- haberler son dakika

İki yıl önce Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı ortaokul tarih kitaplarında Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili konularda değişikliğe gitti. 

Suudi Arabistan'da ders kitaplarında yapılan müfredat değişikliği ile Osmanlı Devleti, kitaplarda 'işgalci' güç olarak gösterilmeye başlandı. 

Müfredatta yapılan değişikliğin arkasındaki ismin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman olduğu belirtildi.

Değişikliklerde imparatorluğun nasıl yıkıldığı ve ardından Arap ülkelerinin bağımsızlık süreçleri anlatılıyor. İlkokul beşinci sınıfta Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili bir bölüm tamamıyla kitaplardan çıkarılırken ortaokul ikinci sınıf müfredatında gidilen değişiklikler şöyle:

- Osmanlı İmparatorluğu'nun özellikle birinci ve ikinci Suudi devletlerine karşı mücadelesi…

- Bölgesel bazı liderleri Kral Abdul Aziz'e karşı desteklemesi…

- Diriye ve çevre şehirlerin yıkılması…

- İlk Suudi devletinin "son imamı" Abdullah Bin Saud'a yapılan işkence ile İstanbul'a getirilmesinin ardından öldürülmesi…

- Müfredat aynı zamanda Al-Ahsa ve Asir sakinleri özellikle de tüccarları üzerinde uygulanan Osmanlı baskısına da ağırlıklı şekilde yer ayırıyor. Yeni bilgilere göre, bu tüccarların birçok defa Osmanlı sultanlarına şikayette bulunduğu ve fakat yanıt alamamaları…

- Ayrıca 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefiki Almanya ile birlikte Medine halkını göçe zorladığı ve çocukları ailelerinden ayırarak suç işlediği de vurgulanıyor…

- Osmanlı askerlerine verilmek üzere Medine'deki tüm malların yağmalandığı da diğer bir bilgi olarak kitaplarda yer alacak…

- Hz. Muhammed'e ait şahsi eşyalara el konulduğu ve İstanbul'a götürüldüğü de belirtiliyor…

- Müfredatta, Osmanlı İmparatorluğu'nun Arap ülkeleri üzerindeki gücünü sürdürebilmek amacıyla attığı belirtilen adımlar da şu şekilde özetleniyor: "Osmanlı yönetim sistemi altındaki Arap toprakları en az 15 devlete bölündü. Her devlet bir vali tarafından yönetildi. Halktan ve tarım ürünlerinden, mallardan ve hizmetler üzerinden vergiler alındı. Tüm bu vergiler Osmanlı İmparatorluğu'na gönderilirken Arap devletlerinin kasalarına çok yetersiz bir miktar aktarıldı”…

- Osmanlı yönetimi, bu devletler üzerinde siyasi bir egemenlik kurarken Arap yarımadasında birlik ve bütünlüğü engellediği bilgisi de müfredata girdi.

- Mısır’ın en başarılı ustaları ve İstanbul'a gönderilirken Osmanlı askerlerinin korunması için kaleler ve kuleler inşaa edildiği ve bu ülkelerde istikrarsız ve güvensiz bir ortam yaratılmasına öncelik verildiği de ortaokul öğrencilerinin ders olarak göreceği bilgiler arasında.

Suudi Arabistan ile Türkiye arasında Eğitim ve Kültür Anlaşmaları rafa kaldırılıyor…

1 Mart 1977’de onaylanması uygun bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti arasında 1 Mayıs 1974 tarihinde imzalanmış bulunan 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti arasında Kültür Anlaşması' 2. Maddesine göre Âkit, tarafların yürürlükte bulunan mevzuatları çerçevesinde, özellikle aşağıdaki konularda gayret göstermek suretiyle, iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini kültür, eğitim ve bilim alanlarında kuvvetlendirme çalışmaları yer alıyordu.

