SKYLİTZES TARİHİ: İSKİT, PANKALEİA VE POLEMON SAVAŞLARI

(Yapboz Tamamlanıyor)

Skilizes’in Bizans Tarihi adlı eserinin 959-1057 yılları arası ve 12-23 Bölümleri, yüksek lisans tezi olarak Hatice Bolat tarafından 2016 yılında Türkçeye kazandırılmıştır. Tez danışmanı, Prof. Osman Gâzi Özgüdenli’dir. Peçenek Türklerinden (İskitler) çokça bahsedildiği, ancak olayların geçtiği yerler ve bilhassa Pankaleia Savaşı’nın vukû bulduğu yerin, bugüne kadar bilinemediği çok hacimli bir kitabın, mühim bir kısmının Türkçeye kazandırılmış olması Türk tarihçiliği açısından çok yararlı olmuştur.

Biz bu tercümeyi esas alarak, müktesebatımızı saymazsak 15 yıldır yaptığımız tarihî coğrafya çalışmaları ışığında söz konusu Pankaleia, Peçenek ve Hades Savaşları ile Bardas Skleros ve Bardas Fokas’la ilgili bölümleri yeni baştan değerlendirmek istiyoruz. Bize bu imkânı veren Hatice Bolat ve danışmanına teşekkür ediyorum.

2013 yılında yayınlanan Sütkuyusu Baskını ve Ammûriye adlı kitapta Amorion’un (Ammûriye) Uluborlu olduğu ve tarihî Anayol’un (Kıral Yolu, via regia, Tarikü’l-Cadde) Kemer Boğazı’ndan ve Uluborlu önünden geçtiği ve Eğirdir Gölü’nde vukû bulan değişim bilgisi kesinleşmiştir. Aradan on yıl geçmesine rağmen tarihçinin hâlâ ortaya çıkan bu yeni belge ve bulguları görmezden gelmede inat etmesi bilim adamlığıyla bağdaşmamaktadır. Bu konuda Batılı bilim adamlarından gelecek bir işaretin beklenmesi ve yüz yıl öncesinin yanlış bilgileriyle hareket edilmesi de Türk tarihçiliği açısından çok üzücü olmaktadır.

TTK, içindeki açıklamalar doğru mu, yanlış mı, bakmadan ha bire kitap neşrediyor. Diğer neşriyat da benzer şekildedir. Onun için bu kitaplardaki bilgilere şüpheyle ve dikkatli yaklaşmak gerekmektedir. Skilizes’in Grekçe baskısını göremediğimiz için metinlerde zikredilen Rusların, Sarmatlar olduğunu düşünüyoruz. Bu hususu iletiyle Prof. Özgüdenli’ye sorduk, ama henüz bir cevap alamadık; Sn. Bolat’a ise ulaşamadık.

Bu çalışma, birçok tarihçinin yanlış ezberini bozacaktır, ama olsun; doğruyu bozmuyor ya! Belki bu sayede tarihçi, tarihî yolları bilmeden tarihçilik yapılamayacağını anlar da, İbn Hordazbih, el-İdrîsî ve yol’un kıymetin bilir.

Skilizes’i altı bölümde ele alacağız: 

1. Peçenek Olayları ve Bardas Skleros

2. Bardas Fokas İsyanı ve Bardas Skleros

3. Bardas Skleros İsyanı ve Bardas Fokas: 3a. Amorion Ovasındaki Savaş (19 Haziran 978), 3b. Sarıkaya Savaşı (Temmuz 978), 3c. Pankaleia Savaşı (24 Mart 979)

4. Bardas Fokas ve Bardas Skleros’un Âkıbetleri

5. Firikya Hellespontus ve Peçenek, Oğuz, Sarmat Türkleri (1049-1057)

6. VI. Mikhael ile İsakios Arasındaki Hades/Polemon Savaşı (Ağustos 1057)

Giriş

Ptolemy'nin Olba (Olbasa yerine), Kybistra, Kormasa yahut Korbasa gibi isimleri muhtelif havalide tekrar tekrar göstermesi tıpkı Peutinger tablosunun Prousa, Lampsakos, Amasia gibi şehirleri tekrarlamasına benzer” (Remsi, 1960: 74) ifadesi, Remsi’nin Prousa ve Amasia’nın birden fazla olduğunu bilmediğine işarettir. Hâlbuki ikinci bir Armeniakon teması, ikinci bir Amasia (Bozkır civarı) ve ikinci bir Prousa (Uluborlu-Bahar mvk.) vardır.

Nikopolis (Nikaia), Asya Eyaletinde ikinci bir İznik, Senirkent-Uluğbey’dir (Remsi, 1960: 111).

Myria veya Myrina, Hoyran ve Eğirdir gölleri arasındaki Menderes kıyısında, Phokaia ise iki göl arasındaki ırmağın ağzı veya Eski Eğirdir Gölü kıyısında olmalıdır (Remsi, 1960: 112).

Arkadiopolis, Asya Eyaletindedir ve Teira/Thya-teira ile aynı yerdir. Baretta ise aynı yer veya yakınıdır (Psellos, 2020: 152-154; Attaleiates, 2008: 49; Remsi, 1960: 111-112, 122; Kurat, 2016: 175).

Anna Komnena’nın Aleksiad’ında Peçenek olaylarında çokça zikredilen Dristra, Silistre değil, Senirkent-Uluğbey köyünün yerindeki Pentapolis’in beş kalesinden biridir (Anna, 1996: 183, 210, 214, 218, 224, 225 ve 290); diğer kaleler Plyristra, İznik (Nikaia), Lampe ve Nimfe (Nimphaion)’dir. Sn. Bolat’ın tercümesinde bu yerin bir diğer adı Dorostolon’dur (s.54, açık.218, s. 55, 56, 57, 182). Dristra adı, Theodoropolis olarak da değiştirilmiştir (s.62, açık. 233). Hoyran Gölü, İbn Hordazbih’te (820-912) el-Basilyon Gölü zikredilir (Topraklı, 2013: 145).

Rhaidostos, Tekirdağ değil, Rhoimaide (Pahimeris, 2009: 29 açık. 8) denilen Çirişli veya Bozdağ’dır.

Theodoropolis ve Eukhaita: Remsi, bu iki ismi Anadolu’nun Tarihî Coğrafyası-1960 adlı eserinde çokça zikreder ve “Helenopontus'un bir şehri olan Euchaita şüphesiz ki sivil listelere dâhildir ve müstakil Piskoposluklar arasında Helenopontus'da Eukhaita diye kayıtlıdır” der (Remsi, 1960: 98, 354). Bir de Firikya Hellespontus vardır.

Gonatos (Diz çöken) burcu adını Manuel, İmparator Basileios (Bulgar Kıran, II. Basileios; 976-1025) tarafından bütün doğu illerinin askeri genel valiliğine yükseltildiği ve kendisine, Skleros'la çatışmalara son vermek üzere ya silah gücü kullanmak ya da Skleros'u ikna ederek barış yapmasını sağlamak görevi verildiği dönemde almıştı. Manuel, İmparator İsakios (1057-1059) ve kardeşi Ioannes'in babalarıdır (Anna, 1996: 326-327). Anna, iki İznik’i karıştırmaktadır. İleride görüleceği gibi Skleros’un kuşattığı İznik, Bursa-İznik değil, Senirkent-İznik’tir.

Bardaetta (Bardaëtta): “Asya Eyâleti’nde bulunan ve meçhul olduğu söylenen Baretta (Remsi, 1960: 111), 971 yılında Bardas Fokas’ın ordugâh kurduğu Bardaëtta ile aynı yer olmalıdır. Bardaetta, Dipotamon’un (Uluborlu-Papa çayı ağzı) biraz güney doğusundadır” (Remsi, 1960: 153). Gerçekte Dipotamon, Bardaetta’ya yaklaşık 12 mil (7 mil güney, 5 mil doğu) uzaklıkta; Bigadiç (Marsyas) nehri kıyısı ve Mazı (Maziye/Marsia) Bağları denilen yerde olmalıdır. Bu yer, Asya (Anatolik-Anatolikon) Eyâleti ve Hadrianopolis’in (Gelendost-Kötürnek köyü) yaklaşık 15 mil batısında ve Kıral Yolu üzerindedir. Buradan kaçan Fokas, aynı yol (Kıral Yolu) üzerinde, yaklaşık 230 mil şarkta ve Ulukışla yanındaki bir tepe üzerinde bulunan Tyropoion (Antigu) kalesine sığınmıştır.

Tyriopoion: Me’mûn 831’de Bizans üzerine ikinci seferine çıkarak Tarsus üzerinden, önce Antigu denilen yere geldi. Buranın halkı sulh ile teslim olunca Ereğli’ye geçti. Yahya b. Eksem adlı Müslüman komutan ise Tyana’ya kadar gelerek burayı yağmalayıp yıktı [İlyas Gökhan, “Harun Reşid ve Oğulları Döneminde Tarsus (786-842)”, Nevşehir Ü. Fen-Ed. Fak. Tarih Bl., 2013 (Kaynak: Taberî,  İbnü’l-Esir, Darkot, Bosworth ve Paydaş)]. 

Kitab tab'a başlandıktan sonra tesbit edilen Dipotamon, Tyropoion'un Tyriaion (Ilgın) olduğunu meydana çıkardı” (Remsi, 1960: 394) iddiası yanlıştır. Mesanakta, Hoyran Gölü’nün kuzey-batı sahili, Roma Askerî Yolu üzeri ve Papa Çayının Hoyran Gölü’ne döküldüğü yerdedir. “Dipotamon, imparatorların şahsi mülklerinden biri idi, bazen Mesanakta denirdi. 1032 de Diogenes Romanus'un İstanbul’dan Suriye'ye gittiği yolun üstünde idi. Bundan başka 977 harekâtı, Dipotamon'un Kütahya'dan geçip doğuya giden yolun üstünde olduğunda şüphe bırakmaz. 971’de Skleros İstanbul' dan kalkarak âsi Bardas Fokas’a karşı yürümüştü. Diğer vilâyetlerin askerleri toplanıncaya kadar Eskişehir’de kalmıştı. Buradan da Dipotamon'a geçmişti. Fokas'ın pek uzakta olmadığı, Bardaetta denilen bir yerde karargâh kurduğu anlaşılıyor. Dostları kendisini birer ikişer terk edince Tyrannoi'ların Antigous (Antigu) denilen kalesine iltica etti” (Remsi, 1960: 151-152). (bk. Peçenekler-Kumanlar Haritası)

Antigu için Niğde-Altınhisar iddiası (bk. Gökhan, üstteki makale) doğru olamaz. Zaten üstteki metne göre Antigu Ereğli’den daha öncedir ve Antigu’nun Altınhisar olamayacağı açıktır. Yanılgı, Göller Bölgesi’ndeki coğrafî değişim ile İstanbul’dan doğuya giden Roma yolunun güzergâhını ve Konya-Bozkır ve Ermenek civarında ikinci bir Ermeni vilâyetinin bulunduğunu bilmemekle alâkalıdır. Gökhan’ın zikrettiği Antigu ile aynı adı taşıyan Tyropoion kalesinin (Remsi, 1960: 152-153), Bardaetta’nın yaklaşık 230 mil şarkı, Kapadokya hududu, Ulukışla ve Derbboğaz civarında olduğu anlaşılıyor. Tyana, Kemerhisar değildir; Kemerhisar Dana’dır; Tyana veya Tuvena ise Kıral Yolu üzerindeki Karaman’dır. Pötinger cetveli; “Konya 50 Barata 38 Tyana” bu iddiamızı doğrulamaktadır (Remsi, 1960: 396). Adı geçen Barata, İbn Hordazbih’te ana yol üzerinde ve Güneysınır yanında bulunan Farita olmalıdır.

İmparator Aleksios’un 1116 yılı seferi, Santabaris (Afyon), Kedrea (Kidros: Şuhut-Arızlı), Bourtzes’in dirlik arazisi (Yalvaç Kurusarı, Akçahisar ve civar köyler), Amorion (Uluborlu), Zompos Köprüsü (Yenice Köyü Köprüsü), Poimanenon (Senirkent-Garip yakını), Mesanakta ve Kırk Martyrs Gölü’nün (Hoyran) yerlerine şahadet eder (Anna, 1996: 489-490). Onun 1114 yılındaki İznik (Senirkent-Uluğbey), Malagina (Yassıören), Basilika (Ayazmana), Mysia Olimposu (Barla Dağı), Alethina (Atabey düzlüğü) ve Akrokos (Eğirdir) yürüyüşü ise İznik, Malagina (Melangeia), Filâdelfiya (Yalvaç) gibi ikinci şehirler ile Abydos (Kemer Boğazı doğu kıyısı) ve Aorata’ya (Şarkîkaraağaç-Oras köyü) şahadet etmektedir (Anna, 1996: 459-462). Tarihçi, maalesef Firikya Hellespontus (Kemer Boğazı) ile Çanakkale Hellespontus’u karıştırmakta ve ikisini aynı yer sanmaktadır. Bu konuda, Aleksiad ve bütün tarihî metinlerin tercümelerinde yapılan açıklamalar yanlıştır (bk. Peçenekler-Kumanlar Haritası).

1. Peçenek Olayları ve Bardas Skleros (s.44-62, Md.2-3, 5-7, 11-12, 16-18)

Tzimiskes (969-976) Dönemi Olayları (Bolat’tan Özet): Skilizes’ten (Thrakesios veya Thrakesia’lı), Peçenekler’in 969 yılından önce de Kemer Boğazı ve civarında bulundukları anlaşılmaktadır.

Md.2: Theofano, önce Marmara Adasına, sonra yeni kurulan Armeniakon Teması’ndaki Damiedeia manastırına sürüldü. Basileios, Teofano (Theophano) için Scyth (İskit) ve barbar derdi (s.44).

Md.3: Tüm doğuyu yağmalayan ve kendi sefil dinlerini yaymaya çalışarak düzeni bozan Manişeistler’in batıya gönderilerek ıssız bir yere yerleştirilmelerini istemiştir. Bu istek daha sonraları yerine getirilmiştir; bulundukları yerden tahliye edilerek Philippoupolis’e yerleştirilmişlerdir. Tzimiskes’i Ayasofya’ya sokmamak için direnen Patrik Polyeuktus, onun hükümdarlığını ilânından otuz beş gün sonra ölmüş ve yerine yüksek erdem sahibi Basileios Skamandrenos (Skamandrialı, açık. 182, iki göl arasındaki ırmak) adında bir keşiş atanmıştır (s.45).

Açık. 182: “Bu soyad, aynı adı taşıyan Bithynya’daki bir nehirden gelir ki, orada bir manastır inşa etmiştir”. Bithinya değil, Mysia’dır. Hoyran ve Eğirdir gölleri arasındaki Menderes (söz konusu Skamandros/Kara Menderes) çevresi, yani Thrakesia teması,  keşiş alaylarının yerleşmesi için ikinci bir Filistin’dir (Paul Wittek, 1999: 25). Thrakesios (Skilizes) (s.1), Theophanes ve Cedrenus bu bölgeyle ilgilidir.

Kemer Boğazı civarında Bulgaristan Filibe’den gayri ikinci bir Filipopolis olmalıdır. “Akharaka, Tralleis ile Nysa arasında idi. Burası iki tanrıya tapan çok mühim ve şayanı dikkat bir dinin merkezi idi” (Remsi, 1960: 120) diye ifade edilen din Mani dinidir. Akharaka ise Kharax, Charax, Akhyraous, Hadrianopolis, Hadrianoutherai ve Carabba gibi daha birçok adı kaydedilen ve tarihi yolların kavşağında bulunan Gelendost-Kötürnek köyüdür. Ünlü Manici Traulos, olaylarında zikredilen Beliatoba, Çirişli dağındaki Beldecik, Dristra ise Senirkent-Uluğbey’dir. Mani olaylarında zikredilen bütün isimler Kemer Boğazı civarındadır (Anna, 1996: 182, 183,210-212 vd.). 

Md.5, Md.6: Sviatoslav, Ruslar, Peçenekler ve Türkleri bir araya getirerek, Panonya’da konuşlandılar, Heamos dağlık bölgesini (Bozdurmuşbeli) geçerek, tüm Trakya’yı (Uluborlu ovası) yakıp yıktılar; (Kemer Boğazı ve Yenice Derbendi’ni geçtiler; Yenice Sivrisi civarındaki) Arkadiopolis surlarının önünde çadır kurdular (s.47).

Panonya denilen yer (s.47), Pannonia (s.181), Panasion (Honiyates, 1995: 135) ve Pankaleia aynı yerdir ve Senirkent ovasıdır; bu metinde bir takdim tehir var. Lakerion (Honiyates, 1995: 135) ve Lesser ise Büyük Firikya’ya nazaran daha küçük olan yeri, yani Küçük Firikya’yı (Gelendost ve çevresi) anlatmaktadır. (bk. Harita)

Bardas Skleros ise doğudan, yani Beyşehir ve Şarkîkaraağaç tarafından Kemer Boğazı’na doğru yürümüş olmalıdır. Anlatım şeklinden Skleros’un Arkadiopolis surlarının içinde bulunduğu anlaşılıyor (s.47).

Md. 5 ve Md. 6’da Skleros’un, sonunda Peçenekler’i yendiği söyleniyor (s. 46-49). 

Md.10: Yaklaşık sekiz bin kadar gözü pek İskit, şehrin (Preslav) içinde bulunan sarayın kalelerinden birini ellerinde tutuyordu. Ve ganimet almak için gelen Romalılar’ın büyük bir kısmını öldürmeyi başarmışlardı. İmparator kutsal diriliş günü kutlamalarına katıldığı sırada, şehrin Preslav adını Ioannupolis olarak değiştirdi; ertesi gün Dristra diye de bilinen Dorostolon’a doğru sefere çıktı (s.53-54). Preslav’ın yerini henüz çıkaramadım.

Md.11: Sviatoslav, Preslav’ın düştüğü haberini alınca baya tedirgin olmuştu fakat kibrinden hiçbir şey kaybetmemişti. (…) Mistheialı Theodore önderliğinde öncü birlik gönderildi (s.54. Mistheia, Anatolikon temindeki Beyşehir). (…) dağ yolundan (Yenice Derbendi) geçerek güvenli bölge olan Dristra’ya ulaştılar. Yaklaşık yedi bin kişiydiler buna karşılık onlara saldıran Romalılar sadece üç yüz kişiydi. İskitler, Sviatoslav’ın etrafında birleşerek onunla birlikte sefere çıkmış ve tüm ordularıyla birlikte Dorostolon’dan on iki mil ötede çadırlarını kurmuşlardı; yaklaşık üç yüz otuz bin kadar kişi imparatorun gelişini bekliyordu (s.54-55). (…) kaçmayı başaranlar, Dorostolan’a sığındılar (s.55). “Şehrin (Dristra) iki iç kalesi, hâlâ Tatış’ın hısımlarının elindeydi” (Anna, 1996: 218, yıl 1087).

Md.12: İmparator, (…) Dorostolon’a doğru yola koyulmuştu. Oraya varır varmaz, karargâhını kurdu. Bu arada Sviatoslav yakaladığı Bulgarlar’ı (yaklaşık yirmi bin kişi) olası bir isyana karşı demir zincirlere vurmuştu; bir yandan da kendisini bekleyen saldırıya karşı hazırlıklarını sürdürmekteydi. Donanma gelince, imparator şehrin duvarlarına saldırıya geçti. Sık sık yapılan İskit saldırıları başarılı bir şekilde geri püskürtüldü fakat bir gün Romalılar akşam yemeği için ara verdikleri sırada, barbarlar atlı ve piyade olacak şekilde iki gruba ayrılarak şehrin iki kapısından harekete geçtiler. Birinci grup doğuda karargâh komutanı Peter’ın komutasındaki Trakyalı ve Makedon birliklere doğru yönelirken, ikinci grup batıda Bardas Skleros’un komutasındaki doğu ordularına doğru ilerledi.

Md.16: İmparator Bardas Skleros’u bu düzeni sağlaması için düzenli birliklerle yolladı (s.60). Daha sonra Girit Emirinin oğlu Anemas atıyla direk Sviatoslav’ın bulunduğu yere doğru sürmeye başladı (s.61). Girit Emirinin oğlunun adı Anemas ile Gelendost ilçesinin güneyindeki Anamas Dağı’nın adı aynı kelimedir.

Md.17: (…) Aynı zamanda beyaz atlı bir adamın Roma ordusunda belirdiği ve bu kişinin düşman ordularını farklı yönlere doğru yönelterek karmaşaya neden olduğu söylenir ki bu kişiye o ana dek hiç rastlanılmamıştı ve sonrasında da ortalıkta görünmeyecekti (s.61). Aynı hikâye Odon de Deuil’de de var (Döyl’lü Odon) (Topraklı, 2011: 80, Md. 32). İmparator eski adı Euchaneia olan yerin adını da Theodoropolis olarak değiştirdi (s. 62). 

Bolat, “Skylitzes burada yanılmış olmalı, çünkü piskoposlar listesinde Theodoropolis’in adı Euchania’da geçmiyor (Aziz Theodore’nin tapınağı). Diğer bir taraftan Leo Deacon, ed. Hase, 158, kilisenin yapımı hakkında herhangi bir şeyden bahsetmezken, Drista’nın adının Theodoropolis olarak değiştirildiğini teyit etmektedir ki, bu da Preslav’da bulunan Theodoroupolis’in katepan mührüyle doğrulanmıştır” der (s.62, açık.233).

Büyük ihtimal Euchania ile Euchaita (s.62) aynı yerdir ve Dristra’dır. Bu yerin, olayların çok uzağındaki Çorum ve Amasya civarında olması imkânsızdır. “Helenopontus'un bir şehri olan Euchaita şüphesiz ki sivil listelere dâhildir ve müstakil Piskoposluklar arasında Helenopontus'da Eukhaita diye kayıtlıdır” (Remsi, 1960: 98, 354) ifadesinden Helenopontus’un, Firikya Hellespontus (Kemer Boğazı ve çevresi) olduğu anlaşılmaktadır.

Sviatoslav evine dönerken, onu yakalamak için önceden hazırlanmış tuzaklara yakalandı. Romalılar ile antlaşma yapmasına sinirlenen Peçenekler tarafından, o ve yanındakiler vahşice katledildiler (s.63).

Md.21: Bunun üzerine imparator sefere çıkarak Şam’a kadar ilerlemiştir (s.64). Md.22: Podandos (Pozantı) boyunca ilerlerken Anavarza’ya (Adana civarı) varınca …(s.64).

2. Bardas Fokas İsyanı ve Bardas Skleros (s.49-51, Md.7)

(Kemer Boğazı civarındaki) Peçenek Savaşı ortadayken Skleros’un, Saray’a çağrıldığı ve yanına yetecek kadar asker alarak Asya’ya doğru ilerlemesinin emredildiği söylenir. Bardas Fokas, (ikinci) Amasya’dan firar etmiş ve imparator olmak için hareket etmişti. Abidos (Kemer Boğazı’nın doğu kıyısı) Piskoposu da Fokas’a yardımcı oluyordu. Leo ile oğlu Nikeforos, (Eğirdir Gölü’ndeki) adadan Trakya temasına gitmenin planını yapıyordu (s.49).

Skleros, (971 yılında) Asya yakasına geçerek Eskişehir’e (Dorileon) geldi. Skleros, Fokas’ı ikna edemeyince Kayseri’ye doğru ilerledi. (Skleros, Fokas ikna olmayınca Papa çayının Hoyran Gölü’ne döküldüğü yerdeki Dipotamon hisarına geldi). Arkadaşları birer birer Skleros’u (Fokas olacak) terk ettiler (s.50). 

Bu arada Fokas’ın Yenice Sivrisi yanındaki Baretta/Bardaetta’da olması gerekir (Remsi, 1960: 111, 153). Fokas buradan Ulukışla civarındaki Tyropoion (Antigous) kalesine sığındı. Skleros, Fokas’ı Tyropoion kalesine kadar takip etti ve Fokas’ı teslim olmaya ikna etti. İmparator Fokas’ı, papaz olarak Sakız’a sürerek cezalandırdı (s.50-51). Tyropoion’a, 1071 sonu veya 1072 başında da Romen Diyojen sığınacaktı (Attaleiates, 2008: 177).

3. Bardas Skleros İsyanı, Bardas Fokas ve Pankaleia (s.65-76, Md.1-9)

II. Basileios ve VIII. Konstantinos (976-1025) Dönemi Olayları (Bolat’tan Özet):

Md.1: (Devlet başkanı) hükümete karşı bir ayaklanmadan korkuyordu ve imparatorluğu yönetmek için fırsat kollayan ve aralıksız çalışan Bardas Skleros’tan çekiniyordu. Başkan Fasilyus (Basileios), Skleros’un güçlerini elinden almayı düşünüyordu. Skleros’u ordu komutanlığı görevinden alarak Mezopotamya dükü, Burtzes’i de Asi Nehri kıyısındaki Antakya’nın dükü yaptı. Bu durum Skleros’u çok üzdü (s.66). Burtzes’in dirlikleri Yalvaç-Antakya köyleri, Skleros’a ait göl ise Eğirdir Gölü’dür; aslında bu iki general bu bölgenin kumandanları olmalıydılar.

Md.2: (Skleros), ayaklanmayı başlattı ve oğlu Romanos’u getirmesi için Anthes Alyates adında birini başkente gönderdi. Skleros, tacını giymiş, imparatorluğunu ilân ediyordu; Ermeniler de onu destekliyordu. Lâzım olacak para için vergi toplamaya başladı; Mezopotamya bölgesindeki Kharpete (Harput) kalesini ele geçirdi ve bir garnizon kurdu. Amida (Diyarbakır) ve Martyropolis (Miepherkeim, Meyyafarkin) emirlikleriyle dostluklar kurdu. Yazın sarayı kuşatmak için tüm ordusuyla (Anayolu takiple) başkente doğru ilerlemeye başladı (s.67-68).

Md.3: Hemen karargâh komutanı Peter’in Caesarea’de (Kayseri) konuşlanması istenmiş ve isyanı bırakması için Skleros’a bir elçi gönderilmiştir. O, imparatorluğunun kabul edilmesi için 40 gün süre verdi ve değilse kapılarına dayanacağını söyledi. Hükümet yolların kontrol altında tutulmasını istedi. Skleros da yollardaki durumu öğrenmek için Anthes Alyates’i görevlendirdi ve Kayseri’ye doğru ilerlemeye devam etti (Elazığ-Kayseri arası yaklaşık 300 mil, 15 gün). Dar bir geçitte (Cuckoo Rock) imparatora ait bir orduyla karşılaştı (s.69).

Md.4: Roma ordusu Skleros’un geçeceği yollar üzerinde konuşlandı. Skleros, bir keşifçinin rehberliğinde yürümeye başladı. Skleros onu takip etti ve üç gün sonra şimdiki adı Likandos olan Kapadokya’da bolluğu ve bereketi yüzünden eskiden Lapara denilen yere vardı. Bunu öğrenen karargâh komutanı, Skleros’a yetişemeyeceği endişesiyle gece vakti yollara düştü ve düşmanın geldiği istikamete doğru askerlerini konuşlandırdı. Antakya dükü Bourtzes, korkaklıktan veya hainlikten, safları bozan ilk kişiydi. (Bardas) ordugâhı, sahip olduğu tüm ganimetlerle ele geçirdi. Daha sonra sarp kayaların arasında bulunan ve zengin insanların yaşadığı Tzamandos adında bir şehre ulaştı; o bölgenin insanları sahip oldukları her şeyi kendi arzularıyla Bardas’a verdiler ve böylelikle hatırı sayılır bir servetin sahibi oldu. Bu zafer imparatora sadık olan birçok kişiyi rahatsız etti ve Skleros’un tarafına geçmelerine sebep oldu. Bourtzes, ilk kaçanlar arasındaydı; daha sonra Andronikos Lydos ve onun oğulları onu takip etti. Attalialı’lar (Antalyalılar), imparatorun korumasını zincire vurduktan sonra tüm donanmayla birlikte Kibyrrhaiote temasını komuta eden Mikhail Kourtikios’un yardımına koştular (s.69-70). 

Burtzes adının tekrarından ve metinden, Skilizes’in birden çok kaynak kullandığı anlaşılmaktadır. Kapadokya’daki Likandos (Lapara), Beyşehir civarı, Antalyalılar, Eğirdir Gölü civarında yaşayanlar, donanma Eğirdir Gölü’nde, Tzamandos ise Senirkent-Yassıören (Tymandos) olmalıdır. Çünkü Zamantı, Kapadokya’dan daha öncedir. 1119 yılında Uluborlu (Sozopolis), Pamfilya’da gösterilir ve Yalvaç-Kundanlı’da bulunan Tekmoreioi kitabelerinde Antalya adı iki kez zikredilir (Honiyates, 1995: 8, Remsi, 1960: 460, bk. Tymandos, s.448). 

Md.5: Leo, imparatorun emri ve Ioannes’le tam yetkili sefere çıktı; karargâh komutanıyla bir araya geleceği ve çadır kuracağı Firikya’daki Kotyaion’a (Kütahya?) ulaştı. Skleros (Roma Askerî Yolu üzerinde), yerel halkın Mesanakta dediği imparatorluğa ait olan (Papa Çayı’nın Hoyran Gölü’ne döküldüğü yerdeki) Dipotamon kentinde çadır kurmuştu. Leo, Kotyaion’u orada bırakarak gece vakti Skleros’un çadırının bulunduğu bölgeyi geçerek doğuya doğru ilerledi. (Anlaşıldığına göre Leo, Bozdurmuşbeli ve Senirkent ovası yerine, Yoğurtçubeli’nden geçerek, Dipotamon’un şarkındaki Yalvaç-Hoyran ovasına indi). Bu olay üzerine bazıları isyandan vazgeçerek, Leo’nun yanına gittiler. Skleros ise, Bourtzes ve Romanos Taronites’i, beraberlerinde küçük bir birlikle oraya gönderdi; görevleri, temas sağlanır sağlanmaz Leo ile çatışarak onların geri çekilmesine mani olmaktı (s.70-71).

Doğu Berroia’lı Araplar yıllık vergilerini ödemek üzere o gün iki ordunun arasından yolculuklarına devam ediyorlardı. Belirlenen gün geldiğinde ve Müslümanlar Oxylithos kalesini geçmek üzereyken, Bourtzes ve adamları da aynı yönde ilerlemekteydi; daha sonra savaşa giriştiler. Arapların taşıdığı altınlar, her iki ordu için kazanılması gereken bir ödül niteliğindeydi; birbirlerine yaklaştıkça çatışmaların şiddeti arttı. Bourtzes geri püskürtüldü ve çoğunluğunu Ermeniler’in oluşturduğu birçok asker katledildi. Romalılar ellerine geçirdikleri tüm Ermeniler’i katlettiler çünkü onlar isyanı ilk başlatanlardı (s.71). Bu olayın geçtiği yer, Yalvaç ile Kundanlı arası olmalıdır. Çünkü Araplar, İbn Hordazbih’in verdiği; Kötürnek (el-Alemeyn), Kundanlı (Nasre’l-Akritî köyleri), A. Kaşıkara (Basilyon Gölü başı) ve Yoğurtçubeli yoluyla İstanbul’a gidiyor olmalıydılar (Topraklı, 2013: 145). Bir de, Hoyran Gölü’nün doğu kıyısında, Abidos’u Yoğurtçubeli’ne bağlayan tâli bir yol vardır. Abidos’a (Kemer Boğazı’nın doğu kıyısı) kadar gelen Araplar, Roma Askerî yolunun Skleros tarafından tutulduğunu görünce, bu yolu seçmiş olabilirler.

Md.6: Bu felaketi haber alan Bardas (Skleros) hemen harekete geçti. Rhageas denen yere gelerek çadır kurdu. İmparatorun ordusundaki deneyimsiz askerler, zafer sarhoşluğuyla harekete geçmek için can atan gençler, Leo’yu ikna ettiler. Leo savaş emri verdi ve birlikleri çarpışmaya sürükledi. Neticede Bardas (Skleros) galip geldi. Ioannes, karargâh komutanı Peter ve birçok soylu asker hayatını kaybetti. Leo ve diğer rütbeli askerler esir alındı. Bardas, Leo’yu hapse yollarken, tüm ordunun önünde Leo’nun safına geçenlerin gözlerini oydurttu (s.72). 

Rhageas, Orgas (Strabon, XII.8, 15; Yalvaç-Örkenez) olabilir, ama Oxylithos’u bilemedim.

Md.7: Bu zaferin sonucu olarak (Skleros) Bardas’ın itibarı giderek arttı ve çevresindeki genç yaşlı herkes onun yanına akın etmeye başladı. Mihail Kourtikios, komutasındaki düşman donanmasının yolu üzerindeki bütün adaları yakıp yıkarak, Çanakkale boğazında bulunan Abidos’a kadar ulaşması imparatoru rahatsız etti (s.72). 

Devlet başkanı, donanmayı Karantenos komutasında Kourtikios’a karşı sefere yolladı. Yola çıkıp Çanakkale Boğazı’nı geçen donanma Foça yakınlarında düşman donanması ile karşılaştı. Sert bir deniz muharebesi meydana geldi ve Kourtikios, geri püskürtüldü; Karantenos üstünlüğü sağladı. Denizde işler yoluna girince, devlet başkanı dikkatini kara operasyonlarına yoğunlaştırdı. Doğuştan gelen cesaret ve bilgelik özellikleriyle diğerlerinden farklı olan Maneul Erotikos’u (Anna’nın s.326-327’de anlattığı olay) İznik’i savunması için sefere yolladı. Hemen ardından Skleros da İznik’e yaklaştı: Kentin civarındaki yerleşim yerlerini ateşe vererek merkeze ulaştı. Manuel, şehri savundu. Skleros şehri kuşattı. Yiyecek sıkıntısı başlayınca Manuel, serbest kalmaları şartıyla İznik’i teslim etti. Skleros, yeterli miktarda adamı Pegasios’un emrinde orada bırakarak yoluna devam etti (s.73, yıl 977-978). 

Zikredilen adalar, Eski Eğirdir Gölü’ndeki adalar, Çanakkale Boğazı Kemer Boğazı, Abidos Kemer Boğazı’nın doğu kıyısındaki Kemer Damları mevkii, Foça (Phouke), Eğirdir Gölü’nün kuzey sahili, İznik ise Bursa-İznik’ten farklı Senirkent-Uluğbey’in yerinde beş kalesi olan bir şehir: Pentapolis: Dristra, Plyristra, Lampe, Nimfe ve İznik. Mesanakta’da çadır kuran Skleros’un (s.71), İznik’i (Uluğbey) ele geçirdiği görülüyor (s.73).

Pankaleia Savaşı konusunda farklı görüşler var. Işın Demirkent, “Skleros’un isyanı” başlığı altında şöyle nakletmektedir (Psellos’un Kronografyası, Çev. Işın Demirkent, TTK, Ankara 2020, s.8, açık.15):

24 Mart 979, Sarvenis’de. Renauld (s.6 n.3) ve Sewter (s.31 n.7)’in bu savaşın yerini Pankaleia ovasında diye göstermeleri yanlıştır. Ostrogorsky (Bizans Devleti Tarihi, s.278) savaşın tarihini de yanlış vererek (24 Mayıs) aynı hatayı tekrarlıyor. Pankaleia ovasındaki savaş hemen hemen bir yıl önce, 19 Haziran 978’de yapılmıştı. Bu savaşın tarihini Yahya b. Saîd el-Antakî (varak 103b) 10 Zilkade 367 (19 Haziran 978) olarak kaydetmiştir. Sarvenis’de yapılan savaşın tarihi de yine Yahya b. Saîd el-Antakî (varak 105b) tarafından 21 Şaban 368 (24 Mart 979) olarak verilmiştir. Skleros’un yenilgisiyle biten 24 Mart 979 tarihindeki savaş, Amorion yanında Pankaleia ovasında değil, Karsianon teması Sarvenis (Kırşehir civarı)’de cereyan etmişti (krş. Honigmann, s.48 n.7 ve n.8; Seibt, s.47). Fokas, Sarvenis savaşını Gürcü kuvvetlerinin yardımıyla kazanmıştı. Gürcü askerleri arasında savaşa bizzat katılmış olan Sula’nın oğlu Ivane’nin kitabesinden savaşın yerini öğreniyoruz (krş. Honigmann, s.149 ve n.8; Seibt, s.47 n.140). Buna göre 24 Mart 979 savaşının Pankaleia’da cereyan ettiğini söyleyen Skilizes (326,-Kedrenos, II, 431) yanılmaktadır. Esasen Fokas, Sarvenis’de başarı kazandığı son savaştan önce, gerek Pankaleia, gerekse Basilika Thema (Sarıkaya)’da yapılan savaşları kaybetmişti”. Hâlbuki altta görüleceği gibi esas yanılan Işın Demirkent’tir.

3a. Amorion Ovasındaki Savaş (19 Haziran 978)

19 Haziran 978 tarihinde Senirkent ovasında (Amorion ovası) yapılan savaşı Skilizes şöyle verir:

Md.8: Devlet başkanı bu olaylar karşına şaşkına dönmüştü ve aklına tek bir çare gelmişti: Bardas Fokas’ın Bardas Skleros’a karşı tek çözüm olacağı düşüncesiyle onu sürgünden geri getirtmek. Bu zorlu görevi kabul eden Fokas, ilk olarak Trakya (Thrakesia temi) üzerinden Abidos’a ulaşmaya çalışmış, fakat Skleros’un oğlu Romanos Çanakkale boğazlarını (Kemer Boğazı) koruması altında tutmaktaydı; geri çekilerek başkente döndü

Gemileri alarak gece vakti düşmana yakalanmadan karşı kıyıya ulaştı ve General Eustathios Maleinos ve Bourtzes ile bir araya geleceği Caesarea’ye doğru ilerlemeye devam etti. Birlikte savaş hazırlıkları yapmaya başladılar; mevcut durumun bütün imkânlarını kullanarak bir ordu oluşturdu ve Amorion’a (Uluborlu) doğru ilerledi. 

Fokas’ın yola çıktığını haber alan Skleros, ilk defa gerçek bir askere karşı savaşacağı için İznik’ten ayrılarak Fokas ile savaşacağı Amorion’a (Uluborlu) gitti. Fokas’ın birlikleri saldırıya karşı koyacak güçte değildi, çünkü daha önceki hezimetlerden ötürü moralleri bozuktu ve cesaretleri kırılmıştı; böylelikle Skleros üstünlüğü sağlamayı başardı. Fokas’ın adamları düzenli bir şekilde geri çekildiler ve konaklayacakları Charsianon (Hursiyon) denilen yere vardılar ve olacakları beklemeye başladılar (s.74-75).

İmparatorun adamları hediyelerle birlikte onun yanına geldiler. Skleros onu takip etti, Imperial Hotsprings denen yerde çadır kurdu ve adaşını savaşa davet etti. Bu davet ivedilikle kabul edildi; savaş başladı. Fokas’ın birlikleri bir süre galip gelirken kendisi de düşman saflarının arasında dolaşarak darbeleriyle binlercesini katlediyordu. Ama askerleri yeniden sırtlarını dönerek kaçmaya başladı. Fokas, burada da yenik düştü.

Charsianon (Kharsianon, Hursiyon) Niğde, Kayseri-Pınarbaşı arasındaki bölge, İmperial Hotsprings ise imparatorluk kaplıcaları demek olup, bu yerin, Yozgat-Sarıkaya’daki kaplıcalar olduğu söylenir; Skleros, Fokas’ı, Anayollar üzerinden Kemer Boğazı’ndan itibaren yaklaşık 420 mil (630 km) takip etmiş demektir.

3b. Sarıkaya Savaşı (Temmuz 978)

Senirkent ovasında yapılan savaştan sonra Fokas, Kemer Boğazı ve Kıral Yolu’nu takiple önce ve Konya-Ereğli, daha sonra da Roma Askerî Yolu’nu takiple Basilika tema’ya doğru çekilmiş, Skleros da onu takip etmiş; Yozgat Sarıkaya’daki imparatorluk kaplıcalarında çadır kurmuş ve adaşını savaşa davet etmiştir. Fokas burada ikinci kez mağlup olmuş, ordusu dağılmış; kendisi de yardım almak için İberya’ya gitmiştir. Kemer Boğazı ile Sarıkaya arası yaklaşık 630 km ve 20 günlük bir yoldur. Sarıkaya’daki savaşın tarihi, 978 yılı Temmuz ortalarıdır. 

3c. Pankaleia Savaşı (24 Mart 979)

Md.9: Daha sonra Phokas tüm süratiyle İberya’ya gitti (Gürcistan tarafları). Önemli sayıda birliği yanına aldı ve dağılan ordusunu tekrar bir araya getirdi. Skleros’un çadır kurduğu Pankaleia’ya ulaştı. Pankaleia’da Halys nehrinin kıyılarında süvarilerin manevra yapması için elverişli geniş düzlükler vardı. Kanlı bir savaş başlamıştı ve Fokas’ın adamları yavaş yavaş pes ediyor, savaş alanından çekiliyorlardı. Rezil ve utanç verici bir yaşam sürmektense şerefli bir ölümü tercih eden Fokas, düşman saflarını yararak Skleros’un yanına geldi. Skleros, Fokas’ın saldırısına aynı şekilde cevap verdi ve çevrede bulunan askerler yardıma gelmediği için ikisi bire bir çatışmak zorunda kaldı. Skleros, Fokas’ın atına bir darbe indirdi ve atın sağ kulağıyla birlikte yularını kesti. Fokas da gürzüyle Skleros’un başına bir darbe indirdi ki, bu darbenin şiddetiyle kafası atın boynuna yapıştı. Fokas atına bindi ve düşman saflarının arasından geçerek oradan uzaklaştı. Bir tepeye doğru gitti ve adamlarını da yanında götürerek onları büyük bir hezimetten kurtardı. Skleros’un adamları komutanlarının yarasının çok ağır olduğunu görebiliyorlardı. Daha sonra kan pıhtılarını temizlemek için bir akarsuyun kenarına getirdiler. Daha sonra askerler liderlerinin öldüğünü düşünerek düzensiz bir şekilde dağılmaya başladılar. Halys nehrine ve etrafındaki vadilere doğru kaçtılar ve arkalarında onları kovalayan hiç kimse yoktu. Fokas ve beraberindekiler kaçakların peşine düştüler. Skleros’a gelince, yanındaki adamlarla birlikte Martyropolis’e (Meyyafarkin) ulaşmayı başardı (s.75-76).

1890 yılında Anadolu’nun Tarihî Coğrafyası adlı bir kitap yayınlayan Remsi (Ramsay), Pankaleia için “Amorion'un doğusundaki geniş ovaya Pankaleia denildiği anlaşılıyor. Tesadüf ettiğimiz yegâne ima Diaconus'un (s.170) sözleridir: ‘Pankalia’ya doğru… Bu ova Amorion’un yanında olup atlarla geçildi’. Lâkin aynı muharebeden bahseden Cedrenus (II, s.431), ‘Pankalia, atlarla geçilen bu açık ova, Halys nehrine çok yakındır’ diyor. Bizans müverrihlerinin ifadesi ekseriya o kadar muğlaktır ki bu ibarelerin manasını tamamiyle kavramak güçtür; fakat Leo Diaconus'un, bu devrin vakayiini anlatırken verdiği coğrafî malûmat Cedrenüs'ten çok daha doğrudur. Binaenaleyh bu işde de onun şahadetini kabul etmek müraccahtır. Bundan maada Zonaras da muharebenin Amorion yanında olduğunu söyleyerek Leo'yu tasdik eder” demektedir (Remsi, 1960: 253-254).

Hâlbuki Leo Diaconus ile Cedrenus’un söyledikleri aynıdır. Kanaatimce Cedrenus, Roma Askerî Yolu üzerinden Senirkent ovasının kıyısına yaklaşık 14 mil (21 km), Kemer Boğazı’na 28 mil (42 km) uzaklıkta, eski adı Kedrea, Kidros, Cedrea, Cedre, Sedrea, Germ, Germe, Gereme gibi muhtelif şekillerde kaydedilmiş Şuhut-Arızlı köyüyle ilgili birisidir. Onun için Cedrenus’un bölge hakkında verdiği malûmat doğrudur. Senirkent ovasına çok yakın olan Halys, Kızılırmak değil, Hoyran Gölü ile Eğirdir Gölü arasındaki ırmaktır. Tarihî metinlerde zikredilen Halys, bir tane değildir. Karun’un (Krezüs) MÖ 547 yılındaki Kapadokya Seferi, 905 yılındaki Serasen Samonas’ın (Sem’ânî) kaçış olayı ve 978 yılında Pankaleia Savaşı’nda zikredilen Halys, Hoyran (Aulokran) Gölü ile Eğirdir Gölü arasındaki kuzeyden güneye doğru akan ırmaktır (Herodotos, 1-75; Remsi, 1960: 253 ve 239). Hem MÖ 480 yılında Ahameniş Kıralı Serhas’ın Helen Seferi, hem de Romen Diyojen’in 1071 Malazgirt Seferinde zikredilen Halys ise, Suğla Gölü’nden Çumra ovasına akan Çarşamba çayıdır (Herodotos, 5-52 ve 7-26; Attaleiates, 2008: 151).

Demirkent’in 15 numaralı açıklamasına göre, 19 Haziran 978 tarihinde yapılan savaşın Amorion ovasında yapıldığı ve Amorion ve Pankaleia savaşı olduğu, bundan 278 gün sonra 24 Mart 979 tarihinde yapılan Pankaleia savaşının ise Hursiyon teması ve Sarvenis’de (Kırşehir civarı) yapıldığı iddia edilmiştir ki, tamamen yanlıştır.

Bu iddianın temelini Cedrenus’un zikrettiği Halys, yani Kızılırmak teşkil etmiş olmalıdır. Tarihçi maalesef yukarıda açıkladığım gibi, iki Halys’in daha bulunduğunu bilmiyor. Fokas’ın Sarvenis’de kazandığı başarı, Gürcü kuvvetlerinin yardımıyla kazanılmamıştır; kaynağın anlatımına göre Fokas’ın bizatihi kendi başarısıdır. Merhume Demirkent bu konuda yanılmıştır. Gürcü kaynağının dediğine göre Sarvenis’de yapılan savaşın Kırşehir civarı ve Kızılırmak yakınında yapılmış olmasının mantıkî hiçbir tarafı yoktur. Şöyle ki,

Daha önceki olaylardan anlaşıldığı gibi, Bardas Skleros’un, Eğirdir Gölü civarıyla yakın bir bağı vardır. Pusguse Gölü’nün (Eski Eğirdir Gölü) eski adı “Skleros’a ait göl” olarak kaydedilmiştir (Kinnamos, 2001: 49). Ailesi 1924 mübadelesiyle Yunanistan’a göçmüş, Eğirdirli Heci İlyas’a göre (d.1937), “Skleros’a ait göl”, “Katı’ya ait göl” demektir. Eğirdir Gölü’nün eski adının Skleros ailesiyle bir bağı olmalıdır. Yine Skilizes’in kaydına göre Skleros, önce Senirkent ovasının ayağındaki Dipotamon’da (Mesanakta) çadır kurmuş, ardından da İznik’i (Uluğbey) almış, Pegasios’un emrinde yeteri kadar adamı bırakarak yoluna devam etmiştir (s.73). Skleros gibi bir generalin, bir kısım askeri, Senirkent-İznik’te kendini beklerken, yaklaşık 250 gün Kırşehir civarında beklemesi kabul edilemez. Onun için Skleros, Sarıkaya’dan sonra tekrar Uluborlu ovası ve İznik’e (Uluğbey) dönmüştür. “Onlar hapisteyken savaştan sağ kurtulan bazı isyankârlar, Thrakesion temasında yer alan Armakourion, Plateia Petra ve diğer kaleleri ele geçirdiler ve vergi yılının sekizinci yılına kadar burada kalarak imparatorluk topraklarına saldırılarda bulundular.” Ve “Skleros isyan etmiş, yakını Basileios, Trakya (Thrakesia) bölgesini istila etmişti” (s.77). Bu kayıt ve açıklamalardan anlaşılacağı gibi 24 Mart 979 tarihinde yapılan savaş da, kesin olarak, Eğirdir ve Hoyran Göllerinin çevresini kaplayan Thrakesia temasında yer alan Uluborlu (Amorion) ovasında vukû bulmuş demektir. 24 Mart 2021

4. Bardas Fokas ve Bardas Skleros’un Sonları (s.76-89, Md.10-12, 14-19, 25)

(Uluborlu ovasında yenik düşen) Skleros’a gelince, yanındaki adamlarla birlikte Martyropolis’e (Meyyafarkin) ulaşmayı başardı. Fokas, Skleros’un başına gelenleri ve Bağdat’taki halifeye sığınmasını, bir mektupla imparatora bildirdi; o da isyankârların geri dönmelerine izin vermemesi ricasıyla halifeye bir elçi gönderdi (s.76). Bağdat’taki Halife’nin adamı, elçiyle birlikte Skleros ve adamlarını hapse koydu (s.77).

İmparator, Fokas’a haber vermeden Bulgaristan’ı işgale yöneldi. Triaditza’daki (Sardica) patikalardan ve ormanlık alanlardan yoluna devam etti. İmparator, dağ yolundan kaçarak Phlippoupolis’e sığındı (s.79). Fokas ve arkadaşları, kuşatmayı haber vermediği için imparatora kızgındı. Onun için 15 Ağustos 987 tarihinde Fokas’ı imparator ilân ettiler ki, tam bu arada Skleros’un Suriye’den kaçtığı duyuldu (s.80). Skleros, Fokas’a bir mektup gönderirken, oğlu Romanos’u da imparatora yolladı (s.82). 

Fokas, kendisini çadırında ağırladığı sırada sahip olduğu imparatorluk nişanını (?) alarak (Skleros’u), Tyropoion’u korumak üzere önemsiz bir göreve göndermiştir. Ordunun geri kalanını yanına alarak Abidos’a ilerledi ve eğer boğazların kontrolüne eline geçirirse bir kıtlık meydana gelecek ve bu da onun üstün gelmesini sağlayacaktı (s.83). Bu arada imparator, Abidos’a hâkim oldu ve başkente döndü (s.82-83). Fokas, Abidos’a (Kemer Boğazı) vardıktan sonra orayı sıkı bir kuşatma altına aldı, fakat orada bulunanlar da cesurca karşı koydu. Fokas ordusunun bir bölümüne Abidos kuşatmasına devam etmeleri emrini verirken kendisi de geri kalanlarla birlikte imparatoru karşılamak için yerini aldı. İmparatoru alt ederse geri kalanları kolayca yenebileceğini düşünen Fokas, atını tüm hızıyla sürerek tüm düşman saflarını geçip imparatora saldırıya geçti. İmparatora doğru hızla ilerlerken, bir tepeye rastladı ve tırmanmaya başladı. Aniden atından düşerek, hayatını kaybetti. 13 Nisan 989 (s.84).

Fokas ölüp isyan son bulunca, Skleros tekrar isyana kalkıştı. Ama sonunda kendini ordu komutanı atayan imparatorla barış imzaladı. Henüz yoldayken gözlerinin kör olmasından dolayı imparatoru görmesi mümkün olmadı. Açık.364: Basileios, Bardas Skleros ve kardeşi Konstantinos ile son kez Trakya’da Didymotika’da bulunan ve kendilerine tahsis edilen bir kalede bir araya geldi. Bardas, bu ziyaretten kısa bir süre sonra öldü, 31 Mart 991, kardeşi Konstantinos ise kendisinden beş gün sonra hayata veda etmiştir (s.85). Burada söz konusu olan Trakya, Eğirdir Gölü çevresindeki Thrakesia temi, Didymotika ise Yenice Sivrisi ve Marsyas ırmağı yanındaki bir kaledir.

5. Peçenek, Oğuz, Sarmat Türkleri ve Firikya Hellespontus (1049-1057) 

(s.181-199, Md.16-18, 21-25, 29-30)

Anna Komnena’nın Peçenekler, önce Bolvadin, sonra Hades üzerinden Rusion’a (Şuhut-Uruzlar) saldırdı, daha sonra da Boulgarophygon ve Küçük Nikaia’ya geldiler (Anna, 1996: 234-235, 241). Bilge Umar, Peçenekler’i Balkanlar’a götürdüğü gibi, Rousion, Polybotos, Hades, Monastras, Ouzas/Oğuz, Synesios, Aspra, Xerogypsos (Kuru Kireç), (Anna, 1996: 234-235, 237, 239) gibi isimleri de Balkanlar’da ve Trakya’da sandı ve yanıldı. Monastras ve Oğuz, Yalvaç-Kundanlı bölgesinin kumandanlarıdır. Kuru Kireç çayı, Şuhut-Kali çayı olup, üzerindeki Roma köprüsünün adı Kuru Musa Köprüsü’dür. Aspra, Akça Kilise ve Bergama denilen yer, Küçük Nikaia (İznik), Senirkent-Uluğbey, Boulgarophygon ise Papa çayı kıyısındadır. Bu isimler 1090’lı yıllarda vukû bulan olaylarla ilgilidir. Şimdi de Skilizes’in 1049-1057 arasında anlattığı olayları görelim (s.181-199 ve Md.16-18, 21-25, 29-30):

Peçenekler, ‘Asil İskitler’ olarak bilinen soya dâhil olan İskitlerdir. Sayıca çok kalabalıklardı ve tek başına başka hiçbir İskit topluluğu onların karşısında duramazdı. 13 kabileye ayrılmışlardı ve her birinin ortak adları vardı, fakat aynı zamanda her kabilenin liderinden aldığı kendine has adı da vardı. Çadırlarda yaşamayı seven göçebeler oldukları için sürülerini Tuna’nın ötesinde bulunan Borysthenon nehri ile Pannonia arasında bulunan meralarda otlatırlardı. O zamanda liderleri, doğuştan asil olan fakat barışçıl bir yaşamı benimsemiş Bilter’in oğlu Tyrach’tı. [Tyrach, Turak veya Durak, 1048 yılında 13 oymağın başıydı (s.182, açık.933)]. Onların arasında Baltzar’ın oğlu Kegenes diye birisi daha vardı ki bu kişi herhangi soylu bir aileye mensup değildi ve aslına bakarsanız bir adı da yoktu ama savaş konularında oldukça etkili bir kişiydi. Tyrach’a rağmen, Peçenekler’e saldıran Oğuzlar'ı (bir Hun halkı) alt ederek geri püskürtmüştür. Peçenekler, soyluluğundan dolayı Tyrach’ı desteklerken savaş konularında da Kegenes’in arkasında duruyorlardı (s. 181-182). (bk. Peçenekler-Kumanlar Haritası)

Tyrach, diğer liderler ve yanlarında bulunan onlarca adam silahlarını bırakarak teslim oldular. Bulgaristan hükümdarı Basileios Monachos, on binlerce Peçenek’i alarak Sardike, Naissos ve Eutzapolis ovalarına yerleştirdi. Belirtilen bölgelere gittiler ve silahsızlandırılarak herhangi bir isyana kalkışmaları engellendi. Tyrach ve adamlarına gelince, imparatorun huzuruna getirildiler. İmparator onları merhametle karşıladı, vaftiz ederek onurlandırdı ve lüks içerisinde yaşamalarını sağladı (s.184). Buraya kadar olan bilgi sanki Balkanlar’daki Peçeneklerle ilgili gibidir (?)

Sultan, Roma’ya karşı saldırıya geçti. Bunu önceden tahmin eden Monomachos, savaş hazırlığı yapmaya başladı; on beş bin Peçenek’i silahlandırdı ve İstanbul’daki dört Peçenek’i de onlara komutan tayin etti: Soutzoun, Selte, Karaman ve Kataleim. Bunlara hediyeler, en iyi mühimmat ve atlar vererek Chyrsopolis’e gönderdi. Hadrobalanos’ı da İberya yolunda onlara rehber verdi. Boğazı geçtiler ve atlarına binerek doğuya doğru yola koyuldular. Biraz ilerledikten (Kurat, 2016: 164; epey yol aldıktan) sonra Damatrys denen yere ulaştılar (s.184-185).

Bunu Peçenekler II, olarak Dik-gazetede yazdım: Tarihçi, bunların Bulgurlu’dan dönerek Şumnu civarındaki hısımlarının yanına gittiklerini söyler. Hâlbuki 15 bin atlı Peçenek, Yalvaç-Aşağıtırtar köyünün yerindeki Edremit’e gelmiş ve yaptıkları toplantıda daha doğuya (İberya) gitmekten vazgeçmiş, Kemer Boğazı ve Hoyran Gölü’nü geçerek, Senirkent ovasındaki hısımlarının yanına gitmişlerdi. Skilizes’teki farklı bilgiler şöyledir:

Yüzerek karşıdaki St. Tarasios’a vardılar; bazıları mühimmatlarıyla, bazıları sadece kendileri. Karşıya geçince yolculuklarına devamla kendi halkının yaşadığı Triaditza’ya ulaştılar. Buradaki Peçenekler ile birleşince, civar yerleşkelerde yaşayan diğerleriyle de iletişime geçerek onları da bünyelerine dâhil ettiler. Hepsi bir araya gelince, ellerine ilkel baltalar, tırpanlar ve diğer metal eşyaları alarak Philippopolis’e ulaştılar ve Heamos’u geçerek Tuna nehri ovasında Osmos nehri kıyılarında çadırlarını kurdular. Sadece Selte Lobitzos’ta kaldı (s.185).

