<div><span><span>-Ne iyi ki doğdun da indin bu âleme ki yüksele, hayra eresin; “<strong>Ve ahiri senin için evvelinden hayırlı olacaktır</strong>”-</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span>Öyle sıdkı sıyrılır ki insanın, zamanla bazan ve bir zaman her şeyden, her yer ve herkesten..</span></span></div> <div><span><span><strong>Kaçıp</strong> gidesi, <strong>kurtulup</strong> bir daha <strong>geri dönmeyesi</strong> gelir o anlarda hep.</span></span></div> <div><span><span><strong>Gidecek</strong> bir yeri olmamak, yahut bir yer <strong>tasavvur edememek</strong> ya da gidilecek yerin <strong>farkında</strong> olamamaksa, <strong>gitmenin ötesinde</strong> ayrı ayrı dert.</span></span></div> <div><span><span>Bir yol ve yoldaşlığa ram olamamaksa apayrı.</span></span></div> <div><span><span><strong>Gitmek-kalmak</strong> değil aslolan da.</span></span></div> <div><span><span>Her nerede olursa hiç <strong>bitmeyecekmiş</strong> gibi gelen bunaltan, yoran, zorlayan dalgalarla boğuşup, çırpındıkça, <strong>bir dua</strong> ile yüzmeye başlamak, <strong>gönülden</strong> <strong>fark edişlerle</strong> âlemin <strong>idrakine</strong> varmak ve her türlü hırçın dalgadan uzak, <strong>derinliğin sükunu</strong> ile huzura ermek asıl selamet.</span></span></div> <div><span><span><strong>Döneceği yeri</strong> bildikten sonra her gidiş-gelişin sonunun <strong>hayra</strong> ereceğidir muhakkak.</span></span></div> <div><span><span><strong>İnsan</strong>, kendisine giydirilen beden ve o bedenin <strong>dıştan dayatmalarla </strong>algıladıkları ile <strong>sınırlı</strong> <strong>sanır</strong> kendini; öyle olmadığı anlaşıldığında <strong>tanır</strong> kendini de etrafını da.</span></span></div> <div><span><span>Bedenin tahakkümünden kurtuldukça, <strong>boğuşmak</strong> yerine sever belki üst üste gelen o dalgaları da.</span></span></div> <div><span><span><strong>Gecenin</strong> koynunda, <strong>günün</strong> boyunda, yorgun düşüp, bezginlikle daraldığın yahut kızıp gücendiğin, derinde <strong>sükun</strong> değilse de bir kıyıda soluğunu rüzgara salıp, <strong>şevk-i şükürle</strong> kurtuluşa ermek de olsa maksat, yıpratan o darbeler arasında bile kulakta esen <strong>ecinni</strong> <strong>vesveseyi</strong> değil, <strong>kalbinin sesini </strong>duymalı insan ki her dem, ne denli bir <strong>yükselişte</strong> olduğu bilinciyle yoğrulmakla, anın içinde boğulmaktan da öyle kurtulabile.</span></span></div> <div><span><span>*</span></span></div> <div><span><span>-çarptıkça devleşen dalgalar arasında</span></span></div> <div><span><span>ya bir ummanın kenarında</span></span></div> <div><span><span>ya ulu bir dağ tavanında</span></span></div> <div><span><span>en eski surlarında, eskimeyen bir şehrin</span></span></div> <div><span><span>ya bir kalenin burcunda</span></span></div> <div><span><span>mezarlar, mabetler ya yaldızlı köşkler, taş konaklar otağında</span></span></div> <div><span><span>ya bir kenar mahalle kuytusunda</span></span></div> <div><span><span>sabrın ve sevabın civarında, kefaretin narında</span></span></div> <div><span><span>sevdalı bir derviş uykusunda</span></span></div> <div><span><span>sükuneti kendinde değil, kendine benzeyende bulanın,</span></span></div> <div><span><span>baktığı her yere aksi vurur sanki gönüldeki sultanın-</span></span></div> <div><span><span>*</span></span></div> <div><span><span>Yalnızlık hissiyle yontulan, parça parça çoğalan kalbinde, <strong>hamd</strong> ile varılan ferahlık, <strong>Allahaşkına</strong> <strong>artan</strong>, kabaran bir <strong>muhabbeti</strong> de <strong>parazitlerden</strong> arındırır sonunda.</span></span></div> <div></div> <div><span><span>Her geçici süreçten alıp kendine kattığın ne varsa, <strong>taşırsan</strong> <strong>da</strong> içine attığın hiçbir şeyi dışına sarkıtmasan da sonunda <strong>dönülecek</strong> yerindir seni o muhabbetle sarıp sarmalayacak olan.</span></span></div> <div><span><span>Her dalganın bir <strong>sınav kağıdı</strong> gibi gelip gittiğini görene <strong>cevher</strong> olur o gelen, <strong>Hızır</strong> yoldaşın, yer ve gök taşları sırdaşın olur, birikip <strong>desteler</strong> kalır geride sonra ki o <strong>muhabbet</strong> <strong>basamağı</strong> da <strong>derinleştikçe</strong> bir bir <strong>yükselmiş</strong> olur.</span></span></div> <div><span><span>Bir karanlıktan bir karanlığa geçip duruyor insan ve ‘<strong>iki karanlık’ arasında</strong> alınan az bir <strong>ışıltıyla</strong>, az da olsa <strong>nefeslenebiliyor</strong> şükürle.</span></span></div> <div><span><span>Ve insan, <strong>o</strong> <strong>ışıltı</strong> ile böylece <strong>insan</strong> oluyor…</span></span></div> <div><span><span>Sonra gör bak <strong>nur</strong> yağar gecelere de gün ağar, açılır göz kapakları.</span></span></div> <div><span><span>Desen de ki; “Bu ‘karanlık’ gecenin neresine asayım şu yamalı abamı?<strong>”</strong></span></span></div> <div><span><span>Büründüğün geceler sarılıp öpmeden bırakmaz ya; açık tut ki hep var olan gönülden gözünle <strong>gör</strong> o ‘<strong>karanlıkta</strong>’ da.</span></span></div> <div><span><span>Dostun şifalı askısı var basan karanlığın önünde, öperek as hasretin hırkasını da.</span></span></div> <div><span><span>Ol dostu dost bilene, <strong>dost</strong> olur dost bildiği de.</span></span></div> <div><span><span>Bilirsin, <strong>‘karanlık</strong>’ değil geceler görene; gecenin de <strong>kervanları</strong> var, köre ne!</span></span></div> <div><span><span>Uzaklıksa dert değil de hep ukdesi içinde insanın, kendinden uzak olana dert gidiş-geliş de uzaklık da.</span></span></div> <div><span><span>Derdin kendisi dermansa insana; derdi kendine <strong>yoldaş</strong> bilenedir o derdin <strong>dermanı</strong> da.</span></span></div> <div><span><span>Sade insan değil, çürüdü bak <strong>toprağın</strong> rengi de…</span></span></div> <div><span><span>Dert değil, derman ‘<strong>O’</strong> ki birlikte olunca, <strong>katında</strong> ve hep <strong>yüksektesin</strong>…</span></span></div> <div><span><span><strong>Allah</strong>’ı <strong>yalnız</strong> bırakmamak esas görev, asıl farz…</span></span></div> <div><span><span>De, o işte sultanım…</span></span></div> <div><span><span>- Seni hiç yalnız bırakmadı ki <strong>Allah</strong>…</span></span></div> <div><span><span>.</span></span></div> <div><span><span><strong>Yunus Fırat, dikGAZETE.com</strong></span></span></div> <div></div>