Bugün Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye olan 193 devletin 60’ının halkı Müslüman’dır. Müslüman dünyanın nüfusu, dünya nüfusunun beşte birine tekabül etmektedir. İslam coğrafyası 19 milyon kilometre kare ile dünya coğrafyasında büyük bir alana yayılmıştır. 

Günümüzde sanayi ve teknoloji alanında ihtiyaç duyulan stratejik hammaddeler ve enerji kaynakları da önemli oranda İslam coğrafyasında yer almaktadır. 

İslam coğrafyası, dünya adası olarak bilinen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde bulunmaktadır. Dünyanın en büyük iç denizi konumundaki Akdeniz, Kızıldeniz ve Karadeniz’in giriş kapıları sayılan Cebelitarık, Bab-El Mendeb, Süveyş Kanalı, Çanakkale ve İstanbul Boğazları İslam topraklarında bulunmaktadır.

İslam coğrafyası, Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz, Hazar Denizi, Kızıldeniz’e kıyıları olan, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına, Avrupa Birliği, Rusya, Hindistan ve Çin gibi büyük devletlere kara ve denizden, ABD’ye denizden sınır komşusudur. 

Dünya kara, hava, deniz ulaşım yollarının alternatifsiz merkezi ve güzergâhında yer almakta, stratejik geçiş koridorlarına sahiptir. 

Bu ve benzeri özellikleri, İslam coğrafyasını günümüz jeopolitiğinin temel coğrafyası haline getirmektedir.

İslam dünyası, bu yüksek potansiyeline rağmen, dün olduğu gibi bugün de dünya coğrafyasının sömürge alanını oluşturmaktadır. İslam ülkeleri, bugün topraklarına en çok müdahale edilen, terörün, kimlik çatışmalarının, ihtilafların topraklarında eksik olmadığı bir “kriz bölgesi” durumundadır. Kaynaklarına yabancı güçler tarafından el konulmuştur. Halkının rıza ve iradesine dayanmayan despot yönetimlerin tekeli altına düşmüştür.

Gelir dağılımı bozuk; siyasal, sosyal ve ekonomik çalkantılar içine düşmüş bulunmaktadır. Zengin yer altı kaynaklarını kendisi işletememekte, işleyememekte, kendi üretimine tahsis edememektedir. Küresel tekellerin, tüketim pazarına dönüşmüş durumdadır. Uluslararası arenada hiçbir saygınlığı ve jeopolitik etkisi yoktur. 

İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı bu durum, jeopolitik bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. İslam dünyasının içinde bulunduğu bu jeopolitik durumun doğru bir şekilde okunması ve rasyonel olarak bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir. Çözüm ancak jeopolitik meselenin doğru tanımlanması ve analiz edilmesi ile başlamakta ve çözüm önerilerinin buna dayanarak oluşturulmasında yatmaktadır.

Yusuf Çağlayan’ın kitabı…

Bu noktada; İslam dünyasının zengin potansiyeli ile taban tabana zıt olan bu duruma nasıl geldiğini ve bu durumdan nasıl kurtulacağını, farklı, yeni ve ilginç bir kavram olan “Sosyolojik Savaş Stratejisi” ile açıklayan ve Sayın Yusuf Çağlayan tarafından hazırlanan kitap önemli bir referans kaynak olma niteliği taşımaktadır. 

“Sosyolojik Savaş” kitabı genelde jeopolitik meseleleri Batı (ABD-AB) ve Rusya kaynakları üzerinden okumaya çalışan akademi çevresi için de önemli bir eser niteliği taşımaktadır. Kitapta yer alan tespitlerin dış ve güvenlik politika oluşturucularına faydalı olacağı kanaatindeyim.

Kitapta öncelikle Türkiye’nin ve Türk-İslam dünyasının, kimlikleri silah olarak kullanan; doğası sosyolojik olan; kültür, nüfus ve coğrafya bütünlüğünden yoksunlaştırma temelli bir savaş türü ile karşı karşıya olduğu tespiti yapılıyor.

Etnisiteye ve dini alt kültürlere referanslı yeni kimlikler tanımlayan bu savaş türünün, yapay azınlıklar oluşturan; kültürü, nüfusu ve coğrafyayı mozaikleştirerek; etnik, dini ve kültürel çeşitliliği daha çok yansıtan bir coğrafya ve sosyolojik boyutta heterojen bir yapı inşa eden bir stratejiye dayandığı vurgulanıyor.

Yazar, spontane görünümlü etnik ve radikal akımların, gerçekte arkasında bir irade ve strateji olan akımlar olduğunu belirtiyor ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bu stratejinin manipüle ettiği kimlik çeşitliliğini bir arada tutabilme ve sürdürebilme yeteneğini kaybederek dağıldığını örnekleri ile açıklıyor. 

Günümüzde de aynı paket stratejinin bir devamı olarak, Türkiye’nin ve İslam dünyasının, alt kimlik fay hatlarının ürettiği sosyolojik depremlerle sarsıldığı bir tespit olarak yer alıyor ve bu sarsıntıların kaynağında ise kimlikleri, kimlikler arası ilişkileri, dayanışmaları yıkıma uğratarak, farklı kimlikleri birbirlerine karşı -Amin Maalouf’un tabiriyle- ölümcül kimliklere dönüştüren sözünü ettiğimiz bu savaş türünün yattığı Sayın Yusuf Çağlayan’ın “Sosyolojik Savaş” kitabında gösteriliyor.

Bununla birlikte akılımıza şu sorular gelebilir;    

Türkiye ve İslam dünyası, son derece sofistike bu savaş türüne nasıl mukabele edecek?

İslam’ın merkez ülkesi olarak Türkiye’nin, bu tehdit stratejiye sadece askeri güç unsurları ile mukabelesinin başarı şansı var mıdır?

Uygun mukabele için, klasik güvenlik kurumlarının yanında, aynı zamanda birer sosyolojik güvenlik kurumu olması gereken milli eğitim, üniversitelerimiz toplum bilim bölümleri, milli savunma ve diyanet kurumları, sivil toplum ve düşünce kuruluşları; kitle iletişim kurumları mevcut yapısı ile ne kadar fonksiyoneldir? 

Bütün bu soruların cevaplarını “Sosyolojik Savaş” kitabında bulabiliriz. Jeopolitik bilimi literatürüne “Sosyolojik Savaş” kavramını kazandıran bu eserde çok değerli çözüm önerileri de mevcut bulunmaktadır. Özelikle dış politika ve güvenlik politika yapıcılarına, akademisyenlere ve ilgililere tavsiye edilir…

“Sosyolojik Savaş” kitabının yazarı Yusuf Çağlayan Kimdir?

1957’de Kırıkkale’nin Bahşili ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini Kırıkkale’de tamamlayan Çağlayan, 1979’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1980’de Fatsa hâkimliğine atandı. Yedek subay olarak vatani görevini bitirmesini müteakip, 1983’te Bayburt hâkimliğine atandı. Aynı yıl içinde askeri hâkimliğe geçiş yaptı. 

Gaziantep 5. Zırhlı Tugay, Erzincan 3. Ordu mahkemelerinde askeri hâkim olarak görev yaptıktan sonra Gelibolu 2. Kolordu savcılığına getirildi ve altı yıl bu görevde bulundu. 

1997’de Kuzey Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne atanan Çağlayan, aynı yıl binbaşılığa terfi ederek birinci sınıf hâkimliğe ayrıldı. 

28 Şubat sürecinde TSK’dan ayrıldı. 

2000 yılından itibaren bir müddet avukatlık yapan Çağlayan’ın, “Sosyolojik Savaş”ın yanı sıra “Birlik Komutanının Hukuk El Kitabı”, “Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma”, “Tahrif-i Tedrisat” isimli kitapları yayımlanmıştır. 2007 yılı itibariyle aktif avukatlığını sonlandıran yazar, milli eğitim ve müfredat meseleleri, bilgi teorisi, toplumsal barış, toplumsal kalkınma, sosyolojik güvenlik gibi konularda inceleme, araştırma, seminer ve sunum etkinliklerine devam etmektedir. Evli ve bir kız evlat sahibidir.

.

Dr. Ufuk Cerrah, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @cerrah_ufuk , @dikgazete

  

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Tatar Ramazan 2019-03-25 05:57:37

Yusuf beyin kitabı hakkaten mühim bir telif eser. Velakin Ufuk Bey'in kitabı anlatan yazısıda ayrı bir güzellik katmış.

Avatar
Necdet Ç elikdönmez 2019-03-25 11:46:55

Merhaba Yazar kardeşim bu anlam yüklü makaleniz için sizi kutluyor teşekkür ediyorum.Hassas bir konuyu satırlara taşımış olmanız gayet mükemmel. Maalesef durumlar içler acısı.Emekli bir asker ve TSK mensubu olduğum için emekli Binbaşı yazar arkadaşımız Yusuf ÇAĞLAYAN beyin bu kitabı gerçekten dopdolu konularla iç içe.Gerger gibi konuları işlemiş kendisini tebrik ederim ülkenin menfaatine sunulan bir eser.Yazar Dr.Ufuk Cerrah beyin kalemine kuvvet yüreğine sağlık diyor başarılar diliyorum...

sanalbasin.com üyesidir