?>

Orta Doğu’da kriz – Türkiye için risk

Mehmet Yılmaz

3 ay önce

Mehmet Yılmaz, Köln’den yazdı;

Orta Doğu’da kriz – Türkiye için risk

Almanya, KÖLN

Önce İran sonra da ABD tarafından Hürmüz Boğazı’nda uygulanan abluka, enerji ve gübre fiyatlarındaki artışlar da dahil olmak üzere, küresel ekonomi için ciddi riskler teşkil ediyor. Mart ayından beri Almanya’da Super E10 benzininin litre fiyatı, istikrarlı şekilde 200 Euronun üzerinde seyrediyor. Bunun sonucunda hükümet, 2026 yılıyla alakalı ekonomik büyüme tahminini şimdiden yarıya indirdi ve yüzde 0,5 seviyesine çekti.
Bazı uzmanlara göre, küresel petrol rezervleri ay sonuna kadar yeterli olacak. Ancak sonra, gerçek anlamda bir “petrol çılgınlığı” yaşanabilir. Suudi Arabistan’ın Aramco şirketinin CEO’su Amin Nassr’a göre, Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle küresel petrol piyasası, haftalık yaklaşık 100 milyon varillik arz kaybı yaşadı ve şu an yaşanan enerji krizinin de tarihin en şiddetli krizi olduğuna dikkat çekti.
Ayrıca küresel gıda güvenliğinin kritik bir bileşeni olan gübre fiyatlarındaki fırlamalar da kritik bir süreci bizlere gösteriyor. Mart ayından beri fiyatlar şimdiden yüzde 30 oranında artış gösterdi ve bu artışın henüz tavan noktasında olmadığı biliniyor.
Açıkçası uygulanan bu abluka, kusurludur ve tüm tarafları savunmasız bırakmaktadır. Şirketlerin mali kayıplarının yanı sıra itibar kaybı da yaşanmaktadır. Şirketler hem ABD hem de İran donanmasının çelişkili talepleri arasında bir yol bulmaya mecbur bırakılıyorlar. Taleplere uyum sağlamayınca da gemilerin mürettebatlarına saldırı veya gözaltına alınma riski ortaya çıkıyor.
Bu esnada, ablukayı delme girişimleri de devam ediyor. Bu durum, Orta Doğu’daki deniz taşımacılığı hareketini olumsuz etkiliyor, kaotik bir ortam oluşmasına sebep oluyor. Örneğin; Nisan ayında, BAE’den gelen petrol yüklü tankerler, İran’dan geçiş izni almadan Basra Körfezi’ni geçip, doğuya doğru ilerlediler. Böylece yaklaşık 6 milyon varil petrol, ihracat amacıyla başarılı bir şekilde teslim edildi.
Benzer girişimler bu ayda da yaşandı. İran LNG’si taşıyan çok büyük hacimli Tara Gas isimli tanker, ablukanın sınırını aşarak, şu sıralar Umman Denizi üzerinde güneydoğu yönünde ilerlemektedir.
Stratejik olarak bakarsak, boğazı abluka altına alırken İran’ın temel amacı kar elde etmek değil. Ablukanın temel motivasyonu, ABD’ye zorluk çıkarmaktır. Dahası İran, boğaz üstündeki kontrolünü ne kadar uzun süre elinde tutmayı başarırsa, başlıca dış aktörlerin bu bölgeye göstereceği ilgi de o denli artacaktır.
ABD açısından abluka, İran üzerinde baskı kurmak adına, bir kara harekâtı düzenlemek veya nükleer saldırı başlatmaktan daha az riskli bir yöntem olarak ön plana çıkıyor. Eğer bu abluka 2027 yılına kadar sürecek olursa, bunun yol açacağı tehditler, bambaşka bir boyuta ulaşacak ve yeni kriz döngülerini tetikleyecektir.
Aslında ilk bakışta bu durumdan karlı çıkacak taraf, Türkiye olduğu izlenimi doğabilir. Tabii Ankara da Avrupa ülkelerinin ortağı olarak hareket ederek, petrol ve gaz tedariği için Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakan çeşitli alternatif güzergahları halihazırda öneriyor. Şu an masadaki seçenekler arasında, Irak ve Suriye üzerinden gerçekleştirilecek kara yolu sevkiyatları, Süveyş Kanalı – Kızıldeniz – Ürdün ve Suudi Arabistan hattını izleyen karma bir koridor ile Umman’daki bir liman üzerinden BAE ve bölgedeki diğer ülkelere yapılacak sevkiyatlar yer almaktadır.
Buna ek olarak, Ümit Burnu’nu dolaşan bir güzergah da tartışılıyor. Ancak bu seçenek, enerji kaynaklarının transit süresini 10 ile 15 gün arasında uzatıyor ve dolayısıyla nakliye şirketlerinin maliyetlerini artırıyor.
Türkiye’de 2014 ile 2016 yılları arasında benzer bir planı hayata geçirmeye çalıştı ve nihayetinde elle tutulur hiçbir sonuç vermediğini hatırlayalım. O dönemde Suriye ve Irak menşeili petrol, kara yolları üzerinden taşınarak Bakü – Tiflis – Ceyhan boru hattındaki tedarik akışlarıyla harmanlanıyordu.
Bununla birlikte, ufukta beliren enerji ve ekonomik felaket tehdidinin ötesinde, dikkatle ele alınması gereken bazı ilave jeopolitik sonuçlar da mevcuttur. Her şeyden evvel, uluslararası toplumun Ukrayna’ya yönelik ilgisi halihazırda zayıflamaya başladı. Şayet Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, kendiliğinden yatışmazsa, ABD tüm odağını Orta Doğu’ya kaydıracak gibi duruyor. Bu durum ise Batılı müttefikler arasında yeni siyasi sürtüşmelerin doğmasına yol açacaktır. Öte yandan, enerji piyasalarındaki istikrarsızlıktan aldığı güçle, Rusya’nın bütçesi büyümeye devam edecektir.
İkinci olarak; Çin ile İran arasında daha sıkı bir yakınlaşma yaşanması ihtimali oldukça yüksektir. Böylesi bir ittifak, şüphesiz ki çeşitli cephelerde ABD’nin aleyhine işleyecektir. Ancak aynı zamanda, bölgedeki diğer aktörlerin konumunu zayıflatma potansiyelini de bünyesinde barındırmaktadır.
Türkiye açısından İran-Çin işbirliği yalnızca Orta Doğu’da değil aynı zamanda diğer bölgelerde (özellikle de Kafkasya ve Orta Asya’da) ciddi bir sorun teşkil edecektir. Pek çok kişinin halihazırda çatışmanın potansiyel bir tarafı olarak gördüğü Azerbaycan’ın savaşa dahil olması durumunda, Türkiye’nin bölgedeki dış politika stratejisini tamamen gözden geçirmek zorunda kalması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda, bir şekilde bertaraf edilmesi gerekecek bir dizi risk ortaya çıkacaktır. Böylesi bir senaryoda, ABD ile İran arasındaki çatışma konusunda tarafsızlığı korumak, Türkiye adına olağanüstü diplomatik çabalar gerektirecektir.

.

Mehmet Yılmaz, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI