<h3><span><strong>Türkiye'nin Ortadoğu'daki Gerilimle “Mücadele Stratejisi”</strong></span></h3> <div><strong>Ortadoğu’da</strong> artan gerilim, <strong>Türkiye'nin</strong> <strong>ekonomisi</strong>, <strong>güvenliği</strong> ve <strong>istikrarı</strong> için önemli bir <strong>endişe</strong> kaynağıdır. <strong>İsrail</strong> ve <strong>İran</strong> arasındaki gerilimin tırmanması ve çatışmaların yayılma tehlikesi, <strong>Türkiye</strong> için birçok alanda <strong>risklerin</strong> ve <strong>tehlikelerin</strong> <strong>artmasına</strong> neden olmaktadır. Bu durum aynı zamanda <strong>bölge</strong> <strong>ülkeleri</strong> arasındaki <strong>diplomatik</strong> <strong>ilişkileri</strong> de olumsuz etkileyecek bir istikrarsızlığa yol açacaktır.</div> <div><strong>Türkiye'nin</strong> bu gelişmeleri yakından takip etmesi ve gerekli gördüğü takdirde <strong>proaktif</strong> <strong>tedbirler</strong> alması önemlidir. <strong>Türkiye’nin</strong> bölgedeki tüm aktörlerle açık ve yapıcı bir diyalog sürdürmek ve ortak çıkar alanlarını belirlemesi önemlidir. <strong>Türkiye</strong>, bölgesel ve uluslararası platformlarda aktif rol alarak barışçıl çözümler için çaba göstermelidir. Diplomatik girişimler yoluyla gerilimi azaltmaya ve güven inşa etmeye çalışılmalıdır. Ancak bu ne yazık ki içinde bulunduğumuz “<strong>Dünya dörtten – beşten – yediden büyüktür</strong>” temeline dayanan, komik ve şovenist dış politika yöntemleriyle olmayacaktır. Demir gibi bir omurga gerekir ve yine aynı oranda demir gibi de bir çene… Eli cebe atarak yürümekle de pek olacak işler değildir bunlar. Yardım almadan merdiven basamağından dahi inemeyen politikacılarla da hiç olacak gibi de durmamaktadır. Kararlı, mantıklı, akıllı ve ileriye dönük planlarla, barışçıl ve çağdaş adımlarla bu mümkün kılınabilir ancak. Birileri zamanında ne demişti; “<strong>Yurtta barış, dünyada barış</strong>…”</div> <div>Alınması gereken ilk önlemlerden biri; <strong>Sınır</strong> güvenliğini artırmak ve olası saldırılara karşı <strong>caydırıcılık</strong> oluşturmak için gerekli adımlar atılmalıdır. <strong>Sınır güvenliği</strong> askeri ve kolluk kuvvetleri modern ekipmanlarla donatılmalı ve eğitilmelidir. <strong>Sınır</strong> bölgelerinde <strong>istihbarat</strong> faaliyetleri artırılmalıdır. Ancak en önemlisi sınırlarımızın <strong>güvenlik</strong> <strong>politikası</strong> en üst düzeye çıkarılmalıdır. Özellikle bu kriz sonrası en çok üzerinde durmamız gereken konu bu olmalıdır.</div> <div>Şurası kesin ki; <strong>bölgedeki</strong> artan gerilim ve çatışmalar, <strong>Türkiye'de</strong> mülteci akışını da önemli ölçüde etkileyecektir. <strong>Türkiye</strong>, hâlihazırda <strong>Suriye'den</strong> gelen milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. <strong>İsrail</strong> ve <strong>İran</strong> arasındaki gerilimin tırmanması ve çatışmaların yayılması, bölgedeki istikrarsızlığı artıracak ve yeni mülteci dalgalarına yol açacaktır. Bunun da önüne geçmek için en pratik çözüm, <strong>sınır</strong> <strong>güvenliğinin</strong> ciddi politikalarla yönetilmesidir. Ki şu ana kadar bu konuda çok iyi işler çıkartılmadığı ortada ve nettir. Ve iş; “<strong>Muhacirliğin</strong>” çok ötesine geçmiştir artık.</div> <div><strong>Türkiye’nin</strong>, bölgesel ve uluslararası ortaklarla işbirliğini artırarak bölgesel istikrarı korumaya yönelik ortak çabaları desteklemesi de başka önemli bir girişimdir. <strong>NATO</strong>, <strong>Avrupa</strong> <strong>Birliği</strong> ve diğer uluslararası kuruluşlarla yakın iş birliği içinde olunmalıdır. Bölgesel barış ve istikrar için ortak <strong>projeler</strong> geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.</div> <div><strong>Türkiye'nin</strong> bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmesi ve gerekli gördüğü takdirde <strong>öngörülü</strong> <strong>tedbirler</strong> alması son derece önemlidir. <strong>Türkiye'nin</strong> bu adımları atması, bölgedeki istikrara katkıda bulunacak ve <strong>Türkiye'nin</strong> ulusal çıkarlarını korumasına yardımcı olacaktır. Ayrıca, <strong>Türkiye'nin</strong> bölgedeki gelişmeleri tarafsız ve objektif bir şekilde değerlendirmesi ve tüm tarafların bakış açılarını göz önünde bulundurması önemlidir. İlkel, bağnazca – yobazca, mezhepçilik – din pazarlığı ve sömürüsü barındıran politikalar ne yazık ki bu krizde bizi daha da zarara sokacaktır.