MOSKOVA

Son günlerde Türkiye ve Rusya arasında yaşanan malum gelişmeler karşısında bazı Rus uzmanlar da şaşkın..

Daha dün idi: İstanbul'da Türk Akımı doğalgaz boru hattının töreninde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dakikalarca ayakta alkışlandı.

Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sık sık görüşmesi de dünya medyası manşetlerinden eksik olmazdı.

Hatta Kremlin Sarayı Sözcüsü Dmitri Peskov da bir televizyon programında esprili şekilde kendisine yöneltilen "Eşinizle mi yoksa Erdoğan'la mı daha sık görüşebiliyorsunuz" sorusuna gülümseyerek, "Yaklaşık olarak aynı sıklıkta görüşebiliyoruz" yanıtını vermişti.

Rus Kommersant gazetesinin Kremlin özel muhabiri Andrey Kolesnikov da Putin-Erdoğan görüşmelerinin dünya rekoru kırdığını yine esprili dille anlatmıştı.

Putin, bir görüşmede Erdoğan'ı Sibirya'ya davet ederken, Erdoğan da Putin'i Boğaz’da balık yemeye davet etmişti.

Putin, Moskova'da Erdoğan'a dondurma ısmarlarken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Putin ile Rusça espriler yapıyordu.

Bu örnekleri uzun uzun sıralayabiliriz…

Peki neler oldu!..

Gerginliğin, Suriye'nin İdlip kenti ve çevresinden kaynaklandığını hepimiz gayet iyi biliyoruz..

"Neler oldu” diye sorarken şu sorunun cevabını bulmaya çalışıyorum; "Taraflar, İdlip konusunda defalarca görüştü, önemli belgeler ve mutabakatlar imzalandı. Tüm bu olumlu gelişmelerin sonucunda bu üzücü olaylar neden yaşanıyor?"

İki ülke, birlikte çok önemli, dev projelere imza atarken, neden Suriye sorunu ilişkileri gerginleştiriyor?

Konuya fazla girmek istemiyorum.

Zaten Türk ve Rus basını bu konuda gece-gündüz haber ve analizler yapıyor.

Fakat, bazı Rus uzmanların çok mantıklı değerlendirmelerine aynen katılarak şunu özetle söylemek istiyorum: Her iki ülke uzlaşma yolunu bulmalı!..

Bitirmeden önce, aklıma yılllar önce yaptığım bir araştırma geldi.

Araştırma şöyle:

Rusya’da 2009 yılında yayınlanan “Wehrmacht'ın General ve Subayları Anlatıyor" isimli kitapta, Atatürk ile İsmet İnönü'nün Sovyetler Birliği konusunda farklı düşüncelere sahip olduğu iddia ediliyordu.

Kitapta, kaynak olarak gösterilen Nazi yarbayı Max Braun’un, Mustafa Kemal Atatürk’ün Sovyetler ile yakın ilişkilerden yana olduğu, İsmet İnönü’nün ise bu siyaseti devam ettirmediği vurgulanıyor.

Kitapta, 18 Ocak 1947’te esir alınan Alman yarbayı Braun’un dönemin Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği askeri ataşesi yardımcısı olduğu hatırlatılıyor.

Braun’un, Sovyet Gizli Servisi KGB’ye ifade verdiği anlatılıyor.

Braun'un aynı zamanda savaştan önce, uzun yıllar Yıldız Harp Akademisi’nde zırhlı birlikler, motorlu birlikler ve hava indirme birliklerde öğretmenlik yaptığı aktarılıyor.

Braun ifadesinde, İnönü’nün 1939'da yılbaşı kutlaması vesilesiyle yaptığı konuşmasında İngiltere ve İngiliz halkının bayramını kutladığına işaret ediyor.

Braun, “İnönü konuşmasını İngilizce yaptı. Bu da büyük bir sansasyon oldu. Bu konuşmasıyla İnönü, gelecekte hangi siyaseti yürüteceği mesajını verdi” ifadesine yer veriyor.

Braun’a göre İnönü, İngiltere ile yakın ilişkilerden yana idi.

Braun’a göre, Atatürk yaşasaydı İnönü’yü, “Çok büyük hata yapıyorsun. Bu hatanla Türk halkının geleceğini tehlikeye sokuyorsun. Çünkü, İngiltere’ye çok yaklaşıyorsun. Aynı zamanda da hiç bir zaman bu kadar güçlü olmayan Rusya ile uzaklaşıyorsun. İngilizlerin Ortadoğu’da çıkarları, Rusların çıkarları ile çatışıyor” diye uyaracaktı.

.

Fuad Safarov, dikGAZETE.com

Nazi Subayı Braun ile ilgili daha önceki yazı:

Türk Harp Akademisi’nde bir Alman casusu

https://www.dikgazete.com/turk-harp-akademisinde-bir-alman-casusu-makale,1607.html

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir