Türkiye-Rusya ekseni: NATO sonrası jeopolitik için yeni bir paradigma
Türkiye'nin uluslararası arenada bağımsız bir aktör olarak konumlanabilmesi için mevcut stratejik paradigmayı yeniden değerlendirmesi elzemdir. Bu bağlamda, Atlantik eksenli dış politika anlayışından, sürece sokulmuş bir strateji ile uzaklaşarak, bölgesel iş birliklerine dayalı yeni bir siyasi hat benimsemesi gerektiği düşüncesi giderek önem kazanmaktadır.
Özellikle komşu coğrafyalarla ilişkilerin derinleştirilmesi ve bu minvalde Rusya Federasyonu ile yapıcı bir diyalog sürecinin tesis edilmesi, Türkiye'nin ulusal çıkarlarına hizmet edecek stratejik bir hamle olacaktır.
NATO üyeliğinin, Soğuk Savaş döneminden kalma jeopolitik bir miras olarak, günümüz şartlarında Türkiye'nin bölgesel menfaatleriyle tam anlamıyla örtüşmediği görülmektedir. İttifakın, Rusya'yı stratejik bir tehdit unsuru olarak konumlandırması, Ankara'nın komşusuyla geliştirmek istediği çok boyutlu ilişkiler önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir.
Oysa 15 Temmuz sürecinde Rusya'nın takındığı yapıcı tutum ve yaşanan krize rağmen diyaloğu sürdürme iradesi, iki ülke arasında sağlam bir güven zemininin inşa edilebileceğine dair önemli bir işarettir.
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler, S-400 hava savunma sistemleri gibi askeri iş birliklerinin ötesine geçerek, ekonomik entegrasyon ve finansal modellemeleri de kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
Ortak ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, kendi para birimleri üzerinden ticaretin artırılması, Türk halkını ve Rus halkını borç batağına iten parasal sistemin değiştirilmesi ve Türk cumhuriyetleriyle üçlü iş birliklerinin tesis edilmesi, bölgesel istikrar ve refahın temel taşlarını oluşturacaktır.
Karadeniz havzasında barış ve iş birliğinin tesisi, ancak Ankara ile Moskova arasında köprü vazifesi görecek bir stratejik ortaklıkla mümkün olabilir. Bu bağlamda, Avrupa ülkelerinin de Türkiye üzerinden Rusya'yı bir tehdit olarak görmekten vazgeçmeleri ve bölgesel dengeleri yeniden değerlendirmeleri gerekmektedir.
Sonuç olarak; Türkiye'nin küresel finans sistemine alternatif modeller geliştirmesi ve Atlantik eksenli bağımlılıklarını azaltması, ulusal güvenliği ve ekonomik bağımsızlığı açısından hayati önem taşımaktadır. Bu minvalde, Rusya ile kurulacak stratejik ortaklık, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak yükselişinde kilit rol oynayacak ve çok kutuplu dünya düzenine geçiş sürecinde önemli bir adım teşkil edecektir. Yeni bir siyasi paradigma, Türkiye'yi Batı'nın çevre ülkesi olmaktan çıkarıp, kendi coğrafyasının merkez aktörü haline getirebilir.
.
Yunus Ekşi, dikGAZETE.com