Analiz/Röportaj/Dizi/Tefrika

İlklerin balerini Meriç Sümen, 60 yıllık sanat hayatını anlattı

Rusya'nın tarihi sahnesi Bolşoy'da sahneye çıkan ilk Türk balerini, Devlet Opera ve Balesinin ilk kadın Genel Müdürü, koreograf Meriç Sümen, "Bir yerde başa gelmek, arkandakileri de başarılı hale getirmeyi gerektiriyor" dedi

İlklerin balerini Meriç Sümen, 60 yıllık sanat hayatını anlattı
12-04-2022 12:07
Ankara

Türkiye'nin ilk devlet sanatçısı unvanı alan ve Rusya'nın tarihi sahnesi Bolşoy'da sahneye çıkan ilk Türk balerini, Devlet Opera ve Balesinin ilk kadın Genel Müdürü, koreograf Meriç Sümen, ortaokulda başladığı bale öğrenimini, Ankara Devlet Konservatuvarında sürdürdü.

Mezuniyetinin ardından usta sanatçı, Devlet Opera ve Balesi'nde başdansçı, koreograf ve genel müdür olarak hizmet etti.

Sümen bale kariyerinde başdansçı olarak Kuğu Gölü, Giselle, Fındıkkıran, Uyuyan Güzel, Romeo ve Juliet, Şımarık Kız, Kamelyalı Kadın gibi birçok eserde dans etti.

Pyotr İlyiç Çaykovski'nin Kuğu Gölü eserini 40'dan fazla ülkede oynayan ve Rusya'nın tarihi sahnesi Bolşoy'da farklı yıllarda çok kez Giselle eseriyle sahneye çıkan usta sanatçı, Bolşoy balesi tarihinde başrol üstlenen ilk yabancı "prima balerin" oldu.

15 yıl önce emekli olmasına rağmen genç dansçılara eğitim vermeye ve yol göstermeye devam eden 78 yaşındaki Sümen, "Türkiye'nin Çınarları Fotoğraf Projesi" kapsamında yıllarca sahneye çıktığı Ankara Devlet Opera ve Balesi dans stüdyolarında, sorularımızı cevapladı.

- Türk balesine 60 yıldan fazla emek verdiniz? Türk balesinin yeni filizlendiği dönemde mesleğe nasıl başladınız, sizi kim yönlendirdi?

- Yerimde duramayan bir kız çocuğu olduğumu annem hep söylerdi. Ankara Saray İlkokulu'nda okurken milli dans derslerimiz vardı, o derslere koşa koşa giderdim. Hocam da beni öne çıkarır, 'Meriç'e dikkatle bakın, hareketleri dosdoğru yapıyor.' derdi. Tabii anladım bende bazı yetenekler olduğunu. Hocam babamla konuşmuş. 'Meriç çok çok yetenekli, konservatuvarda bale bölümü açıldı, ne olur oraya verin.' demiş.

Babamın da tayini çıkacağı için asker olduğundan, beni bırakamamış burada. Ben de ağladım 'Babacığım ben balerin olmak istiyorum.' dedim. Babacım da rahmetli, ben okulu yatılı kazanınca askerlikten ayrıldı. Bırakamadılar beni, 8 yaşındayım tabii. Allah razı olsun onlardan. Burada kaldılar ve ben de konservatuvarı bitirdim.

Babam Genelkurmay'da çalışırken çok üzgün olduğu bir gün, Kenan Evren Paşa sormuş, 'Senin suratın neden asık?' Babam da, 'Benim kızım bale bölümünü kazandı ama onu burada yalnız bırakamam.' demiş. Evren Paşa da 'Herkes her şeyi oluyor ama sanatçı yeteneği varsa, bırak olsun.' demiş. Seneler sonra Kenan Evren'in elinden devlet sanatçısı unvanını aldım.

320 kez Kuğu Gölü'nü oynadı

- Mezuniyet sonrasında 1961'de Opera ve Bale Genel Müdürlüğünde çalışma hayatınız başlıyor. O zaman balenin durumu nasıldı, nasıl bir ortamda çalıştınız?

- Ankara Devlet Konservatuvarında 9 sene okudum. 1961 yılında mezun olunca Opera ve Bale Genel Müdürlüğüne girdim. Şimdiki gibi kadro problemi yoktu. Küçük bir imtihana tabii tuttular. Burası profesyonel olarak baleyi Othello balesi ile açmıştır. Ben mezun değildim, son sınıfta okuyordum.

Aralarına katıldım diğer arkadaşlarımla ve daha da büyüdük. Güzel eserlerin sahnelenmesi için Türk balesini ve okulumuzu kuran hocamız Madam Ninette de Valois mezun olanları bekledi. Bu binanın içinde çok ufacık bir bale salonumuz vardı.

Camları olmayan bir yerdi, nefes alamıyorduk. Ama bunun yanında devlet büyüklerimiz, hükümetimiz fevkalade yardımcı olurlardı ve hiçbir isteğimizi geri çevirmezlerdi. Tütü dikilecekse kumaş yurt dışından getirildi, ne aklınıza geliyorsa. O zamanlarda zorlukları yenerek birtakım eserleri oynadık. Kuğu Gölü'nü yurt dışı da dahil 320 defa oynamışım. O kadar çok oynadım ve değişik hocalarla çalıştım ki, çok şey öğrendim.

"Bale izin mazoşist olmak, yetmemezlik duygusuna sahip olmak lazım"

Cumhurbaşkanımız gelmeden galalarımız açılmazdı. Cumhurbaşkanı kulise gelirken heyecan içinde perde önünde dururduk, herkes smokin, tuvalet giyer ve çok şık olurdu. Büyük heyecanlar yaşadık. Yabancı büyük devlet başkanları gelirdi. Eski Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle'in önünde Debussy oynadım.

Milliyetleri neyse ona göre repertuvar yapardık. Her zaman devlet büyüklerine ya opera ya da bale gösterilirdi. De Gaulle, o kadar uzundu ki, kulise geldi ben yanında minicik kaldım, elimi öptü, hayranlığını ifade etti. Sovyet Başbakanı Aleksey Kosigin geldi Türkiye'ye. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile bale izledi.

Kosigin, kulise geldi ama ben kendisini tanımıyorum. O zaman beğenmişler beni ve Rusya'dan davet aldım. 10 gün sonra Moskova'daydım. Orada işte büyük imtihanlar başladı. 'Bu benim bildiğim bale değilmiş, büyük bir işmiş.' dedim. 'Ya öleceksin ya da yapacaksın.' dedim kendime. 40-50'şer kişilik kadın ve erkek grupları. Tarihleri 300 seneyi aşmış bir Rus balesi ile karşılaştım. Çok yardımcı oldular.

Rusça anlamıyorum, İngilizcem çok az. Çok korkuyordum ama 'Meriç kaldır kolunu, bacağını böyle yap.' diye diye, sonunda salondan dört ayak çıktığım günleri hatırlarım. Ayağa kalkamazdım, sürünürdüm. Onların stilini öğrendim. Altyapım İngiliz hocalardan olduğum için sabrım ve azmimi onlardan aldım.

Balede hiçbir zaman af yoktur. Balenin altında öyle acımasız aşkla çalışma vardır ki, belki biraz mazoşist olmak lazım, yetmemezlik duygusuna sahip olmak lazım.

Yetmiyorsun kendine. Başarı istemiyorsun, o hareketi daha iyi yapmak istiyorsun. Sonra öğreniyorsun ki, bir değil iki beyinli olman lazım. Ön beyin drama, arka beyin teknik beyin. Bunlar zamanla oturan şeyler. Oynadığın eserlerin içinde, çalıştığın hocayla anlayabildiğin kadar..

Bunun üzerine de ayrıca evimde, ayna önünde oynadığım eserlerin ifadelerine çalışıyordum. Hiçbir şey kolay değil, bale hiç kolay değil. Üşütmen lazım.

Balede muvaffak olman için kafayı yemen lazım. Acı sana zevk vermeli. Seni hiç beğenmiyorlar, baştan yap diyorlar. İtiraz etme hakkın yok. Sabır, aşk ve öz güven ile akıllı olup, güzel taraflarını keşfedeceksin. Bu 30'larden sonra başlıyor.

"Sovyet Rusya günleri zorladı, delirttiler ama başardım"

- Azmi elinizden hiç bırakmamışsınız. Rusya'da ne kadar kaldınız?

- Sovyet Rusya'da iki ay kaldım, sonra döndüm. Bir gün Dışişleri Bakanımız çağırdı. Senin ismin kültür değişim programında var Rusya'ya gidiyorsun. Tabii onlar bilmiyor, orada sahneler meyilli ve çok büyük. Biz de sahneler düz.

Orada oynadığında hatalı bir hareket pek çok şeye neden olur. Kendi kendime dedim ki, 'Başarını keşfet, ya git yapama, bırak bu işi, veyahut da yap.' Avrupa'da izleyenler kritik ediyor, çünkü baleyi yutmuşlar. Onların önünde alkış almak, perde açtırmak zordur.

Bana 'Siz Türk müsünüz, Türkiye'de mi doğdunuz, Türkiye'de mi eğitim aldınız?' diye sordular. Sorularıyla beni delirttiler. Türk olduğunuza inanmak istemiyorlar. Delirttikleri için olduğumdan daha çok çaba sarf ettim. Ama başardım. Çünkü dansa aşığım.

"Mühim olan şey, iyi bir misal olmaktır"

- Yurt dışında çok sahneye çıktınız ama pek çok ilklere sahipsiniz. Devlet Opera ve Balesinin ilk kadın genel müdürüsünüz. İlklerin insanı olmak hem büyük bir sorumluluk hem de bazı şeylerden vazgeçmeyi gerektiriyor değil mi? Bu sorumlukları nasıl taşıdınız?

- Başa geçmek büyük mesuliyet almaktır. Mühim olan şey, iyi bir misal olmaktır. Bir yerde başa gelmek, arkandakileri de başarılı hale getirmeyi gerektiriyor. Bu harika bir duygu. İyi yapmaya başlayınca, ben nasıl iyi yapıyorum dedim.

Arkaya da bakmaya başladım. Bir grupla dans ettiğin zaman, önde oynuyorsan ama grup iyi değilse o işe yaramıyor. Tümümüz iyi olmalıyız. Kuğu Gölü zor bir baledir. Nerdeyse herkesin soliste yakın tekniğe sahip olması lazım. Onlar çok iyi olmalı ki, ben iyi olayım. Onun için ben çok iyi bir abla olmaya, çok iyi bir öncü olmaya ahdettim.

Senelerce böyle çalıştım ve arkamdakileri de çalıştırdım. Öyle bir duruma geldik ki, hocamız Madam, bizim Royal Bale ile aynı seviyeye geldiğimizi söyledi. Savaşçıydık. Rus hocalar da geldi, onlardan da başka şeyler öğrendik."

- Bolşoy'da sahneye çıkmak nasıl bir duygu, ilk Türk prima balerin olarak?

- O duyguyu anlatamam. Sahnesi çok büyük ve sonu olmayan bir siyahlık var. Ucu yok, mağaraya girmişim gibi. Fakat etrafım o kadar güzeldi ki. Giselle balesini oynadık. 'Çok iyi hadi Meriç.' diye alkışlıyorlar.

Başrolü paylaştığım kız uçuyor sahnede, 'Allah'ım memleketimi, bayrağımı koru.' diye dua ettim. Ülkemi konuşturacağım çünkü. Hiç kolay bir görev değil. Devletime titrerim, ülkeme çok düşkünüm. Fevkalade başarılıydık, çok alkış aldık.

"Bir tane Meriç Sümen yok, 1000 tane Meriç Sümen var"

- Hala Kuğu Gölü olarak anılıyor olmak sizi mutlu ediyor mu?

- Kuğu Gölü oynarken rolümü paylaştığım arkadaşlarımı rahmetle anıyorum. Onlar benim bir tanemdi. Biz operada çok aç kaldık, buranın ilk zamanlarında, paramız yetmiyordu.

Kaloriferler yanmazdı, çok soğuktu Ankara. Çok cefalar çektik. Hiç yılmadık. O yüzden bir tane Meriç Sümen yok, 1000 tane Meriç Sümen var bu balede.

- Dünyada Türk balesi sizinle tanındı ve sonra üstüne yeni yetenekler geldi. Şu anda Türk balesinin geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz?

- Kovid salgınına sormak lazım balenin nasıl olduğunu. Bale öyle bir sanat koludur ki, dur kalka gelmez. Pazar günü bile dinlenme hakkı vermez. Online bale dersleri komedi şeyler.

Şu anda çocukların psikolojisi bozuk. Yapıyorlar, yapıyorlar atıyoruz. 12 kişi birden Kovid oluyor sonra yeniden açılıyoruz. Bu çocuklardan şimdi ne bekleyeyim.

Onlara başarmayı, en zor şartlarda dahi dans etmeyi öğretiyorum. Hala uğraşıyorum, uğraşacağım. Ayakta durdukça çalışacağım. Ankara'da, İstanbul, İzmir'de öğrencilerim var. Onları öpüyorum, seviyorum, dövüyorum. İyi gidiyor ondan sonra. Çalışıyorlar. Bu iş böyle.

"Genel Müdürlüğü beni yücelten bir görev olarak görmedim"

- Sanatçı olarak kadın yönetici olmanın size katkıları ne oldu?

- Bana pek bir şey vermedi. Verilen görevleri kendime geçirmem. Genel Müdürlüğü beni yücelten bir görev olarak görmedim. Benim için mühim olan sanatım ve Meriç Sümen'dir.

Herkes Genel Müdür olur da sanatçı olamaz. Genel Müdür de, Sayın Bakanım Atilla Koç'un ısrarıyla oldum. 'Bak Meriç gel, sinirlenme. Bak, balenin en üstüne sen gelmişsin. 40 senede bir tek raporun ve cezan yok. Bu senin hakkın.' dedi. 'Efendim ben yapamam.' dedim. 'Sen hata yapmazsın, sorar öğrenir doğrusunu yaparsın.' dedi.

Kendimce bir şeyler yaptım. Arkadaşlarıma 350 kadro çıkardım. Leyla Gencer binasını aldım. İnşallah başarmışımdır. Festivalleri yaptık. Emekliliğime 6 ay kala, Ertuğrul Günay o zaman Kültür Bakanıydı. 'Efendim ben gidiyorum. Sağlık sorunlarım da var.' dedim. İstemedi başta, ama peki dedi Bakan Bey. 2,5 yıl Genel Müdürlük yapmıştım, yorulmuştum.

"Anne olmak için çok ısrar ettim"

- 60 yıllık bale hayatınızda 47 yaşınıza kadar sahnede kaldınız. Hayatınızda nelerden vazgeçtiniz?

Hayatımdan çok şeyi vazgeçirmeyi öğrettiler. Çocukken bizi koşturmadılar. 'Düşme, yemek yeme, çok oynama.' dediler. Genç kızlığımda 'Topuklu giyme, kilo almaya başladın dikkat et.' dediler.

Daha da büyüdüm, 'Evlenme, evlenirsen de çocuk yapma.' dediler. Bir gün dedim ki, 'Ben evleneceğim.' Zormuş, bilmeden insan bazı şeylere yürüyor. Ama anne olmak için çok ısrar ettim. 'Hayır ben de doğuracağım, tüm arkadaşlarım anne oldu.' dedim.

Sonra izin çıktı, oğlumu doğurdum 34 yaşında. Dans hayatı kısa tabii. Bana çok kısıtlama getirildi. Anne olduktan sonra vücudu tekrar eski haline getirmek zor. Annelik çok çok güzel. Onu tatmak için her şeye katlandım. Ağladım ve kendi kendime çırpındım.

"Okullardan benim arzu ettiğim gibi gelmiyor talebeler, eksik geliyor"

- Sahneleri bırakınca, aktif çalışma hayatını özlediniz mi?

- Hayır özlemedim. 47 yaşına kadar dans ettim. Şimdi çocuklarıma eğitim vermekten keyif alıyorum. Çok oynadım ve doydum.

- Genç dansçılara tavsiyeleriniz nedir?

- Sabır, irade ve akıllarını kullanacaklar. Kapı kapandığı anda bale dünyası var. Savaşmış, kocaymış, paraymış. Burayı seveceksin. İradeyle, azimle yapmaya çalışacaksın. Bin tane şey aklına gelirse olmaz. Ben opera durağında simit yiyerek çok bekledim. Ne arabam vardı, ne bir şeyim var.

Bunu yaparlarsa yaparlar. Bizim okullarımız balede başka stil çalıştırıyor. Okullardan talebeler benim arzu ettiğim gibi gelmiyor, eksik geliyor.

Benim balede sahneye koyacağım büyük eserlerde rol almak için öğrencilerin yeterliliği yok.

Ben eser mi öğreteyim, yoksa hocalığa mı başlayayım, teknik mi öğreteyim bilemiyorum. Ben eseri öğretip, oynatırım ama altyapı olmayınca ne olacak? Bale hocası olmak demek, okulu bitirip, 'Ben hoca olacağım.' demek değildir.

 Hoca olmak için okulu bitirdikten sonra bir 10-15 sene sahnede oynarsan, o geçişler idrak edilir.

Eserler kitaplarla öğrenilmez. Ben Türk balesi için konuşuyorum. Zor işleri. Belki bir yer açarım, yetiştiririm.

Çocuklar yetenekliler ama yazık oluyor. İyi salonların olması ve salonlar açılırken dansın, balenin de düşünülerek sahnenin teknik olarak yapılması gerekiyor. Taşın üstünde dans yapılmaz. Bunlar detaylı düşünülmeli. Sıhhattim müsaade ettikçe de çalışacağım.

Kaynak: AA

dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
TÜRKİYE GÜNDEMİ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER