- haberler son dakika

Evrende akıl almaz bir büyüklük söz konusu. Güneşimiz 1 milyon 300 bin adet dünya ediyor. İçinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinde yaklaşık 200 milyar güneş (yıldız) olduğu belirtiliyor. 

200 milyar güneş sadece bizim galakside. Oysa bu büyüklükte bir galaksiden de en az iki yüz milyar adet daha var. 

Evrendeki yıldız sayısının dünyadaki kum tanelerinden daha fazla olduğunu hesaplayan çalışmalar yapılmış. (BBC NEWS)

Biz sadece kendi galaksimizdeki 200 milyar yıldızı tek tek saymaya kalksak, buna ömrümüz yetmiyor. Çünkü bu sayım işlemi 6.400 yıl sürüyor. 

Sağlamasını 1000’e kadar sayarak yapabilirsiniz; Bu işlem bile 17 dakikanızı alacak. 

Bizim dünyadan ayrılıp, kendi galaksimizi geçmemiz ışık hızı ile 200.000 yıl sürüyor. Bu arada, ışık hızı; “saniyede 300.000 km hız” demek. 

Muazzam mesafeler ve büyüklükler bunlar.

Samanyolu galaksisi içinde dünyamızın kapladığı alan belki bir toz tanesi kadar. 

Evrende bir yıldızın kapladığı alan, dünyadaki bir kum tanesinin kapladığı alan kadar bile etmiyorsa varın siz dünyanın evrende kapladığı alanı düşünün. 

Nerede ise yok hükmünde. 

Tam bu nokta da aklınıza “bu yok hükmündeki bir alanda bir insanın kapladığı yer ne kadar diye can sıkıcı bir soru gelebilir. 

Oysa biz bu sorunun cevabını bulmak, evrenle ilgili büyüklükleri ve dünyayı ne kadar doğru algıladığımız konusuna kafa yormak yerine, dünya hayatını olduğundan farklı zannetmeyi tercih ederiz. 

Sadece biz değil birazdan bahsedeceğimiz hikayedeki karıncaların durumu da bizden farklı değil. 

Onlar da bakın hayatlarını ne zanlarla yaşıyorlar:

Filibeli Ahmet Hilmi’nin “Amak-ı Hayal” - “Hayalin Derinliklerinde” romanında geçiyor hikayemiz. 

Kahramanımız, herkesin mezarlıkta yaşayan bir deli olarak tanıdığı Aynalı Baba isimli Veli ile tanışır. 

Sık sık ziyaretine gider ve onunla sohbet eder. 

Aynalı Baba, ney üflemeye başladığında ise kahramanımız başka alemlere ve zamanlara yolculuk yapmaktadır. 

Efsanevi ve mistik yerlere ve zamanlara ulaşır.

Budha ile de görüşür, Zerdüşt ile de. Kaf dağına da gider, Berzah alemine de. 100 yıl önce yazılan bu eser, fantastik bir üslup ile kurgulanan hayalleri ve evrensel hakikatleri ihtiva eden benzersiz bir roman.  

200 sayfalık bu eserin, dört sayfalık bir bölümünde, kahramanımız bir karınca hayatı yaşamaya başlar. 

Kendisi beden olarak bir karınca bedenine bürünmüştür ve algıları da bir karıncanınkine eşitlenmiş haldedir. 

Fakat olaylara insan gözü ile de bakabilmektedir. 

Kendisini, kalabalık bir bilgin karınca gurubu ile birlikte müthiş ve açıklanamayan doğa olaylarının olduğu, karıncaların “tuhaf arazi” ismini verdikleri bir yerde, bu olayların sebepleri hakkında bilimsel araştırma yaparken bulur. 

Gerçekten de hava gayet aydınlık iken, ortalık birden kararır ve gökten çok sıcak bir sel boşalmaya başlar. 

Birçok bilgin karınca bu selde can verir. 

Kahramanımız da olaya şahit olmuş ve adeta gökten bir sel akıyor olmasına ve üstelik çok sıcak olmasına o da çok şaşırmıştır. 

Birden aklına, olaya insan gözü ile bakabildiği gelir. 

O zaman gördükleri karşısında kendini kahkahalarla gülmekten alamaz. Çünkü “tuhaf arazi” dedikleri yer, iki tarafında mağazalar olan Napoli taşlarıyla döşenmiş geniş bir caddedir.

Karıncaların bu cadde üzerinde araştırma yapmak için karargah kurdukları yer, aynı zamanda bir at arabasının bekleme yeridir.

Sel gibi yağan sıcak yağmurun sebebi ise, bu at arabasına koşulmuş atların yaptığı dışkılamadır.

Sağ kalan bilgin karıncalar, şehirlerine döndüklerinde rapora şunu yazarlar:

Tuhaf Arazide, öyle güçlü bir mıknatıs ve elektrik gücü var ki ara sıra birdenbire şiddetlenerek havayı yoğunlaştırıyor. Küçük bir arıza ile o bulutlardan tufan gibi seller boşanıyor.

Araştırmalar göstermiştir ki insanlar gibi sosyal varlıklar olan karıncaların çoğu vasat bir görme yeteneğine sahiptir, hatta bazı türler tamamen kördür. 

Bir karıncanın etrafına tebeşir ile bir çember çizdiğinizde karınca o çemberden çıkabileceği halde çıkamıyor, çünkü o çizgiyi, aşamayacağı bir engel olarak görüyor. 

Bunu, “2 boyutlu gördükleri” şeklinde yorumlayanlar da var. Bizim de gözle göremediğimiz ya da görüp de yanlış değerlendirdiğimiz ve yapabileceklerimize bir engel olarak kabul ettiğimiz şeyler oldukça fazla. 

Sonuçta biz de sadece 3 boyutlu görebiliyoruz.

Elbette dünyadaki tüm canlılardan bize bahşedilen üstün özelliklerimiz ve aklımız ile ayrılıyoruz. 

Fakat evrenin büyüklüğü içerisinde kapladığımız alanı bilmemize rağmen acizliğimizi idrak edemiyor ve yaptığımız hatalardan, zulümlerden ve böbürlenmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. 

Son yüz yıl bilimin, bilginin ve teknolojinin tavan yaptığı bir yüzyıl. 

Fakat yapılan araştırmalar gösteriyor ki son yüzyılda yapılan katliamlar tarihin hiçbir döneminde, hatta Moğolların zamanında bile bu seviyede olmamış. Oysa bu kadar bilimsel gelişmenin bizi daha medeni ve insancıl yapması gerekirdi diye düşünüyor insan.  

Mevlana Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin” derken, varoluş sebebini hayvanlarla aynı şeyleri yapmaktan, yani “yemek, içmek ve üremek”ten ibaret sanan ve kendisine bahşedilen üstün özellikleri kullanmayıp heba eden insanlara sesleniyor. 

Muhiddin-i Arabi de bu durumu Küçük insan, büyük alemin bir minyatürüdür ve o büyük alemin bütün hakikatlerini bünyesinde toplamaktadır. şeklinde ifade ediyor. 

Gerçekten de son araştırmalar göstermiştir ki, insanın hücrelerine inildikçe sanki evrende ilerliyormuşuz gibi düşündüren görüntülere ulaşılmaktadır.

Bu gerçekleri idrak edebildiğimiz ölçüde hem haddimizi - sınırlarımızı bilebilir, hem üstün özelliklerimizi fark edebiliriz.

Yoksa dünyada her yıl, açlıktan ve savaşlardan ölen, zulüm gören yüzbinlerce çocuk, milyonlarca insan varken, “aya turistik seyahat” yapabilecek olmamızla, evrenin oluşumunu araştırmak için “CERN”de 27 km uzunluğunda bir makine yapmış olmamızla ve “Ölümsüz İnsan 2.0” konusundaki gelişmelerle gurur duymamız, Mevlana’nın “Kendini küçük görme; Sen yürüyen evrensin” sözünü yanlış anlamış olduğumuzu gösterir. 

Çünkü asıl kendisi muhtemelen “yürüyen bir evren” olmayı başarmış olmasına rağmen, “o kadar yazarsın, o kadar okursun, ne bilirsin?” diye sorulduğunda şu muhteşem cevabı veriyor:

- Haddimi bilirim!

.

Hüseyin Burak Uçar, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİN!.. Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır. Kısa yorumlarınızı, sayfa yenilenme süresi dolmadan “yorum gönder” butonuna tıklayıp kaydetmelisiniz; uzun yorumların, farklı sayfada yazılıp, kopyala-yapıştır şeklinde eklenmesi sayfa yenilenmesi halinde oluşan kayıpları önleyecektir.
Avatar
Fatih TUNCA 2021-09-27 09:03:10

Güzel yazınız için teşekkürler Hüseyin Burak bey

Avatar
Cumhur Karasu 2021-09-27 09:10:13

Nefsini bilen kendini bilir,
Kendini bilen haddini bilir,
Haddini bilen Rabbini bilir.

Avatar
Haleti Ruhiye 2021-09-27 09:18:14

Pazartesi günlerini iple çeker olduk. Kaleminize sağlık.

Avatar
Mesut isen 2021-09-27 09:19:31

Yine güzel bir yazı olmuş müdürüm.Aslinda insanın kendi içinde hep sorguladığı konular bunlar.Onemli olan hiç lik makamını anlayabilmek.rabbim bu hali anlayıp ona göre yaşamayı nasıp etsin

Avatar
Garcia 2021-09-27 09:29:53

Müdürüm, tebrikler. Çok güzel bir yazı.

Avatar
Selman olmuştur 2021-09-27 11:00:05

Üstad harika bir yazı olmuş kaleminize sağlık

Avatar
Selda erkan 2021-09-27 13:00:48

Çok teşekkür ediyorum yine hayatın koşuşturmasına dalmisken bizi yine aydınlattiniz teşekkürler

Avatar
Mümin Solak 2021-09-27 13:36:59

Gene çok güzel ve okuyucuyu düşünmeye davet eden oldukça fayda sağlayanbir yazı olmuş. Emeğinize sağlık.


sanalbasin.com üyesidir