Tria ditza, Yunanca üç dizeler demektir (?) Osmos, Akropolites, 2008, Bilge Umar çevirisi, s.46, 55'de Olkos olarak geçen kelimeyle aynı yeri işaret ediyor olmalıdır. Bu yer, Kemer Boğazı’ndadır. Triaditza, Kurat’da Yüz Tepeler olarak zikredilen Uluborlu-Senirkent ovasında bir bölgenin adı olmalıdır. Philippopolis, Kemer Boğazı civarında bir şehir, Heamos ise Bozdurmuş dağları olmalıdır. Yukarıdaki metinde takdim-tehir olmalıdır.

Daha önce de belirttiğimiz gibi Peçenekler Haemos’u geçmişler ve Tuna nehri ile o bölge arasında, ta denize kadar uzanan ovayı keşfe çıkmışlardı. Yerel halkın Yüz Dağlar (Yüz Tepeler) dediği ve içerisinde vadiler, bahçeler, rengârenk bitkiler, akarsu ve otlakların olduğu bir yer buldular. Oraya yerleşerek Roma hâkimiyetinde olan topraklara saldırılar düzenlediler. İmparator, Kegenes’i müzakere etmek üzere huzuruna çağırttı; hemen adamlarıyla birlikte yola çıktı ve eğitim alanı olarak ayrılmış Maitas adında bir yere çadır kurdu” (s.188-189).

Skilizes’in aynı olayları farklı kaynaklardan tekrar ettiği anlaşılıyor ve kanaatimce, olayları kaydeden tarihçi, coğrafyayı bilmemekte ve kendine gelen malûmatı, kendi hayalindeki coğrafyaya göre yazmaktadır. Bu metin, s.185’dekine göre Kemer Boğazı coğrafyasına daha uygundur ve takdim-tehir yoktur. Kegenes’in de Bulgaristan’da değil, Kemer Boğazı civarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Deniz’e kadar uzanan ova, Kemer Boğazı ile Eski Eğirdir Gölü (Deniz) arasındaki büyük ovadır [Mercü Hüseyin (Belâzurî, 2002: 244); Tzouka Nisterin (Remsi, 1960: 117)].

(Kegenes’in adamları) üçüncü günde Haemos’u tekrar geçerek diğer Peçenekler ile birleştiler ve dağın eteğinde bulunan, Adrianople’e yakın Aule’de çadır kurdular. Arianites, hazır bulunan ordusunu yanına alarak Edirne’ye doğru yola çıktı. Dampolis kalesinin yakınlarında (Peçenekler’e) yenildi ve Adrianople’e dönerek felaketi bir mektupla imparatora bildirdi. İmparator doğu birliklerini çağırdı; Abidos ve Chrysopolis’i geçerek başkente geldiler; rector (bölge papazı) Nikephoros önderliğinde Peçenekler’e karşı sefere çıktılar. Katakalon Kekaumenos ve Herve Frankopoulos ona eşlik ediyordu. Rector, emrindeki birlikleri alarak Haemos’u ve Demir Kapılar’ı geçerek, Peçeneklere doğru ilerlemeye devam etti. Yüz Dağlar yakınındaki Diakene adında bir köyde çadır kurdu (s.190).

Peçenekler ile Romalılar arasındaki çatışmada Rumlar mağlup oldu ve Koulinos, yaralılar arasında Kekaumenos’u (Yanık) tanıdı; çadırına götürerek tedavi etti ve hayatını kurtardı (191-192). Aynı olay, “Kegen’in oğlu Galinos, Kekaumenos’u çadırına götürerek saygılı bir şekilde defnetti” diye verilir (Kurat, 2016: 170).

İstilacı orduyu kolayca alt eden Peçenekler şimdi de korkusuzca Roma topraklarını yağmalamak için yola çıkmışlardı. AM 6558 İmparator, Konstantin’i ordunun başında Peçeneklere karşı yolladı. Kısa bir süre önce doğudan gelenlerle, kışı batıda geçiren birlikleri bir araya getirerek, Adrianople’a ulaştı. Peçeneklerle bir çatışma daha oldu. Rumlar yine mağlup oldu. Mikhail Dokeianos ve General Konstantinos Arianites öldüler. Doğu ordularının vekil komutanı Niketas Glabas önderliğinde birlikler de Rumları rahatlatmak için Adrianople’dan yola çıkarak savaş meydanına ulaşmıştı. Peçenekler kaçmasalardı Rumlar imha olabilirdi (s.192-193).

1057 yılındaki İsakos Komnenos isyanında, Doğu kumandanı Katakalon Kekaumenos’un adı, aynı zamanda Peçenek olaylarında da zikredilmektedir. Kekaumenos adı, Antakya el-Muhterika (Yanık-Yalvaç) adıyla ilgilidir. Yalav-aç (Yanık), 713’de Abbas bin el-Velid bin Abdülmelik tarafından yakılmıştır (el-Belâzurî, 2002: 243). Bu kumandanın Peçenek savaşında bulunması, hem savaşın tarihine (1057 sonrası), hem de savaşın yapıldığı yerin, Adrianople’nin (Hadrianopolis: Gelendost-Kötürnek köyü) yakınında bulunduğuna işarettir.

Şayet AM 6558 tarihi doğruysa, Skilizes'in, "Antakya (Yalvaç) bölgesi kumandanı Katakalon Kekaumenos'un Adrianople (Kötürnek) Savaşı'nda ölmediğine" dair verdiği bilgi doğru demektir.

Aynı yıl, Euthymios’un oğulları; Nikephoros ve Mikhail’in isyan girişiminde bulundukları gerekçesiyle suçlamalar yapıldı. Euthymios’un iki oğlu Thrakesion teminde yargıçlık yapmışlardı (s.193, açık. 972).

 İmparator Mangana’da öldü. İmparatoriçenin adamları Selanik’e giderek proteuon’u yakaladılar ve onu Trakya temasına getirerek orada bulunan Kouzenas manastırına kapattılar (s.199). Açık. 1001: Trakya temi için “Meander nehrinin yakınındaki Magnesia’da yer alır” denir. Aslında bu tema Eğirdir ve Hoyran Gölleri ile iki göl arasındaki Menderes ve çevresini kaplayan Thrakesia temidir. Buna göre Selanik adı tekrar düşünülmelidir.

Özetle, olayların Kemer Boğazı civarında (Firikya Hellespontia) vukû bulduğuna dair diğer delillerimize, Katakalon Kekaumenos olayını da eklediğimizde Skilizes’in zikrettiği Peçeneklerin Uluborlu, Eğirdir ve Yalvaç civarında yaşadıkları anlaşılır. Peçenek tarihi uzmanları, umarım, bu hususu yeniden değerlendireceklerdir.

6. VI. Mikhael ile İsakios Komnenos Arasındaki Hades/Polemon Savaşı (Ağu. 1057) (s.201)

Antalyalı (Eğirdirli?), bu savaş için; Babalar ve oğullar doğadan gelme bağlarını unutmuş gibi, birbirlerini kılıçtan geçirmek için saldırdılar. Oğul, ellerini baba kanıyla kirletti, kardeş kardeşi öldürdü ve ne hısım-akraba için ne de soydaşlar için acındı ve onların azgınlığı ve Bakkhos (içki sarhoşluğundan aklını kaçırmış gibi olan) çılgınlıkları dinince, felâketin büyüklüğünü idrak ettiler ve feryat figan arşa çıktı der (Attaleiates, 2008: 66). Bizim gayemiz diğerlerindeki gibi, bu savaşla ilgili kaynaklarda zikredilen yer adlarını araziye yerleştirmektir.

İmparator, (İstanbul’dan) İzmit’e vararak orada ordugâh kurdu, düşman saldırısı gecikince (Uluborlu)-İznik yöresine geçti. İsakios, daha çabuk davranarak, İznik halkını yandaş edindi; kenti arkasına alarak düşmana doğru yürüdü. İki ordu kentten 10 stadion mesafede ve eskiden beri iki adı bulunan, hem Polemon hem de Ades (Hades) diye anılan yere ulaştı; burada yaman bir savaş oldu (Attaleiates, 2008: 65-66).

Skilizes şöyle der: Katakalon Kekaumenos, kendine bağlı birliklerin Nikopolis ovasında toplanması talimatını verdi. (…) Sonunda Komnenos’un yanına gelerek onunla birleşti. Komnenos, tüm orduyla yola koyularak, Sangarios nehrini geçti ve yavaş yavaş İznik’e doğru ilerlemeye devam etti. Bu şehri ele geçirerek operasyonların merkezi haline getirmeye karar verdi. İmparatorun safında olan komutanlara ve birliklere geri çekilmeleri için zaman verdi ama zaten onlar kendisinin İznik’e yaklaştığını öğrenince çoktan çekilmeye ve dağılmaya başlamışlardı bile. (İmparatora tâbi birlikler), Chrysopolis’i geçerek İzmit’e ulaştılar. Oraya varınca adamlarını göndererek Sagarios nehrinin üstünde bulunan köprüyü yıktırdı; böylelikle Komnenos’un onlara yaklaşması kolay olmayacaktı. İlerleyişlerine devam ederek Sophon Dağı’na ulaştılar ve çadırlarını kurarak savaş hazırlıklarına başladılar. Komnenos, çok hızlı hareket ederek İznik’e ulaştı ve tek bir hamleyle oranın hâkimi oldu. Şehrin yaklaşık 2,5 km dışına çadırını kurdu. İki ordu yerel halkın Haides (Hades) dediği bir yerde karşı karşıya geldiler (s.208-211, Bolat’dan özet).

