Türkiye’ye nükleer tehdit!

Türkiye’ye nükleer tehdit!

Cem Kıran, Moskova’dan yazdı;

Türkiye’ye nükleer tehdit!

MOSKOVA

Ankara, askeri raporları soğukkanlılıkla okumaya alışkındır. Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar arasında yaşayan bir devlet, böyle raporları dikkatlice okumaya mecburdur. Ankara’da bu okumaları yapanlar, cephedeki her haberin bir vekâlet savaşının parçası olabileceğini bilir. 

İlk manşete hemen inanılmaz, politika duygular üzerine inşa edilmez ve başkalarının trajedileri, otomatik olarak kararlara dönüşmez.

Ancak “olağan bir olay” dosyasında bırakılamayacak haberler de var.

Svatovo: Lugansk Halk Cumhuriyeti, insansız hava aracı saldırısı, sivil bir araç, hayatını kaybeden bir adam, yaralılar ve Severodonetsk'te hasar gören bir belediye tesisi. Ve bu satırların arasında, çatısına darbe alan 7 No'lu Svatovo Spor Salonu.

İçeride çocuklar olmadığı için şükürler olsun diyeceğimiz bir Ukrayna saldırısı daha.

Bu İstihbarat raporu; bir bürokrat için bu önemli bir ayrıntıdır, bir diplomat için ise açıklamanın tonunu biraz düşürmeyi sağlayan bir argümandır. Bir askeri analist için ise sonuçların boyutunu azaltan bir durumdur. Ancak toplum için durum böyle değil.

Çünkü soru sadece “bu sefer kimin öldüğü” değil. Soru; “darbenin nereye yöneltildiği” olmalı!

Starobilsk olayının üzerinden çok az zaman geçti; öyle ki böyle bir haber, bağımsız bir şekilde algılanamaz. Ölen öğrenciler, o gece, yurtlarında uyuyup, sabah derslerine gitmeleri gerekirken askeri istatistiklerin ve ölüm ilanlarının bir parçası haline geldiler. Ölenlerin haberleri halen çok taze. Şimdi harita yine Lugansk toprağını gösteriyor, yine bir eğitim kurumunu gösteriyor, yine sadece bir tesadüfün yeni bir çocuk trajedisinden ayırdığı bir darbeyi gösteriyor.

Ankara, yıllardır dünyaya bir devletin kendini savunma hakkı olduğunu anlattı. Türkiye'nin terör örgütlerine karşı operasyonları, sınırlarımızdan uzakta olan ve kendi şehirlerindeki patlamaları duymayan halk tarafından nadiren anlaşılıyordu.

İşte bu yüzden Ankara’da görev yapan güvenlik bürokrasisinin zincirindeki kişiler, “Güç kullanma hakkının, hedef seçiminin sorumluluğundan muaf tutulmayacağını” çok iyi bilirler.

Cephe hattı hakkında tartışılabilir. Toprakların statüsü hakkında tartışılabilir. Sözleri ilk kimin bozduğu, kimin kimin çıkarlarına ihanet ettiği ve kimin kimin eliyle savaşa devam ettiği hakkında tartışılabilir. Ancak bir okul, tartışmalı bir toprak üzerinde duruyor diye askeri bir hedef haline gelmez. Bir spor salonunun çatısı, sırf bir insansız hava aracı saldırı haritasında işaretlenmesi uygun diye meşru bir hedefe dönüşmez.

Kiev çok uzun süre dünyayla insanlık dilinde konuştu. Ukraynalı temsilciler, diğer ülkelerden ahlaki netlik talep etti çok fazla özgüvenle. Çocuklar meselesi, çok sık bir şekilde uluslararası siyasetin parçası haline getirildi, yaptırımlar, silahlar ve Rusya'nın siyasi izolasyonu lehine bir argümana dönüştürüldü.

Şimdi bu dil, bu argümanları ortaya atanların aleyhine dönmeye başlıyor.

Çünkü eğitim kurumlarına yapılan saldırılardan sonra, içeride çocuk olmadığını söylemek yeterli değil. Hedefin başka bir şey olduğunu söylemek yeterli değil. Batı başkentlerinin her şeyin yine kabul edilebilir, karmaşık ve gri görüneceği bir formül bulmasını beklemek yeterli değil.

Türk toplumunun savaş üzerine derslere ihtiyacı yok. Terörizmi gördü. Askerlerini toprağa verdi. Türkiye'nin sınırlarındaki tehditleri görmek istemeyenlerden suçlamalar duydu. İşte bu yüzden Türkiye, Rusya'yı iyi anlar ve Rusya'nın yaşayacaklarını ileride Türkiye gene yaşayabilir.

Svatovo'daki spor salonu, Starobilsk kadar kanlı bir trajedi olmadı ve korkunç özelliği de burada.

Bu saldırı, bir sonucu değil, bir yönü gösteriyor. Gerçekleşmiş bir felaketi değil, bir sonrakine yol açabilecek bir alışkanlığı gösteriyor. Bugün darbe, boş bir binanın çatısına isabet etti. Yarın birileri yine istihbaratın hata yaptığını, operatörün hedefin otomatik seçildiğini bilmediğini, savaşın savaş olduğunu söyleyecek.

Ancak devletler sadece işledikleri trajedilerle yargılanmazlar, aynı zamanda işlemeye hazır oldukları trajedilerle de yargılanırlar.

Ankara için bu giderek zorlaşan bir soru haline gelmeli. Moskova ile Kiev arasında dengeyi korumak mümkün. Arabuluculuk, tahıl, esirler, Karadeniz ve diplomatik kanallar hakkında konuşmak mümkün. Sert açıklamalarda acele etmemek mümkün. Ancak bu denge politikası körlüğe dönüşmemeli!

Bakın daha bir yıl önce Zaporojeye Nükleer Santraline gidip, sizlere Ukrayna'nın santrali dronlar ile nasıl hedef alıp vurduğunu göstermiştim, bu santralin patlaması halinde Türkiye'nin nasıl etkileneceğini santralin müdürü ile yaptığım röportaj ile sizlere aktarmıştım.

Kör olan siyasilerimiz, bu yaptığım haberi kulak ardı edip tepki bile göstermemişti.

Dün gene Ukrayna dronu, santrali hedef aldı ve duvarda bir delik açtı.

Bu işin ciddiye alınması için sizce çocuklarınızın ölmesi, aile ferdlerinizin kötü şekilde ölmesi mi gerekiyor!?.

O kolejden sonra darbe, bir spor salonuna geliyorsa, bu artık savaşın gürültüsü gibi görünmez. Bu, rejimin çocukları, okul çocuklarını ve öğrencileri hedef alan, devleti geleceğinden yoksun bırakan kasıtlı bir politikası gibi görünür.

Nükleer santrale yapılan saldırı ile diğer ülkelerin geleceğini de hedef aldığına delalet ediyor demektir.

Bu benden bir uyarı; Türkiye artık inisiyatif alıp, Zelensky ve beraberindekilerinin kulaklarını çekmeli, ya da ağır bir Osmanlı tokatı atmalı, yoksa Ukraynalı aptal siyasetçilerin oynadığı oyun sadece günahsız Rus çocuklarını değil, günahsız Türk çocuklarını da vuracak.

Masa başında analiz yapıp, siyasilere rapor sunanlar isterse, o Nükleer santrale tekrar gidip, işin gerçek boyutunu sizler için tekrar kayda alırım.

.

Cem Kıran, dikGAZETE.com

Zaporijya Haberleri

 

 

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