<div><span><span><span>Sesin sese karışmasından doğan sessizlik, <b>sesin sesi yeme hali,</b> kelimenin artık bir anlam ifade etme yetersizliği; görüntünün galebe çalması yahut korodaki seslerin fark edilememesi ile tamamlanan ahenk.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Harmoni.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Asimetrik farksızlaşma.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Yaşam işareti verememek.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Ve dinginlik. </span></span></span></div> <div><span><span><span>Ödünç kimliği sahiplenme, canlandırılan rolle bütünleşme.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Sisin yoğunlaşıp görüş mesafesini kısıtlamasıyla başlayan körlükte, uzaktan bildik bir sesin çağırışı, yönlendirici gücü.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Tanıdık sese güven, sahibinin sesi olduğu süre zarfında anlamlıdır.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Ses ayırt edilir.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Korodan yükselen tanıdık, bildik ses diğerleriyle bütünleştiğinde, sahibinin sesi olmaktan uzaklaşır, uğultunun bir parçası olur. Korodaki bildik sesi fark edebilme becerisi; kendi kulaklarımızdan önce, o sesin kendine has özelliği (otantik) sayesinde gerçekleşir.   </span></span></span></div> <div><span><span><span>Yunanca bir kelime olan <b>logo</b>, hem konuşmak hem de düşünmek anlamındadır. <b>Düşünmek mi önce gelir, konuşmak mı?</b> Bunu ayırt etmek zordur; düşündüklerimizi mi konuşuruz, konuştuklarımızı mı düşünürüz? Biri birinden bağımsız olmayan bu anlayış, <b>konuştuğumuz için mi inanırız, inandığımız için mi düşünürüz</b>; sarmalına götürür.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Sesin sesi yediği bir ortamda, nötrleşme hâkimiyet kurar; ne ses kalır ne düşünce.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Kriz dönemlerinin belirginliklerinden biridir <b>kutuplaşmak</b>; entelektüel derinliğin yerini alan <b>sığlık</b>, sağlıklı düşünmeye fırsat vermez.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Politik bir elitin güdümüne giren entelektüelin entelektüelliği tartışmalı olduğu kadar, onu buna zorlayan sebeplerin gerekçeleri de tartışılabilir.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Fakat, <b>elitist politikacının bağımlılığına giren bir aydının tartışılabilecek çok yanı kalmamıştır</b> fikri noktasında birleşmek mümkün olur. Ona karşı durmak veya aynı minvalde yol almak farklılığı belirlemez.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Entelektüel kimliği belirleyen, kişinin kendine özgü fikir dünyası ve onun çeşitli veçhilelerle yansımalarıdır.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Başkalarının belirlediği gündeme pozitif/negatif argümanlar üretmeyi, entelektüel olmaktan ayrı, <b>sahip olunan bilginin değerlendirilmesi</b> olarak tanımlamak, daha doğru yaklaşımdır.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Bilgiye sahip olmanın zor olduğu dönemlerde, <b>bilgin ve entelektüel </b>ayrımına gerek duyulmamıştı. Evinde bir <b>ansiklopedi</b> bulunduran kişi, hem <b>aydın</b> hem <b>entelektüel</b> sayılırdı.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Bu durumun oldukça hafife alınması, -ki bunlar arasında <b>Habermas</b> da yer alır- ne doğru ne de adil yaklaşımdır. Çevresinde <b>aydın</b> olarak kabul edilen bu şahıslar, gerçekten <b>aydınlatıcı görev</b> üstlenmiş kişilerdir.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Her şeyden önce, okumuş oldukları bilgilerin mütevazı oluşu, kabul görmüş bilginlerin tanımlarıyla sınırlandırılması, kuşkusuz konu hakkında derinleşmeye engeldi.</span></span></span></div> <div><span><span><span>İşte tam bu noktada devreye giren kendi zihinsel çalışmaları, eksik ve yetersizliği aşarak <b>kavrama</b> ve dolayısı ile<b> fikir-düşünce oluşturabilme</b> erginliğine kavuşabiliyordu. Anladıklarını çevrelerine anlatabilme becerisi, kendiliğinden otomatikleşen <b>rutin hikâye </b>anlatımını aşan, <b>şuurlaşma </b>prosedür. Günümüzün aksine, <b>okunanların anlaşılabilmesi </b>önkoşulu çerçevesinde gelişen <b>kavrayış</b> ve hatta düşünceyi <b>daha sonraki merhaleye</b> taşıyabilme emeği içerir.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Politikacıların, toplumu iki ayrı kampa ayırmayı başarabilme gücü, hiç kuşkusuz <b>kendini aydın olarak sunan </b>fikir (!) dünyamızın kabul edilmiş şahsiyetlerinin verimlilikleri ve katkılarıyla doğru orantılı gelişmiştir. Birinin <b>kara</b> dediğine, diğerinin <b>beyaz</b> demesinden başka <b>düşünce </b>derinliklerinden bizi mahrum bırakan fikir önderlerimize <b>sitemde bulunma cüreti </b>gösterebilir miyiz? Hiç olmazsa <b>kirli beyaz</b> rengi yok mu?</span></span></span></div> <div><span><span><span>Beyazın leke alması, yahut siyahın solmasını argümanlaştırma marifetini sergileyen bu şahsiyetler, açtıkları çukurcuklarla vatandaşların dikkatlerini dağıtma gayretinde bayağılaştıkça, hitap edilen kesimin de onları taklit etmesi, kendilerine benzemesi kaçınılmaz oluyor. </span></span></span></div> <div><span><span><span>Dikkatlerin dağıtılmasının amacı, manipülatif bilgilerin aktarılması için zemin hazırlamaktır. Dikkatlerin dağıtılması, yüklenen <b>gereksiz bilgilerin yoğunluğu</b> ile mümkün olur. Artık önemsenen, <b>taviz verilmeyen doğrular </b>ya da <b>değerler</b> anlam yitirmeye başlar, savunmasız kalır, <b>düşünce melekeleri </b>açılan çukurlara gömülür.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Daha tehlikelisi, <b>aydın</b> olarak tanımlanan, yol göstericiler ve fikir önderlerinin kendi açtıkları çukurlarda boğulmalarıdır.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Seçmiş oldukları safta, -işlevleri gereği- kendi fikri oluşumuna argüman üretmekle meşgul, karşıt görüşlere hiçbir şekilde şans tanımayan bu erbap, sürdürülen <b>fikir savaşlarında(!)</b> vatandaşların kanaat oluşturmasına katkıda bulunmaya, hatta belirleyen güç olma iddiasında.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Kendilerini <b>entelektüel</b> sınıfında gören bu insanların, <b>entelektüel değer yüklemedikleri politik şahsiyetlerin</b> güdümüne girerek onların borazanlarını çalmaları, kendileri hakkında oldukça açıklayıcıdır.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Fasit daireden kendini kurtaramayan, düştüğü çukurdan çıkabilecek <b>fikir</b> geliştiremeyen, kendini besleyecek düşüncelere de mesafe alan bu insanların büyük zaaflarından biri de; <b>çevresine ve kendisine yabancılaşması</b>, uzaklaşmasıdır.</span></span></span></div> <div><span><span><span><b>Farkına varamamak</b>, hem düşünme melekesinin iflası hem de kendisinin sıradanlaşmasına neden olur. Genel düşünüşün ağına düşer, zaman ilerledikçe savunduğu fikirlere <b>kendisi de</b> inanır.</span></span></span></div> <div><span><span><span><b>Sokrates diyalogu</b> (Zenon diyalektiği) olarak tanımlanabilecek bu bataklıkta boğuşan fikir adamlarının, <b>Heraklit</b>’in diyalektiğinden uzaklaşmaları; <b>ne pahasına olursa olsun kendilerini haklı çıkarma mantığı</b> üzerine kurulu olduğu için, <b>sabit fikirliliğe</b> sürüklenirler.  </span></span></span></div> <div><span><span><span>Safını belirleyen kişi, <b>rasyonel</b> düşünüşe de hayır demek zorunda kalır; hâlbuki argümanlarını rasyonel kaynaklardan üretir ve geliştirir. Sürdürülen <b>aporiler</b> de facto; hükmeden güç odaklarının ayakta kalmasını, gerçek sorunların gözden kaçırılmasını sağlamaktır.</span></span></span></div> <div><span><span><span>Halkın gerçek sorunlarını dile getirebilecek aydınların ortaya çıkması, politikacıları bu gerçeklikle yüzleştirmesi beklentilerimizi oluşturur. <b>Aydınların görevi</b>, politikacının söylemlerini halkın düşüncesiymiş gibi görmekten vazgeçmesi, kendi sesi olmasını sağlayacaktır. Vatandaşın mütevazi isteklerini destekleyerek, çeşitlendirerek politik bilinçlenmenin önünü açacak, kendi kendine de <b>adil</b> davranmış olacaktır.</span></span></span></div> <div></div> <div></div> <span><span> <span><b>Not: </b>Rus uçağı düşürme bilmecesi, darbe girişiminden ayrı düşünülemeyeceği noktasında ipuçları verecek güçtedir. </span> </span></span> <div></div> <div></div> <span><span> <span>Bir sonraki tartışmamda inceleyeceğim konu: <b>Gülen</b>’in darbe girişiminde ne ölçüde parmağı var?  <b>MİT</b>’e kilit vurmak gerekir mi! Truva atı, <b>Hakan Fidan</b> mı?</span> </span></span> <div><span><span><span><b>Yavuz Yıldırım, dikGAZETE.com</b></span></span></span></div>