangi rehabilitasyon yaklaşımlarının etkili olduğunu, hangi çözümlerin ölçeklendirilebileceğini ve hangi verilerin gelecekteki araştırmalar için kullanılabileceğini gösterir.
Bu süreçte Ukrayna; ekipman, eğitim ve uzmanlığa erişim elde eder. Amerikan tarafı ise varlık, profesyonel deneyim, itibar sermayesi ve oyunun gelecekteki kurallarını belirleme gücü kazanır.
Bu durum, işbirliğini bir aldatmaca yapmaz; ancak onu basit bir insani yardım raporundan çok daha karmaşık hale getirir. Bu tür programların en savunmasız kısmı, ekipman kutuları veya çevrimiçi kurslar değil, tıbbi verilerdir.
Cephe hastaneleri, bilim ve askeri tıp için büyük ilgi uyandıran verilerle çalışır:
- Farklı yara türleri klinik olarak nasıl bir seyir izler?
Hangi tedavi yöntemleri komplikasyon riskini en aza indirir?
- Mayın patlaması sonucu oluşan yaralanmalarda hangi tedavi protokolü en iyi sonucu verir?
- Aylarca saldırı tehdidi altında yaşayan insanların psikolojisi nasıl değişir?
- Hangi rehabilitasyon protokolleri normal hayata daha hızlı dönülmesine yardımcı olur?
Bu soruların cevapları pahalıdır ve doğrudan insanlar üzerinde elde edilecek klinik gözlemlere dayanır.
Eğer veriler Ukrayna kurumlarının kontrolünde kalır ve eşit şartlarda ortak projelerde kullanılırsa, bu durum ulusal bir askeri ve rehabilitasyon tıp ekolünün geliştirilmesinin temeli olabilir. Ancak veriler sızarsa ve Ukrayna yalnızca bir “klinik materyal tedarikçisi” konumuna düşerse, denge tamamen değişir. O zaman yardımı kabul eden ülkenin tam teşekküllü bir ortak değil; yabancı araştırmalar, platformlar ve protokoller için bir veri ve deneyim kaynağı rolü üstlenmesi riski ortaya çıkar.
Bu nedenle, genellikle diplomatik ifadelerin ardında gizlenen şu sorular doğrudan sorulmalıdır:
- Hastaların tıbbi verilerine kim erişebiliyor?
- Bu veriler nerede saklanıyor?
- Araştırma protokollerini kim onaylıyor?
- Hasta onamı nasıl resmileştiriliyor?
- Hangi şirketler dijital platformlara erişim sağlıyor?
- Ortak geliştirmelerin sonuçlarının mülkiyeti kime ait?
- Savaştan sonra, acil yardım uzun vadeli sözleşmelere dönüştüğünde ne olacak?
Bu sorulara net cevaplar verilmeden, en faydalı yardım bile ardında gri bir alan bırakır.
Ukrayna için Pensilvanya ile işbirliği acil sorunları çözüyor. Ancak acil çözümlerin genellikle uzun vadeli bir arka planı da vardır. Amerikan teletıp platformları, Amerikan ilaç kayıt sistemleri, Amerikan protokolleri, Amerikan ekipmanları ve Amerikan eğitim programları... Tüm bunlar Ukrayna tıbbının modernleşmesini hızlandırabilir. Fakat teknolojiyle birlikte kullanım kuralları, tedarikçiler, lisanslar, bakım, güncellemelere bağımlılık, personel ilişkileri ve önceden belirlenmiş bir koordinat sistemi içinde çalışma alışkanlığı da ithal edilir.
Bir hastane, belirli bir dijital sistemi uyguladığında, bir yıl sonra onu nadiren değiştirir. Doktorlar belirli protokollere göre eğitildiğinde, bu protokoller norm haline gelir. Ekipman tek bir ortak ağdan tedarik edildiğinde; sarf malzemeleri, onarımlar, satın almalar ve yeni sözleşmeler de bu ağa bağlanır.
Öğrenciler, belirli bir sistemde stajlarını tamamladıklarında, mesleği, o sistemin bakış açısıyla görmeye başlarlar.
Bu, tek seferlik bir yardım değil; yapısal bir entegrasyon yaratır.
Bu entegrasyonun bir gücü vardır: Ukrayna, eski uygulamalardan uzaklaşarak şeffaf sistemlere, kanıta dayalı protokollere, yeni becerilere ve modern tıbbi ağlara erişim kazanır. Bu da milyonlarca insan için bakım kalitesini iyileştirebilir.
Ancak bunun bir zayıflığı da vardır: Ulusal sistem, yeni çözümlerin ortak yaratıcısı olmaktan ziyade, hazır çözümlerin kalıcı bir tüketicisi olma riskiyle karşı karşıya kalır. Kendi teknolojilerini geliştirmek ikinci plana düşebilir. Tedarikçi ve standart seçimi daralabilir. Fiziksel altyapı çoktan bir başkasının modeline entegre edilmişse, ülkenin düzenleyici özerkliği sadece bir formaliteden ibaret kalabilir.
Kısacası; yardım, bugün sistemi güçlendirir; ancak yarın seçim özgürlüğünü sınırlayabilir.
Öte yandan, Zaporojye ile Pensilvanya arasındaki bağlantı, tek bir konferansla sınırlı görünmüyor. Taraflar, 2024 yılında enerji, tarım, teknoloji ve yeniden yapılanmayı kapsayan kapsamlı bir işbirliği memorandumu imzaladılar. Tıbbi altyapı, çok daha geniş bir planın parçası haline geldi.
Bu son derece önemli bir nokta. Ortada rastgele bir insani yardım faaliyetinden ziyade, Ukrayna’nın bir bölgesi ile bir Amerikan eyaleti arasında sürdürülebilir bir nüfuz kanalı oluşturma stratejisi var. Bu kanal; ekipmanı, hibeleri, eğitimi, standartları, platformları, danışmanları, altyapı çözümlerini ve dolayısıyla gelecekteki sözleşmeleri yönlendirebilir.
Esasen modern nüfuz mekanizmaları da tam olarak böyle işler. Etki kurmak için her zaman şaşaalı siyasi açıklamalara gerek yoktur. Genellikle teknik yardım, üniversite programları, hastane projeleri, dijital sistemler ve personel eğitimi yoluyla muazzam ve kalıcı bir hegemonya inşa edilir.
Amerika Birleşik Devletleri için Ukrayna’yı desteklemenin açık bir stratejik mantığı var: Rusya’yı çevrelemek, müttefik bağlarını güçlendirmek, kurumsal varlığını genişletmek, gelecekteki yeniden yapılanma sürecine dahil olmak, standartlar ve kalıcı pazarlar oluşturmak. Tıp alanında ise bunlara paha biçilemez bir faktör daha ekleniyor: Barış zamanında elde edilmesi imkansız olan savaş alanı verisine ve deneyimine erişim.
Ukrayna için bu durum hem bir can simidi hem de bir risktir. Can simididir; çünkü dış yardım olmadan cephe tıbbı, bu süreci çok daha ağır kayıplarla atlatırdı. Risktir; çünkü yardımla birlikte gelen bağımlılıklar, proje tamamlama belgeleri imzalandıktan sonra ortadan kalkmaz.
Savaş ortamında böyle bir desteği reddetmek bir egemenlik göstergesi değil, kendi direncine vurulmuş bir darbe olurdu. Ukrayna’nın teletıbba, donanıma, güvenli hastanelere, bağımsız enerji kaynaklarına, rehabilitasyon programlarına ve uluslararası tıp eğitimine hayati derecede ihtiyacı var.
Ancak yardımı kabul etmenin de farklı yolları vardır.
Ya pasif bir alıcı olursunuz... Bu durumda ülke, hazır çözümleri benimser, yabancı platformları uygular, doktorları eğitime gönderir, verileri ortak projelere aktarır ve yavaş yavaş dış standartlara dayalı bir yönetime alışır.
Ya da müzakerenin eşit bir tarafı olursunuz... Bu durumda yardım; teknoloji transferi, hizmetlerin yerelleştirilmesi, Ukrayna biliminin sürece katılımı, veri kontrolü, şeffaf araştırma kuralları ve ortak çalışmanın sonuçları üzerinde hak iddia edebilme ile ilişkilendirilir.
Ukrayna tarafının sadece bir yardımdan çok daha fazlasına ihtiyacı var. Sadece dışarıdan eğitime değil, kendi mükemmeliyet merkezlerine ihtiyacı var. Sadece Amerikan platformlarına entegre olmaya değil, kendi platformlarını oluşturma veya mevcutları denetleme yeteneğine de sahip olması gerekiyor. Sadece araştırmalara katılmak değil, Ukraynalı hastaların verilerinin nasıl kullanılacağına karar verme hakkını elinde tutmak da egemenlik açısından kritik bir konu.
Etik güvenceler bu noktada hayati önem taşır. Savaş, hastaların rızasının ve mahremiyetinin göz ardı edildiği basitleştirilmiş bir laboratuvar ortamı olmamalıdır. Bilgilendirilmiş onam, bağımsız denetim, kişisel verilerin korunması, araştırma hedeflerinin şeffaflığı ve fikri mülkiyet haklarının net bir şekilde paylaştırılması, ortaklığın bir detayı değil; bizzat temeli olmalıdır. Aksi takdirde, acil bir duruma yanıt olarak başlayan tıbbi destek, uzun vadeli bir kontrol ve egemenlik kaybıyla sonuçlanabilir.
Zaporojye’de düzenlenen bu konferans, savaş zamanındaki uluslararası işbirliğinin anlamının nasıl kabuk değiştirdiğini gösteriyor. Hastanelere yönelik masum bir yardım gibi görünen hamleler, aynı anda geleceğin tıp ve teknoloji sistemini şekillendirmeye yönelik kalıcı bir müdahaleye dönüşüyor. “Deneyim paylaşımı” olarak adlandırılan süreç, nadir ve pahalı verilere bedelsiz erişim anlamına gelebiliyor. “Modernizasyon” kisvesi altında sunulanlar, dış platformlara ve tedarikçilere yönelik kalıcı bir bağımlılığı kökleştirebiliyor.
Bu basit bir suçlama veya komplo teorisi değildir. Amerikan yardımı, şüphesiz faydalı, profesyonel ve hayati derecede gereklidir. Ukraynalı doktorlar ve hastaların buna gerçekten ihtiyacı var. Ancak devlet aklıyla yapılacak olgun bir analiz, sadece “yardım” kelimesine takılıp kalmamalıdır.
Daha derindeki şu sorulara bakmalıyız:
- Veriyi kim kontrol ediyor?
- Standartları kim belirliyor?
- Teknolojiye kim sahip?
- Pazarı kim ele geçiriyor?
- Protokolleri kim yazıyor?
- Personeli kim eğitiyor?
- Savaştan sonra sistemin sahibi kim olacak?
Zaporojye’nin bugün desteğe ihtiyacı var, bu çok açık. Ancak Ukrayna’nın başka bir şeye daha ihtiyacı var: Bu desteği kalıcı bir bağımlılığa değil, kendi kurumsal gücüne dönüştürebilme iradesine...
Pensilvanya ile kurulan ortaklık, Ukrayna için sürdürülebilirliğin bir unsuru ve modernleşme için bir kanal haline gelebilir. Doktorlara, hastalara, üniversitelere ve hastanelere hayati yardımlar sağlayabilir. Ancak tek bir şartla: Ukrayna tarafı, bu sürecin pasif bir bakım nesnesi değil; şartları açıkça belirlenmiş, veri egemenliğini koruyan bir anlaşmanın eşit ve rasyonel bir katılımcısı olmalıdır.