USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

2030’a giderken: Türkiye duygularla değil akılla küresel güç olabilir mi?

2030’a giderken: Türkiye duygularla değil akılla küresel güç olabilir mi?
21-01-2026

2030’a giderken: Türkiye duygularla değil akılla küresel güç olabilir mi?

Türkiye, 2030 vizyonunu konuştuğu, bölgesel bir aktör olmanın ötesinde küresel bir güç olma iddiasını dile getirdiği bir dönemde; belki de en kritik soruyla yüzleşiyor: “Devlet, duygularla mı, yoksa akıl ve stratejiyle mi yönetilmeli?”

Bu soru, teorik bir tartışma değil; Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarda siyasetini doğrudan belirleyecek bir yol ayrımıdır. Çünkü küresel güç olmak, sadece askeri kapasite ya da yüksek perdeden söylemlerle değil; rasyonel karar alma, kurumsal akıl ve uzun vadeli vizyonla mümkündür.

2030 Vizyonu, popülizmle değil, devlet aklıyla inşa edilir!..

Türkiye’nin son yıllarda hem iç hem dış politikada yaşadığı dalgalanmalar; karar alma süreçlerinde reaktif, anlık ve duygusal reflekslerin ne denli ağır bedeller üretildiğini gösterdi. Kısa vadeli siyasi kazançlar uğruna yapılan tercihler; kurumları yıprattı, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi ve devletin öngörülebilirliğini zayıflattı.

2030 vizyonu; seçim takvimine endeksli politikalarla değil, nesiller arası bir devlet perspektifiyle hayata geçirilebilir. Küresel güç iddiası olan ülkeler, kalabalıkların alkışına göre değil; tarihin soğukkanlı muhasebesine göre karar alır. Türkiye sahada hareket kabiliyetini bu çerçevede tesis etti.

İç politikada akıl: Kurumları güçlendirmek, toplumu onarmak…

Duygu siyaseti, kısa vadede mobilize edici olabilir; ancak uzun vadede devleti aşındırır. Sert söylem, “biz–onlar” dili ve sürekli gerilim üzerinden yürütülen siyaset:

- Hukuk devletini zayıflatır,

- Liyakati geri plana iter,

- Toplumsal güveni eritir,

- Devlet–vatandaş bağını örseler.

Küresel güç olmak isteyen bir Türkiye; önce iç barışını ve kurumsal kapasitesini tahkim etmeye başladı. Güçlü devlet; bağıran değil dinleyen, dışlayan değil kapsayan, günü kurtaran değil geleceği planlayan devlettir.

Dış politikada soğukkanlılık: Gücün sessiz dili…

2030’a giden yolda Türkiye’nin karşı karşıya olduğu jeopolitik tablo son derece karmaşıktır: Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e, Ortadoğu'dan Kafkasya’ya uzanan geniş bir kriz kuşağı aynı anda yönetilmektedir.

Bu ortamda:

- Kışkırtmalara kapılan,

- Anlık güç gösterilerine yönelen,

- İç kamuoyunu tatmin etmeyi stratejinin önüne koyan
 bir dış politika
, Türkiye’yi büyütmez; yalnızlaştırır.

Tarih gösteriyor ki büyük devletler; öfkeyle değil stratejik sabırla, söylemle değil kapasiteyle, tepkiyle değil hesapla hareket eder.

Diplomasi, duyguların değil; çıkarların ve dengelerin sanatıdır. Küresel güç, sesini yükselterek değil; ağırlığını hissettirerek konuşur.

Gücün görünmeyen boyutu: Ahlak, edep ve merhamet…

Siyasette çoğu zaman “zayıflık” gibi sunulan edep, saygı ve merhamet, aslında güçlü devletlerin ortak özelliğidir. İçeride toplumsal vicdanı onaramamış, adalet duygusunu zedelemiş bir ülkenin dışarıda itibarlı bir aktör olması mümkün değildir.

Gerçek güç;

- Askeri caydırıcılık kadar ahlaki tutarlılık,

- Ekonomik kapasite kadar öngörülebilirlik,

- Sertlik kadar itidal gerektirir.

Sonuç: 2030’un Türkiye’si bir akıl devleti olmak zorunda!..

Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya günü kurtaran, duygularla şekillenen, popülist reflekslerle ilerleyen bir çizgi…Ya da akıl, bilim, tarihsel tecrübe ve stratejiyle yürüyen bir akıl devleti.

2030 vizyonu, ancak ikinci yolla mümkündür. Çünkü duygular geçicidir; devlet aklı kalıcıdır.

Küresel güçler heyecanla değil; stratejiyle yönetilir.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin; “Terörsüz Türkiye süreci ucuz hesaplara taviz verilmeyecek kadar hayatidir. Kökümüzden kopmadan safları sıklaştıracağız. Büyük hedeflerimize ulaşacağız. Suriye'de bütünlük tesis edilmelidir. Şam'ın güvenliği Ankara'nın güvenliğidir. Suriye halkının saadet, selamet ve birliği, Türk milletiyle bir ve aynıdır. YPG devlet içinde devlet gibi davranamaz.” 

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; Suriye’deki Kürtler bizim özbeöz kardeşlerimizdir. Türkler, Kürtler, Araplar tarihte olduğu gibi birleşerek bölgemizin sorunlarını birlikte çözeceklerdir. Bizim tek ve ortak bir şemsiyemiz var o da İslam kardeşliğidir.”

Terörsüz Türkiye ve Suriye cephesindeki gelişmeleri bu minvalde okumalıyız.

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?