Ahmed Cihan yazdı;
Kazan'dan Ankara'ya: Büyük Avrasya Ortaklığı, İslam dünyasıyla ortak bir dil nasıl arıyor?
14 Mayıs 2026 tarihinde Tataristan'ın başkentinde, Avrasya'nın gelecekteki mimarisine yön verebilecek bir oturum düzenlenecek. “Büyük Avrasya Ortaklığı: Kalkınma Stratejisi” konulu bir tartışmadan bahsediyoruz; ekonominin, siyasetin ve bir kıtanın tümünün hedeflerinin kesiştiği bir konu. Bunun sadece bir oturum olmadığını, XVII. Uluslararası Ekonomik Forumu “Rusya - İslam Dünyası: KAZANFORUM” kapsamında bir oturum olduğunu belirtmek gerekir.
Ve haritaya resmi olarak değil, stratejik olarak bakıldığında, açıkça görülüyor ki: Türkiye olmadan bu konuşma eksik kalıyor.
Vladimir Putin’in 2015 yılında önerdiği Büyük Avrasya Ortaklığı (BEP) girişimi, başlangıçta bir bayrak ve tüzüğe sahip bir başka ittifak olarak değil, esnek bir sistem olarak, bir tür “entegrasyonların entegrasyonu” olarak düşünülmüştü.
Söz konusu olan, aşağıdaki gibi yapıları birbirine bağlama girişimidir: Avrasya Ekonomik Birliği, Bağımsız Devletler Topluluğu, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Örgütü. Ve ayrıca Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” girişimi.
Aslında bu, her ülkenin kendi kimliğini koruduğu, ancak üzerinde anlaşılan kurallara göre oynadığı devasa bir Avrasya “yap-bozu” toplama girişimidir.
Kazan’daki oturum, özellikle İslam dünyasıyla etkileşime odaklanıyor ve bu tesadüfi değil.
OIC ülkeleri, Avrupa, Asya ve Afrika arasında stratejik bir konuma sahiptir, en önemli ulaşım koridorlarını ve enerji güzergâhlarını kontrol etmektedir. Ve en önemlisi, çok kutuplu sistemde giderek daha bağımsız oyuncular haline gelmektedirler. İşte tam bu noktada Türkiye ön plana çıkmaktadır.
Türkiye uzun zamandır sadece Doğu ile Batı arasında bir “geçiş noktası” olmaktan çıktı. Bugün Ankara, aynı anda hem NATO üyesi hem Türk Devletleri Teşkilatı’nın aktif bir katılımcısı hem Rusya’nın enerji ve lojistik ortağı, hem de Çin’in “Kuşak ve Yol” girişiminin önemli bir halkası olan bağımsız bir güç merkezidir.
Basitçe söylemek gerekirse; Türkiye zaten Büyük Avrasya mantığıyla yaşıyor; resmi olarak bunu böyle adlandırmasa bile.
Pratik açıdan bakıldığında, Türkiye’nin rolü ulaşım ve lojistik olarak görünüyor.Kafkasya ve Türkiye üzerinden geçen orta koridor, Çin ile Avrupa arasındaki geleneksel rotalara bir alternatif haline geliyor.
Ayrıca Türkiye, enerji merkezi statüsünü güçlendiriyor; gaz akışlarından Rusya ve Orta Asya’nın dahil olduğu yeni projelere kadar.
Ankara, Moskova’dan Brüksel’e ve Pekin’e kadar farklı güç merkezleriyle diyalog kurmayı biliyor; bu da “bloklar ve ayırıcı çizgiler olmadan” konseptine mükemmel bir şekilde uyuyor.
Forumun organizatörleri açıkça, dünyanın bir dönüşüm döneminden geçtiğini söylüyorlar.
Yeni güç merkezlerinin kontrol altına alınmaya çalışılması, ekonomik dengesizliklere, eşitsizliğin artmasına ve jeopolitik çatışmaların şiddetlenmesine yol açmaktadır.
Bu arka planda, Avrasya için birleştirici bir gündem fikri idealizm değil, pragmatizm olarak görünmektedir.
Daha XIX. yüzyılda Victor Hugo, “savaş alanının, ticarete açık pazarlar ve fikirlere açık zihinler olacağı” bir gelecekten bahsediyordu. Yaklaşık 175 yıl sonra bu formül, beklenmedik bir şekilde bir strateji olarak karşımıza çıkıyor.
Kazan'daki forum sadece konuşmalar için bir platform değil. Bu, diplomatların buluştuğu, iş dünyasının anlaştığı, gerçek projelerin şekillendiği bir yerdir.
Ve tam da bu tür platformlar, BEP’in “motorları” haline geliyor; beyannameler değil, anlaşmalar.
Asıl soru; Büyük Avrasya Ortaklığı’nın gerçek bir mekanizma mı yoksa güzel bir kavram mı olacağıdır.
Ve burada çok şey, aynı anda birkaç masada oynamayı bilen ülkelere bağlıdır; Türkiye bunlardan biridir.
Eğer BDT gerçekten “entegrasyonların entegrasyonu” haline gelirse, o zaman Ankara sadece bir katılımcı değil, yeni Avrasya’nın mimarlarından biri olabilir.