19. Yüzyıla girildiğinde Avrupa'nın Doğu sınırında İmparatorluk geçmişi olan iki Devlet kalmıştı.

Bunlardan birisi Rus Çarlığı, diğeri ise Devlet-î Âli’nin bakiyesi olan Osmanlı İmparatorluğu idi.

Daha sonra her iki imparatorluk, aynı dönemde yönetim değiştirerek, daha modern bir devlet anlayışına geçmişlerdi.

Ruslar, imparatorluklarını sosyalist bir yayılımcılıkla ikame ederek, genişleme yoluna giderken, Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti isimli bir ulus devlet kurulmuştur.

Ruslar’ın yayılımcı sosyalist bloğu, bir süre sonra devletlerini zor duruma soktuğu için dağılmak zorunda kaldı.

Türkiye ise, Atatürk'ün ardından "Ulus Devlet" yapısını ilerletmek yerine, seçilen sağ hükümetler eliyle imparatorluk döneminden kalma “Ümmetçi/Osmanlıcı” bir politikayı ikame etmeye çalışmıştır.

Bugün gelinen noktada ise, Osmanlı'nın çöküş döneminden kalma “Mahmutoğulları" ya da “Abduloğulları” şeklinde nitelendirilebilecek Batı’nın kontrolündeki fedaratif bir yapıyı “Devlet-i Âlî” ile karıştıranlar vardır.

Şöyle ki, Osmanlı Saltanat hanedanlığı ile Devlet-i Ali geleneği aynı şeyi ifade etmemektedir. 

Devlet-î Âli, 1826'da Yeniçeri Teşkilatı’nın ortadan kaldırılması ile fiilen yıkılmıştır, o tarihten sonra Devlet’in resmi yazışmalarında “Osmanlı” ibaresi kullanılmaya başlanmıştır. 

1826'da kendi devletine ihanet ederek Bekdaşiyan Yeniçeri Ocakları’nı kaldıran Sultan 2. Mahmut, daha önce hiç bir padişahın yapmadığı bir isimlendirme geleneğini başlatarak, çocuklarına “Abdul-Mecid", “Abdul-Aziz” gibi isimler vermiş, böylece her gelen yeni padişah bu geleneği sürdürerek, yıkılana dek “Abdul” ile başlayan isimler tahta geçmiştir.

Geleneksel Ordu” sistemini ve geleneğini ortadan kaldırtan Osmanlı hanedanının, bunun yerine kurduğu orduya Peygamber efendimizin ismini vermiş olması da onları kurtarmaya yetmemiş, “Islahat” adı altında yüzlerce tavizi Batı’ya vermek zorunda kalmışlardır.

Yeniçeriler, batılı tarzda modernleşmeye karşı çıkıyorlardı” şeklindeki tezi savunarak “Ocaklar”ın kaldırılmasını haklı gören tarihçilerin, Yeniçeri Teşkilatı’nın kaldırılışından sonra Batılı tarzda yapılan hiçbir ıslahatın Devlet’i ayakta tutmaya yetmediğini de görmeleri lazımken, bu tarihi gerçeği ısrarla gizlemeye çalışmaktadırlar.

Yeniçeriler, Batılı tarzdaki modernleşmeye, gerici oldukları için değil, öngörü sahibi oldukları için karşı çıkmışlardı.

Çünkü, Yeniçeri Teşkilatı, Devlet’in karşı karşıya olduğu yıkılma tehlikesini önceden görecek basirete sahip idi, ki daha sonra bu konuda ne kadar haklı oldukları ortaya çıkmış olmasına rağmen kimse bu hakkı onlara teslim etmemiştir.

Devletin,ıslahat” adı altında yapmış olduğu her uygulamanın bir tavize dönüşmesi, İmparatorluğu hızlıca çöküşe götürmüştür; işte Yeniçeriler, bu gidişatı önceden öngördükleri için karşı çıkmışlardı.

(Yeniçeri Ocaklarının kaldırılışında, İngilizlerin ve o dönemlerde en çok savaşmaya başladığımız Rus Çarlığı’nın da etkisi vardır. Ayrıca Yeniçeriler’e evlilik ve çocuk yapma izninin verilmesi de Ocak anlayışının bozulmasına sebep olmuştur; zira çocuk ve hane geçindirme derdine düşen Yeniçeriler, farklı işler yapmak zorunda kalmışlardır.)

Geçmişte Devlet-î Âli ile çok rekabete girip savaşan Rus Çarlığı’nın yıkılışından sonra kurulan Sovyetler Birliği, Çarlık döneminin aksine davranarak Türk İstiklal Savaşı’na destek vermiştir; dolayısıyla modernleşen Türk ve Rus devlet anlayışları, İmparatorluk/hanedanlık yönetimlerinin husumetlerini terk etmişlerdir.

Geçmişte, Rus Çarlığı ile Osmanlı Hanedanlığı’nın bölgesel rekabetleri, hem siyasi hem de dini olarak  sürmüştür, zira Ruslar, bölgedeki Ortodokslar’ın hamiliğini üstlenerek, Devlet-i Ali bakiyesi olan Rumlar ve Ermeniler üzerinde etkinlik kurmaya başlamıştır.

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerde, Osmanlı Hanedanlığı ile Rus Çarlığı arasındaki eski rekabetlerin ortaya çıkması muhtemel görünmeye başlamıştır; işte tam bu noktada Ruslar’ı, Çarlık politikalarından vazgeçirecek yegane yöntem, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Laik Ulus Devlet” yapısıdır. 

Benzer değişim ve süreçleri yaşayan iki devletin, yeniden Avrasya ekseninde buluşması hayati öneme sahiptir.

Batı’nın bizleri yeniden düşman kuvvetler haline getirme amacını engellemek için “AVRASYA KOORDİNASYON VE İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI” mutlak suretle kurulmalıdır.

.

Cengiz Han Güven, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Meral35 2020-03-06 12:17:58

Avrasya diyorsunuz halen ama iktıdar abd ile birlikte hareket ediyor kafamızı karıştırıyorsunuz.


sanalbasin.com üyesidir