<h3><span><strong>Filistin’de işgal politikalarını sürdüren İsrail’in Hamassız Gazze planı, </strong><strong>İran ve Türkiye gerçeği,</strong><strong> </strong><strong>İsrail’le ticaret meselesi ve</strong><strong> </strong><strong>Gazze için Dayton Planı…</strong></span></h3> <h4><span><strong>-Gazze’yi kim kurtaracak? Arap realitesinin çöküşü</strong></span></h4> <div>“<strong>Zayıflık tahrik edicidir</strong>”</div> <div>-Donald Rumsfeld, ABD eski Savunma Bakanı-</div> <div><strong>İsrail</strong>, <strong>1948</strong>, <strong>1967</strong> ve <strong>1973’de</strong> <strong>Arap</strong> <strong>ülkeleri</strong> ile giriştiği üç savaşın ardından günümüze <strong>Filistin</strong> topraklarında <strong>70</strong> yıl boyunca “<strong>İşgal</strong>” ve “<strong>İnşa</strong>” politikaları ajandasını hiçbir şekilde ertelemeden sürdürdü.</div> <div><strong>Hamas’ın</strong> <strong>2000’de</strong> <strong>Filistin</strong> seçimlerini kazanması ile birlikte <strong>2008’den</strong> bu yana <strong>16</strong> sene boyunca <strong>Gazze,</strong> hava deniz ve karadan abluka altına alındı.</div> <div>Bu süre içerisinde dört kez <strong>Gazze’ye</strong> saldıran <strong>İsrail’in</strong> nihai hedefi <strong>Gazze’yi</strong> boşaltmak ve <strong>Hamassız</strong> bir <strong>Gazze</strong> oluşturmaktı.</div> <div>Maalesef <strong>Filistin’e</strong> komşu <strong>Arap</strong> ülkeleri ve <strong>İslam</strong> dünyası, geçen <strong>16</strong> <strong>yıllık</strong> süre içerisinde <strong>Filistin’in</strong> korunması için <strong>İsrail’e</strong> karşı somut ve gerçekçi bir politika ortaya koyamadı.</div> <div><strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere</strong> ise <strong>16</strong> <strong>yıl</strong> boyunca <strong>Orta</strong> <strong>Doğu’daki</strong> <strong>Arap</strong> rejimlerini baskı, tehdit ve şantajla <strong>İsrail</strong> ile normalleşme anlaşmasına ikna etmiş ve <strong>İsrail’in</strong> son kale olarak gördüğü <strong>Gazze’yi</strong> parçalamasına zemin hazırladı.</div> <div><strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere’nin</strong> en büyük başarısı, <strong>İslam</strong> dünyasında <strong>Şii</strong>, <strong>Sünni</strong> ve <strong>Selefi</strong> kutuplaşmasını akademik siyasal ve kriminal olarak kurgulamasıydı.</div> <div><strong>İsrail’in</strong> <strong>1967</strong> ve <strong>1973’te</strong> ortak hareket eden <strong>Arap</strong> liderlerin <strong>Filistin</strong> devleti duyarlılığı ve onu koruma gücünü <strong>50</strong> <strong>sene</strong> içerisinde darmadağın etmiş olmasını iyi analiz etmeliyiz.</div> <div>Öte yandan; <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere,</strong> son <strong>25</strong> yılda <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong>, <strong>Mısır</strong>, <strong>Ürdün</strong>, <strong>Irak</strong>, <strong>Suriye</strong>, <strong>Tunus</strong>, <strong>Lübnan</strong>, <strong>Sudan</strong> ve <strong>Yemen’de</strong> mezhep ve iktidar savaşları ile <strong>Arap</strong>-<strong>İslam</strong> ülkelerinin siyasal, ekonomik ve toplumsal krizlerinin kontrolünü elinde tutmayı başardı.</div> <div>Aslında büyük trajediyi hep ıskaladık.</div> <div><strong>11</strong> <strong>Eylül</strong> sonrası <strong>Irak</strong> ve <strong>Afganistan</strong> <strong>işgalleri</strong> büyük fırtınanın başlangıcıydı.</div> <div>Bugün <strong>Yemen</strong>, <strong>Lübnan</strong> ve <strong>İran’dan</strong> <strong>İsrail’e</strong> ateşlenen füzeler ve ‘dron’lar maalesef <strong>Mısır</strong>, <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> ve <strong>Ürdün</strong> tarafından imha ediliyorsa bunun üzerine düşünmek gerekir.</div> <div>Salt <strong>İran’ın</strong> kendi başına <strong>40</strong> <strong>yıldır</strong> kurguladığı <strong>Şii</strong> <strong>hilali</strong> ve direniş cephelerinin yalnızlığını, eksikliğini ve yanlışlığını da ayrıca tartışmak zorundayız.</div> <div><strong>İslam</strong> dünyası, <strong>Filistin</strong> sorununda <strong>2012’de</strong> yakaladığı en büyük şansını <strong>Mısır’da</strong> <strong>Mursi’yi</strong> <strong>Sisi’ye</strong> kurban ettiğinde kaybetti.</div> <div><strong>Suriye’de</strong> <strong>Esad</strong> ailesi tarafından <strong>50</strong> senedir ülke nüfusunun <strong>yüzde</strong> <strong>90’ının</strong> <strong>Sünni</strong> olduğu realitesinin göz ardı edilmesi ve aynı şekilde <strong>Irak’ta</strong> nüfusun <strong>yüzde</strong> <strong>60’nın</strong> <strong>Şii</strong> olduğu realitesinin <strong>Saddam</strong> <strong>Hüseyin</strong> tarafından yok sayılması, <strong>Filistin’in</strong> şanssızlığı ve <strong>İslam</strong> dünyasının yaşadığı en büyük travmaydı.</div> <div><strong>Orta</strong> <strong>Doğu,</strong> sürüklendiği <strong>din</strong> <strong>merkezli</strong> <strong>siyaset</strong>, <strong>mezhep</strong> ve <strong>aşiret</strong> kavgaları bataklığından başını kaldıramadığı sürece, tek sığınağımız olan <strong>dua</strong> ve <strong>retorik</strong> metaforu, bizi daha derin çıkmazlara sürükleyecek.</div> <div><strong>İsrail</strong> <strong>1948’den</strong> bugüne <strong>Filistin</strong> (Gazze) savaşlarını hiçbir zaman jeopolitik, ekopolitik merkezli kurgulamadı, <strong>teolojik</strong> kutsal metinler üzerinden yürütülen bir savaş olarak kabul etti. <strong>70</strong> <strong>yıldır</strong> <strong>Filistin’i</strong> işgal ajandasından, planlarından takvimsel olacak dahi asla bir adım geri atmadı.</div> <div><strong>İsrail</strong> <strong>işgal</strong> <strong>politikası</strong> adım adım hedefine doğru ilerliyor. <strong>1948’de</strong> <strong>işgal</strong>, <strong>1969’da</strong> <strong>Mescid-i Aksa’ya</strong> ilk saldırı yapılıyor. Çok geçmeden <strong>1970</strong>-<strong>72</strong> yılları arasında <strong>Mescid-i Aksa’yı</strong> çevreleyen surların hemen altında “<strong>arkeolojik</strong> <strong>çalışma</strong>” adı altında <strong>tünel</strong> kazılarına başlanılıyor.</div> <div><strong>Aksa’da</strong> kazılar, <strong>1974’ten</strong> başlayarak <strong>1976’ya</strong> kadar sürdü ve aralarında <strong>Ubade bin Samit</strong> ile <strong>Şeddat bin Evs</strong> gibi <strong>sahabe</strong> kabirlerinin de bulunduğu <strong>Müslüman</strong> mezarlığının yok edilmesi ile devam etti. <strong>Siyonistler</strong>, <strong>Süleyman</strong> <strong>Tapınağı’nın</strong> kalıntılarını arama bahanesiyle yürütülen kazılarda <strong>1977</strong> yılından itibaren <strong>caminin</strong> kadınlar bölümünün tam altına ulaştı.</div> <div><strong>Ağlama</strong> <strong>Duvarı</strong> yönünden kazılarını sürdüren <strong>Siyonistler</strong>, <strong>1979</strong> yılında <strong>Mescid-i Aksa’yı</strong> zemin altından doğu-batı yönünde ikiye böldüler.</div> <div>Yine aynı yıl yapılan resmi açılışla, <strong>tünel</strong> içinde küçük bir <strong>Yahudi</strong> <strong>ibadethanesini</strong> geçici olarak kullanmaya başladılar.</div> <div>Böylece işgalin ilk <strong>10</strong> yılında <strong>Kudüs’ün</strong> sembolü durumundaki <strong>Mescid-i Aksa’yı</strong> yok etme siyasetini sistemli ve sinsi bir şekilde yürüten işgal rejimi, arkeolojik olduğu iddia edilen kazılar sonucunda <strong>Mescid-i Aksa</strong> bünyesinde ve çevresindeki tarihi eserlere (camiler, mezarlıklar, medreseler, surlar, tekkeler ve hanlar) ya tamamen yok etmiş ya da kalıcı hasarlar vermiş oldu.</div> <div><strong>1982</strong> yılından sonra başlayan <strong>ikinci</strong> <strong>aşama</strong> olarak yeni kazı ve yıkım çalışmalarında, çevredeki bazı <strong>Arap</strong> sakinlerinin evleri kamulaştırıldı ya da doğrudan doğruya <strong>Yahudi</strong> yerleşimcilere verildi.</div> <div><strong>1994</strong> yılında <strong>İsrail’e</strong> bağlı <strong>Kudüs</strong> <strong>Belediyesi</strong> “<strong>Kudüs 2020</strong>” projesini kabul ederek, <strong>Aksa’nın</strong> çevresindeki <strong>Müslüman</strong> nüfusun tahliye sürecini hızlandırdı.</div> <div><strong>1999</strong> <strong>Ocak</strong> ayında <strong>Mescid-i Aksa’yı</strong> <strong>Süleyman</strong> <strong>Tapınağı’na</strong> dönüştürme yolunda <strong>İsrail</strong> kamuoyunda resmi tartışmalar başlatıldı.</div> <div><strong>2000</strong> <strong>Temmuz’unda</strong> toplanan <strong>İsrail</strong> parlamentosu, <strong>Kudüs’ün</strong> “<strong>İsrail’in ebedi başkenti</strong>” olduğunu yasa maddesi haline getirdi.</div> <div><strong>2000</strong> <strong>Eylül’ünde</strong> <strong>Ariel</strong> <strong>Şaron</strong> tarafından yapılan provokatif <strong>Aksa</strong> ziyareti, camiye yönelik en cüretkâr saldırılardan biri olarak tarihe geçerken <strong>Aksa</strong> <strong>İntifadası’nın</strong> başlamasına neden oldu.</div> <div>Bu süreç içinde <strong>5 binden</strong> <strong>fazla</strong> <strong>Filistinli</strong> hayatını kaybetti. O tarihten itibaren günün belirli saatlerinde <strong>Yahudi</strong> grupların <strong>cami</strong> avlularına girmelerine güvenlik desteği ile göz yumulmaya başlandı.</div> <div><strong>2008</strong> yılı sonundan itibaren <strong>Aksa</strong> <strong>Camii’nin</strong> çevresindeki mahalleleri boşaltmaya başlayan <strong>İsrail</strong> yönetimi, Silvan, Şeyh <strong>Cerrah</strong> ve <strong>Butsan</strong> mahallelerinde, <strong>Müslümanlara</strong> ait çok sayıda evi tahliye ettirdi.</div> <div><strong>2009</strong> yılında <strong>Kudüs</strong> <strong>Belediyesi,</strong> aldığı karar ile <strong>Doğu</strong> <strong>Kudüs’te</strong> ruhsatsız olduğu gerekçesiyle <strong>Filistinlilere</strong> ait evlerin <strong>yüzde</strong> <strong>25’inin</strong> yıkılacağını açıkladı.</div> <div><strong>2011’de</strong> gelinen aşamada adım adım <strong>Mescid-i Aksa Külliyesi</strong>’nin içine dahi giren işgal askerleri, bütün <strong>Harem-i Şerif</strong> bölgesini kameralarla donatarak ibadethaneyi tam bir hapishaneye dönüştürdü.</div> <div><strong>2017’de</strong> <strong>İsrail</strong> işgal rejimi <strong>Mescid-i Aksa’yı</strong> ibadete kapatma kararıyla <strong>Kudüs’teki</strong> <strong>Filistinlilere</strong> yönelik acımasız şiddet politikasını tırmandırmaya başlarken <strong>Kudüs</strong> ve <strong>Mescid-i Aksa</strong>’nın geleceğine dair kaygıları arttırıyordu.</div> <div><strong>ABD</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Trump’ın</strong> <strong>Mayıs</strong> <strong>2017’deki</strong> <strong>İsrail’e</strong> son ziyareti, <strong>Binyamin</strong> <strong>Netanyahu</strong> kabinesine cesaret vermişti. Ziyaretten kısa bir süre sonra hükümetin <strong>Aksa</strong> <strong>Camii’nin</strong> altında <strong>kabine</strong> <strong>toplantısı</strong> yapması çok tehlikeli bir sürece işaretti.</div> <div><strong>İslam</strong> dünyasının içinde bulunduğu manzaranın hali göz önüne alındığında, gerçekçi olmak gerekirse <strong>İsrail</strong> saldırganlığının durdurulması ve <strong>Kudüs’ün</strong> korunması konusunda <strong>İslam</strong> ülkelerinin ciddi ve kararlı bir politikası olmadı.</div> <div><strong>Filistin</strong> için verilen mücadeleyi <strong>Filistin</strong> halkının ve politikacılarının omuzlarına yükleyerek bir çözüme ulaşılamayacağını artık kabul etmemiz gerekiyor. Bu nedenle sivil inisiyatiflerin ve hukukçuların başını çekeceği, uzun soluklu, popülist söylem ve girişimlerden uzak, küresel mücadele <strong>Batı</strong> dünyasında <strong>1970’lerden</strong> bugüne var olan <strong>Filistin</strong> dostları ile yeni politik köprüleri kurmak gerekiyor.</div> <div>Kopmuş olan <strong>Hamas</strong>-<strong>Fetih</strong> birlikteliğinin <strong>Filistin’in</strong> geleceği açısından daha sağlıklı zeminler üzerinde yeniden sağlanması gerekiyor.</div> <div>Sonuç olarak gelinen noktada <strong>İslam</strong> <strong>İşbirliği</strong> <strong>Teşkilatı</strong>, <strong>Arap</strong> <strong>Birliği</strong>, <strong>Dünya</strong> <strong>Müslüman</strong> <strong>Alimler</strong> <strong>Birliği</strong> ve <strong>57</strong> <strong>İslam</strong> <strong>ülkesinin</strong> sahip olduğu maddi ve manevi potansiyeli, <strong>Filistin’in</strong> uğradığı işgalleri, katliamları ve son <strong>Gazze</strong> <strong>Soykırımı’nı</strong> önleyememiştir.</div> <h3><strong>İran ve Türkiye Gerçeği…</strong></h3> <div>Gerek <strong>Türkiye</strong> gerekse <strong>İran</strong>, <strong>İslam</strong> dünyasında <strong>Filistin</strong> sorununa müdahil olan iki ülke olarak öne çıkıyor. Fakat bu iki ülkenin tek başına <strong>Filistin’in</strong> kaderini değiştirecek sihirli bir güce sahip olmadığını kabul etmek zorundayız.</div> <div><strong>İran’ın</strong> <strong>1980’lerde</strong> <strong>Sünni</strong> dünyasını heyecanlandıran cazibesi, <strong>Arap</strong> dünyası, <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> ve <strong>Irak’ın</strong> (Saddam Hüseyin) <strong>Batı</strong> tarafından kullanılması ile <strong>Sünni</strong> dünyada yalnızlaştırılması, düştüğü mezhepçilik tuzağından bir türlü çıkamaması büyük bir sorun.</div> <div><strong>İran</strong> rejimi, <strong>Irak</strong>, <strong>Yemen</strong>, <strong>Lübnan</strong> ve <strong>Suriye’deki</strong> <strong>Şii</strong> toplumu üzerinden <strong>Kudüs’ü</strong> kurtarma, <strong>ABD</strong> ve <strong>İsrail</strong> ile savaşma stratejisinde arzuladığı başarıyı yakalayamadı.</div> <div>Bu durum, <strong>Sünni</strong> dünyası ile arasında soğuk duvarlar yükselirken, <strong>Tahran’ın</strong> <strong>ABD’nin</strong> bölgesel işgallerine cevap verme kabiliyetini de köreltti.</div> <div><strong>İran’ın</strong> sahip olduğu <strong>Kudüs</strong> <strong>Ordusu</strong> ve füzelerinin neden <strong>İsrail’e</strong> cevap veremediği sorusu her zaman <strong>Türkiye</strong> ve <strong>Arap</strong> kamuoyunda ayrı bir tartışma konusu oldu.</div> <div><strong>İran</strong>, <strong>İngiltere</strong>, <strong>ABD</strong> ve <strong>İsrail’e</strong> karşı direk bir savaşa girmeyi hiç bir zaman göze almamış, bunun yerine <strong>Yemen</strong>, <strong>Lübnan</strong>, <strong>Suriye</strong> ve <strong>Irak’ta</strong> vekâlet cepheleri üzerinden savaşma politikasını tercih etmiştir.</div> <div><strong>ABD</strong> ve <strong>İsrail</strong>, <strong>2020’den</strong> bu yana <strong>İran</strong> ve <strong>Direniş</strong> <strong>Cephesi’ne</strong> (Suriye’de Esad rejimi, Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas ve İslami Cihad, Irak’ta Şii örgütler, Yemen’de Husiler) <strong>saldırılar</strong> yaparak tahrik etti. <strong>2020</strong> <strong>Ocak</strong> ayında <strong>Kudüs</strong> <strong>Ordusu</strong> <strong>Komutanı</strong> <strong>Kasım</strong> <strong>Süleymani’nin</strong> öldürülmesi, <strong>2024’te</strong> <strong>Şam</strong> <strong>Elçilik</strong> saldırısı ve önemli generallerinin öldürülmesi <strong>İran’a</strong> vurulmuş büyük darbeler idi.</div> <div><strong>İsrail’in</strong> ilk kez <strong>İran</strong> <strong>büyükelçiliğini</strong> hedef alması <strong>İran’ı</strong> tahrik ederek savaşın içine çekmek isteğini gösteriyor. Fakat <strong>İsrail’in</strong> <strong>Gazze’nin</strong> <strong>Hamas’la</strong> birlikte parçalanmasını sağlamak ve <strong>İran’ın</strong> <strong>Gazze</strong> savaşına çekilmesini arzu eden bir planı var.</div> <div><strong>ABD</strong>, <strong>İran</strong> ile şimdilik doğrudan savaşmak yerine <strong>İran’ın</strong> <strong>Lübnan</strong>, <strong>Irak</strong> ve <strong>Yemen</strong> cephesini zayıflatmayı daha gerçekçi buluyor.</div> <div><strong>Türkiye,</strong> küresel ölçekte yaşanan gelişmeler karşısında <strong>Mısır</strong>, <strong>Tunus</strong>, <strong>Ukrayna</strong>, <strong>Irak</strong> ve <strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> ile ilişkilerini ve bölgesel stratejilerini yeniden ekonomik askeri ve siyasi gücü nispetinde düzenlemeyi hedefliyor.</div> <h3><strong>İsrail’le ticaret meselesi!..</strong></h3> <div><strong>Türkiye,</strong> <strong>Filistin</strong> davasına her zaman sahip çıkmış bir ülke. <strong>AK</strong> <strong>Parti</strong> <strong>İktidarı</strong>, tabanı ve lideri <strong>Erdoğan</strong> ile birlikte <strong>Filistin</strong> konusunda maddi manevi büyük destekler verirken <strong>Hamas</strong> ve <strong>Gazze</strong> özelinde çok büyük riskler aldı.</div> <div>Son yaşanan <strong>Gazze</strong> olaylarında, seçim öncesi iç siyasette <strong>AK</strong> <strong>Parti</strong> (siyasetin cilvesi) ağır suçlamaların hedefi oldu. Muhalefetin her zaman iktidarları zayıf yerinden vurma olasılığını göz ardı eden <strong>AK Parti</strong>, aslında kendisine ticari anlamda yönelen eleştirileri cevaplamada taktiksel iletişim noktasında geç ve zayıf kaldı.</div> <div><strong>Gazze’ye</strong> <strong>Mısır</strong> üzerinden sevk edilen <strong>Kızılay</strong> ve tüm sivil toplum yardımlarını düzenli olarak kamuoyu ile paylaşabilir, <strong>İsrail’e</strong> yapılan ticaret sorularına reel bir savunma ile karşılık verebilirdi. Oysa hem <strong>Gazze</strong> toplumu hem <strong>Türkiye</strong> kamuoyunun iktidardan beklentisi çok yüksekti. Fakat ne devletin ne iktidarın askeri ve ekonomik gücü, <strong>Gazze</strong> konusunda kamuoyunun beklentilerini karşılayacak durumda değildi.</div> <div><strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong>, <strong>Mısır</strong>, <strong>BAE</strong>, <strong>Suriye</strong>, <strong>Irak</strong>, <strong>Lübnan</strong>, <strong>İran</strong> ve <strong>Türkiye</strong> küresel bölgesel güç odaklarının kontrolündeki ulusal sorunlarının kangren haline gelmiş olması sebebiyle <strong>Filistin</strong> konusunda inisiyatif alamıyorlar.</div> <div><strong>Arap</strong> ve <strong>İslam</strong> <strong>dünyası</strong>, kendi ekonomik kültürel rönesansını gerçekleştiremediği sürece orta ve uzun vadede <strong>Müslüman</strong> toplumların barış içerisinde özgür ve bağımsız yaşamaları zor görünüyor.</div> <div><strong>İsrail</strong> basınında, <strong>Gazze’de</strong> çok uluslu güç oluşturulması konusunda <strong>ABD</strong> ile yürütülen müzakerelerde ilerleme sağlandığı haberleri olsa da <strong>ABD’nin</strong> <strong>Gazze</strong> konusunda seçimlere endeksli bir politika yürüttüğü algısı hakim.</div> <div>Herkesin merak ettiği konu <strong>Refah</strong> bölgesinin ne zaman büyük bir saldırıya maruz kalıp kalmayacağıdır.</div> <div>Geçtiğimiz Cumartesi günü <strong>Türkiye’de</strong> iki önemli misafir vardı. <strong>Mısır</strong> <strong>Dışişleri</strong> <strong>Bakanı</strong> ve <strong>Hamas</strong> <strong>lideri</strong> <strong>İsmail</strong> <strong>Heniyye’nin</strong> <strong>Türkiye’ye</strong> gelmesiyle gözler <strong>Refah</strong> <strong>sınır</strong> <strong>kapısının</strong> insani yardıma açılması ve ateşkes konusuna çevrildi.</div> <div><strong>Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri</strong>, <strong>Ankara</strong>-<strong>Kahire</strong> normalleşme süreci kapsamında <strong>Türkiye’ye</strong> geldi. <strong>Şukri</strong>, “Biz itidal tavsiyesinde bulunduk ve askeri çatışmanın daha fazla yayılmaması gerektiğini ilettik. Biz bütün araçlarla yayılmayı önlemeye çalışıyoruz. Bütün sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. Daha fazla askeri çatışmanın olmamasını istiyoruz. Çünkü bütün dünya ülkelerini şu veya bu şekilde etkilemektedir” dedi.</div> <div><strong>Dışişleri Bakanı</strong> <strong>Fidan</strong> da “Eğer bu kriz hak ettiği şekilde çözülmezse, Filistinlilerin hak ettiği devlet, bağımsızlık ve egemenlik verilmezse bu türden krizler bölgemizde artarak devam edecektir. Diğer ülkeler, bunlar sadece Orta Doğu’da olacak ve bize bir etkisi olmayacak gibi bir lüks içine girmesinler” ifadelerini kullandı.</div> <div>Bu açıklamalarda <strong>Mısır’ın</strong> halen <strong>ABD</strong>-<strong>Suudi</strong> <strong>Arabistan</strong> ve <strong>BAE’nin</strong> bölgesel güvenlik politikası eksenli bir bakış açısına sahip olduğunu görüyoruz.</div> <h3><strong>Gazze için Dayton Planı…</strong></h3> <div>Genel olarak <strong>Arap</strong> ve komşu ülke liderleri “<strong>Hamassız</strong> <strong>Gazze</strong>” formülüne halâ sadık kalmaya çalışıyorlar. <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere’nin</strong> <strong>Gazze’de,</strong> <strong>Bosna</strong> <strong>Dayton</strong> <strong>Anlaşması</strong> benzeri planını göz ardı etmemek gerekiyor.</div> <div><strong>İtalya’nın</strong> <strong>Capri</strong> adasında geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen <strong>G7</strong> <strong>Dışişleri</strong> <strong>Bakanları</strong> <strong>Toplantısının</strong> ardından yayınlanan bildiride, <strong>G7</strong> ülkelerinin “<strong>halk için felaket sonuçlar doğurabileceği</strong>” endişesiyle <strong>Refah’ta</strong> “<strong>geniş çaplı bir askeri operasyon</strong>”a karşı oldukları yinelendi.</div> <div>“<strong>G7’nin iki devletli çözüme dayalı kalıcı bir barışa</strong>” ve <strong>İsrail</strong> ile <strong>Filistinliler</strong> için güvenlik garantileri içeren bağımsız bir <strong>Filistin</strong> devletinin kurulmasına olan bağlılığının devam ettiği vurgulandı.</div> <div><strong>ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken</strong>, <strong>İtalya</strong> <strong>Capri</strong> <strong>G7</strong> toplantılarının sonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, “Refah’ta büyük bir askeri operasyonu destekleyemeyiz. İsrail’in hedeflerine Refah saldırısı olmadan da ulaşabileceğine inanıyoruz” dedi.</div> <div>Aslında <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere’nin</strong> <strong>Gazze’yi</strong> <strong>Bosna</strong> gibi zoraki iki tarafı sıkıştıran, kısmen memnun edecek bir politika peşinde olduğunu görüyoruz.</div> <div><strong>Wall</strong> <strong>Street</strong> <strong>Journal</strong> haberinde; “<strong>ABD’nin</strong> <strong>Hamas’ın</strong> siyasi lider kadrosunun kendilerine kucak açan <strong>Katar’ı</strong> terk etmeye yönelik çabalarını artırdığını, <strong>Washington’ın</strong>, <strong>İsrail’le</strong> anlaşma konusunda <strong>Hamas’a</strong> baskı yapmasını istediği, <strong>Katar’ı</strong> zor duruma soktuğu, <strong>Doha</strong> yönetiminin bu durumdan sıkıldığı” aktarıldı.</div> <div>Son haftalarda <strong>Katar</strong> ve <strong>Mısırlı</strong> arabulucular, şartlarını yumuşatması için <strong>Hamas’a</strong> baskı yapıyor. Rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik bir anlaşma yapılmazsa sınır dışı edilecekleri de zaman zaman <strong>Hamas</strong> liderlerine yöneltilen tehditlerden biri.</div> <div>Gelinen noktada <strong>Hamas</strong> ve <strong>İsrail’in</strong> yorgunluğunun sağlanması ile <strong>Hamas</strong> ile <strong>İsrail’e</strong> bir başarı hikayesi sağlanmadan kalıcı barış çok zor görünüyor.</div> <div><strong>Gazze’de</strong> yaşanan katliamlar karşısında <strong>Batı’da</strong>, <strong>BM,</strong> <strong>NATO</strong> ve <strong>AB</strong> ülkeleri içinde çatlak sesler <strong>Filistin’e</strong> olan destekler hepimizi şaşırtırken <strong>İslam</strong> <strong>toplumları</strong> nezdinde <strong>Arap</strong> <strong>Birliği</strong>, <strong>İslam</strong> <strong>İşbirliği</strong> <strong>Teşkilatı</strong>, <strong>Dünya</strong> <strong>Müslüman</strong> <strong>Alimler</strong> <strong>Birliği’nin</strong> saygınlığı da meşruluğu da önemli ölçüde değerini yitirdi.</div> <div><strong>Arap</strong> ve <strong>İslam</strong> dünyası realitesinin çöküşünü kabul ederek, siyaseti, kültürü, bilimi, ilahiyatı, felsefesi akademisi ve sivil toplumu ile yeni bir dil, yeni bir yol, yeni bir ufka yelken açmak zorundayız.</div> <div>.</div> <div><strong>Osman Atalay, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>