<h3><span><strong>Trump dünyayı alt üst mü etti? - 1 / Gazze çıkışı kıyamet alameti mi?</strong></span></h3> <div><strong>Trump’ın</strong> iş başı yapmasıyla “<strong>dünya alt üst olmuş</strong>” gibi bir hava esiyor. Öncelikle, insan kendini, “<strong>Dünyada ne zaman sükûnet, barış, adaletli bir düzen vardı ki?”</strong> demekten alıkoyamıyor.</div> <div>İkincisi; daha yakın tarihlere geldiğimizde, malum <strong>21</strong>. <strong>yüzyıl</strong> büyük olaylarla başladı. <strong>11 Eylül 2001’de</strong> bir nevi kıyamet koptu. “<strong>Terörle küresel mücadele</strong>” teması etrafında, <strong>ABD</strong> dünyayı yeniden tanzim etmeye girişti. <strong>Afganistan’ı</strong> ve ardından <strong>Irak’ı</strong> işgal etti. Bazı müttefik ülkelerdeki üslerde ve <strong>Guantanamo</strong> gibi <strong>ABD</strong> hukukunun işlemediği yerlerde toplama kampları kurdu, yargısız infazlar yaptı ve daha neler neler oldu… <strong>ABD</strong> yönetimi, <strong>Demokratlar’a</strong> geçtiğinde, peşinen <strong>Nobel</strong> <strong>Barış</strong> <strong>Ödülü</strong> verilen <strong>Obama</strong>, <strong>Bush’un</strong> kaldığı yerden devam etti. <strong>Bin</strong> <strong>Ladin</strong>, savaş halinde olunan bir ülkede değil, müttefik bir ülke olan <strong>Pakistan</strong> topraklarında askeri bir operasyonla öldürüldü. Bu arada, <strong>11</strong> <strong>Eylül</strong> sonrasında <strong>Afrika</strong> ülkelerinde gerçekleşen askeri müdahaleler gözlerden uzak kaldı. <strong>Arap</strong> <strong>Baharı</strong>, ayrı bir trajik maceraydı.</div> <div>Nihayet, <strong>Rusya’nın</strong> <strong>Ukrayna’yı</strong> işgaliyle o cenahta kaynayan kazan patladı. “<strong>Yeni Soğuk Savaş</strong>” ilan edildi. Bu arada <strong>Ukrayna</strong>, <strong>ABD’nin</strong> <strong>Rusya’ya</strong> karşı vekalet gücü haline geldi. <strong>Biden</strong>, giderayak <strong>Afganistan’ı</strong> <strong>Taliban’a</strong> teslim ederken, yirmi küsur yıldır <strong>ABD’yle</strong> işbirliği yapan on binlerce <strong>Afganı</strong> yüz üstü bıraktı. <strong>Hamas’ın</strong> <strong>İsral</strong> saldırısı sonrası çıkan savaşta, <strong>İsrail’e</strong> tam destek verdi. Daha fazla uzatmayalım; <strong>Trump,</strong> ikinci kez <strong>Başkan</strong> seçildiğinde, kısaca dünyada tablo buydu.</div> <h3><strong>Trump ve Gazze krizi: Dünyayı alt üst eden açıklamalar...</strong></h3> <div><strong>ABD</strong> iç politikası açısından ise değişim aslında <strong>Trump’ın</strong> <strong>2016’da</strong> ilk kez seçim kazanmasının ardından başladı; <strong>Biden</strong> yönetimi bir parantez oldu ve nihayet kapandı. Bu değişimin iç politik nedenlerini şimdilik bir yana bırakalım ve dışardan bakıldığında daha fazla tartışma konusu olan <strong>Trump</strong> başkanlığının dünyayı ilgilendiren yönlerine odaklanalım. Bizim bulunduğumuz bölge açısından, <strong>Trump’ın</strong> dış politikasında en çarpıcı konu da ister istemez <strong>İsrail</strong>-<strong>Filistin</strong> meselesi oldu.</div> <div>Bu alanda, <strong>Biden</strong> yönetimi ile yeni <strong>Trump</strong> yönetimi arasında devamlılık olduğunun en önemli işareti, <strong>Gazze’de</strong> son ateşkesin sağlanmasında iki ekibin birlikte çalışmasıydı. Ancak, <strong>Biden</strong> veya <strong>Demokrat</strong> yönetimin dolaylı siyasetinin yerini, <strong>Trump’ın</strong> bomba gibi patlayan açıklamaları aldı. <strong>Trump’ın</strong> <strong>Gazze’yi</strong> boşaltıp, burayı <strong>Birleşik</strong> <strong>Devletler’in</strong> yöneteceğini söylemesi skandal kabul edildi. Son olarak, ateşkesin bitmesi konusundaki açıklaması da “<strong>kıyamet</strong> <strong>alameti</strong>” olarak görüldü.</div> <h3><strong>ABD’nin Ortadoğu politikası: Trump ve Biden farklı mı?</strong></h3> <div><strong>Skandal</strong> olmasına skandaldı da aslında bu noktaya varan yolun taşları çoktan örülmüştü. <strong>ABD’nin</strong> <strong>Gazze’yi</strong> doğrudan yönetmesi veya burayı <strong>Las</strong> <strong>Vegas’a</strong> çevirmesi, kuşkusuz abartılı bir tablo. Ancak, sonuçta <strong>Biden</strong> yönetimi de ne pahasına olursa olsun <strong>İsrail’in</strong> <strong>Hamas’ı</strong> <strong>Gazze’den</strong> tümüyle “<strong>temizleme</strong>” siyasetine tam destek veriyordu. Dahası, <strong>Netanyahu’nun</strong> sözde ateşkes çağrılarına kulak asmayıp, savaşın alanını <strong>Lübnan’a</strong> taşıması ve <strong>Hizbullah’ı</strong> bertaraf etmesi, <strong>ABD’yi</strong> bölgedeki en büyük düşmanlarından birinden daha kurtarmış oldu. Hem de söz konusu olan <strong>Hizbullah</strong>, <strong>ABD’nin</strong> bölgedeki “<strong>baş</strong> <strong>düşmanı</strong>” <strong>İran’ın</strong> zayıflatılmasında çok daha önemli bir aktördü. Bu sayede, <strong>Hizbullah’ın</strong> silahsızlandırılması yönünde yirmi yıllık çabalar sonuç vermiş oldu. Dahası, <strong>Lübnan</strong> iç siyasetinde ilk kez <strong>Hizbullah’ın</strong> yer almadığı bir kabine kuruldu. Bölgeyi izleyenler bilir; bu gelişme, bölgesel dengeler açısından fevkalade bir olaydır.</div> <div>Diğer taraftan, <strong>Lübnan’da</strong> <strong>Hizbullah’ın</strong> yenilgisi, <strong>Suriye’de</strong> <strong>13</strong> <strong>yıl</strong> süren rejim değişikliği çabalarının da gerçekleşmesini sağladı. Yani, <strong>İran’ın</strong> bölgesel müttefiklerinden ve dolayısıyla <strong>ABD’nin</strong> bölgesel düşmanlarından biri daha sahneden çekilmiş oldu. “<strong>Terörist</strong> <strong>Colani</strong>”den “<strong>Suriye’nin yeni lideri Ahmet eş-Şara</strong>”ya geçiş de bu çerçevede anlaşılabilir. Tüm bu gelişmeler, <strong>İsrail’in</strong> ve münhasıran <strong>Netanyahu’nun</strong> <strong>ABD</strong> nezdindeki değerini arttırdı. <strong>Trump’ın</strong> <strong>Netanyahu’yla</strong> yakınlığı malum; ancak, <strong>Washington’da</strong> ala ve vala ile ağırlanmasının asıl nedeni bu gelişmeler.