Bir görev için Türkiye’de bulunan ABD’li bir subaya, görevin sonunda Türkiye’yi nasıl bulduğunu sordum.

ABD’li subay bu soruya, “Birçok ülkede görev yaptım ama Türkiye çok farklı bir ülke, daha önce İstanbul’a gelmiştim, etkileyici bir şehir. Bence Türkiye ne Batılı ne de Doğulu bir ülke Türkiye gerçekten çok farklı bir ülke. Tarihi, insanları, ekonomisi ile Batı’dan farklı bir ülke ama Doğu da değil…” şeklinde cevap vermişti. 

Sorumun maksadı eğitimli bir ABD’li subayın gözlemlerine istinaden Türkiye’yi nasıl gördüğü ve konumlandırdığını öğrenmekti. 

Şuna eminim ki Washington yönetimine hâkim olan güç odaklarını Türkiye’nin Batılı ya da Doğulu, Avrupalı ya da Asyalı bir ülke mi olduğu hiç ilgilendirmiyor. 

Washington için önemli olan; ABD’nin Avrasya çıkarları için Türkiye’yi yanında ortak olarak görmek. Bunu da “stratejik ortaklık” kılıfına sokarak gerçekleştirmeye çalışıyor. 

Soğuk Savaş sonrası dönemde özellikle Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’da iki ülke arasında stratejik işbirliğine zemin hazırlayan fırsatlar ortaya çıkmıştı. İki ülkenin bu fırsatları çok iyi değerlendirdiğini söyleyebiliriz. Fakat iki ülkenin özellikle Ortadoğu’da çıkarları bir türlü örtüşmediği gibi rekabet halinde de bulunmaktadır.

1991 ve 2003 yıllarındaki Irak savaşları ile 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı, iki ülkeyi adeta Ortadoğu’da farklı kamplarda yer alan iki rakip ülke konumuna getirdi. Bu ayrışmanın temel sebebini ise Washington yönetiminin bölge ülkelerini bölme ve bu kapsamda bölgede bir Kürt devleti kurma girişimleri oluşturmaktadır. 

Türkiye’nin milli güvenliğine ve bekasına doğrudan tehdit oluşturan bu ABD politikası devam ettikçe, iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlam bir temele oturması da beklenmemelidir. Bu düşüncelerimi, yazımın başında bahsettiğim ABD’li subaya açık açık anlattım ve ülkemizin bu hassasiyetinin Türk milleti için ne kadar önemli olduğunu izah ettim.

Başkalarının politika ve stratejilerini doğru anlayabilmek açısından onların Türkiye’yi nasıl gördükleri önemli olmakla birlikte, asıl olan bizim kendimizi nasıl konumlandırdığımızdır. 1923 yılında kurulan bugünkü Türkiye Cumhuriyeti, herşeyden önce medeniyete önemli katkılar yapmış kadim bir kültürün ve devlet/imparatorluk geleneğinin üstünde yükselmiştir. 

Türk milleti; Türk ata yurdu Orta Asya’dan Orta Avrupa’ya; kuzeyde Rus ovasından güneyde Hindistan-Arap Yarımadası - Kuzey Afrika eksenine kadar inen geniş coğrafyada birçok devlet ve imparatorluklar kurmuş kadim bir millettir.

Bu geniş coğrafya, jeopolitik açıdan Türkiye’nin jeokültürel havzasıdır. Arap coğrafyasında doğup büyümüş İslâm medeniyetine, Türkler’in katkıları çok büyüktür ve onların bu katkıları ancak İran’ın İslâm medeniyetine katkısı ile karşılaştırılabilir. Bu nedenle, Arap olmayan ve İslâm medeniyetine ciddi katkılar yapan bu iki ülkenin, aynı coğrafyadaki kaderleri ortaktır. 

Bugünkü İran ve Türkiye, Avrasya coğrafyasında birlikte hareket edebildiklerinde Rusya, ABD, Çin ve Avrupa karşısında bir ağırlık oluşturabilirler. Eğer bu iki aktör, Sunni-Şii ayrışması üzerinden rekabeti bir kenara bırakabilirlerse, İslâm dünyasına da liderlik edebilirler ve İslâm coğrafyasındaki çatışmaları kontrol edebilir ve engelleyebilirler.

Bugünkü Türkiye’nin hem Türk hem de İslâm dünyası ile çok sağlam bağları mevcuttur.

Bu bağların korunması elzemdir. 

Türkiye, Avrasya’nın yeni güç odakları arasında denge unsuru olabilecek imkân ve kabiliyetlere sahiptir. 

Avrasya’nın yeni güç odaklarının AB, Rusya Federasyonu, Çin ve Hindistan olduğu düşünüldüğünde Türkiye’nin bu aktörler ile ilişkilerini çeşitlendirmesi ve geliştirmesi elzem bir konudur. Bu aktörler açısından, Türkiye, Avrasya politika ve stratejilerinin gerçekleştirilmesinde önemli bir ortak olarak görülmektedir. Bu ortaklık siyasi, askerî, ekonomik, sosyo-kültürel ve bilimsel-teknolojik alanları kapsamaktadır. 

Türkiye’nin Avrasya’daki konumu ancak İran ile karşılaştırılabilir. 

Böyle bir karşılaştırmada Türkiye, İran karşısında ciddi üstünlüklere sahiptir. Bu üstünlükler coğrafî, siyasi, askerî, ekonomik, sosyo-kültürel ve bilimsel-teknolojik alanlarda kendini açık bir şekilde belli etmektedir. 

Türkiye aynı zamanda bir NATO üyesi ve AB’ye aday müzakere sürecinde olan bir ülkedir. 

Biz, her ne kadar Batı ile olan ilişkilerimizden şikâyetçi olsak da jeopolitik açıdan NATO üyeliği ve AB süreci, Türkiye için değerlidir ve korunması elzemdir. 

Türkiye’nin yakın kara havzası; Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu ile yakın deniz havzası; Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri yakından takip etmesi proaktif politikalarla gelişmeleri etkilemesi elzemdir. Bu nedenle bu bölgelere ilişkin, güncel ve doğru bilgilerin toplanması ve analiz edilmesi önemlidir. 

Yine Hazar, Basra ve Kızıldeniz havzalarındaki gelişmeler de Türkiye açısından ikinci derecede takip edilmesi gereken konulardır. 

Türkiye’nin AB, RF ve Orta Doğu ülkeleri ile olan ekonomik ilişkileri çok önemlidir ve bu konuya enerji faktörünü de eklemek gerekmektedir.

Türkiye her ne kadar, Afrika’ya açılmış olsa da bu kıtada yapılacak çok şeyin olduğu açıktır. 

Güney Asya ülkeleri olan Hindistan-Pakistan-Bangladeş birlikte ele alınması ve değerlendirilmesi gereken ülkelerdir. 

Hindistan dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biridir ve Çin’den sonra en kalabalık ikinci ülkedir. Hindistan’da 1.2 milyar insan yaşamaktadır.

Çin, ekonomik açıdan ele alınması gereken 21. yüzyılın yeniden yükselen gücüdür. 

Güneydoğu Asya’daki ekonomik dinamizm, Türkiye tarafından henüz değerlendirilmemiştir. 

Uzak olsa da Güney ve Orta Amerika ülkeleri de en azından ekonomik olarak Türkiye’nin ajandasında mutlaka yer almalıdır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni bir dünya doğuyor ve kuruluyor. İçinde bulunduğumuz dönem, bu doğumun sancıları gibi. 

Birçok belirsizlik hâkim uluslararası sisteme, Türkiye bu yeni sistemde kendisini yukarıda sıraladığımız parametreler çerçevesinde yeniden konumlandırmalıdır. 

Türkiye, ne Avrupalı ne de Asyalı bir ülkedir. Türkiye Avrasya coğrafyasında tüm yönlere açılma potansiyeline sahip Avrasyalı bir ülkedir. 

Avrasya” kelimesi, hem Ruslar hem de Türkiye’de bazı çevreler tarafından sahiplenildiği için “irrite edici” gelebilir. Ama bizim Avrasyamız, Rus Avrasyası değildir. Bizim Avrasyamız “TÜRK’ün AVRASYASI”dır.

.

Dr. Ufuk Cerrah, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @cerrah_ufuk , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir