?>

ODAK: Yemen'deki Kriz

Yemen’de sağlanamayan siyasi bütünlük, silahlı grupların ülke içinde ilerleyişine zemin hazırladı. Husilerin sahadaki etkinliği, dış müdahaleler ve güneydeki ayrışma süreci, Yemen’i iç dengeleri çözülen çok aktörlü bir çatışma alanına dönüştürdü

Analiz/Röportaj/Dizi/Rapor - 16 saat önce

Ankara
Yemen’de bugün yaşanan çok aktörlü kriz ortamı uzun yıllara yayılan bir devlet çözülmesinin sonucunda şekillendi. 1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesiyle kurulan merkezi yapı, güvenlikten kamu hizmetlerine kadar temel alanlarda ülkenin tamamına nüfuz edemedi. Bu yapısal zayıflık, zamanla merkezi otoritenin yerini sahada fiili güç kullanan aktörlerin aldığı bir çatışma ortamına zemin hazırladı.

2011’de Arap Baharı süreciyle birlikte Ali Abdullah Salih’in iktidardan çekilmesi, devlet aygıtındaki boşluğu daha da derinleştirirken, yerine gelen Abdurabbu Mansur Hadi yönetimi uluslararası desteğe rağmen ülke genelinde siyasi bütünlüğü ve güvenliği sağlamada yetersiz kaldı. Bu ortam, kuzeyde Saada merkezli faaliyet gösteren İran destekli Husilerin güç kazanmasının önünü açtı.

Husilerin gösterisi öncesi, başkent Sana'da Yemen güvenlik güçlerinin oluşturduğu kontrol noktası - Fotoğraf: Mohammed Hamoud/AA

Husiler, kuzey vilayetlerinde kurdukları askeri ve idari kontrol hattını zamanla genişleterek 2014’te başkent Sana’yı kontrol altına aldı. Başkentin kaybı, Yemen’deki krizi yalnızca iç siyasi bir sorun olmaktan çıkararak bölgesel ve uluslararası müdahalelere açık bir aşamaya taşıdı.

Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan koalisyon, Mart 2015’te Yemen’e yönelik askeri müdahaleye başladı. Hava saldırılarıyla başlayan süreç, çatışmaların farklı cephelere yayılmasına neden oldu. Özellikle Hudeyde kenti hem askeri dengeler hem de insani yardım akışı açısından en kritik noktalardan biri haline geldi.

Artan insani riskler ve askeri baskılarla Aralık 2018’de Stockholm Anlaşması imzalansa da ateşkes ve askerden arındırma adımları sahada kalıcı karşılık bulmadı. Aynı dönemde ülkenin güneyinde, Aden merkezli yeni bir güç mücadelesi ortaya çıktı.

Husi yanlıları, başkent Sana'da "Kararlılık Fırtınası" müdahalesini protesto ederken - Fotoğraf: Mohammed Hamoud/AA

Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğiyle 2017’de kurulan Güney Geçiş Konseyi (GGK), güney vilayetlerinde fiili kontrol sağlamaya başladı. GGK ile Yemen hükümeti arasında yaşanan çatışmalar, Riyad Anlaşması’yla kontrol altına alınmaya çalışılsa da güneydeki ayrışma derinleşti ve ülke çok merkezli bir yapıya evrildi.

2023 sonlarında çatışma, Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde deniz trafiğini hedef alan eylemleriyle yeni bir boyut kazandı. Süreç, İsrail’in de Husilerin kontrolündeki altyapı noktalarına yönelik hava saldırılarıyla çatışmaya dahil olmasıyla daha da genişledi.

Ocak 2026’da Güney Geçiş Konseyi’nin kendisini feshettiğini açıklamasıyla güneydeki siyasi denge yeniden şekillenirken, Yemen’de fiili kontrol büyük ölçüde hükümet ile Husiler arasında iki ana merkez etrafında toplandı.

Son Gelişmeler

16 Ocak - Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Salim Bin Brik'in istifasını kabul ederek onun yerine Dışişleri Bakanı Şai Muhsin ez-Zindani'yi Başbakan olarak atadı.  9 Ocak - Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli Güney Geçiş Konseyi, (GGK) tüm ana ve tali kurum ve organlarını feshettiğini duyurdu.

Başlıklar

Zayıflayan merkezi otorite> Husilerin yükselişi > Dış aktörlerin müdahalesi > Çatışmaların yayılması ve Stockholm Anlaşması > Güney Yemen ve GGK’nin ortaya çıkışı > Riyad Anlaşması ve GGK’nin özerklik ilanı > Çatışmaların deniz alanlarına genişlemesi > ABD ve İngiltere’nin müdahalesi > İsrail’in Yemen’e saldırıları > GGK’nin feshi > Ateşkes girişimleri

Zayıflayan merkezi otorite

Yemen’de bugün yaşanan çok aktörlü çatışma ortamı, uzun yıllara yayılan merkezi otorite zayıflaması sürecinin sonucunda ortaya çıktı. Ülke, 1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesiyle tek bir devlet çatısı altında toplansa da bu birleşme güçlü ve kapsayıcı bir siyasal düzen üretmekte yetersiz kaldı. Birleşme sonrasında kurulan devlet yapısı hem askeri hem de idari açıdan ülkenin tamamına nüfuz edemedi; özellikle kuzey ve güney arasındaki tarihsel ayrışmalar kalıcı biçimde giderilemedi.

(Grafik: Mevlüt Eren/AA)

2000’li yıllar boyunca Yemen devleti, güvenlik, kamu hizmetleri ve ekonomik kaynakların yönetimi gibi temel alanlarda başarılı bir yönetim ortaya koyamadı. Devlet kurumlarının zayıflamasıyla birlikte, yerel güç odakları, aşiret yapıları ve silahlı gruplar kendi bölgelerinde fiili kontrol alanları oluşturmaya başladı.

2011’de Arap Baharı süreciyle birlikte Yemen’deki kırılgan yapı daha görünür hale geldi. Uzun yıllar ülkeyi yöneten Ali Abdullah Salih’in iktidardan çekilmesi, merkezi otoritedeki boşluğu derinleştirirken, yerine geçen Abdurabbu Mansur Hadi yönetimi uluslararası desteğe rağmen ülke genelinde güvenliği ve siyasi bütünlüğü sağlamada yetersiz kaldı. Bu dönemde devlet aygıtı, özellikle kuzey vilayetlerinde fiilen işlevsiz hale geldi.

(Grafik: Yasin Demirci/AA)

6 soruda Yemen'de yaşanan gelişmeler

Devletin kamu düzenini sağlama kapasitesinin zayıflaması, başkent Sana başta olmak üzere birçok bölgede idari ve askeri kontrolün tartışmalı hale gelmesine yol açtı. Böylece Yemen’de çatışma dinamikleri, hükümet ile muhalif aktörler arasındaki bir mücadeleden ziyade, boşalan otorite alanlarının kim tarafından doldurulacağı sorusu etrafında şekillenmeye başladı.

Husilerin Yükselişi ve Başkentin Alınması

Merkezi otoritenin sahada etkisiz kaldığı bu ortam, ülkenin kuzey vilayetlerinden Saada merkezli olarak faaliyet gösteren ve 1990’lı yıllardan itibaren Yemen ordusuyla birçok kez çatışmaya giren İran destekli Husilerin hareket alanını genişletti. Husiler, kuzeyde ele geçirdikleri askeri noktalar ve kamu binalarıyla birlikte limanlar, gümrük gelirleri ve yakıt dağıtımı üzerinde denetim kurarak fiili bir yönetim oluşturmaya başladı.

(Grafik: Omar Zaghloul/AA)

Bu süreçte Husilerin ilerleyişi, dağınık bir yapıda değil, kuzey vilayetlerinde birbirine eklemlenen bir kontrol hattı kurularak gerçekleşti. Saada’dan Amran’a, oradan başkent Sana çevresine uzanan bu coğrafi bütünlük, askeri hareketliliğin yanı sıra lojistik ve idari sürekliliği de mümkün kıldı. Merkezi hükümete bağlı güçlerin sahada eşgüdümlü ve etkili bir karşılık verememesi, bu alanların zamanla birbirine bağlanmasını kolaylaştırdı.

Ortaya çıkan bu yapı, Husilerin başkent Sana’ya yönelmesinin önünü açtı. Hükümete bağlı askeri ve idari unsurların başkentte direnç göstermemesi, Sana’daki kamu kurumları, askeri noktalar ve stratejik altyapının kısa sürede Husilerin kontrolüne geçmesine yol açtı. Böylece başkent, çatışmayla değil, merkezi otoritenin sahayı terk etmesiyle el değiştirdi.

Başkent Sana'da Husi hareketi mensuplarının oluşturduğu kontrol noktaları - Fotoğraf: Mohammed Hamoud/AA

ANALİZ - Yemen'deki iç savaşta bölgesel destekçiler büyük rol oynuyor

Sana’nın Husiler tarafından kontrol altına alınması, Yemen’deki siyasi krizin niteliğini köklü biçimde değiştirdi. Başkentin kaybı, merkezi yönetimin ülke içindeki meşruiyetini ciddi biçimde zayıflatırken, çatışmanın artık yalnızca iç siyasi bir mesele olarak ele alınamayacağını ortaya koydu ve süreci dış aktörlerin doğrudan müdahil olduğu yeni bir aşamaya taşıdı.

Dış aktörlerin müdahalesi

Sana’da ortaya çıkan fiili durumun Husiler lehine kalıcı hale gelmesiyle birlikte, Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi’nin çağrısıyla, Suudi Arabistan öncülüğünde askeri bir koalisyon oluşturuldu.

(Grafik: Kemal Delikmen/AA)

Koalisyon, İran destekli Husilerin sahadaki ilerleyişini durdurmak ve hükümetin kontrol alanlarını yeniden tesis etmek amacıyla Yemen’e yönelik askeri müdahaleye başladığını duyurdu.

Mart 2015’te “Kararlılık Fırtınası” adıyla başlatılan operasyonun ilk aşaması, kara unsurlarından ziyade hava gücüne dayalı bir strateji üzerine kuruldu. Yapılan açıklamalarda, hava saldırılarının Husilerin kontrolündeki bölgelerde bulunan silah depoları, askeri üsler ve komuta merkezlerini hedef aldığı kaydedildi.

''Kararlılık Fırtınası'' operasyonlarında hedef alınan bir bina - Fotoğraf: Mohammed Hamoud/AA 

Husiler ise koalisyonun hava saldırılarının sivil yerleşim alanlarını da etkilediğini ileri sürerek operasyonlara karşı söylemlerini sertleştirdi.

Saldırılar neticesinde, başkent Sana başta olmak üzere Saada, Hudeyde ve çevresinde askeri baskının artması, çatışmaların coğrafi olarak genişlemesine ve yeni cephelerin oluşmasına yol açtı.

Başkent Sana'da "Kararlılık Fırtınası" operasyonu sonrası düzenlenen protestolar - Fotoğraf: Mohammed Hamoud/AA

Çatışmaların Yayılması ve Stockholm Anlaşması

Koalisyonun müdahalesiyle birlikte Yemen’deki çatışmalar, tek merkezli bir mücadele olmaktan çıkarak farklı işlevlere sahip cephelere yayıldı. Bu süreçte Marib, Taiz ve Hudeyde hatları, savaşın askeri, insani ve ekonomik boyutlarını belirleyen başlıca alanlar haline geldi.

(Grafik: Omar Zaghloul/AA)

Kuzeyde Marib, hükümet güçlerinin elinde kalan son stratejik merkezlerden biri olmasının yanı sıra Yemen’in petrol ve doğal gaz altyapısına ev sahipliği yapması nedeniyle çatışmaların odak noktası oldu. Husiler ile hükümet güçleri arasındaki mücadele, kent çevresinde uzun süreli ve dalgalı bir seyir izlerken, ateşkes dönemlerinde dahi askeri yığınakların sürmesi Marib’in yalnızca askeri değil, ekonomik ve idari denge açısından da belirleyici bir cephe olduğunu ortaya koydu.

Marib kentindeki aşiret üyeleri, yaşanan şiddet olaylarının ardından olası Husi saldırılarına karşı nöbet tutarken - Fotoğraf: Ali Owimdha/AA

ANALİZ - Yemen'deki Husiler stratejik öneme sahip Marib'i kontrol altına alarak elini güçlendirmek istiyor

Güneybatıda Taiz’de çatışmalar farklı bir karakter kazandı. Uzun süredir devam eden kuşatma, kenti Yemen savaşının en uzun soluklu ve en ağır insani sonuçlar doğuran cephelerinden biri haline getirdi.

Taiz kentinde hükümet yanlısı gruplar Husilerin karargah olarak kullandığı mevzilere ağır silahlarla saldırırken - Fotoğraf: Abdulnasser Alseddik/AA

Husilere bağlı unsurlar ile hükümet güçleri arasındaki mücadele, çoğu zaman yoğun nüfuslu mahallelerin yakınında gerçekleşirken, sivil geçiş yollarının kapalı kalması temel ihtiyaçlara erişimi ciddi biçimde kısıtladı.

Taiz kentinde hükümet yanlısı gruplar ile Husiler arasındaki çatışmalar sonucu kullanılmaz hale gelen zırhlı araç - Fotoğraf: Abdulnasser Alseddik/AA

Batıda Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde ise çatışmaların askeri boyutunun ötesinde, ülke genelindeki insani ve ekonomik dengelerle doğrudan bağlantılı bir merkez olarak öne çıktı. Yemen’e yönelik gıda, yakıt ve insani yardımların büyük bölümünün bu liman üzerinden sağlanması, Hudeyde üzerindeki kontrolü kritik hale getirdi. Birleşmiş Milletler, kentte geniş çaplı çatışmaların yaşanması halinde ülke genelinde gıda ve yakıt tedarikinin ciddi biçimde aksayacağı ve insani krizin derinleşeceği uyarısında bulundu.

“Yemen, dünyadaki en kötü insani kriz ve bir şekilde daha da kötüye gidiyor.”

- Save the Children 

(Grafik: Yasin Demirci/AA)

ANALİZ - Yemen’de Hudeyde limanı düğümü

Hudeyde’deki gerilim, askeri varlıktan ziyade liman gelirlerinin denetimi ve bu gelirlerin nasıl kullanılacağı meselesi etrafında düğümlendi. Yakıt sevkiyatları ve gümrük gelirlerine ilişkin düzenlemeler taraflar arasında sürekli ihtilaf konusu olurken, limanın işleyişindeki aksaklıklar ülke geneline dağıtımı doğrudan etkiledi.

Hudeyde Limanı'nda Koalisyon Güçleri'nin hedef aldığı vinçler - Fotoğraf: Abdu Muhammed Yahya Haydar/AA

Artan askeri baskı ve ağır insani riskler, Aralık 2018’de İsveç’in başkenti Stockholm’de Yemen hükümeti ile Husiler arasında yürütülen müzakerelerle sonuçlandı. Hudeyde kenti ve çevresinde ateşkes ilan edilmesini, askeri unsurların geri çekilmesini ve limanın insani yardımlara açık tutulmasını öngören Stockholm Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın uygulanmasını izlemek üzere Birleşmiş Milletler Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu (UNMHA) kuruldu.

(Grafik: Yasin Demirci/AA)

Ancak sahadaki uygulama beklentileri karşılamadı. Birleşmiş Milletler raporlarında, Hudeyde çevresinde ağır silahların ve askeri tahkimatların anlaşmaya rağmen mevzilerde tutulmaya devam ettiği kaydedildi. Anlaşmanın yalnızca Hudeyde hattıyla sınırlı kalması, Marib ve Taiz gibi diğer cephelerde çatışmaların aynı yoğunlukla sürmesine engel olamadı ve diplomatik girişimin savaşın genel seyrini değiştirmekte yetersiz kaldığını gösterdi.

(Grafik: Kemal Delikmen/AA)

Güney Yemen ve GGK’nin Ortaya Çıkışı

Yemen’de çatışmaların derinleşmesiyle birlikte, ülkenin güneyi zamanla ayrı bir güç mücadelesinin sahnesi haline geldi. Husilerin başkent Sana’yı kontrol altına almasının ardından, uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümeti faaliyetlerini güneydeki Aden kentinden sürdürmeye başladı. Bu süreçte Aden, fiilen “geçici başkent” konumuna geldi.

Aden'deki çatışmalarda hasar alan binalar - Fotoğraf: Wail Shaif Thabet/AA

Ancak hükümetin Aden merkezli varlığı, güneyde istikrarlı bir yönetim tesis edilmesini sağlamadı. Aksine, koalisyon müdahalesinin ilerleyen aşamalarında sahadaki dengeler, güney vilayetlerinde yeni güç odaklarının ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu dönemde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yemen’in güneyinde askeri ve güvenlik alanında etkisini artıran aktörlerden biri olarak öne çıktı.

Aynı koalisyon içinde yer alan Suudi Arabistan ile BAE’nin Yemen’in güneyine ilişkin öncelikleri ise zamanla sahada farklılaşan uygulamalarla görünür hale geldi. Suudi Arabistan, uluslararası toplumca tanınan Yemen hükümetinin Aden merkezli varlığını ve ülkenin toprak bütünlüğünü desteklerken; BAE’nin güneydeki faaliyetleri büyük ölçüde yerel silahlı yapılar ve fiili güvenlik mekanizmaları üzerinden yürütüldü. 

ANALİZ - Suudi Arabistan ile BAE’yi karşı karşıya getiren süreç: Yemen'de neler oluyor?

Bu farklılaşan yaklaşım, güneyde uzun süredir varlığını sürdüren siyasi ve idari ayrışma taleplerinin yeniden örgütlenmesini hızlandırdı. Aden merkezli yerel silahlı gruplar ile güneyli siyasi figürler, merkezi yönetime alternatif bir yapı etrafında bir araya gelmeye başladı.

BAE’nin desteğiyle şekillenen bu süreç, 2017 yılında Güney Geçiş Konseyi (GGK) adı altında kurumsal bir yapıya kavuştu. GGK’nin kuruluşu, Yemen’in güneyinde birleşme öncesi döneme uzanan siyasi ve idari ayrışma tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı.  

GGK’nin başına, Aden’in eski valisi Aydarus ez-Zubeydi getirildi. Konsey, güney vilayetlerinde siyasi temsil iddiasıyla hareket ederken, bu iddiayı sahada fiili kontrolle desteklemeye yöneldi. GGK’ye bağlı Hizam Emni Güçleri, Aden başta olmak üzere Ebyen ve Şebve gibi güney vilayetlerinde kamu binaları, güvenlik merkezleri ve stratejik noktalar üzerinde denetim sağlamaya başladı.

BAE tarafından desteklenen Güney Geçiş Konseyine bağlı Hizam Emni Güçleri Aden'de kontrolü sağlarken - Fotoğraf: Wail Qubati/AA

Aden’deki gerilim, bu güç mücadelesinin sahadaki yansıması olarak farklı dönemlerde silahlı çatışmalara dönüştü. Ocak 2018’de Yemen hükümetine bağlı güçler ile GGK’ye yakın silahlı unsurlar arasında yaşanan çatışmalar, Konsey’in Aden’deki varlığını açık silahlı güç üzerinden ortaya koyduğu ilk ciddi kırılma noktası oldu. 

(Grafik: Murat Usubaliev/AA)

Ağustos 2019’da ise çatışmalar daha geniş çaplı ve belirleyici bir boyut kazandı. GGK’ye bağlı güçler, Aden’de çok sayıda kamu binası, askeri üs ve güvenlik merkezinin kontrolünü ele geçirdi. Bu gelişmeler sonucunda Yemen hükümetinin Aden’deki fiili hakimiyeti büyük ölçüde ortadan kalktı.

Böylece Yemen’deki kriz, kuzeyde Husilerin kontrol alanlarıyla, güneyde ise GGK’nin fiili hakimiyet kurduğu bölgeler arasında parçalanmış çok merkezli bir yapıya evrildi.

Riyad Anlaşması ve GGK’nin Özerklik İlanı

Ağustos 2019’da Aden merkezli çatışmaların hükümet ile Güney Geçiş Konseyi (GGK) arasındaki ayrışmayı derinleştirmesinin ardından, Suudi Arabistan Yemen’in güneyinde tırmanan krizi kontrol altına almak amacıyla arabuluculuk rolü üstlendi.

Bu girişimin sonucu olarak Kasım 2019’da Yemen hükümeti ile GGK arasında Riyad Anlaşması imzalandı. Anlaşma, güneydeki askeri ve idari dağınıklığı gidermeyi ve koalisyon içindeki kırılmayı sınırlamayı hedefleyen bir siyasi çerçeve olarak sunuldu.

(Grafik: Muhammed Ali Yiğit/AA)

ANALİZ - Riyad anlaşması ve Suudi Arabistan’ın Yemen dersleri

Riyad Anlaşması, GGK’nin hükümet yapısına dahil edilmesini, Aden’de ortak bir hükümetin kurulmasını ve güneydeki güvenlik güçlerinin Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırılmasını öngörüyordu.

Ayrıca, askeri birliklerin cephe hatlarından çekilmesi ve silahlı unsurların merkezi komuta altında toplanması hedeflenmişti. Ancak sahadaki güç dengeleri ve taraflar arasındaki güvensizlik, bu düzenlemelerin büyük bölümünün uygulamaya geçirilmesini engelledi.

(Grafik: Ahmet Burak Özkan/AA)

Anlaşmanın hayata geçirilememesi, güneydeki fiili kontrol tartışmasını daha da keskinleştirdi. GGK’ye bağlı güçlerin Aden ve çevresindeki askeri ve güvenlik varlığını koruması, merkezi hükümetin şehirde etkin bir idari yapı kurmasını zorlaştırdı.

Bu tıkanıklık, 26 Nisan 2020’de GGK’nin güney vilayetlerinde “özerklik” ilan ettiğini duyurmasıyla yeni bir kırılma noktasına ulaştı. GGK’nin bu kararı, Riyad Anlaşması çerçevesinin fiilen askıya alındığına işaret ederken, güneydeki ayrışmanın siyasi bir beyana dönüştüğünü gösterdi.

"Güney’deki halkın hedefi bağımsız federal güney devletini yeniden elde etmektir ve bu tercihten geri dönüş yoktur."

-Güney Geçiş Konseyi

Uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümeti, özerklik ilanını sert bir dille reddetti. Yemen Dışişleri Bakanı Muhammed el-Hadrami, söz konusu adımı Ağustos 2019’da başlayan silahlı sürecin devamı olarak nitelendirerek, bunun Yemen’in birlik ve toprak bütünlüğüne açıkça aykırı olduğunu vurguladı. Hükümet, GGK’nin ilanını meşru siyasi süreci baltalayan tek taraflı bir girişim olarak değerlendirdi.

BAE uçaklarının, Aden'de hükümet güçlerini hedef alan hava saldırıları - Fotoğraf: Wail Qubati/AA

ANALİZ - BAE destekli ayrılıkçıların Güney Yemen hayali

Bu süreçte Aden’deki fiili hakimiyet büyük ölçüde BAE destekli GGK güçlerinin elinde kalırken, Yemen’deki kriz kuzey–güney ayrımı üzerinden daha da derinleşmiş çok merkezli bir yapıya evrildi.

(Grafik: Elif Acar/AA)

Çatışmaların Deniz Alanlarına Genişlemesi

2023 yılı sonlarına gelindiğinde Yemen’deki çatışma, uzun süredir devam eden ateşkes arayışlarının ardından yeni bir boyut kazandı. Husiler, Gazze’de yaşanan gelişmelerle bağlantılı olarak Kızıldeniz ve Aden Körfezi hattında deniz trafiğini hedef alan eylemler başlattıklarını duyurdu.