</div> <div>Gelelim, ilk bakışta akıllara ziyan gibi görünen, <strong>Trump’ın</strong> <strong>Gazzelileri</strong> <strong>Mısır</strong> ve <strong>Ürdün’e</strong> taşıma projesine. Adı böyle konulmamış olsa da aslında bu fikir de yeni değil. <strong>Mısır</strong>, <strong>1967</strong> savaş yenilgisine kadar olan süreçte <strong>Gazze’nin</strong> yönetiminde söz sahibiydi. <strong>1959’da</strong> <strong>Birleşik</strong> <strong>Arap</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong> kurulduktan sonra <strong>Gazze</strong> de bu birliğin bir parçası sayılıyordu. <strong>2005</strong> yılında <strong>Ariel</strong> <strong>Şaron</strong> hükümeti zamanında <strong>İsrail’in</strong> <strong>Gazze’den</strong> çekilişi, ardından da <strong>Mısır</strong> ile <strong>İsrail</strong> arasında <strong>Gazze’nin</strong> güvenliği konusunda işbirliği söz konusuydu. <strong>Netanyahu</strong>, o dönemde <strong>Gazze’den</strong> çekilişe karşı çıktığı için, <strong>Şaron</strong> başbakanlığındaki kabineden istifa etmişti.</div> <div><strong>Filistin</strong> toprakları olarak kabul edilen bölgeye komşu diğer bir <strong>Arap</strong> ülkesi olan <strong>Ürdün’e</strong> gelince; malum, mevcut kralın büyük dedesi olan <strong>Kral</strong> <strong>Abdullah</strong>, <strong>Batı</strong> <strong>Şaria’yı</strong> <strong>Ürdün’e</strong> katma pazarlıkları yaptığı için, <strong>1951’de</strong> <strong>Mescid-i Aksa’da</strong> <strong>Cuma</strong> namazı çıkışında bir <strong>Filistinli</strong> tarafından öldürülmüştü. Bu olay esnasında <strong>Kral</strong> <strong>Abdullah’ın</strong> yanında o sırada çocuk olan torunu <strong>Hüseyin</strong>, şimdiki kralın babasıdır. <strong>Ürdün,</strong> kurulduğundan itibaren, <strong>İsrail’in</strong> kuruluşu sürecinde <strong>Siyonistlerle</strong> pek çok müzakere yürütmüştü. <strong>İsrail</strong> kurulduktan sonra da çerçevesi değişse de müzakereler devam etti. Dahası, <strong>Filistinliler</strong> bu ülkenin nüfusunun en az yarısını oluşturuyor.</div> <div><span>Formun Altı</span></div> <h3><strong>Trump ve Netanyahu: Ortak bir plan mı var?</strong></h3> <div><strong>Netanyahu</strong> ve <strong>Trump’ın</strong>, aslında sadece <strong>Gazze’nin</strong> değil, tüm <strong>Filistin</strong> nüfusunun <strong>Arap</strong> ülkelerine göç edip, bu bölgeyi tümüyle <strong>İsrail’e</strong> bırakması fikrinde ortaklaştıkları kesin. Aslında, <strong>İsrail’in</strong> kurulması döneminde de bu anlayış hakimdi, <strong>Filistin</strong> meselesi, bu zeminde gelişti. Ancak gelinen noktada, <strong>İsrail’in</strong> bu özlemine fiilen çok yaklaşmış olduğu da bir gerçek. <strong>Batı</strong> <strong>Şeria’da</strong> <strong>Filistin</strong> <strong>Yönetimi’nin</strong> otoritesinden söz etmek mümkün değil; zaten son savaş sadece <strong>Gazze’de</strong> değil, <strong>İsrail’in</strong> <strong>Batı</strong> <strong>Şeria’da</strong> yaptığı operasyonlarla devam ediyor.