<h3><span><strong>AKLIN SIRLARI VE SINIRLARI</strong></span></h3> <div><strong>Ruh, Akıl, Kalp-Gönül, Beyin, Zihin, Zeka, Düşünce, Şuur, İdrak, Mantık, Yetenek, Dahilik, Delilik, İçgüdü, Duygu, Duyu, Algı, Kavrayış, Feraset</strong></div> <div>Bugün itibarı ile hiçbiri tam olarak anlaşılamamış olan bu kavramların hepsi “<strong>soyut</strong>” kavramlar. Bunların varlığını, <strong>insan</strong> <strong>davranışlarının</strong> sonuçları itibarı ile gözlemleyebiliyoruz.</div> <div><strong>Büyük Mütefekkir Gazali,</strong> <strong>“</strong><strong>İhyâ-u Ulûm-id-Dîn</strong><strong>”</strong> isimli muhteşem eserinde <strong>Kalbi</strong>, <strong>Ruhun</strong> da içinde bulunduğu bir hükümdar, <strong>Aklı</strong> da onun yardımcısı olarak değerlendiriyor ve sahih hadislere dayanarak, <strong>yaratılmışlar</strong> <strong>içinde</strong> en kıymetli şeyin <strong>Akıl</strong> olduğunu belirtiyor.</div> <div><strong>Akıl</strong> konusunda güzel bir <strong>fıkra</strong> dinlemiştim:</div> <div>Ruhun varlığına inanmayan materyalist bir beyin cerrahı, yine bir beyin cerrahı olan ve daha önce kendisini de ameliyat etmiş olan inançlı bir arkadaşına, şaka yollu takılarak şöyle der:</div> <div>“O kadar beyin ameliyatı yaptım fakat neşterimin ucuna hiç ‘<strong>ruh’</strong> takılmadı.” Bunun üzerine arkadaşı taşı gediğine koyar: “Ben de seni ameliyat ettiğimde çok şaşırmıştım, neşterime hiç ‘<strong>akıl</strong>’ takılmamıştı.”</div> <div>Bu fıkradan yola çıkarak şunları <strong>sorgulamak</strong> yerinde olacaktır:</div> <div><strong>1- Akıl nedir?</strong> O kadar okumuş, beyin cerrahı olabilmiş bir insan <strong>akılsız</strong> olabilir mi?</div> <div><strong>2- Zekâ</strong> ile <strong>akıl</strong> arasında fark var mı?</div> <div><strong>3- Deli</strong>, aklı hiç olmayana, <strong>Ahmak</strong>, aklı olup da kullanmayana mı deniyor?</div> <div><strong>4- İnsanın</strong> aklının olması fakat kullanmaması yani “<strong>akletmemesi</strong>” ne demektir?</div> <div>Öncelikle eski dilde “<strong>us</strong>” (uslanmıyorsun, uslu ol vbg.) olarak da kullanılan <strong>aklın</strong> bir <strong>tanımını</strong> yapmak yerinde olacaktır. Bu konuda <strong>onlarca</strong> <strong>tanım</strong> yapılmış. Klasik felsefede, “<strong>İnsan ruhunu veya nefsini yanıltıcı bilgiden koruyan, algıları düzenleyen ve bilinçli düşünme işlevinin kaynağı olan yeti</strong>.” olarak tanımlanmış. Benim, üzerinde durmak istediğim <strong>tanım</strong> ise şöyle:</div> <div><strong>- Akıl,</strong> davranışları düzenleyen, muhkeme gücü ile yargılayabilen, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan, emniyeti tehlikeden, barışı savaştan, kazancı kayıptan ayırma kabiliyet ve dirayetini gösteren bir yetidir.</div> <div><strong>Zekâ</strong> ile <strong>akıl</strong> arasındaki <strong>fark</strong> ise çok önemli. İngilizcede <strong>zekâ</strong> “<strong>intelligence</strong>”, akıl ise “<strong>mind</strong>” olarak kullanılıyor. <strong>Akıl,</strong> <strong>zekayı</strong> da kapsıyor fakat <strong>zekâ,</strong> <strong>aklı</strong> kapsamıyor. <strong>Yapay</strong> <strong>Zekaya</strong> (artificial intelligence) bu açıdan da bakmakta fayda var.</div> <div><strong>Zeki</strong> bir insan <strong>mantık</strong> yürütebiliyor. Hızlı öğrenebiliyor. Çok okuyup çok bilgi sahibi olabiliyor. En zor <strong>matematik</strong> problemlerini çözebiliyor. Bir holdingde ‘<strong>CEO’</strong> olabiliyor, çok önemli mevkilere gelebiliyor fakat bütün bunlar onun <strong>kesin</strong> olarak <strong>akıllı</strong> bir <strong>insan</strong> olduğunu göstermiyor. <strong>Akıllı</strong> <strong>insan</strong>, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, barışı savaştan, gerçeği yalandan ayırabilmesi gerekirken, buna uygun davranmayan bir insan, <strong>hangi</strong> <strong>mevkide</strong> olursa olsun <strong>akıllı</strong> <strong>bir</strong> <strong>insan</strong> sayılmıyor.</div> <div>Çok bilindik fakat konuya çok yakışan bir <strong>hikâye</strong> var:</div> <div>Saygısızlıkta ve üslup hatasında ısrar eden oğluna “<strong>sen adam olmazsın</strong>” diyen yaşlı adamı, bir zaman sonra <strong>vali</strong> olan oğlu, yardımcısını göndererek makamına getirtir ve ona “<strong>gördün mü bak, bir de bana ‘sen adam olmazsın’ diyordun</strong>” diyerek sitem eder. Babasının ona verdiği cevap muhteşemdir: “<strong>Ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim. Adam olsaydın beni ayağına getirtmez, sen beni ziyaret ederdin</strong>”</div> <div>Sonuç olarak bir insan <strong>zeki</strong> olmasına rağmen <strong>akıllı</strong> olmayabilir. <strong>Akıllı</strong> olması ve <strong>aklını</strong> geliştirebilmesi için öncelikle iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edebilmesi çok önemli. Bu durum, bizi çok ilginç bir sonuca götürmekte: <strong>Güzel ahlâk, insanın aklını geliştiriyor</strong>. Aklı geliştikçe de <strong>güzel</strong> <strong>ahlâkı</strong> tamamlanıyor.</div> <div>Bu yüzden, <strong>ahlaksız</strong> bilim insanları, <strong>ahlaksız</strong> doktorlar, avukatlar, eğitimciler, ebeveynler, ahlaksız müteahhitler, <strong>ahlaksız</strong> siyasetçiler, ahlaksız ‘CEO’lar, çok büyük şirketlerin ve ülkelerin <strong>ahlaksız</strong> üst düzey yöneticileri olabiliyor. Konuştuklarında onlardan <strong>daha</strong> <strong>haklısı</strong> ve <strong>bilgilisi</strong> yok. Barışı değil <strong>savaşı</strong>, iyiyi değil <strong>kötüyü</strong>, doğruyu değil <strong>yanlışı</strong>, gerçeği değil <strong>yalanı</strong> seçmelerini <strong>iyi</strong> <strong>şeylermiş</strong> ve bizlerin <strong>iyiliği</strong> içinmiş gibi gösterebiliyorlar. Fakat bütün bunlar onların <strong>akıllı</strong> olduklarını değil bilakis <strong>akletmediklerini</strong> gösteriyor.</div> <div>Bunun yanında <strong>geçmişe</strong> <strong>takılı</strong> kalanlar ve <strong>duyguları</strong> ile <strong>fevri</strong> hareket edenler, bağlandıklarına <strong>körü</strong> <strong>körüne</strong> bağlananlar, taraftarlıkta <strong>aşırıya</strong> kaçanlar, makam ve mevki <strong>hırsından</strong> vazgeçemeyenler ve <strong>parayı</strong> <strong>birinci</strong> <strong>sıraya</strong> koyanlar da <strong>aklını</strong> geliştirememek, hatta <strong>akıl</strong> <strong>seviyesinde</strong> gerileme yaşamak gibi bir tehlike ile karşı karşıyalar. Üstelik bu <strong>hırs</strong> ve <strong>tutkular</strong> onları asla <strong>mutluluğa</strong> götüremiyor.</div> <div>Oysa <strong>akıllı</strong> insanın;</div> <div><strong>1- Başarısız</strong> olmak ve <strong>mutsuz</strong> olmak gibi sorunları yoktur.</div> <div><strong>2- Çalışkandır.</strong> Gelişime ve değişime açıktır.</div> <div><strong>3- Bilgi</strong> sahibidir. Fakat bu bilgiler arasında bağlantılar kurabilir ve bu sayede hem <strong>kendini</strong> bilir hem <strong>haddini</strong> bilir.</div> <div><strong>4- Bilimsel</strong> çalışmalarını “<strong>Bir dirhem ilim bin okka ahlak</strong>” düsturu ile yapar.</div> <div><strong>5- Güzel ahlak</strong> sahibidir. Hem kendisine hem çevresine hem ülkesine hem insanlığa faydalı bir insandır. <strong>Vicdan</strong> sahibidir.</div> <div><strong>6- Sağlığına</strong> dikkat eder, bedenine zarar vermez. Sigara ve alkol dahil <strong>yasaklı</strong> ve <strong>uyuşturucu</strong> maddeler kullanmaz.</div> <div><strong>7- Konuştuğuna</strong> dikkat eder. Güzel <strong>söz</strong> söyler, konuşurken bile <strong>fayda</strong> üretir.</div> <div><strong>8- Hem kendi</strong> haklarına hem başkalarının haklarına karşı <strong>sorumluluk</strong> sahibidir.</div> <div><strong>Elbette aklın da sınırları var. </strong>Onun kendiliğinden bilemeyeceği, bulamayacağı, anlayamayacağı konular var. Evrenin ve insanın <strong>niçin</strong> yaratıldığı, <strong>ölüm</strong> ve ötesi, insanın dünyadaki <strong>vazife</strong> ve <strong>sorumlulukları</strong> bu konuların en başında geliyor. <strong>Akıl</strong> bu konuları açıklamakta <strong>yetersiz</strong> kalıyor.</div> <div>Bu nedenle <strong>Muhyiddin İbn Arabi</strong> (1165) sorunu çözmüş ve <strong>bilgiye ulaşmanın üç yolunu</strong> şöyle sıralamış: <strong>Akıl</strong>, <strong>Vahiy</strong> ve <strong>Keşif</strong>. Ondan <strong>650</strong> yıl sonra doğan <strong>Danimarkalı</strong> din bilgini ve filozof <strong>Soren Kierkegaard</strong> ise “<strong>Kırdaki Zambak ve Gökteki Kuş</strong>” isimli ünlü kitabında, hala aynı soruyu sormaya devam etmiş: <strong>Tanrı, benimle ne kast etmiş olabilir?</strong></div> <div>Aklın tanımında yer alan “<strong>iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan, emniyeti tehlikeden, barışı savaştan, kazancı kayıptan ayırabilmeye yarar</strong>” ifadesini okuduğumda <strong>aklıma</strong> şu <strong>sorular</strong> takılıyor:</div> <div>- Henüz <strong>Aids, Kanser, Alzheimer</strong> gibi hastalıklara çare bulunamamışken ve seri şekilde ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkları, yoksulluğu, açlığı ve soykırımları önleyemiyorken, <strong>3. Dünya Savaşının</strong> ve <strong>nükleer</strong> silah kullanılmasının ihtimal dahilinde olması <strong>akıl ile izah</strong> edilebilir mi?</div> <div>- Böyle bir ihtimalde yüz milyonlarca insanın <strong>ölecek</strong> olması ve çok daha fazlasının kanser ve veya çok hasar veren genetik hastalıklara yakalanacak olması, dünyamızı yöneten liderlerin <strong>aklından zoru</strong> olduğunu mu gösteriyor?</div> <div>Sizin de <strong>aklınıza takılan </strong>bu ve bunun gibi sorular var mı? Yoksa siz hala “<strong>Tanrı benimle ne kast etmiş olabilir</strong>” sorusunda mısınız?</div> <div>.</div> <div><strong>Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div>