Gündemin en üst sıralarında bulunan ve sıklıkla içinde bulunmak zorunda hissettiren sanal dünya, devletin en üst kademesinden çıkan yüksek sesle adeta, yeri yerinden oynatıyor. 

Durum öyle bir hal almış ki ana haber bültenleri ve birçok yorumcunun tartıştığı haber, Washington Post’da uzun bir makaleyle anlatılmış ve “Yüzyılın istihbarat darbesi” olarak ülkemizde ana haber bültenlerinde, internet ve basılı medyada manşetlerden duyurulmuştu. (https://www.washingtonpost.com/graphics/2020/world/national-security/cia-crypto-encryption-machines-espionage/)

Haberde kısaca; yarım asırdan fazla bir süredir, tüm dünyadaki hükümetler ve casuslarının, askerlerinin ve hatta diplomatlarının iletişimini gizli tutmak için tek bir şirkete güvenilmesinden bahsediyordu.

Şirketin adı: “Crypto AG”, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD birlikleri için kod yapma makineleri inşa etme sözleşmesi ile ilk sınavını verdi. 

Nakit ile aynı hizada olan bu teknoloji onlarca yıldır, mekanik dişlilerden elektronik devrelere ve son olarak silikon çiplere ve yazılımlara kadar teknoloji dalgalarını yönlendiren, şifreleme cihazlarının baskın üreticisi oldu.

İsviçre firması, 21. yüzyıla kadar 120'den fazla ülkeye milyonlarca dolarlık ekipman sattı. 

Müşterileri arasında İran, Latin Amerika'daki askeri cuntalar, Hindistan ve Pakistan'ın nükleer rakipleri ve hatta Vatikan vardı.

Ancak hiçbir müşterisinin bilmediği şey, Crypto AG'nin CIA'ye ait olduğu ve Batı Alman istihbaratıyla oldukça gizli bir ortaklığa sahip olduğuydu. 

Bu casus ajansları, şirketlerin cihazlarını, ülkelerin şifreli mesajlar göndermek için kullandıkları kodları kolayca kırabilecekleri şekilde düzenledi.

Özeti ise şu; Birinci Dünya Savaşı’ndan 2008 yılına kadar, Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkenin, Alman ve Amerikan istihbaratına ait olan bu firmanın sözüm ona güvenli iletişim ürünlerini satın aldığından bahsediliyor. 

Düşünsenize, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu güne dek geleceğimizi ipotek eden kararları alanların durumunu. 

Eminim, çok eleştirilen ve kamu vicdanını yaralayan kararları alanlar, aslında istihbarat başarısı olan ürünlerle, “Bu hat ya da telefon çok güvenli” diyerek neler konuşmuşlardır neler!..

Sonra da vatandaş şaşırıp kalıyor; “Yav bu adam haram yemezdi, adam kayırmazdı ne oldu da bu adam bu kadar değişken bir hal aldı!..” fakan diye...

Yüzyılın İstihbarat Darbesi” başlığı altındaki makalede dile getirilenler, ülkemizde ne derece ses getirir bilinmez ama önümüzdeki günlerde ekranlarda bu konuyu tartışan uzmanlarla karşılacağımız kesin. 

Makalede, yüzyılın istihbarat başarısının hedefleri arasında ismi geçen Türkiye’nin bu zaafiyete uğramasına destek veren özel ve kamu sektöründeki iş birlikçileri de geçmişten bu güne bellidir aslında. 

Onlar hak ettikleri sona varmak için bekleyedursunlar ve biz 2008’den günümüze neler yaşanıyor bir bakalım.

Bu arada “hacker”lığı zaafiyetleri sömürmek ve “big bounty” ile “havuç-tavşan” deney aracı olarak yaşamayı tercih edenleri ayrı tutarak, bilgisayar sistem, donanım ve yazılımlarını geliştiren ve geliştirmekten zevk alan “hacker”ın hakiki manasını bilerek yaşayan Hackerlar’a da selam edelim...

Twitter”in açığından daha çok kurumlarımızda kullanılan “ERP”, “CRM” gibi daha birçok başlıkta süreç yönetimlerine etki eden zararlı yazılımları veya işlevsel hataların önüne geçmek için inceleme yapmak çok daha kıymetli sanki ne dersiniz!..

Örneğin günümüzde (kimlerin, hangi yöntemlerle?) hastalara yapılan testlerin sonuçlarını değiştirerek negatifi, pozitifle değiştirmekle kalmayıp, çekilen “MR”ın görselini bile değiştirerek aslında kanser olmayan birine kemoterapi vermek gibi durumları var. Yöntemin detaylı anlatımına buradan (https://youtu.be/_mkRAArj-x0) bakabilirsiniz..

Sağlık Bakanlığımıza bağlı kamu ve özel sektöre ait hastanelerde siber güvenliğimiz ne aşamada bilinmez ama bu konunun incelenmesi için Sağlık Bakanlığı’nın eminim bir çalışması vardır ve pek yakında kamuoyuna duyurulur diye umuyorum.

Öte yandan, mali müşavirlerin kullandığı bir “e-beyanname” masaüstü uygulamasının lisansı olmadığı gibi kullanılan bilgisayarda “root” yetkisi alıyor. 

Maliye Bakanlığı’nın bilgisi var mıdır?” acaba diye de soralım ve sanal dünyaya teslim olmamak için, pek çok şeyin farkında ve hep 18 yaşında olan devletimizin bu alandaki irade ve inancını test etmeye kalkanların görevlerinden el çektirilmesini de bir yana bırakın da dijital işgal altındaki kurumlarımızı el ele vererek hep birlikte özgürleştirelim!..

“Siber-net” bilgilerle dolu Türk gençliğinin aklına, bu alandaki işgaller konusunda şu sorular geliyor;

-Bu ürünler halen daha kullanılıyor mu?

-Türkiye’deki bu ürünlerin satış ve teknik desteği kimler tarafından verildi; bu durumdan haberleri var mıydı?

-Bu yöntemi kullanan başka hangi ülkeler var?

-Halen daha ortada duran güvenlik zaafiyeti için “bizden önceki dönemlerde de bu vardı” mı denilecek; yoksa artık, “İşi ehline verelim de kimden hesap soracağımızı da bilelim” yaklaşımı ile mi hareket edilecek?

Alman istihbaratının telefonlardan parmak izi verisini nasıl toplayıp depoladıklarını, İngiliz, Çin ve Amerikalılar’ın gözlerimizdeki retina verilerimize ne kadar hayran olduklarını biliyoruz. 

“5 Göz, 9 Göz” ve hatta “14 Göz”lü ittifakları da biliyoruz. 

Neyse ki tüm dünya da Türkler’in sistemler üstü haber alma yöntemlerinin farkında. Yani “9 ışık” teknolojileri... 

Ancak mesele, “benim babam senin babanı döver” olayı kadar basit değil. 

Asıl önemli olan; bunca yıl sırf üç kuruş uğruna kendi devlet adamlarının güvenlik zaafiyeti içinde bulunmalarına göz yuman ve “replika”ya dönüşen bu insanların isimlerinin yayınlanması ve bulundukları mevkilerden el çektirilip uzaklaştırılması; “Tek önemli olan bu” dersem ne dersiniz!..

Yoksa böyle gelmiş böyle gider!” diyenlerden misiniz!..

Yüzyılın İstihbarat Darbesi”nin hedef ülkelerdeki başarı göstergesi nedir?

Birinci Dünya Savaşı’ndan beri birikenin son haline “FETÖ Darbesi” denirse, “Milenyum sonrası” yapılacak olana ne denir?

En önemli soru ise şu;

-2008 yılından sonra hangi şirketler, “Güvenlik yazılımı ya da donanımı” kisvesiyle hangi ülkelerin yeni bir istihbarat başarısı için halen daha çabalıyor?

Daha bir çok soru sorarak kurmay zekamızı siber dünyaya aktarmaya çalışabiliriz; üstelik tüm yanıtlar ve daha fazlası için ülkemiz adına canla başla çalışan nice yiğitlerimize dua da edebiliriz.

Bu güne dek yabancı istihbarat örgütlerine “Ticaret” başlığı altında destek verenlerin isimleri ortaya dökülmeden önce, günah çıkarmak isteyenler “kiliseye, yurt dışına kaçarım” diyenlere, kendi yandaşları tarafından bile dolandırılan “Hakan Şükür’ünkü gibi bir hayat için, devletime daha ihanet edemem” diyenlere ise savcılığa itiraf en anlamlı sonuç olurdu diyorum...

Öyle, “Yok internetin Türkiye’deki babası… Bilgisayarın dedesi…” falan diyerek caka satma dönemi bitti. 

Mesele, bilginin güç olarak kabul edildiği ilk çağlardan beri bilinmesine rağmen, bilgilerimizi peşkeş çekenlerin öteden beri kimler olduğu meselesidir.

Hak etmediği yürekleri işgal edenlerin, adeta istila ettiği yüreklerden gitmeleri adamlık göstergesiyse, hak etmedikleri makamları işgal edenlerin de istifa etmeleri, insanlık onuruna yakışan doğal bir durumdur.

Not: “Genelde Türk gençliği diyorsun ve kaç yaşına gelmişsin” diyenlerin kendilerine göre haklı eleştirilerini anlayabiliyorum, ancak devletin hep 18 yaşında olduğunu bilenlerin Türk gençliğinin hep 20 yaşında olduğunu unutmuş olmalarını anlayamıyorum?!

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Endoplazmik retikulum 2020-02-24 23:53:39

Hak edilmeyen yüreklerden ve hak edilmeyen makamlardan kovulmak da gayet olağan bir durumdur!


sanalbasin.com üyesidir