</div> <div>Diğer taraftan, <strong>Gazze</strong> harabeye dönmüş durumda ve kim ne derse desin <strong>Hamas</strong> büyük bir yenilgiye uğramış halde. <strong>Mısır</strong> ve <strong>Ürdün</strong> sınırlarını tümüyle açsa, <strong>Gazzelilerin</strong> en azından yarısının bu ülkelere göç edeceği söylenebilir. <strong>Trump</strong> da zaten bu zeminden hareketle, <strong>Mısır</strong> ve <strong>Ürdün’e</strong> ekonomik baskı uygulayarak, bu planı gerçekleştirmeye çalışıyor. <strong>Ürdün</strong>, <strong>ABD</strong> ekonomik yardımı ile ayakta kalan bir ülke. <strong>ABD</strong> ekonomik yardımı, <strong>Mısır</strong> için de çok önemli. Buna karşın, her iki ülkenin de <strong>Trump’ın</strong> teklifini açıkça kabul etmek konusunda tabii ki çekinceleri var.</div> <div><strong>Arap</strong> dünyasının zenginlerinin başında <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> ve <strong>BAE</strong>, zaten <strong>Hamas’tan</strong> rahatsızlık duyan, ama bunu açıkça söyleyemeyen ülkeler. <strong>Katar’ın</strong> durumu biraz daha karışık, ama sonuçta bölgenin en büyük <strong>ABD</strong> <strong>üssü</strong> bu ülkede. Zaten, <strong>Filistin</strong> <strong>meselesinin</strong> bugün geldiği trajik noktayı anlamak açısından, başından beri <strong>Arap</strong> dünyasındaki güç dengelerinin seyrini bilmek lazım.</div> <h3><strong>Trump ve Gazze krizinin Filistin halkı üzerindeki etkileri...</strong></h3> <div>Dışardan, <strong>Gazzelilerin</strong> “<strong>direniş</strong>”e devam etmesini beklemek veya <strong>direniş</strong> edebiyatı yapmak kolay, orada yaşamak ise neredeyse imkânsız hale gelmiş vaziyette. Her taraftan kuşatılmış, en basit ihtiyaçlarını karşılamak için <strong>İsrail’in</strong> izninin gerektiği bir kapalı alandan söz ediyoruz. Dahası, savaş başlamadan önce fukara <strong>Gazzeliler,</strong> <strong>İsrail’de</strong> günü birlik çalışmak için kuyruk oluyorlardı.</div> <div>Savaş, <strong>Netanyahu’ya</strong> <strong>Gazze’yi</strong> tümüyle kıstırma fırsatı verdi ve ne yazıktır ki, bu hedefine ulaştı. <strong>Trump</strong> da bu tablodan hareketle konuyu daha öteye taşıyabildi. Ne kadarı gerçekleşir, ne kadarı gerçekleşmez ayrı konu, ama sonuçta sadece <strong>Gazze’de</strong> değil, <strong>Batı</strong> <strong>Şeria’da</strong> da <strong>Filistinliler</strong> için yaşama alanı neredeyse yok edilmiş durumda. Bu durumda, fiili duruma boyun eğmek bir sorunsa, <strong>Filistinlilerin</strong> yaşama koşullarını göz ardı ederek <strong>direniş</strong> hayaline sığınmak da başka bir sorun.</div> <div><strong>Trump</strong> son olarak, ateşkes süresi doluncaya kadar rehineler teslim edilmediği takdirde, kıyamet kopacağını söyledi. <strong>Kıyamet</strong> zaten çoktan kopmuştu, demek ki kaldığı yerden devam edecek. Bence bir kez daha, sözde kalmaya mahkum, kınama ve itirazların ötesinde kimse parmağını oynat(a)mayacak.</div> <div><strong>Not:</strong> Bu yazıda, öncelikle <strong>Trump’ın</strong> dünyayı alt üst ettiği iddiasına karşın <strong>Ortadoğu</strong> cephesinde yaşananların çarpıcı, ama beklenmedik gelişmeler olmadığını düşündüğümü izah etmeye çalıştım. Diğer pek çok alanda, “<strong>Trump etkisi</strong>”ni değerlendirmeye devam edeceğim. </div> <div>.</div> <div><strong>Nuray Mert, dikGAZETE.com</strong></div>