Siyaset Bilimi profesörü David BeethamDemokrasi ve İnsan Hakları” (Çeviren: Bilal Canatan, Liberte yayınları) adlı çalışmasında bir ülkedeki demokrasinin keyfiyetini ölçmek için kullanılabilecek göstergelerden bahsediyor: Serbest ve dürüst seçimler, açık, sorumlu ve duyarlı hükümet, medeni ve siyasi haklar ve demokratik toplum.

Bu yazıda, “Açık, sorumlu ve duyarlı hükümet ülkemizde ne durumda?” sorusundan yola çıkarak “Sıla vakası”nı ele almaya çalışacağım. Bence, demokrasimiz, “seri-üretim duyarlılıklar” ile malul. 

Bir yönetim şekli olarak demokrasi, öteden beri tartışılmış, bazen tehlikeli bulunmuş, bazen yere göğe sığdırılmamış bir olgu olarak tarihten günümüze, düşe kalka serüvenine devam etmekte. 

Ülkemizde demokrasi geleneğini, “Sandık demokrasisi”nin (Literatüre “Electoral Democracy” olarak geçmiştir) belki biraz daha gelişmiş hali olarak nitelesek çok da haksızlık etmemiş oluruz. Siyasi elitlerin devamlı surette atıf yaptıkları “Milli İrade” aslında demokrasinin sadece şeklî bir unsurudur. 

Farklılıklara saygı, ifade hürriyeti, basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve erkler ayrılığı gibi ilkelerin eksik olduğu bir siyasal sistemi ancak içi boş bir "Milli İrade" söylemiyle kitlelere demokratik düzen olarak sunmak için ülkede pek çok sebep var. 

Lider kültü” mevcudiyeti bu ilkelerin yokluğunun üstünü örtüyor ve ülkede popülizm ile pompalanan siyasi söylemi sorgulamayan kesim de hatırı sayılacak kadar fazla oranda.

Demokrasi, akşamdan sabaha sahip olunacak bir sistem değil elbette; demokrasi, gelişimi uzun yıllar alan, hatta belli bir siyasal kültür gerektiren bir yönetim biçimi. 

Gabriel Almond ve Sidney Verba’nın 1963 yılında yayımladıkları “Civic Culture” adlı çalışmalarında vurguladıkları gibi demokratik kurumların işlevsel hale gelmesi, demokratik siyasal bir kültür olmadan mümkün değil. 

Türkiye’de demokrasi, sadece siyaset-dışı müdahalelerle malul değil elbette. Kurumsal olarak da rüştünü ispat edemeyen demokrasimiz özellikle “Farklılıklara saygı” ve “Tolerans” gibi demokratik kültürün başat unsurlarına da maalesef fersah fersah uzak. Bu değerlerin yokluğu üstüne çok fazla örnek verilebilir. İlk aklıma gelen, 23 Haziran seçim sürecinde “Her şey çok güzel olacak!” mottosunu paylaşan sanatçı ve ünlü isimlerin linç edilmesi ve sanatçı kimliklerinin yok sayılması durumu.

Saygı” ve “Tolerans” kurulan cümleleri afili hale getiriyor ülkemizdeki siyasal söylemde; fakat siyaset sahnesinde bu değerleri, kim ne zaman ve ne kadar samimi bir şekilde tatbik ediyor?

Sorum retorik bir soru elbette. 

Bu değerlerin, Türkiye’de çok zayıf olduğu sosyal medyada paylaşılanlardan, yazılı ve görsel basından da anlaşılıyor. 

En son örnek de geçtiğimiz gün yaşandı. Sanatçı Sıla’nın da içinde olduğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaz konserlerinin programının değişeceği ve Sıla’nın bazı konserlerinin iptal edileceği haberi, özellikle sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri oldu. 

Neden Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Sıla’nın konserlerini revize etmesi gündeme geldi? 

Bilindiği üzere, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından düzenlenen Yenikapı mitingine Sıla katılmadı ve “Kesinlikle darbe karşıtıyım ama böyle bir şovun içinde bulunmayı tercih etmiyorum” şeklinde bir açıklama yaptı. Tam da bu yüzden, Sıla'nın, 15 Temmuz'da vermesi planlanan konserinin Bakanlık tarafından iptal edileceği düşünülüyor ve muhtemelen iptal edilecek. 

Sıla’nın vereceği konsere tepki gösteren bir kesim, sosyal paylaşım sitesi “Twitter”da Sıla’yı “Yerli ve Milli” sanatçı olmamakla suçlarken, Bakanlık açıklamasında da “Milletin hassasiyeti bizim hassasiyetimizdir.” şeklinde bir ifade yer aldı.

Demokrasilerde yöneticilerin halkın hassasiyetlerine ve taleplerine azami şekilde duyarlı olması beklenir ancak böylesi “Seri-üretim duyarlılıklar” da sanırım bize özel.

.

Dr. Begüm Burak, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @begumburak1984 , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir