PEÇENEKLER: YENİ BİR YORUM I

(Göller Bölgesi’ndeki Ortadoks Türkler)

:

Özet

Bundan yüz sene önce Isparta ve Karaman civarından Yunanistan’a gönderilen Hıristiyanlar, kendi dillerini unuttukları sanılan Rumlar değil, kendi dillerini unutmayan Türkler idi.

Mert Kaya, kendi dillerini unutmayan bu Türkler’in, “kendi dillerini unutan Rumlar” olduğunu söyleyerek bir gerçeği saptırmak ister.

Bu Türkler (Peçenek, Kuman, Oğuz / Uz, Sarmat), çok güçlü bir devlet olan Doğu Roma (Bizans) tarafından çeşitli yollarla Hıristiyan edildikten sonra Müslüman Türkler’le savaştırılmak üzere muhtelif zamanlarda aileleriyle birlikte hududa yerleştirildi.

Battâl Gâzî’ye misilleme olarak kurulan bu teşkilata “akıncı köylüler” manasına “Akritler” denildi.

Hudut, Eskişehir, Bolvadin, Hoyran ve Eğirdir Gölleri, iki göl arasındaki (bugün göl altında kalan) Menderes Nehri, Eğirdir, İbradı ve Karaman şeklindedir.

Rumca bilmeyen bu Hıristiyan Türkler’in, Müslüman olmaları için hiçbir gayret sarf etmediğimiz gibi, sanki daha çok vergi alabilmek için Hıristiyan kalmalarını istedik; en sonunda da Lozan’da Venizelos’un isteği, İngiltere’nin baskısıyla Yunanistan’a gönderdik, karşılığında da Müslüman Türkler’i aldık. 

Böylece Yunanistan’daki nüfus dengesini aleyhimize bozduğumuz yetmiyormuş gibi, bu Türkler’in Türk olduklarına dair pek bir yazı yazmadık, bilâkis utanmadan, sıkılmadan “Rum” olduklarına dair makaleler yazdık ve Rumlaşmalarına göz yumduk. 

Yunanistan’ın yeni nesiller üzerinde sistemli çalışmasıyla bu Türkler, zamanla Türkçe’yi unuttu; şimdi de bu Türkler’e baskıyla Türkçe öğretmekle suçlanıyoruz.

Giriş

Yaklaşık 500 yıl önce, Göller Bölgesi’nde bir yeryüzü değişikliği olmuş; Trogitis (Beyşehir) ve Koralis (Kıreli) gölleri birleşmiş bugünkü Beyşehir Gölü ortaya çıkmış; Aulokran (Hoyran) ve Pazgusi (Eğirdir) gölleri birleşmiş bugünkü Eğirdir Gölü ortaya çıkmıştır. 

Hoyran Gölü ile Eğirdir Gölü arasında, suları Hoyran’dan Eğirdir’e doğru akan suyu bol, derin, fakat “seyri kısa” veya “ağzı kaynağına yakın” 15-16 bm (bin metre) uzunluğunda bir nehir vardır; bu nehir, bugün için göl suları altında kalmıştır ve yoktur.

Ama doğru, ama hatalı bu nehrin, tarih içinde Menderes, Halis, Sangarios, el-Battâl, Asya Irmağı, Derin Irmak (Bathys Rhyax), Avrupa Irmağı (Euros), Kaystros, Tearos, Skamandros, İstanbul Hududu’ndaki Irmak vs gibi birçok adı olmuş. Hakeza Eğirdir Gölü’nün Oğuz (Uz) Gölü, Deniz, Rum Denizi, Mağrip Diyarı Denizi, Pazgusi, Skleros’a ait göl; Hoyran Gölü’nün ise Rhotren, Aurokran, 40 Martirs, Basilyon, Apollania, İznik vs gibi birçok adları olmuş. 

Burada mühim bir husus şudur; Aziz Theophanes ve onun gibi Hoyran Gölü civarında yaşamış kaynakların verdiği bilgiler umumiyetle çok sağlamdır.

İşte bu husus bilinmediği için tarihî metinler mevcut yeryüzüne ve Menderes’e göre yorumlanmış, ortaya hatalı bir tarih yorumu çıkmıştır. 

Göller Bölgesi’nde yaşayan Peçenek, Kuman ve Uzlar, Balkanlar’a, Eğirdir Gölü civarında vukû bulan olaylar da başka yerlere götürülmüştür. 

Eröz 1983: 3; Güler 2000: 21; Eckmann 1988: 89 ve Anzerlioğlu 2003: 136’dan alıntı yapan Kahya, Anzerlioğlu’nu eleştirirken, “Ortodoks Hıristiyanların âdet, gelenek ve görenekleri Türk’tür. Karamanlılar aslında 11. yüzyılda Bizans ordusunda paralı asker olarak çalışan bazı Türk boylarının torunlarıdır. Bu Türk boyları dillerini kaybetmediler ancak zamanla Hıristiyanlaştılar” der ki, bunlar, zamanla Hıristiyan olmadı; Balkanlar’da Hıristiyan yapıldıktan sonra Akritler (Hıristiyan Akıncı Köylüler/Sipahiler) olarak Uc’a (Eğirdir Gölü ve Karaman civarına) yerleştirildi. 

Hıristiyan Türkler, Anadolu’da, Doğu Roma tarafından bir defaya has yerleştirilmedi; Hun (Uz/ Oğuz), Bulgar, Avar, Peçenek, Kuman, Sarmat Türkleri, önce Hıristiyan edildi, daha sonra da çeşitli zamanlarda Kıral Yolu, Roma Askerî Yolu ve Hudut boyunca yerleştirildi. [bk. Yinanç, (2013): Türkiye Tarihi, Selçuklular Devri, c.1, s.19]. Bunlara bazı paralı asker Müslüman Oğuzları da dâhil edebiliriz.

Hamid veya Hamideli’ndeki Ortodokslar

İlimizin adı Hamid, merkez ilçenin adı Isparta iken, 1892’de Abdülhamid sebebiyle olsa gerek Hamidabad oldu. 

İki isimli yerlerin tek isimle anılması bahanesiyle de 1926’da vekiller heyetince merkez ilçenin Hamidabad adı Isparta; 650 yıldır Hamid veya Hamideli olan ilimizin adı ise Isparta yapıldı.

Böylece Hüseyin Avni Paşa dolayısıyla Abdülhamid tarafından cezalandırılan ilimiz, bu defa da Hamidabad adından dolayı Cumhuriyet hükümetince cezalandırılmış oldu.

Isparta’daki Hıristiyanlar, Mutasarrıf Hâfız Rıdvan Paşa’ya (Mayıs 1869-1874) devlet memuru olamadıkları için şikâyet ettiler. 

Rıdvan Paşa, bunun sebebinin Hıristiyan olduklarından değil, devletin resmi dili olan Türkçe ile okuyup yazmayı bilmediklerinden ileri geldiğini söyledi. 

Bunun için onların da mekteplerinde “lisan-ı resmî-i Osmanî”yi okutturmaya ve Müslüman muallim tayin ve istihdam ettirmeye kendilerini mecbur kıldı. 

Rum ve Ermeni mekteplerinde muallimât-ı iptidâiye-i diniyyeden başka muallimât-ı nâfia-i siyasiyenin Türkçe lisan ile tedris ve Türkçe tekellüm ettirilmesini taht-ı mecburiyet ve mükellefiyet’e soktu. Buna gelinceye kadar, Türkçe okur-yazar yok idi (Böcüzade, 2012: 541).

“Bir Fransız kaynağına göre 1914 yılında Isparta’da 46 bin 698 Müslüman, 6 bin 648 Grek, 1.119 Ermeni, Uluborlu’da 19 bin 387 Müslüman, 1.278 Grek, 5 Ermeni, Eğirdir’de 27 bin 020 Müslüman, 2982 Grek, (Şarkî) Karaağaç’ta 25 bin 748 Müslüman, 10 Grek, Yalavaç’da 29 bin 919 Müslüman, 9 Grek, 10 Ermeni nüfus vardır”. 

İzmir Anglikan Papazı Arundel, 1833’deki Uluborlu ziyaretinde, “İç kalenin girişinde, ahalinin geri kalanından tamamen ayrılmış, yaklaşık üç yüz kişilik küçük bir Rum kolonisi ilgimizi çekti. Sadece kendi aralarında birbiriyle evleniyorlar ve dışarıdan başka Hıristiyanlarla hiç bağlantıları yoktu. 

Pisidiya başpiskoposu yargısına tâbi idiler. Davranış ve görünüşlerinde öylesine ilkel bir şey vardı. 

Bu Rum Hıristiyanlar, kendi dillerini hiç bilmiyorlardı. Onlara Türkçe birkaç İncil ve mümkün olursa, bir okul kurma maksadıyla bir miktar ilkokul kitabı göndermeyi teklif ettiğimde çok minnettar oldular” (Arundel, 2013: 33) der. 

Gertrude Bell, Gökçeli için “iki çiftlikli küçük bir köy. Ahalisi Rumlardan ve Müslümanlardan oluşuyor. Bir Rum hoş geldin demek için geldi ve süt ikram etti. Karısı çok güzel bir kadındı ve biraz Fransızca konuşabiliyordu. Benim Türkçem de hayli akıcıydı. 2 Mayıs 1907” (Akça, 2011: 108) der.

Zeki Arıkan, “Hıristiyan nüfusun gerilemesi, yerli halkın zamanla İslâmlığı kabul etmesiyle açıklanabilir” (Sokolski, Vryonis, Decline) denilir. 

“Ne var ki İslâmlaşma, şehir ve kasabalarda Hıristiyan nüfusu sıfıra indirecek bir aşamaya ulaşmamıştır. Hıristiyan toplulukların Isparta, Burdur, Uluborlu, Barla ve Eğirdir’de Lozan antlaşmasına kadar (Demirdal) varlıklarını korumaları bu görüşü doğrular” (Arıkan, 1988: 63) der. 

Hâlbuki Demirdal, “Uluborlu” adlı eseri s. 110-111’de; “Kale içinde kalan sekene, aslen Rum değil, Hıristiyan kalmış Türklerdir. (…) Bilhassa bizim Rum dediğimiz kimseler, Türkçe’den başka dil bilmedikleri gibi bütün âdet ve gelenekleri de aynıydı. Buraları tetkike gelen Arundel, Şarl Teksiyer, Remsi ve Kalder gibi mütehassıslar, Rumların veledi-arslan, veledi-yakup gibi isimlerini görerek; ‘buradaki isimler şayan-ı dikkattir’ kaydiyle şüphelerini izhar etmişlerdir. (…) 

Kilise ve okul, Rum cemaati tarafından idare edilir ve yaşatılırdı. İlk zamanlarda dersler tamamen Türkçe idiyse de 1310 (1894)’den sonra Rumca da okutulmaya başlanmıştı. (…) 

Rumların Türk aslından olmalarına rağmen cehaletimiz yüzünden onları zorla Rumlaştırdığımız anlaşılmaktadır” der ki, Arıkan’ın anlatımına tamamen terstir.

“Özellikle Isparta’da, Hıristiyanlık güçlü olarak tutunmuştur (P. Lucas). Daha önce de belirtildiği gibi Hıristiyanlar şehir ve kasabalarda Müslümanlardan ayrı bir mahallede yaşıyorlardı. Bu, onların Müslüman topluluğundan soyutlanmış oldukları anlamına gelmez. 

İki topluluk arasında sürekli ekonomik ve kültürel ilişkiler olmuştur. 

Bu ilişkilerin bir sonucu olarak Hamit Sancağı’ndaki Hıristiyanların çoğu Türk adları taşıyordu. 

Söz gelimi TT 994’e göre Barla’da Hıristiyanlar Yorgi, Vasi, Hıristos, Nikola, Aleksi vb. adlar yanında İvaz, Nasrettin, Arslan, Türk Eri, Selim gibi adlar da taşıyorlardı. 

1522 tarihli defterde Isparta’da Hıristiyanlar arasında Bali, Kara, Bazarlu vb. adlar taşıyanlar bulunmaktadır. Isparta şer’iye sicilleri bu konuda sayısız örneklerle doludur (F. Aksu). 

XIX. Yüzyılda Burdur, Uluborlu, Isparta ve Eğirdir’i gezen batılı gezginler, buralarda yaşayan Hıristiyanların kendi dillerini unuttuklarını ve hepsinin Türkçe konuştuklarını görmüşlerdir (Arundel, Teksiyer). 

Evliya, XVII. Yüzyılda Antalya ve Alanya’daki Rumlar’ın yalnız Türkçe konuştuklarına tanık olmuştu (Evliya Çelebi). Üstelik Rumlar yazılarında Grek harfleri kullanıyor fakat Türkçe yazıyorlardı (Vryonis, Decline)” (Arıkan, 1988: 63-64). 

Görüldüğü gibi bu yorum, hem Yonca Anzerlioğlu, hem de Said Demirdal’a terstir. Ortadoksların Türkçe adlar taşımaları Türklerle olan ilişkilerinden dolayı değil, ta baştan beri Türkçe adlar taşıyorlardı. Maalesef Türk idaresi, bu Türklere yardım etmek şöyle dursun, tamamen Avrupalı Hıristiyanların insafına terk etmişti.

Karye-i Findos: Mahalle-i Zimmiyân: İvaz v. Esel, Alamdil v. Bayram, Sinan v. Sinayes (?), Yenice v. Bostan, Evran, İlbeği, Tursi v. Turbeği, Karagöz v. Destus, Emirbeğ v. Turmuş, Emir-i diğer Bey ve Bahşiş, Yadigar, Erbari (?), Arslan v. Nikol, Bostan v. Teke, Bayram, Bâlî v. Mihadi, Gülyan v. İvaz (Karaca, 2014: 165-166). Zimmiyan der Nis mi başend vakf-ı Hankâh-ı mezkur: İvekil, Meyuil (?), Bahadır, Bazarlu, Hodi, Tane (?), Beğvirmiş, Tere (?), Bâlî, Keli (?), Girhan, Sevadbos (?), Köstendil, Hodi, İnbeği v. Karagöz Müslüman (Karaca, 2014: 180). Mahalle-i Zimmiyân der karye-i Ağros: İnebeği, Karagöz, Yahşi, Nikole, Kara, Karaca, Virmeği, İvaz, Azri, Çirkin, Bayram, Vasil, Felahabus, İsmedin, Atbavri, Mihail, Ağandos, Hâce, İnebeğ, Küçük, Körükcü, Karaman, Karyağdı, Hisarbeği, Küçeb, Zagarya, Bayram, Hızırşah, Bahşayiş, Emir, İvaz, Polad, Dimitri v. Ispartai, Bahadır v. Ezkosa, Papas Yorgi, Kaplan, Yayla, Çardak, Çardak, Arslan, Sivasiyos, Bâlî Cellad v.Vasil, Tursi v. Küçük, Hace v. Tahir, Budak, İlan, Yorgi, Çarlan, Hasgülü, Çarlan, Orki, Turhan, Turmuş v. Nikole, Karmas, Dinari v. Yadigar, Rüstem v. Elkis, Karaman v. Süvari, Bazarlu v. İsmedin, Kelderus v. Eminbeği, Yadigar v. İsmedin, Bazarlu v. Oğulbeği, Yorgi, Hâce, Yusufca v. Elyüz, Bali v. Murad, Rüstem v. Papas, Yahşi v. Çarlan, Turmuş, Kara v. İnebeği, İvaz v. Çasar, Menazar v. Arslan, Kenek (?), İvaz v. Çardak, Hâce v. Aksak Karaman (Karaca, 2014: 96-97).

Bir misal olmak üzere ta 1501 yılında Eğirdir’e tâbi Ağros (Atabey), Findos ve Nis adasındaki isimleri yukarıda verdik. Aynı şekilde Isparta Merkez, Eğirdir, Barla ve Uluborlu’da da Hıristiyan Türkler var. 

Barla’daki toplam 2 bin 963 nüfusun 763’ü Hıristiyan idi” (Böcüzade, 2012: 105). 

Barla’da dörtte birinden fazla olan ve Türkçe’den başka dil bilmeyen Hıristiyanlar, Kuman, Peçenek ve Oğuz Türkü’dür.

Arıkan ve bu batılı kaynaklar, Göller Bölgesi’nde vukû bulan yeryüzü değişimini ve Bizans tarafından Hıristiyan yapılarak hududa (Eğirdir Gölü civarı) yerleştirilen Peçenek, Kuman ve Oğuz nüfusunu bilmiyorlar.

Katabatara ve Düden

Texier, “Eğirdir Gölü’nde yer altına giden sulara, Türkler’in “düden”, Rumların “katabatara” dediğini söyler” (Dağlıoğlu, 1941-42: 1291). 

Katabatarayere batan” anlamında Türkçe ve Rum denilen insanlar Türk idi. (…) Arundel ise “adalar eski Yunanca isimleri muhafaza etmişlerdir. Büyüğün adı Nisoi’dir, ahalisi Türk ve Rum, Rumlar’ın bir kısmı yerli, Türkçe konuşurlar, bir kısmı da Kıbrıslı’dır” der (s.1292). 

“Nis adasında 95 hanede 397’si Müslim ve 87 hanede 460’ı gayrimüslim olmak üzere 857 nüfus vardır. (…) İslâmlar kayıkçı, Hıristiyanlar dülger ve duvarcıdır. (…) Hıristiyanlar’dan, adaya sonradan gelip de tekrar yerleşenler azalmış ve bu sebeple İslâm ahali çoğalmıştır. Bir harik (yangın) sebebiyle yalnız Isparta’ya kırk-elli hane daha tavattun eylemişlerdir” (yıl 1900) (Böcüzade, 2012: 93, 97).

Bir zaman gül yetiştirilen küçük adanın adı Gülistan (Rodos) adasıdır. 

Bu adanın diğer bir adı, Can Ada olup, bu isim, adaya, 1142 yılında bir karargâh kuran imparator Jan’ın (John, Yuannis) adından gelir. 

Böcüzade’nin dediği gibi Hıristiyanlar dülger ve duvarcı ustası olup inşaat yaparlar. Göller Bölgesi’nde bulunan bütün şehir ve köylerdeki inşaatları, “ellik gavuru” denilen Hıristiyanlar yapmış. Barla halkının dediğine göre bunlar, aylarca evlerini terk eder, başka yerlerde ustalık yaparlarmış. 

Türkler ilk geldiklerinde bazı Rumca adları Türkçe’ye tercüme ederek, Kelidonia çayının adını Kırlangıç, Ayazmana’nın adını Yum-geldi pınarı, Kaikos adını Yalavaç yapmışlardı, ama Fatih’ten itibaren, Kırlangıç çayı Papa çayı, Yumgeldi Pınarı tekrar Ayazmana oldu. Peçenekçe “Bisse” olan köyün adını Başköy yaptık ve Uluborlu’nun Becene/Bitzina adı ile Becene çayı (şehir çayı) adını unutup gittik. 

Bütün Batılı kaynaklardaki art niyet, hemen görülüyor. Türkler’i sadece Müslüman olarak yazarken, Hıristiyanları güya ırklarına göreGrek” ve “Rum” olarak yazarlar. Hâlbuki Rum ve Grek dediklerinin hepsi, Bizans İmparatorluğu zamanında Ortodoks Hıristiyan edilmiş Peçenek, Kuman, Oğuz vs Türkleri’dir. 

Görüldüğü gibi Gertrude Bell de, Rumca bilmeyen Gökçeli halkına “Rum” der, Papaz Arundel de, Uluborlu’daki Hıristiyan Türkler için “Rum Hıristiyanlar, kendi dillerini hiç bilmiyorlardı” der. 

Batılılar maalesef, tarihi çarpıtma konusunda pek talimli ve mahirdirler ve her şeyi arzu ettikleri gibi yazarlar.

Tüccar Codanoğlu, kâhya oğullarından Yani ve İstati ve Şerefdanoğlu Ligor ve Şerafim adlarındaki Ortadokslar hakkında şu alıntıyı yapmadan geçemeyeceğim (Yıl 1860’lar-Isparta Merkez):

“Misafirlere çubuk ve kahve ikram ederken üzerimde Frenk sevaisinden yapılmış bir entari olduğunu gören yaşlı Codanoğlu dedeme hitaben: Hacıağa, siz Frenk meta’ı sevmez ve eve koymaz idiniz. 

Nasıl oldu da bu çocuğa, bu Frenk sevaisinden entari yaptırdınız dedi. Misafirler: Bu tokadın acısını Osmanlı duyacaktır. Ama kırk yıl sonra… 

Bizim zamanımızda o günler görülmezse de şu çocuklar o günlere yetiştiklerinde, o vakitlerde yerli mamulât ve mensucatı göremeyecek ve bulamayacaklar. Olanca paralarını ecnebi mallarına verip, sonunda müflis ve çıplak kalacaklar… 

Şimdiden aklımızı başımıza alsak da, eldeki paralar tükenmeden fabrikalara, makinelere versek, Avrupa’ya adamlar göndersek, yeni sanayi öğrensek iyi olur. 

Ne çare ki buna ne halkımız, ne de hükümetimiz önem vermiyor. Aksine ecnebi mallarının sürümüne yardım ve gayret ediyor demişlerdi” (Böcüzade, 2012: 179,180).

Ülkemin varlıklarının satıldığını gördükçe, Codanoğlu gibi Ortadoksları geri istiyorum. 

Dindar geçinen, beynelmilel sermayenin sözcüleri gitsin, Codanoğlu geri gelsin. 

Yoksa milliyetçi duygularımızı okşadığı için ilk bakışta hoşumuza giden ‘Nüfus Mübadelesi’ bizi, ticaret ve sanayiden anlayan Hıristiyan vatandaşlarımızdan mahrum bırakmak ve bizi kendilerine muhtaç bırakarak kalkınmamızı sekteye uğratmak için bir İngiliz hilesi veya sırf bu günkü olanları gerçekleştirmek için tezgâhlanan bir oyun muydu?

Ortadokslar, Rumca bilmez, hep Türkçe konuşur ve Yunan harfleriyle yazarlarmış. 

Toprağı bol olasıca Codanoğlu başını mezardan çıkar da, şu başımıza gelenlere bir bak!

