<div><span><span>Rahatsızlar…</span></span></div> <div><span><span>Ne rahata erdi, ne etrafa rahat verdiler.</span></span></div> <div><span><span>Her bir dönemin var ki mutlak bir azgın yanı, her evresinde evrenin, karadan daha kara şu alemdeki birilerinin bir yanı.</span></span></div> <div><span><span>Başa bela imiş na-hak çatan sureti insan, içi katran kazan, dışa alev savuran.</span></span></div> <div><span><span>Bela oldu çıktı, sardı her şey her yanı bir de...</span></span></div> <div><span><span>Musibet bir değil, pare pare…</span></span></div> <div><span><span>O-bu-şu değil, nesneye, eşyaya, yerden biten, gökten yağana değil, ta en öteden bu yana, aynı kalıbın sabunları sanki bazı insan suretleri.</span></span></div> <div><span><span>Sürekli şarlayan, şarlatan bir yapının iflah olmaz elemanları.</span></span></div> <div><span><span>O kadar çoklar ki…</span></span></div> <div><span><span>Kim olduklarından çok, kim olmadıklarının bile farkında değiller…</span></span></div> <div><span><span>Cehaletleri ve hakketmedikleri yüzünden, çok zaman haksız da olduklarından sesleri de çok çıkıyor.</span></span></div> <div><span><span>Fesada kesen halleri, sürekli yalanlar, iftiralar üzerine kurulu.</span></span></div> <div><span><span>Kendilerinde olanı başkalarına yapıştırma gayretleri bir yana, çarpıp durdukları tek nokta da karşılarında gördüklerinin değerindeki ne ise o.</span></span></div> <div><span><span>Her yerdeler.</span></span></div> <div><span><span>Ara ara sinip, pıstıkları da olmuyor değil amma sürekli bir üstünlük ve bilmişlik edası ile saçıp savuruyor, varlıklarını da o şekille belli ediyorlar.</span></span></div> <div><span><span>Çok oldular çoook…</span></span></div> <div><span><span>Ne hadleri belli, ne fütursuzluklarının ayarı var; her dem pervasızlıkları ve edepsizlikleri de cabası.</span></span></div> <div><span><span>Hep üstün ve üstteler ya; bunların kendi türü içinde üstte kalanları da alta düşenleri de aynı aslında; bir aradayken birbirlerini de aralarından birini de yerler hepsi bir.</span></span></div> <div><span><span>Aynı kaptan yer, aynı delikten geçerler.</span></span></div> <div><span><span>İçleri ve dillerinde olan dışa vurduğunda, değişik tonda ve farklı biçimlerde söyledikleri de birbirinin aynı.</span></span></div> <div><span><span>Dedikodu ve sloganlarla konuşur amma slogan bile üretemez de ondan-bundan devşirilmiş iki-üç laf, bir-iki şekille oluşturdukları dünyalarından, oraya-buraya sürekli vaziyet etmeye çabalarlar.</span></span></div> <div><span><span>Her yerde ve her şeydeler…</span></span></div> <div><span><span>Her şeyde bir memnuniyetsizlik, her yapılana olur-olmaz bir karşı çıkışla varlıklarını öylesine pekiştirmişler ki neye baksa ne tutsalar kuru bir boşluk karşılarında hep.</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Sürekli bir düşmanlık, sürekli kin, hep süregiden tutarsız ve ne istediklerini bir türlü bilememe hali.</span></span></div> <div><span><span>Kendilerine göre ayrıcalıklı ve ayrılar amma ayrı da duramıyor, verdikleri rahatsızlıkla, varlıklarına kendilerince kattıkları anlamı, gene kendi çapsızlıklarıyla anlamlandırmaya çalışıp onu pazarlıyor, onunla avunuyorlar.</span></span></div> <div><span><span>Asla dost değiller, olmadılar da hiç; bir ara belki bir-iki yalnızlık hissi, bir-iki ortam gereği ya da gel-gitlerle dostluk gösterip “Haydi hayırlısı” dedirtseler de asla, ne senin gibi ne senden yana ne seninle olmadılar hiç bir zaman.</span></span></div> <div><span><span>Dün de bugün de var olan o şuursuzluk…</span></span></div> <div><span><span>“Mekke’nin üstünleri” ile aynı havadaydılar hep; havaları-suları da oradan geliyor; kendileri dışından biri ya da birilerinin -emirleri altına alamadıkları, güdemedikleri takdirde- yaptığı hiç bir şey, onları asla memnun etmedi.</span></span></div> <div><span><span>Memnuniyetsizliklerinin tek sebebi de bu.</span></span></div> <div><span><span>Baş başa kaldıklarında da topluca geldiklerinde de aynılar; kibarlık taslar, nezaket gösterir gibi görünür, kendilerine göre en ufak bir aksilikte göz parlatır, içlerindekini dökseler de dökemeseler de için için parçalanırlar.</span></span></div> <div><span><span>Bazan söylemeseler ya da söyleyemeseler de şuur altı ve söyleyebildiklerinde dillerindeki ifadenin özü genelde şu ifadenin değişik şekilleri:</span></span></div> <div><span><span>“Sen benim kim olduumu biliyoumussuunnaloo!..” </span></span></div> <div><span><span>“Kimsin ki senalooo!..”</span></span></div> <div><span><span>Kim olduğu bilinenler bunlar olunca hep, asıl kim olduğu bilinmesi gerekenler de bilin-e-miyor elbet.</span></span></div> <div><span><span>Bunlara ne halde olursa olsun laf anlatılamayacağına göre, iyisi mi sok lafını çekil kenara, kendi başlarına kalıp, yesinler kendi başlarını.</span></span></div> <div><span><span>Vardır elbet hayran olunası bir yanları da -Yezit değil ya- belki o sebepten, ne düşmanlık besler ne kin güdebilir insan.</span></span></div> <div><span><span>Kurtaracaksa da dua et nasipse Allah kurtarsın!</span></span></div> <div><span><span>Sonunda ya hak ile vücut bulacak, ya yerle yeksan olup gidecekler.</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Yunus Fırat, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div></div> <div></div>