“Misafir olduğumuz evin bir köşesinden gelen sese kulak kabarttık. Henüz 13-14 yaşlarında genç bir kız çocuğunun sesi. 

Ev sahibinin müsaadesiyle, gelen sese doğru yöneldiğimizde gördüğümüz manzara alışılmışlığın dışındaydı. 

Demir parmaklıklarla koruma altına alınan pencere ve kapılar.

Davranış bozukluğuna bağlı olarak bir canlı varlık yani genç bir kızımız, dışardan gelen tehlikelere karşı korunma adına değil, hem kendine hem de çevresine zarar vermemesi için ‘sözde’ korkuluklar ardına, adeta hapsedilmiş. 

Gördüğümüz manzara karşısında şaşkınlık, acıma hissi, suçluluk duygusu. 

Kısacası alışılmışlığın dışında ki bir manzara karşısında, ne söyleyeceğimi, nasıl hareket edeceğini, o anda şaşkınlığını yaşıyor insan. 

Yaşanan her olayda olduğu gibi ders çıkarılması gerektiğini, o derslerde en önemli ‘payın’ kendimizde var olması gerektiği anladım. 

Çünkü sahip olduğumuz milli ve manevi değerlerimiz, akıl ve vicdanımız bunu gerektiriyor. 

Madem insan sosyal bir varlık ve toplumun ayrılmaz bir parçası, kendi elinde olmayan davranış bozukluğundan dolayı istem dışı hareketlerde bulunuyor, o insanlara karşı vazife bilinciyle, birlikte yaşadığımız ve kabullenmeye mecbur olduğumuz o insanların olması gereken yer demir parmaklıklar arkası değil, yaşamın merkezi olması gerek…”

Tüm bu bunları düşünürken, düşüncenin de bir yere kadar tutarlı bir tavır olduğu, asıl yapılması gereken ise eyleme/uygulamaya geçmenin gerekliliği. 

Bireyler için önem taşıyan kendini tanıma, sosyal yapıya/çevreye uyum sağlama gibi etkenlerde, fiziksel ve sportif etkinliklerinin ne manaya geldiğini, yapılan araştırmalar ortaya koymakta. 

Yukarıda belirtilen ve gerçek hayattan bir kesit olan kısa hayat hikâyesi için, örnek teşkil edecek, diğer bir ifadeyle zihinsel engelli bireylerin sportif faaliyetlere katılımlarıyla nelerin değişebileceği konusuna önemli bir örnek, bilimsel çalışmalarda görmek mümkün.

İmkânsız görünenin, nasıl başarı serüvenine dönüştüğüyle ilgili çalışmanın adı “Eğitilebilir Zihinsel Engelli Çocuklara Beden Eğitimi ve Sporun Sosyalleşme Düzeylerine Etkisi”.

Kırşehir Ahi Evren Üniversitesi’nden Sayın Levent İlhan, çalışmasının amacını, düzenli olarak yapılan beden eğitimi ve spor etkinliklerinin eğitilebilir zihinsel engelli çocukların sosyalleşme düzeylerinde etkili olup olmadığını belirlemek olduğunu açıklıyor. 

8-11 yaşları arasında özel eğitim alan engelli çocukların katıldıkları araştırmanın içeriğinde önemli tespitler yer almakta. 

Spor yapan zihinsel engelli çocuklar, fiziksel, duyusal ve sosyal alanlarda etkileşim göstermektedir.

Çocuklar kas gelişimi açısından sağlıklı bir etkileşim gösterirken, çevresine uyum konusunda sosyal bir uyum içerisinde olmaktadırlar. 

Çevreyle kaynaşma ve toplumla uyum ise, gerek çocuk gerekse aile açısında başarmanın beraberinde getirdiği hazzın yaşanmasına sebep olmaktadır. 

Makalenin içeriğinde en dikkat çeken hususlardan birisi de engellilerin toplumsal uyumu konusunda uygulanan/uygulanmayan mevzuatlar. 

Bu hizmetlerin yürütülmesinde ayrı bir öneme sahip spor federasyonları, sivil toplum örgütleri ve engelli spor kulüpleri…

Kişilerin davranış bozukluğu gösteren zihinsel engelli çocuklara bakış açılarındaki olumsuzluğun, ne denli yersiz/faydasız ve cehaletin sonucu olduğunu olduğunu, yukarıdaki bilimsel araştırmalar ve bizzat bizim şahit olduğumuz olay ve çalışmalardan anlıyoruz. 

Sosyal uyum (bu duruma bakış açısı ve davranış problemleri dahil) konusunda herkesin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. 

Bunun nasıl olacak sorusunun cevabı, herkese göre farklılık gösterir gibi görünse de, en önemli ve değişmez kural, ortak değerlerimizle hareket etmek (tabii kaldığı kadar). Böylelikle vicdanlarımızın daha fazla nasırlaşmasının da önüne geçmiş oluruz…

.

Ahmet Gülümseyen, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @ahmetgulumseyen , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol


sanalbasin.com üyesidir