(Grafik: Omar Zaghloul/AA)

ANALİZ - Kızıldeniz’de uluslararası pazarlıklar

Yapılan açıklamalarda, İsrail ile bağlantılı olduğu belirtilen ticari gemilerin hedef alındığı ifade edildi. Bu adım, Yemen savaşının ilk kez doğrudan uluslararası deniz ticaretini etkileyen bir aşamaya taşındığını gösterdi.

Husilere bağlı güçler, özellikle Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz geçiş hattında seyreden bazı gemilere yönelik insansız hava aracı ve füze saldırıları düzenlediklerini açıkladı. Bu saldırılar, yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi olarak değil, küresel ticaret akışını etkileyen bir risk başlığı olarak değerlendirildi.

Husiler, eylemlerinin uluslararası deniz taşımacılığını hedef almadığını, yalnızca İsrail gemileri ya da İsrail limanlarına gittiği belirtilen gemilere yönelik olduğunu savundu. Ancak çok sayıda uluslararası gemicilik şirketi, güvenlik gerekçesiyle Kızıldeniz güzergahındaki seferlerini askıya aldı veya rotalarını değiştirdi.

İsrail'in Eilat Limanı'na giderken Husiler tarafından hedef alınan ve sonrasında tamamen batırılan 'Eternity C' gemisi

ANALİZ - Husi saldırıları ve Babu'l Mendeb'de küresel rekabet

Bu gelişmeler, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği Süveyş Kanalı hattında da risk algısının artmasına neden oldu. Deniz taşımacılığında yaşanan aksamalar, Yemen’deki çatışmanın bölgesel sınırları aşarak küresel ekonomik dengeleri etkileyen bir başlığa dönüştüğünü gösterdi.

ABD ve İngiltere’nin Müdahalesi

Husilerin Kızıldeniz’deki eylemlerinin ardından Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, uluslararası deniz ticaretinin güvenliğinin tehdit altına girdiğini belirterek sürece askeri olarak dahil oldu.

(Grafik: Yasin Demirci/AA)

Washington yönetimi, Aralık 2023’te çok sayıda ülkenin katılımıyla “Refah Muhafızı Operasyonu” adı altında çok uluslu bir deniz görev gücünün kurulduğunu duyurdu.

(Grafik: Elmurod Usubaliev/AA)

Ocak 2024’ten itibaren ise ABD ve İngiltere, Yemen’de Husilerin kontrolünde bulunan bölgelere yönelik hava saldırıları başlattı. Saldırılar kapsamında Sana, Hudeyde, Taiz, Saada ve Beyda gibi kentlerde çeşitli askeri hedeflerin vurulduğu açıklandı.

(Grafik: Yasin Demirci/AA)

ANALİZ - Trump'ın Husileri yeniden terör örgütü ilan etmesi bölge için ne ifade ediyor?

Washington ve Londra, bu operasyonların Husilerin deniz saldırı kapasitesini sınırlamayı ve uluslararası deniz taşımacılığını güvence altına almayı amaçladığını savundu. Husiler ise düzenlenen hava saldırılarının askeri kapasitelerini etkilemediğini ve Kızıldeniz’deki eylemlerinin devam edeceğini açıkladı.

(Grafik: Efnan İpşir/AA)

ANALİZ - ABD'nin Yemen saldırıları: İran'a karşı yeni bir cephe mi açılıyor?

İsrail’in Yemen’e Saldırıları

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sonrasında Husilerin İsrail’i hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediklerini duyurmasıyla İsrail’de Yemen sahasında doğrudan askeri faaliyet yürüten aktörler arasına dahil oldu.

(Grafik: Efnan İpşir/AA)

Temmuz 2024’ten itibaren İsrail savaş uçakları, Husilerin kontrolünde bulunan çeşitli altyapı noktalarına yönelik hava saldırıları düzenledi. Bu kapsamda Hudeyde Limanı, Ras İsa ve Salif limanları, Sana Uluslararası Havalimanı ile enerji tesisleri hedef alındı. İsrail yönetimi, operasyonların savunma amaçlı olduğunu ve doğrudan Husilerin saldırı altyapısını hedef aldığını vurguladı.

Husiler ise İsrail’in saldırılarını, Yemen’in Gazze’ye verdiği desteği baskı yoluyla durdurmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirdi. Yapılan açıklamalarda, hava saldırılarının sahadaki askeri dengeleri değiştirmediği savunulurken, İsrail’e yönelik eylemlerin devam edeceği mesajı verildi. 

(Grafik: Murat Usubaliev/AA)

İsrail’in Yemen’e yönelik hava saldırılarıyla birlikte ülkedeki çatışma sahası, ABD, İngiltere ve İsrail’in eş zamanlı askeri faaliyet yürüttüğü çok taraflı bir yapıya evrildi.

(Grafik: Mehmet Yaren Bozğun/AA)

GGK’nin Feshi ve Değişen Kontrol Alanları

Yemen’de güneydeki siyasi ve askeri denge, Güney Geçiş Konseyi’nin Ocak 2026’da kendisini ve tüm kurumsal yapısını feshettiğini açıklamasıyla yeni bir aşamaya girdi.

GGK Başkanlık Komitesi Genel Sekreteri Abdurrahman es-Subeyhi tarafından yapılan açıklamada, Konseyin tüm ana ve tali kurumlarının feshedildiği, yurt içi ve yurt dışındaki ofislerinin kapatıldığı duyuruldu.

Açıklamada ayrıca, GGK’nın mevcut yapısıyla kuruluş amacına hizmet edemez hale geldiği, güney halkının davasını temsil etme ve beklentilerini karşılama kapasitesini kaybettiği belirtildi. Subeyhi, güney meselesinin çözümüne yönelik olarak farklı siyasi aktörlerin Diyalog Konferansı sürecine katılması çağrısında bulundu.

(Grafik: Kemal Delikmen/AA)

GGK’nin sahneden çekilmesiyle birlikte Yemen’de fiili kontrol dengesi kısa sürede yeniden şekillendi. Uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümeti, ülkenin doğu ve güneyindeki birçok vilayette askeri ve idari kontrolü yeniden tesis etti. Geçici başkent Aden’in yanı sıra Taiz, Lahic, Dali, Ebyen, Şebve, Marib, Cevf, Hadramevt ve El-Mehra vilayetlerinde hükümete bağlı güçlerin konuşlandığı bildirildi.

Buna karşılık, İran destekli Husiler 2014’ten bu yana kontrol ettikleri kuzey ve batı vilayetlerindeki varlıklarını sürdürdü. Başkent Sana başta olmak üzere Beyda, İbb, Reyme, Hudeyde, Mahvit, Hacce, Amran, Sada ve Hazm vilayetleri Husilerin fiili denetimi altında kaldı.

Ateşkes Girişimleri

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Mart 2015’te Yemen’e yönelik askeri müdahalesinin ardından, çatışmaların durdurulması amacıyla Birleşmiş Milletler öncülüğünde çok sayıda ateşkes girişimi başlatıldı. Bu çağrılar, büyük ölçüde insani yardım faaliyetlerinin sürdürülebilmesini hedefleyen geçici ateşkesler şeklinde gündeme geldi.

Bu girişimlerin ilk kapsamlı örneklerinden biri, 2016 yılında Kuveyt’te Yemen hükümeti ile Husiler arasında yürütülen barış görüşmeleri sırasında ilan edilen ateşkes oldu. Güvenlik düzenlemeleri, silahlı unsurların çekilmesi ve siyasi geçiş sürecine ilişkin başlıklarda uzlaşma sağlanamaması, ateşkesin kısa sürede fiilen geçerliliğini kaybetmesine yol açtı.

(Grafik: Kemal Delikmen/AA)

Ateşkes girişimleri açısından en somut ve kurumsal adım ise Aralık 2018’de İsveç’in başkenti Stockholm’de atıldı. Birleşmiş Milletler gözetiminde Yemen hükümeti ile Husiler arasında imzalanan Stockholm Anlaşması, Hudeyde kenti ve limanı çevresinde ateşkes ilan edilmesini, bölgenin askerden arındırılmasını ve Hudeyde Limanı üzerinden insani yardım ile ticari akışın sürdürülmesini öngördü.

Ancak BM misyonunun raporlarında, Hudeyde hattında ateşkesin sık sık ihlal edildiği, ağır silahların çekilmediği ve askeri unsurların mevzilerini korumaya devam ettiği kaydedildi. Tarafların karşılıklı ihlal suçlamaları, anlaşmanın sahada kalıcı bir karşılık üretmesini engelledi.

(Grafik: Elmurod Usubaliev/AA)

ANALİZ - Çatışma ve insani kriz ekseninde Yemen

2020 yılında Kovid-19 salgınının Yemen’de yarattığı ağır insani riskler üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ülke genelinde ateşkes çağrısında bulundu. Buna rağmen, özellikle Marib, Taiz ve Hudeyde cephelerinde ateşkes çağrılarına rağmen ihlaller sürdü.

“Husiler, barışı istemiyor; Yemen’de verdikleri savaşı beslemek için sadece uluslararası yardımları değil, vatandaşların maaşlarını da yağmalıyor.”

- Yemen Dışişleri Bakanlığı

Ateşkes girişimleri açısından bir diğer önemli adım, Nisan 2022’de Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg’in girişimleriyle atıldı.

(Grafik: Omar Zaghloul/AA)

ANALİZ - Yemen'de ateşkesin ikinci kez uzatılması ne anlama geliyor?

Yemen hükümeti ile Husiler arasında 2 Nisan 2022’de yürürlüğe giren ateşkes; hava, kara ve deniz operasyonlarının durdurulmasını, Hudeyde Limanı’na yakıt gemilerinin girişine izin verilmesini ve Sana Havalimanı’ndan sınırlı ticari uçuşların yeniden başlatılmasını kapsadı. İlk haftalarda cephe hatlarında görece bir sakinlik sağlansa da taraflar kısa sürede ihlal suçlamalarında bulundu.

Ateşkes süresi iki kez uzatılarak yaklaşık altı aya çıkarıldı; ancak Ekim 2022 itibarıyla uzatma konusunda uzlaşma sağlanamadı ve Husiler sürecin fiilen sona erdiğini duyurdu. Böylece Yemen’de ateşkes girişimleri, çatışmayı kalıcı biçimde durdurmaktan ziyade sınırlı ve geçici sakinlik dönemleriyle sınırlı kaldı.

Türkiye’nin Ateşkes Süreçlerine Yaklaşımı

Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer çok taraflı uluslararası platformlarda Yemen’de ateşkes çağrılarını desteklediğini duyurdu. Resmi açıklamalarda, taraflara itidal çağrısı yapılırken, ateşkeslerin ihlal edilmemesi ve BM öncülüğündeki müzakere süreçlerinin sürdürülmesi gerektiği ifade edildi.

Ateşkes girişimleriyle eş zamanlı olarak Türkiye, Yemen’deki insani durumun iyileştirilmesine yönelik çağrılara da destek verdi.  

Kaynak: AA -Taha Ömer Işık-

.

dikGAZETE.com

Haftanın Öne Çıkanları

Kadavra bağışları tıp fakültesi öğrencilerinin eğitimine katkı sağlıyor

2026-01-18 14:03 - Sağlık

Yedigöller Milli Parkı'nda nesli tükenme tehlikesi altındaki su samuru görüntülendi

2026-01-18 15:13 - Çevre-Hayat

Türkiye'nin uzay vizyonu bu yıl küresel bir gövde gösterisine dönüşecek

2026-01-18 11:12 - Teknoloji

Ankara Esenboğa Havalimanı'nın kapasitesi artıyor

2026-01-16 19:18 - Ekonomi

Yarım asırlık yorgan ustası mesleğini kadınlara öğretiyor

2026-01-17 12:33 - Çevre-Hayat

Dışişleri Bakanlığı: Suriye’deki anlaşmanın, istikrara yönelik çabaları etkili biçimde ilerletmesini diliyoruz

2026-01-18 22:32 - Gündem

Eyüpspor, Süper Lig'de yarın Konyaspor'a konuk olacak

2026-01-18 10:13 - Spor

Arkadaşının hediyesiyle başladığı deve kuşu yetiştiriciliğini çiftlikte sürdürmek istiyor

2026-01-18 13:03 - Çevre-Hayat

Emtia piyasalarında jeopolitik riskler değerli metalleri destekledi

2026-01-18 11:58 - Ekonomi

Batı Akdenizli ihracatçılar dünyayı dolaşarak ihracatı artırdı

2026-01-18 12:23 - Ekonomi

İlgili Haberler

Suriye ordusu, YPG/SDG'ye yönelik operasyonu Fırat Nehri’nin doğusuna genişletme sinyali verdi

20:21 - Analiz/Röportaj/Dizi/Rapor

Gazze’de ateşkesin ikinci aşaması: Anlaşmazlıklar, koşullar ve sahadaki sınamalar

13:44 - Analiz/Röportaj/Dizi/Rapor

Avrupa'nın sömürge geçmişinin Afrika'daki kırılma noktası: Lumumba suikastı

15:58 - Analiz/Röportaj/Dizi/Rapor

Gazze'de ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasındaki 6 temel madde

16:58 - Analiz/Röportaj/Dizi/Rapor

ODAK: ABD'nin Venezuela'ya Müdahalesi

14:03 - Analiz/Röportaj/Dizi/Rapor

Günün Manşetleri

Bakan Bayraktar, Akkuyu NGS'nin ilk reaktör inşaatının yüzde 99'unun tamamlandığını bildir

14:13 - Ekonomi

Konut fiyatları kasımdaki aranın ardından aralıkta yeniden reel düşüşe geçti

14:07 - Ekonomi

Kremlin, Putin'in Gazze Barış Kurulu'na davet edildiğini bildirdi

14:03 - Dünya

Portekiz'de, 40 yıl aradan sonra cumhurbaşkanı, seçimin ikinci turunda belli olacak

13:57 - Dünya

Sudan'ın başkenti Hartum'daki önemli kamu kurumları HDK tarafından kışlaya ve hapishaneye

13:52 - Dünya