<div>Neredeyse her <strong>Ankara’ya</strong> oyuna gidişimizde <strong>Gençlik Vakfı</strong>’nın başkanıyla <strong>Vakıf Merkezi’</strong>nde, kurulacak bir tiyatronun öneminden, 1000’e yakın şube ve temsilciliğinin etkisinden söz ederdik.</div> <div>Hatta bir keresinde <strong>duyuru</strong> yapılıp, <strong>adam</strong> bile toplandı.</div> <div>Sonra projenin bir karikatürü <strong>özengen</strong> <strong>bir</strong> <strong>gence</strong> yaptırıldı.</div> <div>Sürmedi tabii…</div> <div>Aslında nedenini şavulluyorum.</div> <div>Emir eri ve veya ölü yıkayıcının elinde <strong>ceset</strong> <strong>gibi</strong> olma yeteneğinden yoksun oluşumdandır.</div> <div>Konuya dönelim, <strong>Başkan</strong> görüşmeyi henüz resmen olmasa da fiilen açılmış olan parti merkezinde yapmamızı önerdi…</div> <div>Oraya yollandık…</div> <div>Vakit daralmıştı, merkezin camiinde ikindi namazını kıldık; <strong>Başkan</strong> <strong>imam</strong> oldu, öyle de gerekirdi.</div> <div>Sonra ana kapıdan girdik, <strong>Başkan</strong> hemen girişte sağda bir kapı açtı; “<strong>Burası da Hoca’nın odası</strong>” dedi.</div> <div>Kapıdan baktım <strong>küçük</strong> <strong>bir</strong> <strong>oda</strong>, bir o büyüklükte <strong>görkemli bir masa,</strong> iki yanında <strong>kırmızı</strong> <strong>bayraklar,</strong> biri <strong>parti bayrağı </strong>olmalı.</div> <div>Başkan;</div> <div><strong>-İsterseniz girin biraz oturun içeride…</strong></div> <div><strong>-Niye oturacağım içeride kimse yok ki…</strong></div> <div>Sonra gittik o odaya Rahmetli Hasan Nail Canat’la.</div> <div>Gitmemiz de gerekiyordu; çünkü garip bir biçimde çok sevdiğim bir yayıncı arkadaşımla aynı ad ve soyadını taşıyan <strong>Hoca’nın özel kalemi, </strong>ikide bir telefon edip “<strong>Hoca sizi yarın şu saatte makamına bekliyor…</strong>” diyor.</div> <div>Yahu turnedeyiz, belirlenmiş bir programımız var…</div> <div>Gitmesek, <strong>kaale</strong> <strong>almıyor</strong> gibi olacağız.</div> <div>Vakit dar, uçakla yollandık çaresiz <strong>Ankara</strong>’ya; <strong>Hasan Abi</strong>’nin ilk uçuşuydu sanırım.</div> <div>İşte o odada biz, karşılıklı yan oturuyoruz ve konuşuyoruz; <strong>Hoca,</strong> makamında.</div> <div><strong>“Konuşuyoruz”</strong> abartı olur; Hoca konuşuyor, <strong>Hasan Abi</strong> kesintisiz çay içiyor, ben iki-üç kere, dört değil, daldım lafa….</div> <div>İç eğitim için <strong>film</strong> ısmarlıyor <strong>Hoca</strong>; ancak <strong>prodüksiyonun</strong> nasıl yapılacağından, vakıftan temin edilecek gençlere kadar her ayrıntıyı da tembihliyor bize. </div> <div>3 saat sürdü…</div> <div>Yetmedi tam da kavrayamadık <strong>teklifi</strong>; bu kez biz, <strong>görüşme</strong> teklif ettik…</div> <div>Bir <strong>3 saat</strong> daha…</div> <div>İkincide <strong>Hoca</strong>, meşhur “<strong>Havuz Sistemi</strong>”nin krokilerini getirtti…</div> <div>Coşkuyla anlatıyor…</div> <div>Ben ekonomiyi <strong>Keynes</strong>’ten de <strong>Marx</strong>’tan da okudum ancak <strong>borular,</strong> <strong>aktarmalar</strong> ve <strong>havuzlardan</strong> oluşan bu sistemi -eskiden düzen denidi-kavrayamadım.</div> <div>Hiç de sorulmuyor “<strong>siz buraya nasıl geldiniz, bir ihtiyacınız var mı</strong>” diye.</div> <div>Önemsemedik…</div> <div><strong>Hoca</strong>’nın çekmecesinde <strong>yaşlanan</strong> <strong>proje</strong> <strong>dosyalarından</strong> da haberimiz vardı elbet.</div> <div>Beni yakinen tanımayanlar “<strong>geçimsiz, huysuz, asi</strong>” bulabilirler; ancak yazdıklarım 70 yıllık bir yaşamın ürünleri ve her yazıya dipnot koyacak olsak bir “<strong>Ulvi’nin dipnotları külliyatı</strong>” doğardı…</div> <div>Bilmem anlatamayabiliyor muyum?</div> <div>-Hayatta Oynamam- adlı çıkacak kitabımdan-</div> <div>.</div> <div><strong>Ulvi Alacakaptan, dikGAZETE.com</strong></div> <h3><strong>Saadetlülere özel!.. (1)</strong></h3> <div></div>