Güncel kısa kısa değerlendirmeler yapmak istiyorum.

Halkımız çok şuurlu.

Şuur, Vatan Sevgisi, Dinimizin Emirleri, Milli Edeb ve Törelerimize Bağlılık, Devletimize Hürmet ve Sahip Çıkma noktasında diğer toplumların çok üzerinde.

Ancak, bilinç ve büyük resmi görebilme noktasında entelektüellerimizden başlayarak ciddi bir sorun var. 

Milli Devlet, Milli Güç, Bekâ Kaygısı anlamında tanımlarda eksikler olduğu için şuurlu toplum, aynı siyasi çevrelerde, cemaat, tarikat yapılarında, STK’nda, benzer tepkiler gösterenler bir yerde çoğalamıyorlar. 

Yani, bölük pörçük oluyor şuurlu kitleler…

Milli Siyaset; yüzde 70 - 75 Milli düşünen insanımızı bir araya getirip, ortak kanaat, kararlılık ve direnç, birlikte tavır ve hâreket etmesi için ciddi çalışmalar yapmalıdır. 

Sakarya’dan bu yana Sath-ı Müdâfaa devam etmektedir. Bu satıh bütün vatandır. 

Bu gün her bir karışı, vatandaş teri, emeği, Milli Birlik ve bilinç için basmadığı toprağımız kalmayıncaya, omuzlar bir araya gelinceye kadar tüm fedâkârlığımızla çalışmaktan başka çâre yoktur.

Türk Milleti, küreselleşen dünyada, mücâdele sathını; Türk Dünyası, Devlet-i Âliye’nin Medeniyet Coğrafyası başta olmak üzere, İslâm Coğrafyasına yaymak zorundadır.

Bu haftanın birkaç olayı..

Geçen haftalarda minarelere ilk saldırıyı Bülent ARINÇ yaptı. “Minareden duâ bid’attır!” dedi. 

Dinden soğutuyorlar” türü sözler zırvaladı. 

Fazlası da var. 

İki gündür de İzmir’de minarelerden solcu şarkılar çalınıyor. 

Evet, ülkemin insanının duygularını incitti bu iki olay da. 

İki saldırıya da şiddetle karşı çıkan şuurlu insanımız, siyasette farklı liderlerde hikmetler aradıkları için farklı partilerde kalmaya, ortak tavır koyamamaya devam ediyorlar. 

Oysa her iki olay da toplum vicdânında lânetlenmiştir. Muhâtapları bilsinler. 

İzmir’de bazı CHP’li siyasilerin, bu çirkinliği sosyal medya hesaplarında övünerek paylaşması da ayrı bir çirkinliktir.

Minarelerimize yapılan her iki saldırıyı da ayıplıyoruz. 

Bu Müslüman Milletin, sizin aşağılık davranış, söz ve mülâhazalarınıza itirâzı vardır.

FETÖ’nün çirkinliklerinin, devleti örümcek gibi sarmasından, yılan gibi zehirlemesinden, Milletin Evlâdını akrep gibi sokmasından, 15 Temmuz işgâl girişimi ile zirve yapan ihânetlerinden sonra halkımız çok hassaslaştı. 

Recep Tayyip ERDOĞAN öncülüğünde son 20 yılda verilen mücâdeleler ile 200 yılda yaşadıklarımız kadar tecrübe kazandık milletçe.

15 Temmuz öncesi, FETÖ ve AK Parti’yi birlikte idare eden mesela Fehmi KORU gibi bazı medya temsilcileri, Abdullah GÜL gibi siyasiler mesela bir şeyler yapmaya devam ediyorlar. 

Bu isimlere çok yakın bürokratlar ve siyasiler hâlâ çok etkin. 

Meselâ, Milli Savunma Bakanı, mesela Bülent ARINÇ, mesela Ahmet DAVUTOĞLU’ndan referanslı olarak bilinen MİT Müsteşarı. gibi gibi.. 

Özellikle Milli Savunma Bakanı’nın, 15 Temmuz’un baş aktörleri olan başta Mehmet Dişli olmak üzere bazı himaye edip büyüttüğü asker kişilerle ilişkileri, Abdullah GÜL, Fehmi KORU gibi, Kraliçe’ye yakınlığı ile bilinen kişilere yakınlığı halkımızda tedirginlik yaratıyor.

Şöyle bir soru soruldu;

“Cumhurbaşkanımız, Milli Savunma Bakanı Hulusi AKAR’ı Cumhurbaşkanı Yardımcılığı’na atar mı?”

Nedenini sordum!..

Dediler ki:

“Böyle bir görevlendirme sonrasında, Cumhurbaşkanımızı hastalık vb. gerekçelerle görevinden uzaklaştırıp yerine yardımcısı olarak Hulusi AKAR’ı geçirmek sûretiyle yumuşak bir geçiş ve darbe yapabilirler mi?” 

İddia sahipleri, 15 Temmuz darbe kalkışması gecesi sayın AKAR’ın sabaha kadar tutsak edilmeyip, gece saat 22-23:00 gibi serbest bırakıldığını da söylüyorlar. 

Dişli ise, hep Sayın AKAR tarafından himaye edilmiş, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Dönüşüm Daire Başkanlığı görevini yapıyordu. 

Burası kimsenin giremediği özel bir yerdi. 

Bu arada İ. Metin TEMEL gibi Milli, 15 Temmuz Darbesi’ne aktif karşı koymuş generallerin emekli ya da pasifleştirilerek etkinliklerinin zayıflatılması da gerekçe olarak gösteriliyor.

Özet: TSK’nde öğretilen bir Liderlik Prensibi:

“İtimât kontrole mânî değildir!” Arz ederim Sayın Cumhurbaşkanım.

Salgın Süreci’nde, iktidardan, muhalefet partilerinin tamâmından iktisatçıları dinledik.

Ortak söylem..

Muhalefet temsilcileri, “Ekonomik sıkıntıları aşmak için, IMF dâhil, yabancı fonlara gidilmeli” diyor.

Yine muhalefet partilerinden eski üst düzey Bürokrat bir kişi de kendisi ile ilgili dînî bir sürü referans açıkladı ve akabinde; “İngiltere’ye gidip, küresel finans sistemini gördükten sonra, ‘İslâm’ın İktisat söylemi yok’ kanaati oluştu” dedi. 

Anladım ki, bir adamın İslâmî bilgilerinin çok olması, ubûdiyetteki hassâsiyetleri ve titizliği başka, kâmil bir imânla Allah’ın emirlerini anlayıp, tatbikâtını gâye edinmesi başkaymış. 

İktidara, “Milli Çözümler” konusundaki hassasiyetlerinin yanında iş çevrelerini ve uygun gördüğü iktisâdî STK ve akademisyenleri çözüme dâhil edip, Sağlık Bakanlığı’nda oluşturulan istişâre heyeti gibi bir “Mâli ve Ticârî Koordinasyon Heyeti” oluşturmasını arz ve teklif ederiz. 

Bu manada, toplumda müspet ya da menfî zan oluşması da uygun değildir.

Azîz Milletim!

Bize düşen Millet ve Devletimizin istikbâline sahip çıkmak, evlâtlarımızın imân, edep ve töresince, Dinimize, Vatanımıza, Milletimize ve Devletimize bağlı çalışkan, fedâkar, çağı ve teknolojiyi, ilim ve fenni algılamış, taassup ve yozlaşmadan arınmış yetişmesini sağlamaktır.

.       

Emekli Yarbay Halil MERT, dikGAZETE.com

-Strateji ve Yönetim Uzmanı-

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


sanalbasin.com üyesidir