Skilizes’te bu konuyla ilgili tekrarlar var; bir üstte Komnenos’u yavaş yavaş ilerletirken, altta çok hızlı hareket ettiğini söyler. Onun, bu bilgileri farklı kaynaktan aldığı ve farklı olarak tekrar ettiği anlaşılmaktadır.

Kısaca, iki kaynakta da zikredilen İznik, Senirkent-Uluğbey, Hades ise Çay-Karamıkkaracaören’dir. Nokta yer belirtmemizin hikmeti, el-İdrîsî’nin (1100-1165) verdiği Uluborlu (Ammûriye)-Tarsus yoludur. Bu yolun ilk durağı Kidros (Şuhut-Arızlı), ikinci durağı Belumin (Karamıkkaracaören), üçüncü durağı Nakuliye kalesi/çayırı (Akşehir-Ulupınar) (Topraklı, 2013: 154). Belumin’in aslı Polemon olup, bu yer, Uluborlu’ya (31+27) 58 mil, Uluğbey’e (İznik, Mikra İznik) ise yaklaşık 50 mil (74 km) uzaklıktadır. Antalyalı, bu mesafe için 10 stadia diyor. Anna Komnena’nın Peçenekler, Rousion’a (Şuhut-Uruzlar), önce Bolvadin, bilâhare Hades üzerinden saldırdı ve Küçük İznik’e çekildiler kaydı, şüpheye yer bırakmadan savaş yerine işaret eder (yıl 1090 civarı) (Anna, 1996: 234-235, 241). B. Umar, bütün tarihçiler gibi, Peçenekleri hatalı olarak Balkanlar’a götürür. Skilizes’in yıktırıldı dediği Sangarios üzerindeki köprü, Kemer Boğazı’ndaki Yenice köyü köprüsü olmalıdır. Nikopolis ovası denilen yer, Senirkent ovası olmalıdır, ama birkaç yerde Nikopolis vardır. VI. Mikhail, Eylül 1056’da tahta çıkmış, 21 Mart 1057’de de isyan başlamıştır. VI. Mikhail’e ait bir mühür, Gelendost Killi-kırı (Killania) denilen yerde bulundu ve Yalvaç müzesine teslim edildi (bk. Ek, resim). Kanaatimce mühür, isyanla ilgili Asya/Anadolu temi kumandanıyla yapılmış bir yazışmaya aittir (bk. İ M Mimiroğlu, “2016 Miryokefalon Savaşı yüzey araştırması buluntuları”, Hamideli Tarih 04, Ankara s.26). Romen Diyojen, 1071 Malazgirt seferinde bu köprüden (Zompos) geçecek, 10-15 gün Yenice Sivrisi civarında mola verecek ve kumandanlar da köşklerine çekileceklerdi (Attaleiates, 2008: 151).

Sonuç

Pankaleia savaşının ardından tam 1042 yıl geçmiş, yazıyı bitirdiğim gün, makale sonuna tarih koymak isterken 24 Mart Pankaleia savaşının sene-i devriyesi olduğunu fark ettim. Süleymanşah’ın Uluborlu-İznik’i alışının üzerinden 946, Bursa-İznik’i fethinin üzerinden 941 yıl geçmiş; Doğu Roma tarihçilerini bir yana bırakalım; Türk tarihçisi hâlâ ikinci bir İznik’in farkında değil. Toprağımızı iyi bilmeyen –bizden iyi bildiklerine şüphem yok- yabancı tarihçilerin izinde, masa başında kes yapıştır yöntemiyle yapılan tarihçilik, ancak bu kadar olur.

Bazı yer adları birden çoktur. Bütün Peçenek ve Kuman tarihini Balkanlara hapsetmek büyük hatadır. Bulgar adı geçen olayları, Bulgaristan’a götürmek de öyledir. Kanaatimce Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara gelen Türkler (Peçenek vs), oradaki bazı isimleri Göller Bölgesi’ne taşımışlardır. Herkesçe malûm Bolkar Dağı, Bulgar Dağı adının bozulmuş hâlidir. Merhum M. Halil Yinanç, bazı hatalara rağmen “Türk fethinden önce Anadolu ve Anadolu’ya ilk gelen gayrimüslim Türkler” başlığı altında çok kıymetli bilgiler verir: “Anatolik Temi: Bu tem Firikya, Likonya ve Pisidya bölgeleri ile Likya’nın bir kısmını içine alıyordu. Merkezi evvelce Amurya şehri iken 9. Asırda buranın İslâmlar tarafından tahribinden sonra Konya şehri olmuştu” der (Yinanç, 2013: 14). 

M. Halil Yinanç ve O. Turan, Amurya’nın (Amorion) Uluborlu olduğunu bilemeden vefat ettiler. Anatolik, Anatolia veya el-Natulus bölgesi, Roma’nın (Bizans) Asya Eyâleti denilen bölgedir ve burası, Uluborlu, Eğirdir, Gelendost, Yalvaç ve Beyşehir ilçelerini kaplar. Çoğu tarihçi maalesef bu gerçeği bilmeden makale üstüne makale, tez üstüne tez yazıyor. Merhum Yinanç, “Anadolu Selçukluları’nda İdarî Teşkilât” bahsinde, “13. Bugünkü Denizli civarında bulunan Lâdik şehrinin merkez olduğu diğer bir emirlik; 14. Alaşehir’in (Filâdelfiya) merkez olduğu diğer bir emirlik” verir. Denizli’nin çok önceden fethedildiğini ima ile “bu zamana kadar her nasılsa Hıristiyanlar elinde kalmış olan Isparta şehrini zapt eylediler” diye, Isparta’nın 1204 yılındaki fethini verir (Yinanç, 2013: 157 ve 383).

Tarihçi buradaki hataları görmeğe çalışmıyor ve bu gibi temel işlere zaman ayırmıyor. Söz konusu Denizli ve Lâdik, Denizli değil, Eğirdir-Denizli ve Lâdik, Alaşehir ise Yalvaç’tır. İbni Bîbî’nin Alaşehir Savaşı dediği Manisa-Alaşehir değil, Yalvaç-Alaşehir’dir. Manisa-Alaşehir, Alaşehir savaşından tam 189 yıl sonra 1390 yılında Yıldırım Bayezid tarafından fethedilecekti. Merhum Feridun Dirimtekin, benim doğduğum sene (1944) yazdığı Konya ve Düzbel (1146 ve 1176) adlı kitapta Alaşehir Savaşı için Yalvaç Muharebesi demektedir (bk., s.74).

“Sinop, Samsun ve Amasya yörelerini içine alan Ermenyak Temi” (Yinanç, 2013: 14) hariç, Konya’nın güneyinde Bozkır, İbradı ve Karaman arasında bir Ermeni bölgesi daha vardır; Taberî’nin dediği Ermenyak nahiyesi burasıdır (Ramazan Topraklı, Ammûriye’nin Fethi Risalesi, Ankara 2014, s.34 ). “Bu kişi (Russel,1073 yılı), atını dörtnala koşturarak, uyumak için bile durmaksızın Armenikon ilinden buraya (Kemer Boğazı’nın doğu yakası) gelmişti” (Attaleiates, 2008: 189). İdrîsî’nin, Suğla Gölü yanındaki Ankara ile arası bir günlük mesafedir dediği Amasya, Bozkır civarındadır. Burası ile Kemer Boğazı arası yaklaşık 110 mil olup, dörtnala eşen bir atla bu mesafe mola vermeden bir atla alınamaz; at, her molada en az 3-4 saat dinlendirilmek ister; o zaman da 18-20 saatte ancak alınır. Bardas Skleros’un bir tarafı Ermeni’dir; dağ-taş, dere-ırmak, ova-yayla, her yere kendi adını veren atalarımız, bir Bardas adını bugüne kadar muhafaza etmişlerdir (bk. Ek, 1944 basım 200 bin ölçek Alâiye/Alanya paftası). Skilizes, 969 yılından önce “yeni kurulan bir Armeniakon temasını” haber vermektedir (Bolat, s.44).

Tarihçi konuştuğunda söze, metod diyerek başlıyor, ama Anadolu’daki Kıral Yolu ve Roma Askerî Yolu’nu bilmiyor. Hâlbuki metod kelimesi Türkçe yol demektir. Roma yollarını veren el-İdrîsî henüz tercüme edilmedi. Murat Ağarı ve Kitabevi’ne teşekkür ederim; İbn Hordazbih’i tercüme ettiler, ama şehir ve durakları araziye biz yerleştirdik. Tarihî yollar bilinmeden yapılan her iş boşa kürek çekmektir. Remsi (Ramsay) hariç, bizim dışımızda, tarihî metinleri okuyarak, yer adlarını araziye yerleştirmek isteyen bir tarihçimize henüz rastlamadık desek hiç de yalan olmaz. Herkes, hatalı yazımları kaynak alarak, masa başında makale ve kitap yazmaktadır. Skilizes içindeki Bolat’a ait açıklamalar da, başkalarının, tarihî yolları ve tarihî coğrafyayı bilmeden yaptıkları hatalı açıklamalardan ibarettir.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır. Kısa yorumlarınızı, sayfa yenilenme süresi dolmadan “yorum gönder” butonuna tıklayıp kaydetmelisiniz; uzun yorumların, farklı sayfada yazılıp, kopyala-yapıştır şeklinde eklenmesi sayfa yenilenmesi halinde oluşan kayıpları önleyecektir.


sanalbasin.com üyesidir