Türkiye’de ilk defa yapay zeka içerikli bir fakülte, bu yıl ve Ankara’da Hacettepe Üniversitesi’nde eğitim vermeye başladı. 

Yapay zeka, bilgisayar, bilişim gibi alanlarda yetişmiş sayısız “uzman” veya “profesör” varken, bizim “kıt zekâmız”la anlatacaklarımız, okuyucularımızı pek tatmin etmese bile yine de şansımı denemek istiyorum.

Kısaca, yapay zeka nedir? Nerede ve nasıl yetişir?”  gibi basit sorularla “Yapay Zeka” kavramına bir göz atalım.

Yapay Zekâ”yı tek bir cümle ile özetlemek gerekirse; 1 ve 0 olarak gelen verileri anlamlandırıp doğru sonuçları verebilecek ve karar verebilen, yapay sinir ağları ile insan beynindeki nöronları taklit ederek insanlığın sonunu getireceği düşünülen, elektrikle çalışan makinelerin yazılımla buluştuğu bir ortam” diye tarif edebiliriz. 

Akademik anlamda sözlük tanımı ise; “Yapay zekâ, bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrolündeki bir robotun çeşitli faaliyetleri, zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyeti” olarak açıklanmaktadır. 

İngilizce “artificial intelligence” kavramının akronimi (ad kısaltma yöntemi) olan “AI” sözcüğü de bilişimde sıklıkla kullanılır. 

Birçok bilim insanı, insan beynini 86 milyar nöronu ve yüz trilyon sinapsıyla “Bilinen Evren’in en karmaşık nesnesi” olarak tanımlıyor. 

İnsan beyninin hafıza kapasitesi 2 bin 500 terabaytlık bir sabit diskin kapasitesine eş tutuluyor. 

Ne var ki beyin, bilgisayar gibi, sıfır ve birlerden olan sayısal (dijital) değerleri değil, resimler, süreçler, kavramlar, sesler, kokular, duygular ve değerlendirmeler gibi yüz milyonlarca, hatta milyarlarca analog kalıbı (kısa ve uzun süreli belleğinde) depoladığı için, böylesi bir ölçüm yapmak pek mümkün değil. 

Bugün dünyanın en güçlü iki süper bilgisayarından biri “Amerikalı Titan”, diğeri ise “Çinli Tianhe-2” 

Görüldüğü üzere, iki ülke de köklerinden geldiğine inandıkları isimleri tercih ediyor. 

Bu bilgisayarlar 18 ile 34 trilyar dijital işlem yapabiliyor.

Dolayısı ile kabaca insan beynine yakın değerlere sahipler. 

Ne var ki çalışabilmek için 8 ila 18 megavat elektriğe gerek duyuyorlar. 

Bu da İstanbul’un 20 bin nüfuslu bir ilçesinin elektrik tüketimine tekabül ediyor. 

Buna karşılık insan beyni, 20 vat enerjiye, yani süper bilgisayarların elektrik ihtiyacının milyonda birine gerek duyuyor. 

Kısacası, insan için yoğurt ve şekerden elde edilen enerji, beyne fazlasıyla yeterli olabilirken “süper zeki” denilen cihazlar insandan daha zeki ya da güçlü olduğunu düşünecek formda fiziksel ve teknik güce sahip değiller.

İnsanlığın sonunu yapay zeka mı getirecek?

Bence insan, insanlığın sonunu getirecek ve suçu “Bu robotçuydu” diye bir robota kitleyecek. Bu tabirimle bilim kurgu severlerin tepkisini almak istemem ama matematik yalan söylemiyor...

Nerede ve nasıl yetişir?

Yapay zeka, bilgisayar ortamlarında ekilir ve veri setleri (yani birim ve değişkenlerden ibaret iki boyutlu bir matris) ile beslenerek yetişirler. 

Veri setlerini şöyle örnekleyebiliriz;

Satranç çok iyi formüle edilmiş, oysa kitap yazmak hiç formüle edilmemiştir. 

Bazı insanlar, dünya satranç şampiyonunu yenmektense güzel bir kitap yazmanın daha kolay olduğunu söyleyebilir. Ama bir bilgisayar için bunun tam tersi geçerlidir. Zaten bir bilgisayara bir kitabın iyi olmasını sağlayan şeyin ne olduğunu nasıl anlatacağınız da ayrı mesele!

Yapay zeka uzmanı bir arkadaş, onlarca yıl süren araştırmaların sonucunda en azından tek bir şeyi öğrendiğini belirtiyor ve şöyle diyor; “İnsan beynine saygı duymayı ve mütevazı olmayı; bu organın bu kadar düşük enerji tüketimiyle başarabildikleri inanılmaz!” (Etzioni)

Gelelim ilk ve asıl konuya; 

Türkiye’nin yapay zekasını nasıl geliştireceğiz?

Hangi hakikat abidesinin kurallarıyla modelleyeceğiz?

Sosyal medyadaki ak, çak, cuk, mukntroller ile, acı, tatlı, ekşi sözlüklerden toplanan bilgileri, veri seti olarak kabul eden yapay zeka destekli bir robot olsaydı, emin olun bu ülkede 2 dakika canlı kalamazdı. Hiç olmazsa “Bu ne terbiyesiz bir robot” denilerek robotun suratına bakan olmazdı.

(Şevket hocaya burada bir soru gelir; Hocam; robotlar zaten canlı değilse nasıl canlı kalmaları beklenir ki?

Cevap; Bak kızım; yapay zekasız robot, balıksız akvaryuma benzer…)

Uzun lafın kısası; Oxford mezunu elektronik doktorlarımız “tırt" çıktı. ODTÜ’lü gençler tırmalıyor. İTÜ desek yırtınıyor. Ve daha nice akademik çevre “Teknofest” ile coşuyor. 

İyi de bu yapay zekanın derdi, robotlar ile insanları evermek değil ki Müge Anlı’nın programında çıkıp insanlardan öğrendiği iğrençlikleri yapsın! 

En başında demiştik ya; yapay zeka, insan beynini, yapay sinir ağları ve yapay nöronlar ile taklit etmeye çalışıyor. 

Ne şu durumda bizden toplum olarak ahlaki bir veri seti çıkar ne de gelişmiş toplumlar robotlarla evlenir. Elâlem fezaya konduramadığı roketine ağlamıyor, yapılan matematik hatasını hazmedemiyor!

Bunca zamandır yapılan matematiksel hatalar nedeniyle kaybolan nesillere mi üzülelim, yoksa yapay zeka destekli klavyemizin yazı diline katkı sağlamasına mı sevinelim bilemiyorum…

“Bu halde bizim yapay zekâmızı geliştirdik diyen de olmaz, geliştirecek olanın pili de yetmez“ diyorlar.

Siz ne dersiniz?

Peki Türkiye’nin yapay zekasını kimler geliştirebilir?

.

Burak Bozkurtlar, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @thegreywolves , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir