<h3><strong>OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA DANIŞMANLIK KURUMU</strong> </h3> <div><strong>Danışmanlık</strong> mekanizması, genel olarak mevcut yöneticiye destek vermek olarak ifade edilebilir. Bu <strong>danışmanlık</strong>, tarih boyunca “<strong>lala</strong>/ <strong>atabey</strong>/ <strong>nedim</strong>/ <strong>müsteşar</strong>” gibi farklı isimler ile anılmıştır.</div> <div>Etimolojik olarak ‘<strong>müsteşar’</strong> yani ‘<strong>danışman’</strong> kelimesinin <strong>Arapça</strong>dan <strong>Türkçe</strong>ye geçtiği bilinmektedir. </div> <div>‘<strong>Danışman’</strong>, <strong>Farsça</strong> kökenli bir sözcük olan ‘<strong>danişmend’</strong> kelimesinden türetilmiştir. Yeni <strong>Türkçe</strong> türevin <strong>Farsça</strong> ‘<strong>dānişmand’</strong> (bilgi sahibi, alim) sözcüğünden esinlenmiş olduğu açıktır. <strong>Arapça</strong> karşılığı ise <strong>'müsteşar'</strong> kelimesidir.</div> <div><strong>Danışmanlığı</strong> tek bir tanım içerisine sığdırmak mümkün değildir. Bu tanımlamadaki en önemli nokta, yapılan çalışmaların <strong>yöneticiye</strong> sunulmasıdır.</div> <div>Bir <strong>danışmanda</strong> aranan en önemli vasıflardan biri <strong>ikna</strong> <strong>kabiliyetinin</strong> <strong>yüksek</strong> olmasıdır.</div> <div>Danışmanın görüşlerini etkili bir biçimde kullanabilmesi için bağlı olduğu <strong>yöneticiden</strong> <strong>bağımsız</strong> <strong>düşünebilme</strong> özgürlüğüne sahip olabilmesidir.</div> <div>Her halükârda danışman, yöneticinin düşüncelerini <strong>onaylayan</strong> veya <strong>tekrarlayan</strong> değildir, bilakis gerektiğinde <strong>fikir</strong> <strong>ve</strong> <strong>görüşleriyle</strong> yöneticisiyle <strong>çatışan</strong> kişidir.</div> <div>Bu bağlamda <strong>danışman</strong> kendisini, hâkim olduğu alanlarla ilgili sürekli olarak yenileyebilmelidir.</div> <div>Hem <strong>Batı</strong> hem de <strong>Doğu</strong> medeniyetlerinde, özellikle <strong>Osmanlı</strong> <strong>İmparatorluğu’nda</strong> çok sayıda <strong>danışmanlara</strong> ve <strong>yazdıkları</strong> <strong>eserlere</strong> rastlıyoruz.</div> <div><strong>Desiderius</strong> <strong>Erasmus</strong>’un “<strong>Hırıstiyan</strong> <strong>bir</strong> <strong>Prensin</strong> <strong>Eğitimi</strong>” adlı çalışması ve <strong>Fatih</strong> <strong>Sultan</strong> <strong>Mehmet</strong> <strong>Han’ın</strong> <strong>Hocası</strong> <strong>Akşemseddin</strong> <strong>Hazretlerinin</strong> “<strong>Nasihatname</strong>”si örnek olarak verilebilir.</div> <h3><strong>Osmanlı İdare Yapısında Danışmanlık Örnekleri:</strong></h3> <div><strong></strong></div> <h4><strong>- Hükümdarın Aile Üyesi Olan Danışmanları:</strong></h4> <div>Yapılan araştırmalar neticesinde <strong>Hükümdar</strong> <strong>Danışmanları</strong> arasında <strong>Valide</strong> <strong>Sultan</strong>, <strong>Sultan</strong> <strong>Hanımlar</strong> ile <strong>Damatlar</strong> gibi aile üyelerinin, hiyerarşide önemli bir yer edindiklerini anlıyoruz. Özellikle kadınların ‘<strong>eş</strong> <strong>sıfatı’</strong> ile saray içi işlerde söz sahibi olma yolunu seçtikleri görülmektedir.</div> <div>Dikkat çeken <strong>Hanım</strong> <strong>Sultan</strong> <strong>Danışmanlar</strong> arasında <strong>Hürrem</strong> <strong>Sultan</strong> ve <strong>Kösem</strong> <strong>Sultan</strong> gelmektedir.</div> <div><strong>Hanım</strong> <strong>Sultanların</strong> danışmanlık hizmetleri kimi zaman ‘<strong>istihbarat’</strong> için, kimi zaman ‘<strong>devletin</strong> <strong>devamlılığı’nı</strong> sağlamak için kullanılmıştır. Aile içi danışmanlık hizmetlerinin maalesef kimi zaman çeşitli sorunlara yol açtığı da görülmüştür.</div> <h4><strong>- Din Adamları ‘Ulema’ Danışmanları:</strong></h4> <div>Arşivlerden edinilen bilgilere göre, <strong>ilmiye</strong> sınıfının ve dönemin önde gelen din adamlarının, <strong>Padişahla</strong> <strong>yakın</strong> <strong>danışmanlık</strong> <strong>ilişkileri</strong> içerisinde oldukları açıkça görülmektedir.</div> <div>Örneğin <strong>Şeyh</strong> <strong>Edebali</strong> ve <strong>Akşemseddin</strong> <strong>hazretlerinin</strong> danışmanlık hizmetleri kayda değerdir.</div> <div><strong>Göynüklü</strong> <strong>Akşemseddin’in</strong> <strong>Sultan</strong> <strong>Fatih’i</strong> savaş ve seferlerde görüşleriyle olumlu yönde etkilediği bilinir.</div> <div>Hiyerarşik bağlamda, <strong>Padişah’ın</strong> ulema ile aralarında muhteşem bir <strong>güven</strong> <strong>ve</strong> <strong>hürmet</strong> <strong>ilişkisi</strong> olduğu anlaşılmaktadır.</div> <h4><strong>- Dini Niteliği Olmayan Diğer Danışmanlar:</strong></h4> <div><strong>İlmiye</strong> sınıfına mensup olmayan <strong>diğer</strong> danışmanlar, <strong>Osmanlı</strong> <strong>Devleti’nin</strong> özellikle kuruluş ve gelişme aşamalarında, “<strong>mülki ve mali konular</strong>”da <strong>Padişah’a</strong> bilgi sunmuşlardır.</div> <h4><strong>- Dalkavuk Danışmanlar:</strong></h4> <div>Üzülerek belirtmemiz gereken bu son gurup, <strong>Osmanlı</strong> hiyerarşisine mensup “<strong>Dalkavuk</strong> <strong>Danışmanlar</strong>”dan oluşmasıdır. Hiçbir <strong>yetenek</strong> ve <strong>vasfa</strong> sahip olmayan bu <strong>dalkavukların</strong> tek görevleri <strong>Padişahı</strong> <strong>eğlendirip</strong>, <strong>gerçekleri</strong> <strong>perdeleyip,</strong> alkış tutmalarıdır.</div> <div><strong>Hükümdarlar,</strong> herkesle sohbet edemezlerdi, belki de “<strong>kafa</strong> <strong>dengi</strong>” kimse bulamadıkları için kendilerini <strong>güldürecek</strong>, <strong>eğlendirecek</strong> böyle <strong>danışmanlara</strong> ihtiyaç duymuşlardır.</div> <h4>‘<strong>Patlıcan</strong> <strong>hikâyesi’…</strong></h4> <div>Şimdi sizlere, herkes tarafından bilinen ‘<strong>Patlıcan</strong> <strong>hikâyesi’</strong> ile bu <strong>dalkavuk</strong> <strong>danışmanların</strong> trajikomik durumunu anlatalım:</div> <div>Padişahın biri, patlıcanı çok severmiş. Ne zaman; “<strong>Şu patlıcan musakkaya bir türlü doyamıyorum</strong>” dese, <strong>dalkavuk</strong> <strong>danışmanı</strong> da; “<strong>Aman Padişahım, siz söyleyince ağzımın suyu akıyor. Akşam olsa da yesek</strong>” dermiş.</div> <div>Ardından başlamış <strong>patlıcana</strong> <strong>övgüler</strong> dizmeye;</div> <div>“<strong>Bu mübarek sebzeye ne kadar şükretsek azdır. Bu patlıcanın her türlü yemeği keyifle yenilir. Bin bir çeşit yemeği var, mezesi yapılır, İmam Bayıldı, Patlıcan Musakka, Hünkâr beğendi… Padişahım, hele özellikle şu musakkayı icat edenin mekânı cennet olsun, nefis bir yemek. İnsan yemeye doyamıyor</strong>” dermiş.</div> <div>Bu övgüleri duyan <strong>aşçılar</strong> da sıvamışlar kolları...</div> <div>Ve…</div> <div>Her gün ayrı bir patlıcan yemeği koymuşlar Padişahın önüne…</div> <div>Gel zaman, git zaman her gün <strong>musakkadan</strong> <strong>başka</strong> <strong>yemek</strong> görmeyen <strong>Padişah</strong>, patlıcandan adeta <strong>nefret</strong> etmeye başlamış; “<strong>Yeter ulan kaldırın bu musakkayı önümden. Ne kastınız var bana da her gün patlıcan yediriyorsunuz!”</strong></div> <div>Sofraya değil yemeğinin, salatası, turşusu, tatlısı, <strong>patlıcanın ‘P’sinin</strong> gelmesini bile yasaklamış.</div> <div>“<strong>Şu patlıcan musakkanın neresini beğenirler de yerler, bir türlü anlamıyorum</strong>” dediğinde, <strong>dalkavuk</strong> da padişahın sözünü tamamlamış; “<strong>Aman Padişahım, bu musakkanın yenilmesini yasaklamak lazım... Bunun içinde afyon var, sağlığa zararlı, hemen yasaklayalım efendim; dikimi de tohumu da ortadan kalksın</strong>” şeklinde patlıcanı yermeye başlamış.</div> <div><strong>Fırıldaklıkta</strong> dalkavuğun hızına yetişemeyen <strong>aşçılardan</strong> birisi dayanamamış ve <strong>Padişahın</strong> <strong>olmadığı</strong> ortamda, <strong>dalkavuğun</strong> <strong>kulağına</strong> eğilerek sormuş;</div> <div>“<strong>Yahu! Sen bir zamanlar patlıcanı metheder ve adeta göklere çıkarırdın. Şimdi ise patlıcanı ve yemeklerini kötülüyorsun. Nasıl olur da bu kadar değişebilirsin hayret!.</strong>.”</div> <div>Hazır cevap <strong>dalkavuk</strong> hemen cevaplamış;</div> <div>-<strong>Bana bak arkadaş... Bana bak... Ben patlıcanın değil, padişahın dalkavuğuyum. Anladın mı?..</strong></div> <div>Benzeri tarihi anekdotlar da “<strong>Sarayın kadrolu Dalkavuk Danışmanları</strong>” için, <strong>Padişahın</strong> veyahut halkın zarar ya da fayda görmeleri aslında pek de umurlarında olmamıştır. Onlar için her zaman en önemlisi <strong>Hünkârın</strong> <strong>himmeti</strong> sayesinde elde ettikleri <strong>ganimetler</strong> olmuştur.</div> <div><strong>Osmanlı</strong> İmparatorluğu’nda “<strong>Dalkavuk</strong> <strong>Danışmanlık</strong>” tıpkı <strong>doktorluk</strong>, <strong>hemşirelik</strong>, <strong>psikolog</strong> gibi meşru mesleklerden sayılmıştır.</div> <div>Ne demişler; <strong>söyle bana Danışmanını, söyleyeyim sana kim olduğunu</strong>.</div> <div><strong>Danışman</strong> yöneticinin aynasıdır, aynısıdır!</div> <div><strong>.</strong></div> <div><strong>Hülya Ayhan, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong> </strong></div>