<h3><strong>Önümüzdeki çağ, aydınlanma çağı olarak ön görülmektedir. Lütfen bu çağı da ıskalamayalım.</strong></h3> <div>Toplumsal düzeyde <strong>zihinsel</strong> <strong>sıçramalar</strong> yaşanmadığı sürece, ilkel benliğin dışa vurumlarından sıyrılıp kurtulmak mümkün olamayacaktır. Hal böyle olunca da insanlık, <strong>cehalet sarmalı içerisinde</strong> debelenip durmakla birlikte gelişim gösteremeyecektir.</div> <div>Özet olarak; <strong>İnsanoğlu</strong>, doğanın gücü karşısında korumasız olduğu süreci aştıkça, her şeye hükmetmesi gerektiği kanısına bir adım daha yaklaşıyor.</div> <div>Aslında <strong>insanoğlunun</strong> doğadan öğrenmesi <strong>gereken en önemli ders hükmetmek değil, uyum sağlayabilme yeteneğinin geliştirilmesi olmalıdır</strong> kanaati, hâkim kanaat olmalıdır.</div> <div><strong>Manevi</strong> ve <strong>maddi</strong> alanlarda eşgüdümlü şekilde gelişim ve tekamüllerini başarabilen <strong>insanlık,</strong> ulaşması gereken hedefinin<strong> tabiat ile uyumlu olmak zorunda</strong> olduğunu er ya da geç görecektir.</div> <div>Milyonlarca yıldır senkronize şekilde hareket eden <strong>yaşam (evrenin) döngüsü</strong> bizlere göstermektedir ki; bu kadar devasa bir hareketin karşısında <strong>aykırı</strong> <strong>davranmak</strong>, bütünüyle yanlıştır ve sonucu insanlığı felakete sürükleyecektir.</div> <div><strong>Tabiatın</strong> <strong>akışına</strong> <strong>karşı</strong> hareketlerde bulunmanın sonuçlarını değerlendirdikten sonra gelelim tüm diğer canlıların kendi aralarındaki <strong>rekabet</strong> veya <strong>karşılıklı</strong> <strong>etki</strong> altına alma hamlelerine.</div> <div>Canlıların <strong>doğal</strong> <strong>ayıklanma</strong> sürecini takip edecek olursak, <strong>zayıf</strong> olanın hayatta kalma şansının <strong>az</strong> olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz.</div> <div>Bir canlı türü, tüm bu sürecin dışına çıkabilmeyi başarabilmiş durumdadır.</div> <div>Yanisi; <strong>İNSANOĞLU… </strong></div> <div>Ama bu seferde <strong>insanın</strong> <strong>insan</strong> <strong>ile</strong> rekabetinde, <strong>zayıf</strong> <strong>kalanın</strong> hayatta kalma şansının az olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz.</div> <div>Tüm bu <strong>doğal seleksiyonun</strong> dışına çıkmayı başarabilen ‘<strong>insanoğlu</strong>’nun koymuş olduğu yeni kuralların kahir ekseriyeti, milyonlarca belki de milyarlarca yıldır işleyen <strong>ekosistemin</strong> tersi yönünde bir ivmeye sahiptir maalesef.</div> <div>Başlangıçta <strong>insanlık</strong>, tabiatın etkisi karşısında <strong>hayatta</strong> <strong>kalmaya</strong> çalışılırken, içlerinden bazıları, edindikleri <strong>deneyim</strong> <strong>ve</strong> <strong>başarılar</strong> sayesinde, kendilerinin dışında tutmayı tercih ettikleri <strong>diğer</strong> <strong>insan</strong> <strong>yığınlarının</strong> üzerinde <strong>tahakküm</strong> <strong>kurma</strong> yoluna gitmiş olmaları büyük bir talihsizliktir.</div> <div><strong>Dini açıdan</strong> kendileri dışında kalan <strong>insanlığın hizmetli</strong> (alt sınıf) <strong>sınıfında olduğunu iddia edenler</strong> mi dersiniz, <strong>ekonomik</strong> <strong>gücü</strong> ellerine geçirip, kendilerini “<strong>ELİT sınıf”</strong> olarak addedenleri mi dersiniz, gerisini siz getirin artık.</div> <div>Tüm bu yaşanan serüvenlerin temelinde yatan konsantrasyon, <strong>ilkel</strong> <strong>benliğin</strong> “<strong>hayatta kalabilmek için hükmetmek</strong> <strong>gerekir”</strong> bağımlılığından kaynaklanmakta olduğunu görürsünüz.</div> <div><strong>Şimdi insanın aklına şu soru geliyor;</strong></div> <div>Az sayıda da olsa <strong>zihinsel</strong> <strong>sıçramalarını</strong> yaparak belli birtakım <strong>aşamaları</strong> geçebilen küçük bir zümrenin, normalde insanlık adına <strong>faydalı</strong> olan girişimlerde bulunması gerektiğini düşünürüz.</div> <div>Peki; neden bu <strong>küçük</strong> <strong>zümre,</strong> diğer insanlar üzerinde <strong>tahakküm</strong> <strong>kurma</strong> yolunu seçmektedir!?</div> <div>İşte bu noktada <strong>“iyi ve kötü”</strong> kavramını ortadan kaldırarak yerine inşa etmeye çalıştığımız <strong>“sadece kendi çıkarları için çalışanlar ile insanlığın çıkarları için çalışanlar”ın</strong> ayrışması eylemi, kendisini göstermektedir.</div> <div>Anlayacağımız; <strong>tabiatın</strong> <strong>güçlü</strong> <strong>etkisi</strong> karşısında <strong>birlik</strong> olan insanlık serüveni, kendi arasında bir <strong>fark</strong> <strong>gözetmiyor</strong> iken, tabiatın güçlü etkilerine karşı metodlar geliştirilen ve <strong>kudret</strong> <strong>sahibi</strong> olunan dönemde insanlık, iki farklı kulvara ayrılıyor.</div> <div>Anonimden edinilen etkileyici bir cümle çarpmıştı kulağımıza;</div> <div>“<strong>İnsan, güç ve iktidar sahibi değil iken gerçek karakterini gizler, asıl karakterini güçlü olduğu zaman ortaya koyar”</strong></div> <div>Bu durumu net olarak ortaya koyan kendi <strong>atasözümüz</strong> de mevcuttur aslında;</div> <div><strong>“Köprüyü geçene kadar ‘Ayı’ya dayı derler”</strong></div> <div>Bu durum <strong>insanlığın</strong>, özellikle de <strong>coğrafyamızın</strong> baskın karakteristik yapısına yanlış ve kasıtlı olarak yerleştirilmiş olan <strong>algının</strong> <strong>tespitini</strong> ortaya koymaktadır.</div> <div><strong>Diyebiliriz ki;</strong> birisini düşürdüğün kötü durumdan mutlu oluyorsan ve bu sana zevk veriyorsa ve hatta mutlu olmanın kodlarını, zihnine bu açıdan kayıt etmişsen, daima mutlu olmak isteyen beyin ve bilinçaltın, seni daima zulüm etmeye veya zulme sessiz kalmaya iter.</div> <div><strong>‘Son söz’ diyelim ve kalemi bırakalım;</strong></div> <div>Tüm yaşanmışlıkların dışında ortaya koyulması gereken <strong>erdemli</strong> davranış şeklini topluma yaymaktaki yol taşlarını döşeyebilmenin ön şartı, <strong>tutuculuğun</strong> <strong>beslediği</strong> <strong>radikalizmden</strong> kurtulmakla birlikte, <strong>cehalet</strong> <strong>sarmalında</strong> debelenerek tarih akışında geriye düşmekten kurtulmaktır.</div> <div>Böylelikle <strong>değişim</strong>, <strong>dönüşüm</strong> ve <strong>gelişim</strong> sürecinde <strong>mesafe</strong> kat ederek zihinsel sıçramalarımızı yapabilir ve tekamüllerimizi elde etmiş oluruz.</div> <div><strong>Önümüzdeki çağ, aydınlanma çağı olarak ön görülmektedir. Lütfen bu çağı da ıskalamayalım.</strong></div> <div>Saygılarımla.</div> <div>.</div> <div><strong>Ali Karani, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>