</div> <div>Bölgedeki tüm aktörlerle barışçıl ve yapıcı ilişkiler kurmaya çalışmalı ve bölgesel istikrara katkıda bulunmaya devam etmelidir. Ne demişti birileri; “<strong>Yurtta barış, dünyada barış</strong>…”</div> <div>Bölgedeki gerilimin <strong>Türkiye'nin</strong> güvenliği ve istikrarı üzerinde önemli bir etkisi olması muhtemeldir. <strong>Türkiye'nin</strong> bu gelişmeleri stratejik bir şekilde ele alması ve gerekli tedbirleri alması, ülkenin ulusal güvenliğini korumak ve bölgesel istikrara katkıda bulunmak için önemli olacaktır.</div> <div>Ayrıca, <strong>Türkiye'nin</strong> bu konudaki hassasiyetlerini uluslararası topluma da açıkça ifade etmesi ve bölgesel barış ve istikrar için yapıcı bir aktör olarak rol oynamaya devam etmesi önemlidir. Bunu yaparken, elin cepte olup olmamasının bir önemi yoktur. Yapılıp – yapılmamasının önemi vardır. Ki şu ana kadar da yapılmamıştır. <strong>Monaco’da</strong> <strong>ıstakoz</strong> yemek ne yazık ki buna dâhil değildir.</div> <div>Bölgedeki artan gerilim, <strong>Türkiye</strong> ekonomisi üzerinde bir dizi olumsuz etkiye de yol açabilir. <strong>İsrail</strong> ve <strong>İran</strong> arasındaki kriz, <strong>Türkiye'nin</strong> bu iki ülke ile olan ticaretini ve ekonomik ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. (Yandaş medya takipçileri okuyucularımız için dip not: Evet, <strong>Türkiye</strong> hem devletlerarası hem de özel teşebbüsler olarak <strong>İsrail</strong> ile de <strong>İran’la</strong> da ciddi bir ithalat & ihracat içinde… Şok oldunuz değil mi? Olmayın.)</div> <div>Artan gerilim ve siyasi istikrarsızlık, <strong>Türkiye'nin</strong> <strong>İsrail</strong> ve <strong>İran</strong> ile olan ticaret hacminde azalmaya neden olabilir. Bu durum, <strong>Türk</strong> <strong>ihracatçıları</strong> için önemli bir gelir kaybına yol açabilir. Bölgedeki belirsizlik, yatırımcıları tedirgin edebilir ve <strong>Türkiye'ye</strong> yapılacak yatırımları azaltabilir. Bu durum, özellikle altyapı ve enerji gibi sektörlerde önemli bir soruna yol açabilir.</div> <div><strong>İsrail</strong> ve <strong>İran</strong>, önemli petrol ve doğalgaz üreticileridir. Bu iki ülke arasındaki gerilim, enerji fiyatlarında artışa neden olabilir. Bu durum, <strong>Türkiye'nin</strong> enerji ithalat faturasını artırarak enflasyona katkıda bulunabilir.</div> <div>Bölgedeki siyasi gerilim ve çatışmalar, <strong>Türkiye'ye</strong> gelen turist sayısında düşüşe neden olabilir. Bu durum, <strong>turizm</strong> sektöründe çalışanların kayıplarından daha çok ciddi bir <strong>döviz</strong> girdisine mani olabilir. Zaten <strong>Ortadoğu</strong> ve <strong>Avrupa’nın</strong> en ucuz tatil cennetiyken bir de bundan olmak, işleri bizim için daha da zorlaştırabilir. Malum <strong>saç</strong> <strong>ektirme</strong> bahanesiyle ülkeye akın eden din kardeşlerimizin bıraktığı <strong>dövizler</strong> bizim için bir hayli önemli.</div> <div><strong>İsrail'in</strong> nükleer silah bulundurduğu iddiaları, bölgedeki diğer ülkeleri endişelendirmektedir. Keza bizleri de. Özellikle <strong>İran’ın</strong> bu konudaki animasyonlu videolarına bakılırsa durum oldukça ciddi bir hal almış gibi durmaktadır. <strong>Türkiye</strong>, bu konuda dikkatli bir şekilde hareket etmeli ve bölgedeki nükleer silah yayılmasını önlemeye yönelik çabaları desteklemelidir.</div> <div>Nasıl mı?</div> <div>Bunu hayattaki tek başarısı bir <strong>assolistin</strong> eski kocası ve amatör - madrabaz şakşakçılık olan <strong>uzmanlara</strong> sormamız lazım. Çünkü bu konuda benim bir fikrim yok!</div> <div>Fakat bildiğim bir şey var; <strong>Türkiye</strong>, bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmek ve olası tehditleri önceden tespit edebilmek için <strong>istihbarat</strong> <strong>faaliyetleri</strong> geliştirilmelidir. <strong>İran</strong> hakkında daha gerçekçi verilerle analizler yapılmalıdır hatta çoktan yapılmış olmalıdır.</div> <div><strong>İsrail’in</strong> son yaptığı açıklama ile <strong>İsrail</strong> <strong>Hava</strong> <strong>Kuvvetlerinin</strong> ne kadar ciddi hazırlıkları olduğu bilinmelidir. Yarın değil üç ay sonrası hatta on iki ay sonrası görülmelidir. <strong>İstihbarat</strong> kurumları arasında <strong>koordinasyon</strong> ve <strong>işbirliği</strong> artırılmalıdır. Dünkü yazımızda işlediğimiz “<strong>Askeri İstihbarat</strong>” olası bir savaş durumunda <strong>sınır</strong> ve <strong>toprak</strong> <strong>güvenliğimiz</strong> için “<strong>Milli</strong> <strong>İstihbarat</strong> <strong>Teşkilatımızla</strong>” bilgi ve taktik – manevra paylaşımlarında bulunmalıdır. En kötü senaryolar için dirsek temasında <strong>istihbarat</strong> <strong>ürünleri</strong> paylaşılmalıdır.</div> <div><strong>Siber</strong> <strong>güvenlik</strong> altyapısı güçlendirilmelidir. Zira hem <strong>İsrail’in</strong> hem <strong>İran’ın</strong> bu konuda ne kadar agresif ve başarılı olduğu bilinirken, oluşması muhtemel <strong>maddi</strong> ve <strong>manevi</strong> zararlar ancak bu şekilde önlenebilir. <strong>Politik</strong> ve <strong>siyasi</strong> karar alıcılara <strong>en</strong> <strong>doğru</strong> <strong>veriler</strong> iletilmelidir ki, akıllara zarar adımlar atılmasın. Ki bu konuda karar alıcıların <strong>istihbarat</strong> <strong>uzmanlarının</strong> analitik ve çözüm odaklı fikirlerinden çok, alakasız ama <strong>rahmani</strong> kişilerin tavsiyelerini dinledikleri tahmin edilirse çok çok önemli bir konudur bu.</div> <div>Gerek <strong>İran</strong> gerekse <strong>İsrail’den</strong> alandan / sahadan cari istihbarat verileri elde edilmelidir. Kamuoyu, halkın tansiyonu, yerel ve lokal açık kaynaklar çok iyi incelenmelidir. <strong>Sinyal</strong> ve <strong>elektronik</strong> <strong>istihbarat</strong> yöntemlerinden maksimum düzeyde faydalanılmalıdır. Yurt içindeki aktif – pasif ya da <strong>uyur</strong> <strong>hücre</strong> olarak gizlenmiş <strong>birim</strong> ve <strong>unsurlara</strong> karşı <strong>operasyonlar</strong> daha aktif yürütülmelidir. <strong>Sosyal</strong> <strong>medya</strong>, sıkı bir şekilde takip edilmeli, <strong>mezhepsel</strong> – <strong>dinsel</strong> ve <strong>ırkçı</strong> provokasyonlara anında müdahale edilmelidir.</div> <div>Tüm bu <strong>önlem</strong> ve <strong>karşı</strong> <strong>koyucu</strong> faaliyetler ile <strong>operasyonlar</strong> çok sıkı tutulmalıdır ki, bu krizden en az zararla çıkalım. Bunun da tek yolu; “<strong>Güçlü, realist, analitik ve mantıklı çözümler ve önlemlerle hareket eden istihbarat faaliyetleri”dir</strong>.</div> <div>Sonuç olarak diyebiliriz ki, <strong>Türkiye'nin</strong> <strong>Ortadoğu'da</strong> artan gerilim ve çatışmalara karşı dikkatli ve stratejik bir yaklaşım benimsemesi son derece önemlidir. Ülkenin <strong>sınır</strong> <strong>güvenliğini</strong> artırması, <strong>istihbarat</strong> <strong>faaliyetlerini</strong> güçlendirmesi ve bölgedeki aktörlerle <strong>açık</strong> ve <strong>yapıcı</strong> <strong>diyalog</strong> sürdürmesi gerekmektedir.</div> <div><strong>Türkiye'nin</strong> bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği yaparak, bölgesel istikrarı desteklemeye yönelik barışçıl çözümler araması hayati önem taşımaktadır. Ayrıca, <strong>bölgedeki</strong> <strong>gerilimin</strong> ekonomik ve sosyal etkilerini en aza indirmek için <strong>stratejik</strong> ve <strong>öngörülü</strong> <strong>önlemler</strong> alınmalıdır. Ancak bu şekilde <strong>Türkiye</strong>, ulusal çıkarlarını koruyarak bölgesel ve uluslararası alanda <strong>barış</strong> ve <strong>istikrar</strong> için yapıcı bir aktör olarak rol oynamaya devam edebilir. Mottomuz ise kesinlikle; “<strong>Yurtta barış, dünyada barış</strong>” olmalıdır.</div> <div>.</div> <div><strong>Serkan Yıldız, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>