<div>Önce şunu soralım; neden <strong>İngiliz</strong> <strong>istihbaratı</strong>, 20 Mart 2003'te; <strong>Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık/İngiltere</strong> önderliğinde oluşturulmuş Çok Uluslu Koalisyon Kuvvetleri'nin <strong>Irak’a</strong> “demokrasi getirmeyi” vadeden bir askerî harekâtla <strong>Irak'a</strong> girme kararı alındığı günlerden kısa bir süre önce, sivil görünümlü özel yetiştirilmiş bir askeri istihbarat personelini <strong>Kuzey Irak’taki Türk Özel Kuvvetlerine</strong> monte etti?</div> <h3><strong>İngiliz Michael Todd ile Iraklı Abla’nın trajik aşkı!..</strong></h3> <div>Hikaye, <strong>Süleymaniye’de</strong> <strong>Türk</strong> <strong>Özel</strong> <strong>Kuvvetleri</strong> askerine <strong>Amerikalı</strong> askerler tarafından çuval geçirilmesinden 4 ay önce başlar. 25 Şubat 2003’te <strong>İngiltere’nin</strong> kuzeyinde Yorkshire bölgesinde Londra’dan sonra en çok turist çeken <strong>York</strong> şehrinde hayatını sunuculuk yaparak ve çocukları eğlendirerek kazanan sokak sanatçısı 33 yaşındaki <strong>Michael Todd</strong> bir basın toplantısı düzenler.</div> <div></div> <div>Elinde küçük bir kız çocuğunun bebeklik resmi vardır. Resmin üzerinde "<strong>Kızım ölmesin</strong>" diye <strong>Arapça</strong> el yazılı bir ifade yer almaktadır. 2000 yılında Leeds'te (York şehri ile aynı bölgede bir yer anlamına gelen şehir adı) 1904 yılında kurulan University of Leeds’te okurken Iraklı kız öğrenci <strong>Abla</strong> ile tanıştıklarını, bir müddet beraber olduklarını, ilişkilerinden sevgilisinin hamile kaldığını, sevgilisi <strong>Iraklı Abla</strong>’nın, evlenme planlarına rağmen hamile olduğunu öğrendikten kısa bir süre sonra Leeds'ten kaybolduğunu söyler.</div> <div><strong>Abla</strong>, <strong>Irak'a</strong> döndükten bir kaç yıl sonra kız kardeşi aracılığıyla <strong>Michael</strong> <strong>Todd</strong> ile temasa geçer ve <strong>Sajida</strong> adını verdiği kız bebeğinin dünyaya geldiğini söyler. Ancak <strong>Irak,</strong> güvenli bir ülke değildir. <strong>Abla</strong>, döndüğüne bin pişmandır, ülkeden çıkmak için bırakıp kaçtığı <strong>Michael Todd</strong>’tan yardım istemektedir. Çünkü II. Körfez Harbinin eli kulağındadır, savaş başlamak üzeredir. </div> <div><strong>Kerküklü Abla</strong>, kendisinden çok, bebeğinin hayatından endişe etmektedir. <strong>Michael Todd</strong>’a gönderildiği söylenen 19 aylık Sacide bebeğin fotoğrafı üzerinde "<strong>Kızım ölmesin/ Kızımı öldürme" </strong>yazmaktadır. Michael Todd’un da kameraların önüne çıkmasının sebebi, kız çocuğu ile birlikte kız arkadaşını bulup <strong>İngiltere’ye</strong> getirmektir.</div> <div></div> <div><strong>Michael Todd</strong> harbiden iyi iş çıkarmıştı. Zaten sokaktan deneyimli olduğu için inandırıcı yüksek performans sergilemişti. <strong>İngiliz</strong> <strong>istihbaratındaki</strong> arkadaşları ile oldukça iyi bir senaryo hazırlamışlardı. Savaşın eşiğindeki bir ülkeye oldukça trajik ve dram yüklü bir hikâye ile giriş yapmasının ortamı hazırlanmıştı. Ancak senaryoda gözden kaçan bazı hatalar vardı.</div> <div>Mesela <strong>Ortadoğu</strong> toplumlarında, gayri <strong>gayrimüslimlerle</strong> bırakın evlilik dışı ilişkiyi, <strong>evlilik</strong> dahi hoş görülmüyordu. Ayrıca <strong>Müslüman</strong> bir kadının evlilik dışı ilişkisi, çoğu zaman öldürülmesiyle cezalandırılıyordu. </div> <h3><strong>Türk Özel Kuvvetleri’ne Çuval geçirme olayına doğru adım adım…</strong></h3> <div><strong></strong></div> <div><strong>İngiltere</strong> ile anlaşmalarının ardından, <strong>Irak’ı</strong> işgali etmek için düğmeye basmayı bekleyen <strong>ABD Başkanı George W. Bush</strong>, yardımcısı <strong>Dick Cheney </strong>ve <strong>Neo-Conlar</strong>’ın gözü kulağı, <strong>Ankara’dan</strong> gelecek haberdeydi. Bekledikleri haber geldi ama istedikleri olmamıştı, resmen şapa oturmuşlardı.</div> <div><strong>1 Mart 2003’te TBMM’de; </strong>62 bin yabancı askerin altı süreyle <strong>Türkiye’de</strong> bulunmasına, <strong>ABD Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak’a</strong> serbest geçiş yapabilmesine, <strong>Adana’daki</strong> İncirlik Hava Üssü’nün Amerikan keşif ve ağır bombardıman uçaklarına (255 uçak-65 helikopter) açılmasına izin veren <strong>1 Mart Tezkeresi </strong>oylandı. <strong>264 evet, 250 hayır</strong>, 19 çekimser oyu çıktı. <strong>Evet</strong> oyları çoğunlukta olsa da salt çoğunluk (267) sağlanamadığı için tezkere <strong>Meclis'ten</strong> çıkmadı.</div> <div>Ancak<strong> Kuzey</strong> <strong>Irak'ta</strong> bir çok vilayette <strong>Türk</strong> <strong>askeri</strong> <strong>birliklerinin</strong> kampları vardı hatta <strong>Kerkük’teki</strong> <strong>ABD</strong> üssü içinde <strong>Türk Özel Kuvvetleri</strong>’ne ait ofis bulunuyordu. Yani <strong>ABD ve Türk askeri </strong>unsurları bu kadar iç içeydi. <strong>Türklerin</strong> Amerikalılarla yakın işbirliği, en çok <strong>İngilizlerin</strong> hoşuna gitmiyordu.</div> <h3><strong>Sonra ne oldu?</strong></h3> <div><strong>Washington</strong> yönetimi, deyim yerindeyse kudurdu. Ne olmuştu da vassal gördükleri <strong>Türkler,</strong> kendilerini ters köşeye yatırmıştı? Bu Türklerde çok oluyordu onlara anlayacakları dilden tez elden mesaj verilmeli, kulakları çekilmeliydi.</div> <div>Öyle de yaptılar.</div> <div><strong>22 Nisan 2003</strong> günü, <strong>Erbil’deki</strong> <strong>Özel Kuvvetler Komutanlığı Karargâhı</strong>’nda görev yapan Türk askerleri, “<strong>Türkiye’den gelen bir insani yardım konvoyuna eskortluk etmek üzere</strong>” gittikleri <strong>Kerkük’te</strong> gözaltına alınmış, ertesi gün de <strong>Amerikan</strong> askerî personeli eşliğinde <strong>Türkiye’ye</strong> gönderilerek, <strong>Irak’tan</strong> sınır dışı edilmişlerdi.</div> <div>Bir hafta sonra, 30 Nisan 2003’te yapılan askerî toplantıda, iki tarafın da altına imza koyduğu kararlarla, <strong>Irak’taki Türk askerî personelinin</strong> her zaman üzerinde kimlik ve üniforma taşıması gerektiği <strong>Türkiye’ye</strong> tebliğ ediliyor ve bu kurala uymayan askerlerin gözaltına alınacağı kayda geçiriliyordu. <strong>Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök</strong>’ün “<strong>kesin uyarı benzeri</strong>” diyerek eleştirdiği ancak geçerliliğine kimsenin resmen itiraz etmediği bu kararların üzerinden iki ay geçtikten sonra, <strong>4 Temmuz 2003</strong>’te, “<strong>Çuval Olayı</strong>” yaşandı. Türkler çuvalla-n-mıştı!</div> <h3><strong>İngiliz Michael Todd, Irak yollarında!..</strong></h3> <div><strong>Michael Todd</strong>'un dramatik öyküsüne kaldığımız yerden devam edelim.<strong> </strong>Bölgede tüm bunlar yaşanırken <strong>Iraklı</strong> kayıp sevgilisi Abla’dan olma kızı Sacide’yi bulmak için basın toplantısı düzenleyen <strong>İngiliz Michael Todd, </strong>yakın bir askeri harekât olasılığına rağmen <strong>Bağdat'a</strong> gitmeye kararlı olduğunu söylemişti. Dediğini de yaptı. iki hafta içinde <strong>Ürdün</strong> üzerinden <strong>Irak'a</strong> seyahat etti. </div> <div>Aksilik bu ya o sırada <strong>II. Körfez Harbi </strong>başlamıştır. <strong>Iraklı</strong> sevgilisi Abla'nın yaşadığı <strong>Kerkük</strong> şehri Müttefik uçaklarının bombardımanı altındadır. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra <strong>Todd,</strong> yeniden ortaya çıkar gazetecilere <strong>Abla'nın</strong> Kuzey Irak'ın <strong>Kerkük</strong> kentini Müttefik bombalamasında öldürüldüğünü söyler ve <strong>Türkiye'ye</strong> gelir. </div> <div><strong>Ankara'daki</strong> İngiltere Büyükelçiliği aracılığı ile Türk Dışişlerine başvuru yaparak, aldığı izinle <strong>Türkiye'nin</strong> <strong>Irak</strong> sınırından giriş yapar. Takip ettigi izler onu <strong>Süleymaniye’ye</strong> sürükler, onları orada bulamaz ama tarihi <strong>Süleymaniye</strong> <strong>baskını</strong> kurbanlarından biri olur. <strong>Amerikalılar</strong> onu <strong>Türk Özel Kuvvetleri Komutanı</strong> sanınca <strong>Tood</strong> da <strong>Türk</strong> askerleriyle birlikte gözaltına alır.</div> <div>Serbest bırakıldıktan sonra <strong>Michael</strong> <strong>Todd</strong>, Evrensel Gazetesi'ne izlenimlerini yazmış bu olayı anlatmıştı. Sonrasını kendisinden dinleyelim:</div> <div>“Türk Dışişleri’nden nihai onayı aldıktan sonra, 12 Haziran’da otobüse atladım. Ertesi gün Silopi’deydim. Avrupa’dan ülkelerine dönmekte olan iki Iraklı ile tanıştım; Habur’u onlarla geçtim. Türk hükümetinin ilgili faksları Habur’a ulaşmıştı ve sınırda hiç zorluk çekmedik. Türk taksisi, bizi Kuzey Irak’ta bıraktı ve Erbil’e gitmenin bir yolunu aramaya başladım. Kızılhaç’ın merkez bürosu Erbil’deydi çünkü. Hikâyemi onlara anlatıp, kızımı bulmak için yardımlarını isteyecektim. </div> <div>Taksi durağında; iyi İngilizce konuşan bir Iraklıyla tanıştım. Ona derdimi anlattığımda beni evine davet etti; bana yardım etmek istiyordu. Ona güvendim ve yola çıktık.</div> <div><strong>Iraklının misafirperverliği...</strong></div> <div>Bana yardım eden Iraklının adı Refik’ti; Süleymaniye’de yaşıyordu. Musul, Kerkük, Erbil üzerinden Süleymaniye’ye geçtik. Olağanüstü bir misafirperverlik gösterdiler ve her ihtiyacımı karşılamaya çalıştılar. </div> <div>Refik’in otomobiliyle bütün Kuzey Irak’ı gezdik; birçok köye gidip kızımı sorduk. Hem Süleymaniye, hem Erbil’deki Kızılhaç bürolarına başvurduk. Yerel radyo ve televizyondan duyuru yapmama dahi izin verildi. Dahası; her gün internet kullanabiliyor, gelişmeleri takip edebiliyordum. </div> <div>Amerikan araçları her yerdeydi; özellikle Kerkük’te. ABD askeri operasyonlarına sık sık denk geldik; Iraklıları yol kenarlarına yatırıp dövdüklerini, tekmelediklerini gördüm. Kuzey Irak’taki Amerikalılar hakkında aklıma gelen tek sözcük, “küstah”tır. ... </div> <div><strong>Ve 4 Temmuz...</strong></div> <div>O gün saat 15.00’de; Refik beni her zamanki gibi internet kafeye bırakmıştı. Ona, beni saat 19.00’da alabileceğini söyledim. Bilgisayarın başına oturdum, ama saat 15.20’de sistemler çöktü. Biraz alışveriş yapmaya karar verdim. Refik’lerin evinde bir resim çerçevesini kazayla kırmıştım; yeni bir tane almak istiyordum. Ana caddede ilerlemeye başladım. </div> <h3><strong>İngiliz Michael Todd, Türk Özel Kuvvetleri İrtibat Bürosunda!..</strong></h3> <div>Solumda, yeşil bir tabela gördüm. Yabancılara yardım eden resmi bir binaya işaret ediyordu. Onları ziyaret etmeye karar verdim. Sola dönüp dümdüz ilerledikten bir süre sonra, bağırışlar ve silah sesleri işittim. Aldırmadım ve yola devam ettim, bir süre sonra sesler kesildi. Bir yol ayrımına geldiğimde kahverengi üniformalı askerler gördüm. </div> <div>Daha sonra, bunların Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) peşmergeleri olduğunu anlayacaktım. Tepeden tırnağa silahlıydılar, çevreyi inceliyorlardı. Çok kaygılıydılar. Devam ettim ve yolun kenarında birikmiş yüzlerce insanla karşılaştım. Yavaşladım, yanlarından geçerken peşmergelere gülümsedim. Korkacak bir şeyim yoktu; her türlü belgem yanımdaydı. </div> <div>Bunlar arasında; Bağdat’taki Koalisyon Geçici Yönetimi’nin başı Paul Bremers’in ofisine, Amerikan Büyükelçiliği eliyle yollanan elektronik posta mesajının kopyası da vardı. Aynı mesaj; Irak’taki 8 ayrı ABD askeri birimine de gönderilmişti. </div> <div>İrtibat bürosunda az ileride, yolun 5-6 ABD cipi tarafından kesilmiş olduğunu gördüm. Peşmergeler de vardı; herhalde güvenliği sağlıyorlardı. Amerikalıların gözleri ve silahları, bir binaya yöneltilmişti. Buranın Türk irtibat bürosu olduğunu da sonra öğrenecektim. Durumun pek iyi olmadığını anlamıştım; ama yine de binaya girdim. </div> <div>Dışarıdaki adamlar, ofisin kapalı olduğunu söylediler. Teşekkür edip geri döndüm. Kapıdaki adamlar çok düşmanca davranıyorlardı. İki peşmerge, silahlarını bana doğrultup üzerime koştular. Kollarımı büküp beni sürüklediler. Canım yanıyordu ama soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. İngiliz olduğumu, kızımı aradığımı söyledim. Dinlemediler ve sürüklemeye devam ettiler. </div> <h3><strong>“İngiliz SAS timi”, hatta ‘suikastçı’ diyorlardı!..</strong></h3> <div>ABD askerinin ‘huzurunda’ yerde sürüklenirken bir başka ABD cipi ve askerler gördüm. Silahları bana dönmüştü, yüzlerinde öfke vardı. Peşmergeler beni itip kakarak, 18 yaşında görünen bir ABD askerinin önüne getirdiler. Askerlere, İngiliz olduğumu, belgelerimin yanında olduğumu anlattım.</div> <div>Küfrettiler. Beni aldılar; silahların hepsi bana dönüktü ve artık öldürüleceğimi düşünüyordum. Bir köşeyi dönerek, bir evin arkasına çıktık. Burada daha çok ABD askeri vardı, hepsinin de silahları bana dönüktü. Olanları anlamıyordum. ‘Çuvallı’ Türk askerleri Sonra, bir askeri kamyon gördüm. Kamyonun kasası; başlarına plastik torbalar geçirilmiş, elleri arkadan bağlanmış adamlarla doluydu.</div> <div>Kamyonun etrafı ABD askerleriyle doluydu, askerlerin silahları kasaya yönelmişti. Bazı askerler, başı torbalı olanlara bağırıyordu. Bir asker, onlara tükürdü. Kim olduklarını bilmiyordum ama başları belada olduğu kesindi. </div> <div>Kamyona yaklaştığımızda, başı torbalılardan birini dışarı çekerek yere attılar. Sonra başını tekmelediler. Üç asker gelip karnını tekmeledi. Üzerine tükürdüler ve ona “Bin Ladin’in piçi” dediler. İki ABD askeri, kamyona sıçradı ve bir kargaşa oldu. Sanırım kasadaki bir başkasını daha dövdüler. </div> <div>Bir asker havaya ateş etti ve sonra silahını bana doğrulttu. “Kıçına bir Amerikan mermisi yerleştirelim mi?” deyip bir küfür savurdu. </div> <div>Öleceğimi düşündüm Beni küçük bir avluya çektiler. Bir tekmeyle yere devrildim ve sonra bana diz çöktürttüler. Tekmeleyip yumrukladılar. Küfrettiler. Bana “<strong>terörist</strong>”, “<strong>El Kaideci</strong>”, “<strong>İngiliz SAS timi”, hatta “suikastçı” diyorlardı.”</strong></div> <div>Bu onun hikayesi. Ne kadarı doğru ne kadarı değil bilemiyoruz. Makarayı biraz başa saralım.</div> <h3><strong>4 Temmuz 2003, Irak'ın Süleymaniye kenti…</strong></h3> <div><strong>4 Temmuz</strong>, Amerikan Bağımsızlık Günü/ Independence Day/ veya halk arasında bilinen ismiyle Fourth of July'e denk gelmişti. <strong>Türkçesi</strong>; Amerikalı conilerin ayranlarının kabardığı bir gündü. Baskına gerekçe gösterilen ihbarın zamanlaması iyi yapılmıştı.</div> <div><strong>Amerikan 173. Hava İndirme Tugayı</strong>’na bağlı 150'ye yakın asker, kentte konuşlu <strong>Türk Özel Kuvvetler Komutanlığı'na</strong> ait büroyu basarak, <strong>11 Türk askerini “müsadere” etti.</strong> ABD askerleri, <strong>Özel Kuvvetler Komutanlığı</strong>'na (ÖKK) mensup Türk askerlerinin bulunduğu binaya sis bombası atarak girdiler.</div> <div></div> <div>Kafalarına çuval geçirilen <strong>üç subay ve sekiz astsubayla</strong> birlikte <strong>bir</strong> <strong>Türkmen</strong> <strong>aşçı</strong>, <strong>iki Kürt hizmetli, üç koruma görevlisi peşmerge</strong> de “<strong>esir</strong>” alındı. Binada konuşlu timin komutanı <strong>Binbaşı B.Y. </strong>idi. <strong>Amerikan</strong> timinin başında ise <strong>Albay William C. Mayville</strong> bulunuyordu. Baskının sebebi, “<strong>bir ÖKK mensubunun, Kerkük Valisi Abdul Rahman Mustafa'ya suikast planının unsurlarından biri olması</strong>” iddiasıydı. </div> <div>Oysa bu iddia gerçek dışıydı.</div> <div>Çünkü <strong>Abdurrahman Mustafa</strong>'nın hem annesi hem de eşi Türkmendi. <strong>Kerkük'te o</strong>luşturulan 30 kişiden oluşa<strong>n ‘Kent Konseyi’ </strong>28 Mayısta <strong>Kerkük Valiliği </strong>görevine<strong> Kürt asıllı avukat Abdurrahman Mustafa'yı </strong>getirmişti. Valiyi seçen <strong>K</strong><strong><strong>ent</strong> Konseyi üyeleri arasında Türkmenler de</strong> bulunuyordu.</div> <div><strong>Abdurrahman Mustafa, Saddam</strong> rejiminden sonra seçilen ilk vali olmuştu. Lakin <strong>Kerkük Valisi Abdurrahman Mustafa</strong>, bazı ABD'li yetkililerin <strong>Kuzey</strong> <strong>Irak'ta</strong> 11 Türk askerinin tutuklanmasının ardından yaptıkları "Askerler, Kerkük'ün Kürt kökenli valisine suikast hazırlığı içindeydiler" iddialarını basından öğrendiğini söylemiş, eşi ve annesinin <strong>Türkmen</strong> olduğunu belirleterek "Hayretler içindeyim. Ben Türkiye'ye kötülük yapmadım. Bu iddiaları da basından duydum" demişti.</div> <div>Olayda Türk askerleri ve Türkmen mihmandarları ile birlikte <strong>Süleymaniye'de</strong> kızını aramakta olan bir <strong>İngiliz</strong> sivil <strong>Michael</strong> <strong>Todd</strong> da tutuklanmış, <strong>Bağdat'ta</strong> 15 gün hapiste tutulduktan sonra salıverilmiştir. <strong>4 Temmuz'</strong>da <strong>Süleymaniye'de</strong>, 11 Türk askeriyle birlikte gözaltına alınan <strong>İngiliz</strong> <strong>Michael</strong> <strong>Todd</strong>, ABD askerinin kendisini Türk Özel Kuvvet komutanı sandığını belirtmiş, "<strong>Beni Amerikalılar Irak'taki Türk Özel Kuvvetleri'nin komutanı sanıp üç hafta Irak’ta haksız yere tuttular</strong>" demişti. </div> <div><strong>Michael Todd</strong> hikayesine bakılırsa üzerinde oldukça kafa yorulduğu anlaşılmaktadır. Gerçek adı <strong>Michael Todd </strong>olan <strong>Michael Mime</strong>, Şubat ayında Orta Doğu'ya doğru yola çıktı. İlk önce savaşın parçaladığı ülkeye "<strong>koşulsuz sevgiyi</strong>" yayma görevinde olduğunu söyledi ve York sakinleri tarafından <strong>Iraklı</strong> çocuklara bağışlanan yüzlerce oyuncağı yanına aldı. <strong>Todd,</strong> daha sonra yabancılaştığı <strong>Iraklı</strong> kız arkadaşı ve kızlarının izini sürmeye çalıştığını iddia etti.</div> <div>Kendi ifadesine göre; "Oysa ben Iraklı sevgilimden olan hiç görmediğim kızım Sacide'yi aramak için Irak'a gitmiştim ve dünya alem ziyaret nedenini biliyordu. Üzerimdeki belgeler eksiksizdi. Amerikalılar bu belgelere bile bakma ihtiyacını hissetmediler. Beni terörist yaptılar. Üzerimde Hilton Ankara broşürü çıktığından, 'Bu olsa olsa Türk Özel Kuvvetleri'nin Komutanı olur' diye yaka paça Süleymaniye'de kamyona attılar, büyük av yakalamış gibi, çocuk yaştaki askerler dijital fotoğraf makineleriyle sürekli resimlerimizi çektiler. Oysa bu Cenevre Anlaşması'na aykırıydı."</div> <div>Bu <strong>İngiliz,</strong> ülkesine dönüşünde <strong>Amerikan</strong> hükûmetine karşı <strong>10 milyon dolarlık</strong> bir tazminat davası açmıştır. Türk askerleri, <strong>Bağdat'ta</strong> serbest bırakıldıktan sonra da 3 hafta <strong>Bağdat</strong> <strong>Havaalanı'nda</strong> tutulan <strong>Todd</strong>, <strong>İngiltere'nin Bağdat Büyükelçiliği</strong> sayesinde serbest kalmış. İngiliz askeri uçağıyla <strong>Basra'dan</strong> <strong>İngiltere'ye</strong> gönderildikten sonra yaşadığı <strong>York</strong> Kenti'ne gelince üç gün parklarda kalmış. Evine gittikten sonra da günlerce uyurken ışıkları açık bırakmış.</div> <div></div> <div><strong>Todd</strong>, daha sonra "English Orange Man" (Turuncu Elbiseli İngiliz) isimli bir kitap yazmıştır. Kitabın benzer içeriği Türkçeye çevrilmiş; <strong>Çuval</strong> ! (4Temmuz 2003 Süleymaniye, Kuzey Irak başlığı ile yayınlanmıştır. </div> <h3><strong>Türk Özel Kuvvetleri neden Amerikalılar tarafından esir alındığında Türkçe Marş söylemez de İngilizce şarkı söyler?</strong></h3> <div>Baskın sonrası birlikte gözaltına alınan <strong>Tood’un</strong> yakın dost olduğu <strong>Süleymaniye</strong> <strong>Türk</strong> <strong>Özel</strong> <strong>Kuvvetleri</strong> <strong>Komutanı</strong> "<strong>Aydın</strong> <strong>Eser"</strong> takma isimli <strong>Ankaralı Binbaşı B.Y.</strong>; “Amerikalıların moralini bozmak için şarkı söylüyorduk” demişti. Ancak söyledikleri şarkı ne "<strong>Ankara'nın Bağları</strong>" ne herhangi bir <strong>Mehter</strong> <strong>Marşı</strong> ne <strong>Harbiye</strong> veya <strong>10. Yıl</strong> ya da <strong>İstiklâl</strong> <strong>Marşı</strong>'ydı.</div> <div>İngiliz rock grubu Status Quo’nun “You are in the Army Now” şarkısını bağıra bağıra söylüyorlardı.... O şarkıyı, orada en az otuz kez arka arkaya ve bağırarak söylemişlerdi.</div> <div>Amerikalıların sinirini bozmak için kapıya yaklaşıp öyle söylüyorlardı. “Ne zaman şarkıya başlasak nöbetçiler çocuk gibi kaçışıyordu” demişti <strong>Binbaşı</strong> "Aydın Eser".</div> <h3><strong>Ankara - Erbil ilişkileri bozuld... ABD ile ipler koptu...</strong> <strong>Misakı Milli ertelendi…</strong></h3> <div>Bu olaydan sonra <strong>Türk</strong> kamuoyunda "...Eyleme kolaylıkla karşılık verebilecek eğitime ve cesarete sahipken, Türk binbaşı, bilinçli bir şekilde emrindeki askerlerin en doğal tepkilerini frenlemeyi başarmış, bir çatışma yaratmanın kolaylığını ve sıradanlığını aşmış, bunun bir eziklik olmadığını, davranışının muhatabıyla kıyaslanmayacak kadar büyük bir cesaret ve özgüven gerektirdiği sonraki gelişmelerle ortaya çıkmıştır." görüşü ile, "...Bir Türk subayı hiçbir durumda teslim olmamalıydı, emrindeki askerlerle beraber sonuna dek gerekeni yapmalıydı." gibi iki ayrı görüş oluşmuştur.</div> <div></div> <div>Baskında, <strong>Özel Kuvvetler Komutanlığına</strong> (ÖKK) mensup <strong>1 binbaşı, 1 yüzbaşı, 2 üsteğmen ve 7 astsubay</strong>, başlarına "<strong>çuval</strong> <strong>geçirilip</strong>" önce <strong>Kerkük</strong>, ardından <strong>Bağdat’a</strong> götürüldü. Gözaltına alınanlar arasında <strong>Irak</strong> <strong>Türklerinin</strong> gözü kara, kahraman evladı <strong>Tuzhurmatulu Ali Haşim Muhtaroğlu </strong>da vardı. 