Ankara'da 10 Mart 2010 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Bilim ve Eğitim Alanlarında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptı”nın onaylanması Bakanlar Kurulu’nca 4 Mayıs 2015 tarihinde kararlaştırıldı. 

Buna göre, taraflar tüm ortak ilgi alanlarında işbirliğini kuvvetlendirmek için yükseköğretimle ilgili görevlilerin, öğretim üyelerinin ve araştırmacıların değişiminin yanı sıra bilimsel ve eğitsel heyetlerin değişimini teşvik edecek.

İki ülke, genelde bilimsel araştırma alanlarında, özelde ise uygulamalı alanlarda işbirliğini teşvik etmenin yanı sıra ortak araştırma ekiplerinin oluşturulması ve araştırma ve çalışma bulgularının değişimine olanak sağlayacak. 

Türkiye ve Suudi Arabistan, özellikle teknik, tıbbi ve teknoloji alanlarında yükseköğretim kurumlarındaki akademik personelin eğitimi için olanaklar sağlayacak. Anlaşma kapsamında ülkeler, kapasiteleri ölçüsünde burs ve çalışma programları yoluyla öğrenci değişimini ve aynı zamanda öğrencilerin karşılıklı ziyaretlerine imkân tanıyacak. 

İki ülke, kurumlarındaki arşivlere, el yazmalarına ve tarihi belgelere erişimi ve bunların kullanımını, aynı zamanda bu alanda uzman değişimini kolaylaştıracak. 

Ayrıca 29 Mayıs 2012'de Riyad’da imzalanan, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği 

Anlaşması”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı’nın 5/7/2012 tarihli ve HUM/2258336 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3. ve 5.maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 8/8/2012 tarihinde kararlaştırılmıştı.

Lakin son gelişmelerle Ankara'daki pazarlığın Riyad’a uymadığı ortada. Suudiler, oyun bozan mızmız çocuklar gibi. 

Suudi Arabistan'da Türk Okulları…

 04.07.2007’de Türk Büyükelçiliğinin  verilerine göre Suudi Arabistan'da Riyad, Cidde, Medine ve Tebuk şehirlerinde, Suudi makamlarınca “uluslararası statüde” kabul edilen dört Türk okulu bulunmakta ve bu okullarda dört binden fazla öğrencimiz eğitim görmektedir.

Türk Vatandaşlarının yoğun talepleri üzerine, Dammam ve Taif’te de yeni okullar açılması kararlaştırılmış ve bu amaçla yerel makamlardan gerekli izinler alınmıştır.

Suudi Arabistan, Orta Doğu’da yaşayan Türk vatandaşları için önemli bir merkez durumunda. Suudi Arabistan’da 31.12.2010 tarihi itibariyle 115.000 Türk vatandaşı yaşıyor. Bu ülkedeki Türk nüfus itibarıyla Suudi Arabistan dünya genelinde Türk vatandaşlarının en çok bulunduğu beşinci ülke.

Suudi Arabistan gerek okul sayısı, gerekse öğretmen ve öğrenci sayıları itibariyle yurt dışındaki en önemli merkezlerden. Suudi Arabistan’ın 8 ayrı kentinde farklı Türk okulları T.C. Millî Eğitim Bakanlığı ve Riyad Büyükelçiliği himayelerinde Türk vatandaşlarına eğitim hizmeti veriyor. MEB’in ilgi ve görev alanında bulunan hiçbir ülkede bu sayıda müstakil Türk okulu mevcut değil.

Keser döndü sap döndü, devran döndü Türk okulları kapatıldı…

Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı, ülkenin kuzeybatısında yer alan Tebuk, Riyad, Taif ve Cidde'deki MEB’e bağlı okulları kapatma kararını yazılı olarak iletti. Aynı şekilde, Dammam ve Abha şehirlerindeki MEB’e bağlı okulların da Suudi Arabistan'ın yetkilerince ziyaret edilerek benzer kapatma kararlarının sözlü olarak tebliğ edildiği öğrenildi. 

Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı'nın, yakın zamanda okullara gönderdiği kapatma kararında “Eğitim yılı sonunda okullardaki faaliyetlerin sonlanacağı, öğrencilerin diledikleri okullara kayıt yaptırmaları hususunda kolaylık sağlanacağı, konuyla ilgili velilerinin bilgilendirilmesi gerektiği” aktarıldı. 

Benzer biçimde, Mekke ve Medine'deki Türk okullarının da aynı uygulamaya tabi tutulduğu paylaşıldı. Diplomatik kaynaklar, Suudi Arabistan'daki Türk okullarının kapatılması durumunda bu okullarda öğrenim gören 2256 öğrencinin yeterli düzeyde Arapça bilmemeleri nedeniyle Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda eğitimlerine devam etmeleri durumunda mağduriyet yaşayacaklarını belirtiyor. 

Suudi Arabistan'ın faaliyetlerini sonlandırdığı okulların isimleri Riyad Uluslararası Türk Okulu, Cidde Uluslararası Türk Okulu, Tebük Uluslararası Türk Okulu, Dammam Uluslararası Türk Okulu, Taif Uluslararası Türk Okulu, Abha Uluslararası Türk Okulu, Mekke Uluslararası Türk Okulu, Medine Uluslararası Türk Okulu şeklinde sıralandı.

TBMM alt komisyonunda konuşan Milli Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim ve Yurtdışı Eğitimi Genel Müdürü Ahmet Emre Bilgili'nin Suudi Arabistan'da 5 şehirde Türkçe eğitim veren okullar olduğunu ancak bazı sıkıntılar yaşandığını belirterek, Mekke ve Medine'deki okulların “tüm girişimlere rağmen 2020 sonunda fiilen kapatıldığını” söylemesi ile Türk kamuoyu bilgi sahibi oldu.

Kapatılan 8 Türk okulu  haricinde Suudi Arabistan'da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı 26 eğitim kurumu da şimdilik eğitim öğretim faaliyetlerini aktif şekilde sürdürüyor. Sadece Mekke ve Medine olmak üzere 2 şehirde bulunan 8 okul kapalı. 

Suudilerin vefa borcunu ödeme şekli üç aşağı beş yukarı böyle anlaşılan.

İngilizlere karşı İbn Suud operasyonunda, MİT ve Fahrettin Paşa’nın rolü!..

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın kuruluşunda Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından görevlendirildiğini biliyoruz. Bu nedenle MİT’in genleri itibarıyla askeri bir hiyerarşisi vardı. 

Bundan dolayı, Medine Müdafii Fahrettin Paşa’nın, Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde görev alması veya MİT ile koordineli çalışması yadsınmamalı. MİT öncesi Teşkilatı Mahsusa; Birinci Dünya Savaşı sırasında Arabistan yarımadasında İngilizler’e karşı önemli görevler gerçekleştirdi. 

Arabistan’ın ünlü şeyhlerinden Şammar Aşiretinden İbnü’r-Reşit, Teşkilatı Mahsusa mensubuydu. 1914-1915 arası dönemin Osmanlı istihbarat örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın Arabistan kolunu, Eşref Sencer Kuşçubaşı sevk ve idare etmişti.

İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif, 1915 yılının Mayıs ayı ortalarında resmen vazifeli olarak, “Teşkilat-ı Mahsusa”nın başkanı Kuşçubaşı Eşref Bey’in idaresindeki bir heyete katılmış, Arabistan’ın Necid bölgesine, dört buçuk ay süren bir yolculuk yapmıştı. Bu seyahatin hedefi Riyad idi. 

Şerif Hüseyin’in İngilizlerle anlaştığının ve isyan hazırlığı içinde olduğunun anlaşılması üzerine, devlete sadık kalmış olan Necid meliki İbnürreşid ile kendisinin hükümet merkezi olan Riyad’da görüşülmüştü.

Teşkilat-ı Mahsusa ile İbni Suud Anlaşması…

Teşkilatı Mahsusa’nın Hicaz bölgesindeki en önemli hizmetlerinden birisi de günümüzdeki Suud Hanedanlığının kurucusu İbn Suud ile gerçekleştirdiği anlaşmadır. Bu anlaşmaya uyan İbn Suud, Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı ordusuyla savaşmamış ve Osmanlı’ya isyan eden Mekke Şerifi Hüseyin’e katılmadığı gibi, onun emirliğini ve riyasetini asla kabul etmemiştir.

Anlaşma nasıl gerçekleşti?..

1914’de Enver Paşa, Suudi Arabistan’ın ilk kralı İbn Suud ile saldırmazlık protokolü gerçekleştirmesi için Teşkilat-ı Mahsusa’dan Binbaşı Ömer Fevzi’yi gönderdi. Necid’in kudretli aşiret reisi İbn Suud, Osmanlı’ya isyan halindeydi.

Enver Paşa, İbn Suud ile anlaşma sağlamak istiyordu. Paşa’nın İbn Suud ile anlaşma yapması için seçtiği kişi bir binbaşıydı. 

Binbaşı, Harbiye Nezareti’ne bağlı Umur-ı Şarkiye Dairesi (Teşkilatı Mahsusa) emrindeydi. Trablusgarp, İran, Mısır, Irak, Kafkasya ve Arabistan’da Teşkilat’ın operasyonlarına katılan bu binbaşı Ömer Fevzi Bey, bölgede araştırmalar yapmış, Kuveyt Şeyhi Mübarek ve Muhammare Şeyhi Hazal Han’ı da ziyaret etmişti. Temaslarının ardından İbn Suud ile yapılacak anlaşmanın mahiyetine ilişkin bir raporu Enver Paşa’ya sundu.

Kuveyt Şeyhi Mübarek’le yaptığı görüşmeyi şifreli telgrafla iletti. Şeyh Mübarek’e göre, Osmanlı Hükümeti’nin, İbn Suud ile gizli bir anlaşmaya gitmesi Umman, Maskat ve Bahreyn’e el atılmasında çok kolaylık sağlardı. İbn Suud, bu bölgeleri işgal ederdi, bu fiili durum Osmanlı’ya resmi sorumluluk getirmezdi. İbn Suud’un Osmanlı Devleti’ne asi olduğu söylenerek işin içinden çıkılabilirdi. Nitekim öyle de oldu, plan tıkır tıkır işledi. Hatta, 2 yıl 7 ay Medine savunmasını başarıyla tamamlayan ve kutsal emanetleri de İstanbul’a yollayan Fahrettin Paşa; İngiliz hempası Şerif Hüseyin’in ordusuna şehri teslim etmek istemediğinden Suudi Arabistan’ın kurucusu Emir İbn Suud’a mektup göndermiş, Suud aşiretini ve ordusunu Medine’ye davet etmiş, şehri kendilerine teslim etmek istediğini belirtmişti. 

Mektupta şunlar yazıyordu; “Gel, sana teslim edeyim Medine’yi. İngilizlerin yanında yer alan Şerif Hüseyin’e değil. Emir Suud oğlu Abdülaziz Paşa, İslam âleminin yüzünü döndüğü yer, İngiliz himayesi altına kalmasın. Bunun için biz kanlarımızı çok ucuz döktük. Bu demek değildir ki, sınırlarımızı büyük etmeye veya Hicaz’da olan yer altı kaynakları için çalıştık.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra “İngiliz İslamcıları”nın iddia ettiği gibi asla Mekke ve Medine’nin bulunduğu Hicaz bölgesi ile ilgisini kesmedi. 

Cumhuriyet’in yönetici kadrosu İngilizlerin kışkırtmasıyla İstanbul’a başkaldıran Mekke Şerifi Hüseyin’in hainliğini asla affetmedi ve krallık kurmasına izin vermedi. Mekke Şerifi Hüseyinpeygamber torunu” olduğunu savunduğu için, Halifelik makamının kendisine ait olduğunu iddia ediyordu.

Lawrens’in kuklası Şerif Hüseyin’e en şiddetli tepkiyi Necid’deki Suudiler gösterdi. Ankara ile temastaki Suudiler, Ağustos 1924’te önce Taif’i, ardından Mekke’yi ele geçirdiler. Şerif Hüseyin tahttan çekildi ve yerine oğlu Ali geldi. Böylece Hüseyin’in İngiliz payandalığı için tasarlanmış halifelik hayali sonlandı. Cidde’ye çekilen Ali de 1925 Aralık ayında tahtından çekildi, Irak’a sığındı. Hicaz bölgesi, Suudiler’in eline geçti. 1926 Ocak ayında İbn-i Suud kendisini Necid Sultanı ve Hicaz Kralı ilan etti.

Türkiye, Suud Krallığı'nı ilk tanıyan ülkelerden…

Bu krallığı ilk tanıyan ülkelerden biri de Türkiye Cumhuriyeti’ydi… 1926 Mayıs’ta, Tebriz eski Baş Şehbenderi Süleyman Şevket, sabık Yemen valisi Mahmud Nedim ve İskenderiye Şehbender Vekili Feridun Fahri beyler, Türkiye’nin Büyükelçilik görevlileri olarak Hicaz’a gittiler.

Bu arada Emir İbn Suud, 70 kadar delegenin katıldığı Hilafet konferansını 6 Haziran 1926 tarihinde Mekke’de, şehrin batı kapısının çıkışında bulunan tepenin eteğinde bulunan Türk Topçu kışlasında topladı. 

Mustafa Kemal Paşa, konferansa temsilci Edip Servet Bey’i göndermişti...

İran ve Irak’tan katılım olmamış, Yemen, Afganistan ve Mısır delegeleri de Türkiye delegesi gibi geç gelmişlerdi.  Konferansın dili Arapça idi. Edip Servet Bey, Arapça bilmediğini, bu yüzden tercümanı aracılığı ile konuşacağını belirtmişti.  

Mustafa Kemal’in konferansa başarı dileyen mesajını okuyarak konuşmasına başlayan Edip Servet Bey; “Türkler bu bölgeden korkuyorlardı, ama Kral Abdülaziz’in gelmesiyle bu korku zail oldu (giderildi). Bunun için, bu kongreye davet edildiğimiz zaman mutlu ve sevinçli bir şekilde geldik. Bu diyara girerken silah da taşımıyordum. Ben mutmaindim (emindim). Kral Abdülaziz’e, tavafım esnasında Haremeyn’i muhafaza etmesi ve güvenliğini sağlaması için dua ettim. Bu heyetin, ülkenin faydası için kararlar almasını umarım, tüm üyelere selamet ve başarı dilerim” dedi. 

Mustafa Kemal Paşa, yeni kurulan Suud Emirliği’ni tanımakla kalmamış, büyükelçilik açılmasını sağlamış, Edip Servet Bey’i Hilafet Konferansı’na temsilci göndermişti.

1926’da Mekke’de toplanan hilâfet kongresine Türkiye delegesi olarak katılan Edib Servet Bey’in bir başka görevi de Suud Kralı Abdülazîz ile Yemen Emiri İmam Yahyâ Hamîdüddin el-Mütevekkil Alellah arasındaki ihtilâflarda aracılık girişiminde bulunmaktı.

1929’da Türkiye Cumhuriyeti ile Hicaz ve Necid Krallığı arasında dostluk antlaşması imzalandı. Bu görüşmelere Fahrettin Paşa’nın da katıldığı anlaşılmaktadır.  

1 Haziran 1927 tarihli ve Gazi Mustafa Kemal imzalı bir kararnamede, hac mevsiminde Cidde’de bir Türk tabibi bulundurulmasına Necid ve Hicaz Hükümeti’nce muvafakat edildiği, buraya Sıhhıyye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti (Sağlık Bakanlığı) mütehassıslarından Doktor Şerafeddin Bey’in gönderildiği yazılıydı.

Yeni Cumhuriyet idaresi, Müslüman hacıların sağlığı ile yakından ilgileniyordu…

İki ülke arasındaki ilişkilerin bir adım daha ilerlemesi, 3 Ağustos 1929 günü Mekke’de imzalanan dostluk anlaşması ile oldu. Fakat Suudi tarafı, anlaşmayı ancak Kasım 1930’da onayladı. 

İki ülke arasındaki en ciddi yakınlaşma, Melik Abdülaziz’in oğlu Emir Faysal’ın Haziran 1932’de Türkiye ziyareti sırasında yaşandı. 1932’de Abdülazîz’in oğlu Emîr Faysal, Türkiye’yi ziyaret ederek babasının mektubunu Mustafa Kemal’e takdim etti.

Emir Faysal’ın akıcı bir İstanbul Türkçesi ile konuşması gazetecileri şaşırtmıştı. Bunda şaşıracak bir şey yoktu çünkü Emir’in dedesi Muhammed es-Sanayan, Osmanlı ordusunun bir mensubuydu ve savaşta ölmüştü. 

Faysal’ın yaverliğini ve tercümanlığını yapan Binbaşı Halid Bey de Çanakkale gazilerindendi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, ziyaretin ardından, Suud Kralına hediye olarak Yüzbaşı Celâl Bey ve silah fabrikası ustalarından Nuri Efendi ile ‘milli imalat’ tüfekler gönderdi. 

Ayrıca Suudi Krallığı’nın uçuş eğitimi görmek üzere 10 öğrenciyi Ankara’ya göndermek istemesine, 24 Nisan 1933 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla onay verildi. 

Melik Abdülaziz’in oğlu Emir Faysal, Türkiye’ye gelmeden meşhur Medine Müdafii, Lawrence’ın ‘Çöl Kaplanı’ lakabını taktığı, Akıncı beyi Bali Bey Malkoçoğlu’nun anne tarafından torunu Fahrettin Paşa, İbn Suud’un talebi üzerine Hicaz’a bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından gönderilmiş bulunuyordu. 

Suud ailesinin Fahrettin Paşa’yı istemelerinin nedeni, yeni kurulan krallık ordusunu tahkim ve talim ettirmesi olduğu gibi kendisine duyulan güven ve itimattı. 

Çünkü Fahrettin Paşa, Enver Paşa’nın talimatıyla Türkler’le anlaşma imzalayan ve bu anlaşamaya sadık kalan Abdülaziz İbn Suud’a Hz. Muhammed’in kabri şerifinin bulunduğu Medine’yi teslim etmek istemişti. 

Nihayetinde Medine kahramanı Fahrettin Paşa, 1930 yılında Atatürk tarafından özel bir heyetle İbn Suud’a gönderildi. Heyetin asıl amacı Necid bölgesinde Türkiye’dekine benzer bir jandarma gücü kurmak olduğu söylenebilir.

Çok iyi Arapça bilen Fahrettin Paşa’ya yine Arapça bilen 4-5 Türk subayı eşlik ediyordu. Bu subayların tamamının Necid ordusu içinde üst düzey mevkilere atandığı ve maaşlarının İbn Suud tarafından altın olarak ödendiği anlaşılıyor. 

İşin ilginci ise bu bilgiyi veren kişinin Amerikan askeri ataşesi Albay J.D. Elliott olması. ABD petrol şirketleri (Amerikan Socal -şimdiki Chevron) ile Suud Krallığı arasında anlaşma yapmasını sağlamak için Abdülaziz İbn Suud’la görüşmeye gelen bu görevli; Türkler’in çok gizli çalıştıklarını, kendilerinin aldıkları bilgiye göre, “Türklerin asıl amaçlarının İngiliz etkisini kırmak olduğunu, bu sırada Fahrettin Paşa’nın Yemen’e de gidip orada da faaliyetler gösterdiğini” kaydediyor.  

Fahrettin Paşa, daha birkaç yıl önce savaşıp esir düştüğü yerlere bu sefer Türk sistemine uygun bir jandarma gücü kurmak ve İngiliz etkisini kırmak için geliyor. 

Atatürk’ten sürekli “Gazi” diye  söz eden Amerikan ataşesi Elliott’ın tuttuğu raporlarda, Gazi’nin yakın dostlarından İstanbul vekili Edip Servet’in de Fahrettin Paşa oradayken Necid’e gelip İbn Suud ile görüştüğü belirtiliyor.  

Bir başka bilgi de Hasan Çandari adında bir Yemenli’nin Fahrettin Paşa ile Ankara arasında kuryelik yaptığı; hatta Yalova’da Edip Servet Bey’in de olduğu bir ortamda Gazi ile görüşüp Fahrettin Paşa’dan gelen haberleri Gazi’ye ilettiği şeklinde. 

Burası çok ilginç: Amerikan askeri ataşesi diyor ki; “Fahrettin Paşa, İbn Suud üzerinde öyle bir etki kurdu ki Necid’teki bütün askeri birlikler onun emrine girdi. Ayrıca Türkler, İngiliz etkisini kırmak için top ve mühimmat da gönderdiler.” 

Şehitlerimizin ruhu şad olsun!

Suudiler, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ülkelerindeki karışıklığı bastırmak için çağırabilirler…

Ta Atatürk döneminde imzalanan ikili anlaşmalar var. Türkiye, şartlar oluştuğunda askeri müdahalede bulunabilir. Suudi Arabistan'a asker sevkiyatında Katar’da bulunan Türk askeri üssü intikal merkezi olma özelliğine sahip.  

Arabistan coğrafyası kırk yamalı bohça. Sökükler dikiş tutmuyor. Dini fanatizm ve batı toplumlarına yöneliş büyük toplumsal handikap. Şii nüfus, Kum odaklı.  

Kızıldeniz jeopolitiğinde yabancı askerî kuvvetlerin varlığı artarak devam ettiği gibi yöneticilerin reformları halkın beklentisini karşılamaktan uzak. Bir de buna İngilizler’in entrikalarını ekleyin.  

Mayıs 2012'de Türkiye ile Suudi Arabistan arasında askeri eğitim işbirliği anlaşması imzalandı. Yapılan anlaşma çerçevesinde Suudi Arabistan ile Türkiye arasında askeri öğrenci değişimi yapılabiliyor, Suudi Subayların, Türkiye'deki Harp Okulları’nda eğitim almasına imkan sağlanıyor.  

Şubat 2016'da Türkiye-Suudi Arabistan Savunma Sanayii Alanında İşbirliği Anlaşması çerçevesinde, ​​Türkiye'nin savunma sanayi alanında ​önde gelen şirketi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'nın (TSKGV) bir kuruluşu olan ASELSAN ile Suudi Arabistan kamu şirketi TAQNIA Defense and Security Technologies (DST) şirketi arasında Suudi Arabistan Savunma Elektroniği Şirketi kurulmasına yönelik ortak şirket anlaşması imzalandı.

Türk Ordusu, Suudi Arabistan’da!..

Ateş yanmayan yerde duman tütmez!.. 

Türk askerleri Suriye, Irak, Katar, Somali, Bosna Hersek, Kosova, Arnavutluk, Lübnan, Afganistan, KKTC ve Azerbaycan’da görev yapıyor. 

Suudi Arabistan sınırları içerisinde, özel görevle ve özel izinle tahsis edilen gizli bir askeri üssümüz var” desem!..

Hatırlayın bir kaç yıl önce Körfez ülkeleri ile Katar arasındaki kriz hakkında açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar’da faaliyete geçen benzer bir askeri üssün Suudi Arabistan’da da kurulmasını teklif etmişti. 

Suudi bir yetkili de ülkelerinde Türkiye’ye ait bir askeri üsse ihtiyaç olmadığını ve bu sebeple bunun hoş karşılanmayacağını falan söylemişti. 

Yazının bundan sonrasını siz kurgulayın. 

Tahayyülünüze yani hayal gücünüze sonsuz güvenim var. Aklıma gelmişken Suudi yönetimi ile AK Parti hükümetinin mi arası iyi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mi? İnanın ben bu sorunun cevabını veremiyorum.

Suudiler, Türkler’le uğraşmasın!.. Yoksa gök girer kızıl çıkarız. 

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

Twitter'da takip edin: @oc32oc39 , @dikgazete

Seçilmiş Kaynakça 

https://tr.euronews.com/2019/08/27/suudi-arabistanin-osmanl-imparatorlugu-ile-ilgili-ders-mufredatinda-yaptigi-degisiklikler

https://www.haberler.com/suudi-arabistan-ders-kitaplarinda-osmanli-12365059-haberi/

https://tezarsivi.com/suudi-arabistan-ders-kitaplarinda-turkler-ve-turk-imaji

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc060/kanuntbmmc060/kanuntbmmc06002078.pdf

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/10/20121010-1.htm

https://www.trthaber.com/haber/egitim/suudi-arabistan-ile-bilim-ve-egitim-alaninda-isbirligi-194135.html

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/44198

https://www.salom.com.tr/haber-118379-suudi_arabistan_ulkedeki_8_turk_okulunu_yil_sonunda_kapatma_karari_aldi.html

https://tr.sputniknews.com/ortadogu/202103141044028133-meb-yuksekogretim-ve-yurt-disi-egitimi-genel-muduru-bilgili-suudi-arabistan-turk-okullarini-kapatti/

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/milli-egitim-bakanligi-suudi-arabistandaki-26-turk-okulu-faaliyetlerini-surduruyor-41763539 

http://riyad.be.mfa.gov.tr/Mission/ShowAnnouncement/115602

https://riyad.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/999/69/963733/icerikler/tarih-icinde-riyad-uluslararas-turk-okulu_1379234.html?CHK=6cc30958ab98642bbb18da396b0bae07

https://www.dikgazete.com/izmir-depremi-ve-katar-suudi-arabistan-savasinda-turk-ordusunun-pozisyonu-ne-olur-makale,2973.html

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır. Kısa yorumlarınızı, sayfa yenilenme süresi dolmadan “yorum gönder” butonuna tıklayıp kaydetmelisiniz; uzun yorumların, farklı sayfada yazılıp, kopyala-yapıştır şeklinde eklenmesi sayfa yenilenmesi halinde oluşan kayıpları önleyecektir.
Avatar
Dervişan 2021-05-01 14:27:54

Der Dadal'ım bu böyle olmadı
Atlı fena düştü birbirini bulmadı
Yürü bire Cerit sana yurt kalmadı
Geç Arabistan'a Amut yolunuz

Avatar
Malik bin Numan el Cafer 2021-05-01 15:13:02

Suudiler kimdir iyi araştırın

Avatar
mübeccel mırati 2021-05-01 15:27:49

Ömür Bey uzun yıllar rahmetli eşimin vazifesi gereği Suudi Arabistan cidde şehrinde ikamet ettik. Bu Arapların kavmi Necip falan olduğu asılsız. Bunların dini imanı para kadın kusura bakmayın lutilik bile yaygın


sanalbasin.com üyesidir