Doğu Roma’nın, Türkler’i Hıristiyanlaştırıp Uc’a Yerleştirmesi

Osman Turan, “Konya-İznik arasında dostluk devam etmekle beraber, iki devlet arasında savaş olmaksızın, göçebe Türkmenler, Lâdik (Eğirdir) ve Menderes havzasında ilerliyorlardı.

Resmî muharebe olmamakla beraber, Bizanslılar, bu Türk hareketine karşı yine, o devirde Balkanlarda kalabalık ve iyi asker olarak hâdiselerde rol oynayan Kuman (Kıpçak) Türklerini kullanıyordu. 

Filhakika imparator Vatas (1222-1254), Balkanlar’dan on bin hane civarında nakil ettiği bu göçebe unsuru, kadın, çocuk ve hayvanları ile Firikya havalisi ve Menderes havzasında Müslüman Türklere karşı yerleştirdi. 

Fakat göçebe Şamanî ve sathî Hıristiyan olan Kumanlar dilleri, kültürleri ve hayat tarzları ile Türkmenlerin aynı olduğundan bunlar, Bizans’ı müdafaa edecek yerde, soydaşlarıyla tedricen birleşiyor; onlar da Türk nüfusun ilerlemesine ve garbî Anadolu’nun Türkleşmesine yardım ediyorlardı” (Turan, 1998: 352) der.

Merhum Osman Turan’ın Vittek’ten yaptığı, “Kantakuzen, Kumanları (İskitleri) Şark’a nakletmekle, orada onların nesillerinden faydalı bir millet yarattığını ve Türklerin zaptedilmez hamlelerini yatıştırdığını söyleyerek Jan Vatas’ı metheder” (Turan, 1998: 352, açık: 44) şeklindeki nakil, Doğu Roma’nın, Türkler’i nasıl Hıristiyanlaştırdığına dair güzel bir misaldir.

İbni Sa’îd (1213-1286) diyor ki: “Türkmenler, Selçuklu devrinde Rum diyarını fetheden Türk soyundan çokluk bir kavimdir. Bunlar, Haraita’dan deniz kıyısında yaşayanları yağma ederek onların çocuklarını alıp götürmeyi ve Müslümanlar arasında satmayı âdet edinmişlerdi. Onlarda başka yere gönderilen kilimler yapılır, bunların sahilinde Cun vardır, buna Cun makri (John makarrı) denir. Burası seyyahlarca meşhurdur” (Vittek, 1999: 2).

1142’de imparator Jan Komnen’in karargâhı Eğirdir Can Ada’dadır.

“Can Ada’ya beyne’l-halk ‘gülistan’ der. 1823’de Yılanlıoğlu Şeyh Ali Ağa burada ziyafet verir. Hamam ve sair müştemilatı vardır. Muhassıllık zamanlarına kadar mamur ve muntazam köşklü bahçeli bir ferahfezâ olduğu halde 50-60 senedir harap kaldığı söylenir” (Böcüzade, 2012: 94).

YENİ KEŞİF: YENİ YORUM

Göller Bölgesi’ndeki Ortadoks Türkler

Doğu Roma Türkleri (Peçenekleri), sadece 13. Asır başlarında değil (onları Hıristiyanlaştırdıktan sonra), 11. Asır ortalarında da Türkler’le savaşmak üzere Uc’a gönderdi. 

Hatta 7. Asırda da Hunları (Oğuzları) sevk etti. 

Hunlar (Sklovanlar), Serasenler’in safına geçerek, Eğirdir Gölü çevresine yerleştirildiği için gölün adı, Uz (Oğuz) Gölü oldu (Anna, 1996: 225).

Merhum Yinanç’ın dediği gibi Doğu Roma, 6. Asırdan beri Avar, Bulgar, Hun, Peçenek, Kuman ve Sarmat Türkü’Müslüman Araplarla ve Müslüman Türklerle savaşmak üzere Anadolu’da yerleştirdi. 

Biz şimdi bunlardan Eğirdir ve Hoyran gölleri çevresine, yani Hamid veya Hamideli’ne yerleşen Ortadoks Türkler’den bahsedeceğiz. 

Akdes Nimet Kurat, Muallâ Uydu Yücel ve daha birçok Peçenek ve Kuman tarihi uzmanı ve Anna Komnena dâhil, birçok Grekçe eseri Türkçe’ye tercüme eden Bilge Umar, Göller Bölgesi’nde vukû bulmuş birçok olayı Trakya ve Balkanlar’a götürürler. 

Bunun sebebi, 500 sene önce Göller Bölgesi’nde meydana gelmiş olan yeryüzü değişimini bilmemiş veya bilememiş olmalarıdır.

Bazı tarihçiler ve tarihe ilgili arkadaşlar, yıllanmış yanlış Peçenek bilgilerinin tesiriyle bütün Peçenekler’i, Eğirdir Gölü civarına getirdiğimi sanırlar ki, iş, hiç de öyle değil. 

Bir fıkrada olduğu gibi Balkanlar’daki Peçenekler, sessiz kaldıkları için pek kaydedilmemiş;

Temel, bir kama bir tabanca resmi olan mezar taşı için “vurdu, vuruldu”; iki kama bir tabanca resmi olan için “vurdu, vurdu, vuruldu”; hiç resim olmayan mezar taşı için ise “o adam değildi” der. 

Balkanlar’daki Peçenekler biraz da buna benzer.

Peçenekler hakkında en çok bilgi verenlerden birisi Kedrenus veya Cedrenus’tur. (bk. Kurat, 2016-Ankara). 

Cedrenus’un Teofanes’le birlikte Göller Bölgesi ve civarı hakkında çok sağlam bilgiler vermesi onun aynı Teofanes gibi Kemer Boğazı civarında yaşadığındandır. 

Burada yaşayan birinin Tuna ve Kırım civarında vukû bulmuş olayları bilmesi ve çok doğru yazması beklenemez. 

Kedrenus belki, Kidros (el-İdrîsî), Kedrea veya Cedrea (Remsi), Sidera (Umar) yazılan Şuhut-Arızlı doğumlu idi. (bk. Haritalar)

Tarihçilerin gözden kaçırdığı bir husus da “iki göl arasındaki Menderes bölgesinin, keşiş alaylarının yerleşmesi için ikinci bir Filistin olduğu”ydu (Vittek, 1999: 25). 

Pavlos’un kurduğu ilk yedi kilise, Gelendost-Efes, Eğirdir (Laodikya), Barla (Sart), Apameya (İzmir), Kemer Boğazı (Thyateira), Gaziri Adası (Bergama) ve Yalvaç (Alaşehir) idi. 

Bu husus maalesef yerli yabancı hiç kimse tarafından bilinmiyordu. 

İşte güçlüklerden biri de bu idi. 

Yazı uzadığı için, devamını sonraki sayıda yazalım inşallah.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

-

Kaynak ve Tetkik Eserler

Akça, Ümit  (2011): “Gertrude Bell’in Günlük. Hamideli”, 16-18 Ey. 2011, Hamideli Seyahati; s. 103-13, Topraklı-Turan, Semih Of.-Ankara. 

Anna Komnena (1996): Alexiad, Malazgirt’in Sonrası, Çev. Bilge Umar, İnkılâp Kitabevi-İstanbul

Anzerlioğlu, Yonca (2003): “Karamanlı Ortodoks Türkler”, Phoenix Yayınları, Ankara

Arıkan, Zeki (1988): 15 ve 16. Yüzyıllarda Hamit Sancağı, Ege Üniversitesi, Fen Ed. Fak.-İzmir

Arundel, F. V. J. (Eylül 2013): Anadolu’da Keşifler, Çev. Atabay Topbaş, Sistem Ofset-Ankara

Böcüzâde, Süleyman Sami (2012): Isparta Tarihi, Yay. Haz. Hasan Babacan, Isparta Valiliği-Isparta

Dağlıoğlu, Hikmet Turan (1941-1942): “Eğirdir Gölü”, Isparta Ün Dergisi, Cilt 8, Sayı 91-96, s. 1291

Demirdal, Said (1968): Bütünüyle Uluborlu ‘Monografi’ -İstanbul

Ebû’l-Hasen en-Nedevî (1992): İslâm Önderleri Tarihi 1, Çev. Yusuf Karaca, Kayıhan Yayınları-İstanbul

Eröz, Mehmet (1983): Hıristiyanlaşan Türkler, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara.

Honiyates (Khoniates), Niketas (1995): Historia, Çeviren: Işıltan, Fikret, Türk Tarih Kurumu (TTK)-Ankara

Kahya, Hayrullah (2008): Yonca Anzerlioğlu, “Karamanlı Ortadoks Türkler” Kitap eleştirisi, Uluslararası Sos. Arş. Der., 1/4, 648-652.

Karaca, Behset (2014): 1501’de Hamid Sancağı Vakıfları, Burdur Valiliği-Burdur

Kurat, Akdes Nimet (2016): Peçenekler, Yay. Haz. Ahsen Batur, Türk Tarih Kurumu-Ankara

Remsi (Ramsay, W. M.) (1960): Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası, Çeviren: Mihri Pektaş, MEB-İstanbul

Günal, Ö. Z. (1998): “Türkiye Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud Hak. Bazı Görüşler”, Belleten, C. 61, S. 230-32, s. 287-300, Ankara 

Pahimeris (Pachymeres), Georges (2009): Bizanslı Gözüyle Türkler, Çev. Barlas, İlcan Bihter, İlgi-İstanbul

Topraklı, Ramazan (2018): “Uz (Oğuz) Gölü ve Levunis Meydan Savaşı, 29 Nis. 1091”, Hamideli Tarih 05, s.72-86, Sistem Ofset, Ankara

Turan, Osman (1998): Selçuklular Zamanında Türkiye, 6. Baskı, Boğaziçi Yayınları-İstanbul

Vittek (Wittek), Pol (Paul) (1999): Menteşe Beyliği, Çev., O. Şaik Gökyay, 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu-Ankara

Yüce, Nuri (2010): “Karamanlı Türkleri”, İÜ, Ed. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt 42, Sayfa 42, s. 155-164

Yücel, Muallâ Uydu (2002): “Balkanlar’da Peçenekler”, Türkler, cC. II, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Telat Erdoğan 2020-06-04 22:16:35

Emeğinize sağlık hocam

Avatar
Prof.Dr.Kamil Ufuk BİLGİN 2020-06-05 09:10:12

Hamideli/Isparta bölgesinin tarihi geçmişinin, hem coğrafi açidan hem de sosyo kültürel açidan incelendiği bu yazıda, Anadolu din ve halklar gerçeğinin çeşitli bilimsel kaynaklara göre ortaya konduğu görülmüştür. Ancak anlaşilan, bu bölgedeki halkin çoğunluğu hristiyan veya müslüman Türk kökenlidir. Yazida, akillarda kalmasi gereken özgün soru ise, milliyetçi duygularımızı okşadığı için ilk bakışta hoşumuza giden ‘Nüfus Mübadelesi’ bizi, ticaret ve sanayiden anlayan Hıristiyan vatandaşlarımızdan mahrum bırakmak ve bizi kendilerine muhtaç bırakarak kalkınmamızı sekteye uğratmak için bir İngiliz hilesi veya sırf bu günkü olanları gerçekleştirmek için tezgâhlanan bir oyun muydu? sorusu olmuştur. İlginç bir araştirma yazisi olarak, merakla okudum. Emeği geçen Ramazan TOPRAKLI'yi kutlamak isterim.

Avatar
avşar beyi 2020-06-05 10:41:34

Ramazan Bey uyandırma servisi gibi çalışıyor, kalemine kuvvet.

Avatar
Bekir Sıtkı Esendir 2020-06-05 17:28:50

Değerli Meslekdaşım,Ağabeyim Yük.Müh.Ramazan Topraklı’ya teşekkür ederim.

Avatar
Hüseyin 2020-06-07 15:24:53

Senin üzerinde duduğun nüfus mubadelesini gerçekleştiren zihniyetle dirsek temasında bulunan ve hatta eylem birliği olusturan kitle temsilcileri mi yoksa bu ülkeyi bölgesel ve küresel bir güç haline getirmeye calısan kadrolar mı "sözde Müslüman veya gerçek Müslüman" bunu merhamet ve insafını yitirmeyen herkesin takdirine sunuyorum.Bütün dünya bu süreçte Türkiye yeni bir güç merkezi oluyor diye feryad u figan ederken içimizdeki batı sömürgeciliğinin iç ajanları ille de IMFye borçlanalım deyip yeni bir "Düyun_u Umumiye" peşinde koşarken caba durduğumuz yeri bir daha gözden geçiremez miyiz?Bizi bağlayan yegane husus dinimizin saniyeleri ve Rabbimizin mutlak gerçeklerdir.Akletmez miyiz?

Avatar
Hüseyin 2020-06-07 15:36:50

Bizi bağlıyan yegane husus Yüce Dinimizin sabiteleri ve Rabbimizin mutlak gerçeklerdir.Satılanları görebildiğiniz kadar bir de yapılanları görebilseniz.Yunus Emre ne güzeldemiş:Yol oldur ki Hakk'a vara yol oldur ki Hakk'a vara...Ölaylara 100 200 senelik perspektifle bakabilmeliyiz yoksa İstanbul'un fethine ürettiği gerekçelerle Sadrazam Halil Paşa gibi karşı durmak da var Sultan Fatih gibi fethi gerçekleştirip Rasulullah'ın iltifatına Mazhar olmak da var..


sanalbasin.com üyesidir