4 Temmuz 2003’te <strong>Süleymaniye’de</strong> <strong>Amerikalılar</strong> sadece Türk askerinin başına çuval geçirmedi. Baskında el koydukları belgelerde yer alan <strong>Türkmen</strong> <strong>liderler</strong> tek tek öldürüldü.</div> <div>Sahi o dönemde <strong>Kuzey Irak</strong>'ta <strong>İngilizce</strong> <strong>şarkı</strong> <strong>söyleyen</strong> <strong>Türk Özel Kuvvetler Komutanlığı</strong> mensuplarının <strong>Türkiye'deki</strong> <strong>komutanları</strong> kimlerdi?</div> <div><strong><span>Bir önceki yazımı</span></strong> okuyun sorunun cevabını alırsınız.</div> <div>.</div> <div><strong>Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com</strong></div> <div>Seçilmiş Kaynakça </div> <div>https://www.yorkpress.co.uk/news/7901656.my-al-qaida-nightmare/</div> <div>https://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/england/north_yorkshire/3087135.stm</div> <div>https://www.chroniclelive.co.uk/news/north-east-news/brit-released-in-iraq-1688816</div> <div>https://www.amerikaninsesi.com/a/a-17-a-2004-10-16-5-1-87970292/834139.</div> <div>https://www.thenorthernecho.co.uk/news/7021897.man-free-baghdad-jail/</div> <div>https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/iraq/1436825/Man-seeking-daughter-held-in-Iraq.html</div> <div>https://www.alamy.com/stock-photo-michael-todd-prisoner-in-iraq-107280277.html</div> <div>https://www.gettyimages.ae/detail/news-photo/michael-todd-holds-a-picture-of-his-19-month-old-daughter-news-photo/828623350</div> <div>https://www.alamy.com/michael-todd-holds-a-picture-of-his-19-month-old-daughter-sajida</div> <div>https://www.yorkpress.co.uk/news/7902566.york-man-arrested-in-iraq/</div> <div>https://www.kirkuknow.com/tr/news/62189</div> <div>https://www.kurdistan24.net/tr/story/46004-K%C3%BCrdistani-%C4%B0ttifak:-Birlik-olarak-kazanacağız</div> <div>https://www.hurriyet.com.tr/dunya/cuval-davasi-179041</div> <div>https://www.gazetevatan.com/gundem/turklerin-kafalarini-keselim-bakalim-dolasiyorlar-mi-126191</div> <div>https://www.internethaber.com/suleymaniyede-yasananlar-1033193h.htm</div> <div>https://www.milliyet.com.tr/gundem/kerkuk-valisi-basindan-duydum-264160</div> <div>https://www.odatv4.com/siyaset/komik-kahramanlik-senaryosu--0702091200-4041</div> <div>https://www.milliyet.com.tr/gundem/askerden-cuvala-inceleme-255386</div> <div>https://www.hurriyet.com.tr/gundem/cuval-in-tanigi-konustu-3687307</div> <div>https://www.indyturk.com/node/332831/20-mart-yalanlarla-başlayan-operasyon-abdnin-irak-işgali</div> <div>https://hunturk.net/forum/unutmadik-coni-unutmayacagiz-sende-unutamayacaksin-2669.html</div> <div>https://www.aydinlikgazete.com/politika/kozmik-oda-yayini-jammer-la-engellendi-h69661.html</div> <div>https://www.hurriyet.com.tr/gundem/kerkuke-kurt-vali-38468031</div> <div></div>