Geçtiğimiz gün, “Dünya Psikologlar Günü”nü idrak ettik. Ruh sağlığı profesyonellerine günümüzde önceden hiç olmadığı kadar fazla ihtiyacımız var.

Artan siyasal kutuplaşmalar toplumsal huzuru bozarken, ekonomik sıkıntılar da hemen hemen toplumun her kesimini olumsuz etkilemekte. Ülkemizin siyasal ve ekonomik koşullarına ek olarak küresel anlamda da ruh sağlığımızı olumsuz etkileyecek birçok gelişme yaşanıyor.

Globalleşme ile dünya küçülüyor, adeta “Küresel bir köy” halini alan dünyada yerel ile evrensel harmanlanıyor. Tüketim kültürü ve kapitalizmin vahşi doğası, yereli bastırmakta ve “Aile” gibi geleneksel yapıları zayıflatmakta.

Zayıflayan aile yapısı sonucu, yalnızlaşan atomize bireyler ise eskisine nazaran psikolojik olarak daha kırılgan hale geliyor.

Bu yazıyı yazmaktaki asıl amacım, Dünya Psikologlar Günü vesilesiyle günümüzde yaşanan birtakım psikolojik ve psiko-sosyal problemlere, teknoloji bağlamında dikkat çekmek.

Teknolojinin bilinçsiz kullanımı sonucu, birçok ruhsal sorun ortaya çıkmakta. Yanlış internet kullanımı ve sosyal ağlarda gereğinden fazla vakit harcanması çocuklarda ve hatta yetişkinlerde “Dikkat Eksikliği” ve “Hiperaktivite Bozukluğu” (DEHB) diye bilinen bilişsel ve davranışsal bir soruna sebep olabiliyor.

Bilindiği üzere, ülkemizde çok önemli bir oranda sosyal medya kullanıcısı var. Instagram, Twitter, Facebook, Linkedin gibi sosyal ağlar, aslında doğru kullanılırsa bilgi sunma ve iletişim açısından değerli mecralar. “Linkedin” sitesinde, profesyonel olarak iş olanaklarına ulaşabilirsiniz ancak şunu belirtmeliyim ki orada bile “Günaydın” “Hayırlı Cumalar” mesajları sitenin kullanım maksadını aşıyor.

Facebook” gibi ağlarda, ciddi güvenlik sorunları olduğunu (kişisel verilerin korunması bağlamında) geçtiğimiz aylarda yabancı basından da duymuştuk. Tüm bu sosyal ağlara ve cep telefonlarına artık günümüz bireyi o kadar alışkın ki aynı evin içinde konuşmak yerine birbirine “SMS” veya “Whatsapp” mesajı atan aile fertleri bile var.

Yazılı iletişim ile yüz yüze iletişim arasındaki farkı düşününce, siber platformların psikolojimize etkileri konusunda fikir sahibi olmak mümkün. Bununla ilgili olarak modern psikolojiye ve psikiyatriye yeni kavramlar da girmiş bulunmakta: 

Selfitis” özçekim alışkanlığını takıntı haline getirenler için kullanılıyor, veya “Nomofobi” kavramı, akıllı telefon ile sağlanan iletişimden kopmaktan aşırı derecede korkmak anlamında kullanılıyor. 

Bir kavramdan daha bahsetmek mümkün: O da “Fomo” (Fear of Missing Out) kavramı, gündemi kaçırma korkusu. 

Fomo'nun sosyal medya kullanmadaki artış ile yaygınlaştığı ve kaygı bozukluğuna (anksiyete) yol açtığı biliniyor.

Selfitis ve Nomofobi psikoterapi ile iyileşebilecek durumlar; fakat yazını başında da belirttiğim gibi “Dikkat Eksikliği” ve “Hiperaktivite Bozukluğu” (DEHB) gibi patolojik durumlarda farmakolojik destek (ilaç tedavisi) de gerekiyor çoğu zaman.

Çocuklarda akademik başarıyı olumsuz etkileyen, bilişsel ve davranışsal sapmalara yol açan DEHB, yetişkinlerde de yoğunlaşma zorluğu, odaklanamama gibi sorunlara yol açıyor. Bunlara ek olarak, günümüzde internet bağımlılığı ile dürtüsellik ve hiperaktivite arasında pozitif bir korelasyon olduğu herkesin bildiği bir gerçek.

Maalesef artık günümüzde, kitap okumak yerine arama motorlarında bulduğumuz/rastladığımız “Bilgiler” ile “Aydın” oluyoruz! 

Birçok uzman görüşüne göre, gereksiz internet kullanımı, bireyleri daha dürtüsel (impulsif) bir hale getirirken, doğal olarak empati sürecinin de sekteye uğramasına sebep oluyor. Gidilen restoranlarda tüketilen yemeklerin resimlerinin herkese açık sosyal mecralarda paylaşılması, yok olmaya yüz tutmuş empati anlayışının bir göstergesi.

Öte yandan, yapılan bir araştırmaya göre, sosyal medyada alınan beğeni sayısının, tıpkı bitter çikolata yediğimizde salınan ve mutlu hissetmemizi sağlayan serotonin hormonu gibi bir etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmış. Bunu belki olumlu bir durum olarak görebiliriz fakat kar-zarar analizi yapıldığında olumsuz tarafının daha ağır bastığını söyleyebiliriz. 

Yazıyı noktalarken, ülkemizde siyasal ve ekonomik faktörlerin dışında teknolojinin yanlış kullanımının da psikologların çalışma sahasını genişlettiğini söyleyebilirim, elbette onlar kadar fazla olmasa da…

.

Dr. Begüm Burak, dikGAZETE.com

Twitter'da bizi takip edin: @begumburak1984 , @dikgazete

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

sanalbasin.com üyesidir