<div><span><span><strong>Bu kitap,</strong> gelecekteki toplumsal kaosu öngören bir bilimkurgu romanı. </span></span></div> <div><span><span>Yanan binaların ateşini söndürmek için değil, o binaların içindeki kitapları yakmak görevini üstlenen itfayeciler..</span></span></div> <div><span><span>Bilgiden, bilimden, bilenden korkan insanlar.. </span></span></div> <div><span><span>Aynı, uluslararası iletişim sağlayacağına inandığımız sosyal mecraların, bizleri iki çift sohbete mahrum bırakıp yalnızlığa sürüklemesi gibi.</span></span></div> <div><span><span>İşlevler, tersiyle hizmet ediyor.</span></span></div> <div><span><span>Kitapların önemini yitirmesi, değerli yazarların azalması, iki paragraflık yazıların uzun sayılması, bilgiyi değersizleştirirken, amacı belli olmayan kişilerin hayatlarına hayranlık duyulması.. Bu kehanet, kendini gerçekleştirir mi?</span></span></div> <div><span><span>Ne diyordu yazar:</span></span></div> <div><span><span><strong>"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe.</strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece."</strong></span></span></div> <div><span><span>Oysa yaşanan zaman, zihnimde <strong>Dostoyevski</strong>'ye söz veriyor:</span></span></div> <div><span><span><strong>“Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. </strong></span></span></div> <div><span><span><strong>Herkes kendini düşünüyor, kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor."</strong></span></span></div> <div><span><span>Öyleyse, yakılan kitaplardaki bilgileri kaybetmemek adına, onları son kez okuyanların zihinlerinde kalan bilgileri öğrenmek romanda ne kadar değerliyse, günümüzde yaşı ilerlemiş, <strong>derin bilgiye sahip insanların</strong> bizimle birkaç yıl daha kalmasını dilememiz doğru orantılıdır. </span></span></div> <div><span><span>Ancak bugün <strong>düşünmemizi</strong> engelleyen, zamanımızı harcatan, faydasız insanları baş köşeye koyan her türlü mecra, gün gelir uyuyan toplumumuzu, <strong>kitapları yakma zevkine</strong> de eriştirir mi?</span></span></div> <div><span><span>Korkunç!</span></span></div> <div><span><span>Yine de kitaptan çarpıcı bir söz, bu yazıyı sonuna kadar okuyan kitapseverlere rehber niteliğinde;</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span><strong>"Bir kadın kitaplar uğruna yanabiliyorsa, kitapların içinde bir şeyler olmalı.</strong><strong>”</strong></span></span></div> <div><span><span>Ölene dek okuyun!</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Betül Özey, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div><span><span>Sosyolog/Psikolog</span></span></div>