?>

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CHP'deki ‘Mutlak Butlan’a ihtiyacı var mı?

Muhammed Işık

2 ay önce

Muhammed Işık yazdı;

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın CHP'deki ‘Mutlak Butlan’a ihtiyacı var mı?

Siyaset, hukukun katı kalıpları içine bütünüyle sığmayan bir alandır. Kendi dengeleri, kendi hesapları ve kendine özgü kuralları vardır. Bu sebeple Türk siyasetinin son çeyrek asrına damga vuran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, en büyük rakibi konumundaki CHP'nin içindeki kurumsal tartışmaların yargı kararıyla sonuçlanmasına ihtiyaç duyup duymadığı sorusu önem taşımaktadır.
Reel politik açıdan bakıldığında cevap açıktır. Erdoğan'ın uzun yıllara yayılan siyasi pratiği incelendiğinde rakiplerini hukuk koridorlarında etkisiz hâle getirmekten çok, siyaset sahasında yıpratmayı tercih ettiği görülür. Onun politik başarısı, rakiplerini meşruiyet alanının dışına itmekten ziyade, seçmenin huzurunda mücadele etmeye dayanır.
Bu yaklaşımın arkasında şahsi tecrübesi de vardır. Siyasi hayatı boyunca kapatma davalarıyla, muhtıralarla ve çeşitli müdahalelerle karşılaşan Erdoğan, mağduriyet duygusunun toplumdaki karşılığını yakından tecrübe etti. Bu süreçler, onun siyasi ağırlığını azaltmak yerine daha geniş bir destek zemini oluşturdu.
Bu sebeple CHP'ye dönük dış kaynaklı bir müdahale görüntüsü, muhalefet tabanında güçlü bir kenetlenme duygusu oluşturur. Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesinin CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararının ardından ortaya çıkan hareketlilik bunun güncel bir örneğidir.
Özgür Özel'inMillî irade yargı yoluyla gasp edilemez” çıkışı etrafında şekillenen tablo, muhalefete uzun süredir aradığı sosyal hareket alanını açtı. Toplumdaki refleksleri iyi okuyan bir siyasetçi açısından bu durum önemli bir gerçektir. Rakibine geniş bir mağduriyet zemini sunmak, siyasi mücadelede avantaj getirmez.
Bugünkü CHP, kendi içinde süren liderlik rekabetleri, yolsuzluk suçlamaları, Belediyelerde usulsüzlük, farklı eğilimler ve hizip mücadeleleriyle yoğun bir iç enerji harcamaktadır. Siyasi mücadelede çoğu zaman iç tartışmalarıyla meşgul bir rakip, dış müdahalelerle bütünleşmiş bir rakipten daha öngörülebilir bir tablo sunar.
Üstelik CHP'nin kurumsal yapısının ağır bir hukuki müdahaleyle sarsılması, muhalif seçmeni ortadan kaldırmaz. Tam tersine, daha hareketli ve daha güçlü bir siyasi arayışın önünü açabilir. Bu açıdan bakıldığında mevcut CHP yapısı, sınırları belirsiz yeni bir muhalefet dalgasına kıyasla iktidar açısından daha yönetilebilir bir görünüm taşır.
Erdoğan'ın seçim stratejilerinde uzun yıllardır belirgin bir tercih dikkat çeker. Seçmenin önüne güçlü yönetim ile belirsizlik arasında bir tercih koymak. CHP'nin kurumsal varlığını sürdürmesi de bu söylemin dayanaklarından biri hâline gelir. Muhalefetin kendi içindeki dağınıklık görüntüsü, iktidarın istikrar vurgusunu destekleyen bir unsur niteliği taşır.
Burada önemli olan nokta şudur; Muhalefetin yaşadığı sorunların kendi iç dinamiklerinden kaynaklanması gerekir. Yargı eliyle şekillenen bir tablo ortaya çıktığında tartışma parti içi kriz olmaktan çıkar ve sistem tartışmasına dönüşür. Böyle bir görüntü hem iç kamuoyunda hem de dış çevrelerde yeni soru işaretleri doğurur. Ekonomi, yatırım iklimi ve yönetim algısı da bu süreçten etkilenir.
Bu sebeple Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi hesaplarında mutlak butlan gibi bir sonuca özel ihtiyaç duyduğunu söylemek güçtür. CHP'nin kurultay sürecine ilişkin hukuki tartışmalar, hukukçuların ve parti içi aktörlerin gündeminde yer alabilir. Fakat siyasi mücadele açısından bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tercihinin rakibini hukuk yoluyla saf dışı bırakmak yerine siyaset sahasında yıpratmak olduğu görülmektedir.
Cumhuriyet tarihi içinde farklı liderlik örnekleri karşılaştırıldığında Erdoğan dönemi, sonuç alma kapasitesi ve güç dengelerini yönetme becerisiyle öne çıkar. Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan farklı özellikleriyle güçlü izler bırakmıştır. Erdoğan ise daha çok karar alma iradesi, pratik çözüm üretme kabiliyeti ve siyasi denge kurma yeteneği üzerinden değerlendirilmektedir.
Onun siyasi pratiğinde mücadele, geri çekilme yerine açık pozisyon alma üzerine kuruludur. İttifaklar kurmak, farklı güç odaklarını ortak bir zeminde buluşturmak ve devlet yapısında yeni dengeler oluşturmak bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer alır.
Tarih boyunca iktidar mücadeleleri de benzer bir mantıkla açıklanmıştır. İbn Haldun ve Machiavelli, devlet yönetimini ittifaklar, güç ilişkileri ve yönetim stratejileri üzerinden değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, siyasetin durağan bir alan olmadığını, sürekli değişen dengeler üzerinde şekillendiğini gösterir.
Fatih Sultan Mehmet döneminde Çandarlı ailesinin tasfiyesi de bu açıdan dikkat çekici bir örnektir. Burada görülen husus, şahıs değişiminden çok devlet yapısının yeni bir istikamete yönelmesidir. Büyük dönüşümler, kadroların yenilenmesi kadar yeni yönetim anlayışlarının kurulmasıyla anlam kazanır.
Recep Tayyip Erdoğan dönemi üzerine yapılan değerlendirmeler de bu çerçevede okunabilir. Dönemler değişir, aktörler değişir, şartlar değişir. Devlet yönetiminde denge arayışı ve güç ilişkilerinin yeniden kurulması ise tarih boyunca süreklilik taşıyan bir olgu olarak varlığını sürdürür.
Yanlış saha okumaları ve isabetsiz siyasi muhasebelerle uzun soluklu bir başarı çizgisi kurmak güçtür. Türkiye gibi çok katmanlı güç dengelerine sahip bir ülkede iktidarı uzun yıllar muhafaza etmek yüksek bir siyasi dikkat, zamanlama kabiliyeti ve güçlü bir saha hâkimiyeti ister. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son çeyrek asra yayılan siyasi yürüyüşü de bu gerçeklik içinde okunmalıdır. Bu süreç boyunca eski vesayet odaklarının etkisi kırıldı, devlet yönetiminde karar alma kanalları yeniden şekillendi. Böylece iktidar, reel politik gelişmelere daha hızlı karşılık verebilen bir hareket alanı kazandı.
15 Temmuz kırılma anı da bu tablonun önemli eşiklerinden biri hâline geldi. Erdoğan, bu hadise sonrasında hem Batı’ya hem Doğu’ya Türkiye’deki güç denkleminde belirleyici aktör konumunu kabul ettirdi. İçeride siyaseti yönetme kabiliyeti güç kazandı, dışarıda ise muhataplık zemini daha belirgin bir çerçeveye oturdu.
Bu gerçeklikten hareket edildiğinde, CHP etrafında konuşulan mutlak butlan tartışmasının, Erdoğan açısından vazgeçilmez bir ihtiyaç taşıdığı görüşü kuvvetli bir dayanak sunmaz. Tersine, böyle bir kararın Özgür Özel için yeni bir hareket alanı açma ihtimali dikkat çeker. Parti içi tartışmaların gölgesinde yıpranan bir lider profili yerine, hukuk müdahalesi tartışması etrafında toparlanan ve destek zemini genişleyen bir siyasi pozisyon ortaya çıkabilir. Bu açıdan mutlak butlan kararı, Erdoğan’dan çok Özgür Özel açısından muteber bir can simidi işlevi görebilir.

.

Muhammed Işık, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI