?>

Büyük Kafkas Seddi: Kafkasya’da tahkimat siyaseti ve etnik süreçler

Albert Gadzhaev

3 ay önce

Albert Gadzhaev, Karaçay-Çerkesya'dan yazdı;

Büyük Kafkas Seddi: Kafkasya’da tahkimat siyaseti ve etnik süreçler

Karaçay-Çerkesya, K. KAFKASYA

Giriş

Büyük Kafkas Sıradağları, antik çağlardan itibaren Kadim Doğu devletleri ile bu dağların kuzeyinde yaşayan bozkır kavimleri arasındaki çetin mücadelelerin merkezi olmuştur. Bu devasa dağ masifi, Kuzey Kafkasya’nın savaşçı topluluklarına karşı güçlü bir doğal engel teşkil etse de, onların güneye yönelik akınlarını tamamen durdurmaya yetmemiştir. Asur ve Urartu gibi kadim devletler, kuzeyli kavimlerin istilalarına karşı koyabilmek amacıyla Kafkas geçitlerinde özel askeri birlikler konuşlandırmışlardır. Ancak bu askeri strateji, Sasani ve Bizans imparatorlukları döneminde köklü bir değişikliğe uğrayarak sistemli ve geniş ölçekli bir jeopolitik politikaya dönüşmüştür.
Sasaniler, askeri birlikleri sadece geçitlere yerleştirmekle kalmamış; sınır güvenliğini kalıcı kılmak adına garnizon kentler inşa ederek buralara askerlerin yanı sıra ailelerini ve sivil hizmetlileri de yerleştirmişlerdir. İran’ın Kafkasya’daki bu stratejik iskan ve tahkimat politikası, Geç Orta Çağ’da Safevi hükümdarı Şah Abbas döneminde bile varlığını sürdürmüştür.

1. Doğu ve Batı aksları: Kafkasya’nın savunma hatları

Kafkasya üzerinden güneye açılan ana hatlar Derbent, Daryal, Kluhor ve Suhumi geçitlerinden oluşmaktaydı. Bunlar arasında en stratejik olanları Derbent ve Daryal geçitleriydi. Kuzey Kafkasya bozkırlarında asırlar boyunca Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Alanlar, Hunlar, Sabirler, Bulgarlar ve Hazarlar gibi konar-göçer topluluklar birbirini izlemiştir. Güneyde ise bu tehdide karşı duran ana siyasi aktörler İran (Sasaniler), Roma/Bizans İmparatorluğu ve daha sonra Arap Hilafeti olmuştur.
Kafkasya’nın batı geçitlerinin (Kluhor Geçidi ve Abhazya kıyıları) korunmasıyla öncelikle Roma ve ardından Bizans ilgilenmiştir. MS I-VI. yüzyıllar arasında Karadeniz’in doğu kıyısı boyunca lejyoner garnizonlarının bulunduğu bir kıyı tahkimat hattı kurulmuştur. Bu doğrultuda, Kelasur Nehri’nden başlayıp Abhazya’nın vadileri ve dağları üzerinden Enguri Nehri’nin ağzına kadar uzanan "Büyük Abhaz Duvarı" inşa edilmiştir. Toplam uzunluğu 160 kilometreyi bulan bu hattın ve kulelerin korunması Bizanslıların yanı sıra yerel Laz, Megrel ve Abhaz-Adige kabileleri tarafından sağlanmıştır.
Hazar Denizi’nin batı kıyısında, Kafkas Dağları’nın denize paralel uzanarak dar bir kıyı şeridi bıraktığı Derbent bölgesi ise Doğu Avrupa bozkırlarından Yakın Doğu’ya açılan en elverişli kara yoluydu. Kadim kaynaklarda bu stratejik nokta Hazar Kapıları, Derbent (Farsça “Dar Kapı”), Demir Kapı veya Bâbü'l-Ebvâb (Arapça “Kapıların Kapısı”) olarak adlandırılmıştır.

2. Derbent tahkimatı ve Tat Etnogenezi

Kuzeyli kavimlerin akınlarını kesin olarak durdurmak amacıyla, Sasani hükümdarları (özellikle Behrâm-ı Gûr’un oğlu II. Yezdigerd, Kavad ve I. Hüsrev Enûşirvân) Derbent’ten başlayıp, dağlık iç kesimlere uzanan taş savunma duvarları inşa etmişlerdir. Arap coğrafyacısı Mesûdî, bu tahkimat politikasını şu sözlerle aktarmaktadır:
Kafkas Dağı (Kabh), üzerinde birçok krallık ve yetmiş iki milletin yaşadığı devasa bir kütledir. Bâbü'l-Ebvâb şehri bu dağın bir uzantısı üzerinde yer alır ve burayı Kısrâ Enûşirvân, dağ ile Hazar Denizi arasında inşa etmiştir. Duvarı denizin içinden başlatarak dağların zirveleri ve vadileri boyunca kırk fersah (yaklaşık 240 km) boyunca uzatmıştır. Enûşirvân, her yol ayrımına demir kapılar koymuş ve buraların muhafazası için iç tarafa Hazarlar, Alanlar ve çeşitli Türk boylarının tehlikelerini bertaraf etmek üzere özel kabileler yerleştirmiştir.”
Sasani şahları, bu sınır boylarının güvenliğini sağlamak amacıyla Fars ve Horasan gibi İran’ın iç bölgelerinden kalabalık nüfus gruplarını buraya naklederek koloniler kurmuşlardır. Tarihçi Abbas Kulı Ağa Bakıhanov, Şamahı, Kuba ve Bakü civarındaki manyok köy halkının (Gevuz, Lahıc, Bernek vb.) konuştukları dilin onların Pers kökenli olduğunu gösterdiğini belirtmektedir. Tabasaran bölgesindeki bazı köylerde (Calkan, Rukal, Kamah vb.) bugün dahi kadim Farsçanın bir lehçesi olan Tatça konuşulmaktadır. Günümüz etnologları, Azerbaycan ve Dağıstan’da varlığını sürdüren İran dilli Tatlar ile dağ Yahudilerinin kökenini, Sasaniler döneminde sınır hatlarını korumak amacıyla bölgeye yerleştirilen bu askeri ve sivil göçmenlere dayandırmaktadır.

3. Orta Kafkasya: Daryal Geçidi ve Soğd izi

Hazar Kapısı’ndan sonra Kafkasya’nın en önemli ikinci geçidi, Orta Kafkasya’da yer alan Daryal Geçidi’ydi (“Alan Kapısı”). Gürcü vakayinameleri (Kartlis Tskhovreba), Hazarların ve Alanların bu geçidi kullanarak Gürcistan ve Ermenistan içlerine sık sık yıkıcı akınlar düzenlediğini kaydeder. Sasaniler, bu hattı korumak amacıyla Daryal’da çok katmanlı bir savunma sistemi (Dizvgis ve Kadargavan mağara kaleleri, Hilak Duvarı vb.) kurmuşlardır.
Arap coğrafyacılarından İbn Hurdâzbih ve İbnü'l-Esîr, I. Hüsrev Enûşirvân’ın Gürcistan (Curzan) topraklarında Sugdabîl (Sogdebîl) adlı bir kent inşa ettiğini ve buraya sınır muhafazası yapmaları için Orta Asya’dan (Amuderya ve Sırderya nehirleri arasından) Soğdları ve Persleri yerleştirdiğini aktarmaktadır.
Doğu İranî bir dil konuşan Soğdların bu bölgeye iskanı, Kafkasya’daki etnik süreçler açısından büyük önem taşımaktadır. Günümüzde Soğdcanın yaşayan tek mirasçısı, Tacikistan’ın dağlık Yagnob vadisinde yaşayan Yagnobilerdir. Antropolojik ve dilbilimsel veriler, Yagnobiler ile Kafkasya’nın yerli halklarından olan Osetler (özellikle İron kolu) arasında kayda değer paralellikler olduğunu göstermektedir. Osetlerin kendi dillerindeki öz adı olan “İr” veya “İron” kelimesi, doğrudan kadim İran (Erânşahr) ismiyle ilişkilidir. Yüksek dağ şartlarına alışkın olan Pamir/Orta Asya kökenli toplulukların Kafkasya’nın sarp geçitlerine yerleştirilmesi, Sasani sınır politikasının pragmatik bir sonucudur.

4. Etnik etkileşimler ve Türkî Substrat

Kafkas geçitlerinin korunması sürecinde sadece İranî unsurlar değil, kuzeyden gelen Türkî topluluklar da bölgenin etnik yapısının şekillenmesinde rol oynamıştır. Osetya bölgesinin batısında yaşayan ve kendilerini “Digor” olarak adlandıran grup, komşu Karaçay-Balkar Türkleri ile derin tarihi ve kültürel bağlara sahiptir. XVIII. ve XIX. yüzyıl seyyahları (Jacob Reineggs, Jean-Charles de Besse), Digor soylularının Türk kökenli olduğunu ve bölgede uzun süre bir Türk şivesinin konuşulduğunu not etmişlerdir.
Ayrıca “Alan”, “As” ve “Ovs” gibi etno-politik terimler, farklı dönemlerde hem İran dilli Osetlerin ataları hem de Türk dilli Karaçay-Balkarlar için ortaklaşa kullanılmıştır. Nitekim Oset dilindeki Karaçay-Balkar kökenli kelimeler ve yer adları (örneğin Terek Nehri’nin adının Karaçay-Balkar Türkçesindeki terk / hızlı kelimesinden gelmesi), bu iki unsurun asırlar boyunca ne denli yoğun bir simbiyotik ilişki içinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Sonuç

Kafkasya’daki devasa savunma hatlarının incelenmesi, bu yapıların sadece askeri birer mimari eser değil, ambalajda bölgenin demografik çehresini değiştiren birer etnik laboratuvar olduğunu göstermektedir. Sasani İmparatorluğu’nun kuzey göçebelerini durdurmak amacıyla uyguladığı sistemli iskan politikası, Kafkasya’ya Pers ve Soğd kökenli kalıcı askeri kolonilerin yerleşmesini sağlamıştır. Bu tarihi süreç, günümüz Tat ve Oset halklarının etnik temelinin atılmasında ve Kafkasya’nın yerli Kafkas ile kuzeyli Türk halklarıyla harmanlanmasında anahtar bir rol oynamıştır.

.

Albert Gadzhaev, dikGAZETE.com

-Albert Gadzhaev (Gacaoğlu - Gacaev)

YAZARIN DİĞER YAZILARI