-Tarihçi Prof. Dr. Mualla Uydu Yücel’e ithaf olunur-

Sarmatlar’ın her gün talan saldırısına uğrayan bir Peçenek boyu, yurtlarından ayrılıp Tuna kıyısına indiler. 

Tuna yöresinde yaşayan halklarla anlaşmaya varmaları gerekli olduğu için, bu halk, kendi aralarında anlaşıp, o yöre halklarının beyleri Tatou (Tatış), Khales, Sesthlabos ve Satzas ile görüşmeler başlattı. 

Bunlardan Tatış Dristra’yı; diğer üçü de Bitzina'yı ve çeşitli kentleri işgal ettiler. 

Sarmatlar’dan kaçan Peçenek boyu da anlaşmaya varır varmaz rahatça Tuna'yı aştı, komşu bölgeleri talan ettiler ve birkaç hisarı ele geçirdiler. 

Bir süre hareketsiz kalıp, tarımla uğraştılar; arpa ve buğday ektiler” (Anna Komnena, 1996: 210’daki karışık cümleyi böyle anladım. Mualla Uydu Yücel’e göre 1065 yılı).

“İmparator, gündoğumu alacasında, aceleyle, Pliskoba'ya doğru yola çıktı ve oradan, Slymeon adlı, yerlilerce İskitlerin Kurul Toplantısı Yeri diye de anılan bir doruğa tırmandı. (…) İmparator, hisarı kuşatmak niyetiyle Dristra’ya ulaştı. 

Kent her yanından sarıldı ve surların bir bölümünde açılan bir gedikten Alexios, tüm ordusuyla içeriye (Dristra) girdi. 

Ancak bu kentin iki tane iç kalesi hâIâ Tatış’ın hısımlarının elindeydi; bu kişi, Kuman'ların bağlaşıklığını sağlamak ve onlarla birlikte, Peçenek'lere yardıma gelmek amacıyla kentten henüz ayrılmıştı” (Anna, 1996: 218, Kurat’a göre 1087 Sonbaharı).

Tatış, yardıma gelmelerini sağladığı Kumanlarla birlikte Tuna'ya vardı; bunlar hesaba gelmez ganimeti ve tutsaklar kalabalığını görünce, Peçenek Beylerine şöyle dediler: 

‘Evimizi barkımızı bıraktık; sizin imdadınıza koştuk; sizinle tehlikeleri ve başarıyı paylaşmak için böylesine uzak bir yolu aşıp geldik. Herhalde bizi eli boş göndermezsiniz, ganimetten bize de pay verirsiniz dediler’ (Anna, 1996: 224).”

***

Yukarıda birkaç olayı özetlemeye çalıştım. 

Son olayda Peçenekler, ganimeti Kumanlarla bölüşmeye razı olmazlar ve İmparator Aleksios’un tuzağıyla iki Türk kavmi, 29 Nisan 1091’de Bizans kumandanı Lebounes veya Aslan’a ait, Küçük Firikya’da ve Barla önlerinde bulunan Lebounion veya Küçük Aslan bölgesinde savaşır; Peçenekler mağlup olurlar; ancak güçlükle Oğuz Gölü’ne kaçabilenler kurtulur.

***

Şimdi bu olayları okura nasıl sunmam gerektiği hususunda kendimi bir bebek gibi aciz hissediyorum. 

Şairin “anlıyorum, ama anlatamıyorum” dediği gibi bir şey işte. 

Anna Komnena’yı her tarihçinin iyi okuduğunu ve metinlerdeki çelişkiler üzerinde düşündüğü sanıyorum ve Mühendis olduğum için olacak, bir matematik problemini çözer gibi anlatıyorum. 

Profesör Kahramanyol, “burada ne demek istiyorsun?”; ben olayı anlatınca da, “bu böyle izah edilmez ki, sen herkesi kendin gibi sanıyorsun” der. 

Aynı şekilde Prof. Fatih Erkoçoğlu da beni eleştirir: 

“Evvelâ olayı izah etmelisin der”. 

Bir bebek düşünün, anlatacağı çok şey var; ama “au, au” demekten; eli ve ayaklarıyla çırpınmaktan başka bir şey yapamıyor. 

Bilmezler ki 76 yaşındaki fakirin ne sabrı kalmıştır, ne de öyle bir becerisi vardır. 

Zaten olayı anlayabilmek için günlerce Anna’yı, Attalyates’i ve Biriyennios’u okumaktan bitik düşmüştür. 

Koca koca kitapların içindeki birkaç cümle ve kelimeden hareketle, kitapları tercüme eden Bilge Umar’ın ve Remsi (Ramsay)’nin hatalı izahlarını görmüştür. 

Bazen Umar ve Remsi, Anna’nın hatalı yazmış olabileceğini söylerler ki, işte ben bunun üzerine giderim ve sonuçta Anna’nın değil, Umar ve Remsi’nin hatalı olduğunu görürüm.

Umar, (Anna, 1996: 291 açık. 3)’de; 

Aleksios'un bu seferde izlediği yol, şaşırtıcıdır. Önce İstanbul’dan kuzeye çıkıyor (herhalde Edirne'den geçti ve orduya katılmalar orada oldu); Bulgaristan’da, Karadeniz kıyısında Ankhialos'a varıyor; oradan (İstanbul’dan yola çıkınca Selanik ve Üsküp üzerinden gidilen) Kosovo Polje (Kosova) kuzeybatı ucundaki Zygos yöresine geçiyor, arkasından yine Karadeniz kıyısına, Ankhialos’a dönüyor; biraz sonra da Edirne'ye yönelecek. 

Anlaşılan, Kumanların pek oynak ordusunun nerede olduğu hakkında sağlıklı bilgi alamamakta, düşman ordusunu aramakta idi” der. 

Muhakkak ki Umar, Anna’yı tercüme ederken, Batılı, Bizans ve Peçenek uzmanlarından yararlanmıştır. 

Lütfen İstanbul, Edirne, Bulgaristan’ın Karadeniz sahili, Selanik ve Kosova’yı göz önüne getirin. 

Ayaklarından rahatsız olan İmparator’un bu yerleri dolaşması mümkün mü? 

İngiltere’de, Amerika’da, olayların meydana geldiği yerden çok uzaklarda olan bir tarihçinin coğrafyayı anlaması mümkün mü?

Bu, Con Haldon’un Bizans Tarih Atlası yapması gibi bir şey ki, çoğu yanlıştır.

Bir tarihçi arıyorum: 

Bu coğrafya benim coğrafyam, bu olayları ben inceleyeceğim” diyecek bir tarihçi!

Yoksa hayâl mi görüyorum ne?

Kaldı mı, öyle kahramanlar aramızda? 

1048 yılındaki Pasinler Zaferi’nden bir yıl sonra 1049 yılında Sulçe, Salte, Karaman ve Kataleym kumandasında, atlı, 15 bin Peçenek, Türklerle savaşmaları için Bizans tarafından Anadolu’ya geçirildi. 

Kurat ve diğer Peçenek tarihi uzmanlarına göre, “bunlar İstanbul-Bulgurlu’dan geri dönmüş ve İstanbul Boğazı’nı atlarıyla geçerek, Şumnu civarında ve Yüz Tepeler’deki hısımlarının yanına gitmişlerdir”.  

Hâlbuki bunlar, epeyi bir yol gittikten sonra Yalvaç- Aşağı Tırtar köyünün yerinde bulunan Edremit (Damatrui)’e vardılar ve burada yapılan istişare sonunda daha şarka gitmeyip, Kemer Boğazı’nı geçerek Yüz Tepeler denilen Senirkent ovasındaki akrabalarının yanına geldiler. 

Belki Karaman ve Kataleym’e tâbi Peçenekler, Konya ve Karaman taraflarına gitmiş olabilirler ki, araştırılması gerekir.

Bu girişten sonra, Tatış ve Pentapolis meselesine gelelim:

Anna’nın ifadesinden iki iç kalesi Tatış’ın hısımlarının elinde bulunan Dristra’nın üç kalesinin de Aleksios’un elinde bulunduğunu ve böylece Dristra’nın beş kalesi olduğunu anladım.

Bilge Umar ve Peçenek uzmanlarının Silistre sandığı bu şehir, Senirkent-İlegüp veya Uluğbey kasabasıdır.

Bir Senirkent’i, bir de Silistre’yi göz önüne getirin ve hâl-i pür melâl’imizi bir düşünün lütfen.

Tam beş yıldır Senirkent-Uluğbey veya İlegüp kasabasının, Anna’da zikredilen Lampe, İznik ve Nimfe (Nymphaion) gibi üç adını yazarım. 

David French’ten ‘Plyristra’, Anna’dan da ‘Dristra’ adını öğrendim. 

Bu beş isminden dolayı buraya Pentapolis (Pentaşir, Pentakheir), yani beş veya beşli şehir denildiğini anlıyorum. 

İznik bazen Mikra İznik kaydedilir (Anna, 1996: 217, 241, 298, 299) ki, bunun sebebi Yalvaç için Küçük Antakya, Barla önlerinde yapılan savaşa Lebunion, yani Küçük Aslan veya Aslancık savaşı denildiği gibi, bu adlar, bu yerlerin Küçük Firikya’da bulunmasıyla ilgilidir. 

Bilge Umar, Küçük İznik için Trakya’daki Havsa der (Anna, 1996: 217, açık. 2) ve Bursa-İznik’ten ayrılması için Küçük İznik denildiği yorumunu yapar ki, yanlıştır. 

Anna aynı yer için İznik, Küçük İznik, bazen Lampe, bazen de Nimfe der. 

Anna, coğrafyayı bilmez ve sadece duyduklarını yazar.

Günlerden bir gün Kopraman Hoca’ya, “Bithynia’daki İznik” (Attalyates, 2008: 302 ve Bryennios, 2008: 147, 173) kaydını gösterdim:

- Ramazan, bir İznik daha var desene!

- Hocam, var ama maalesef alıcısı yok!

Kopraman’dan öğrendiğim, “Mârifet iltifâta tâbidir, müşterisiz met’a zâyîdir” ve yine ondan işittiğim ve bizi ilgilendiren, “kâğıda yazılmayan ilim zâyîdir” sözleri çok mühimdir.

Khales, Sesthlabos ve Satzas gibi Peçenek beylerinin işgal ettikleri Bitzina ise Uluborlu’dur. 

Uluborlu’ya ait bir arşiv belgesine göre Uluborlu içinde Becene (Bitzina) Bazarı Mescidi, yani Peçenek Bazarı Mescidi vardır. 

Senirkent-Bisse köyünün adı, bir Peçenek adıdır (Kurat, 2016: 288, 293, 298). 

Uluborlu-Bula zaviyesinin adı da Peçenek adıdır ve Bisse köyü, Bula zaviyesinin vakfıdır.

Anna’nın İstros ve Tuna dediği su, Khelidonia, Kıbakıb ve Kırlangıç çayı gibi adları olan Uluborlu Papa çayı; Bitzina çayı (Anna, 1996: 218) ise Uluborlu şehir çayı veya Ammûri suyudur.

***

Kedrenos’a atfedilen 1049’daki bir Peçenek zaferi ilgimi çekti: 

Yüztepe yakınlarındaki Diakene’de, Bizans ordusu bozulur. Kegen’in oğlu Galinos (Gelenos?), Tuna boyu valiliğinden tanıdığı, Bizans kumandanı Kekaumenos’u ölüler arasında görünce, onu o hâlde bırakmaya vicdanı razı olmaz ve atına yükleyerek kendi çadırına getirir ve saygılı bir şekilde defneder” (Kurat, 2016: 170-171). 

Gelenos’un bu şekildeki davranışı ister istemez bizi duygulandırmakta ve gururlandırmaktadır.

Burada zikredilen isimlerin çoğu yer adı olmalıdır. 

Kişiler, bulundukları yerden ad alıyor; Yüztepe, orada çok tepe ve höyük bulunmasından kinâyedir. 

Kırkayak” dediğimiz böceğe Yunanlılaryüz ayak” derler.

Yanık” mânâsına gelen Kekaumenos, Yanık bölgesinin kumandanıdır. 

1.Haçlı Seferi’nde elden çıkan Yalvaç’ın 1098’deki vali yardımcısının adı Mihail Kekaumenos’tur. 

Yalvaç, Türkçe Yalav (alev)’dan hâsıl demek olan Yalav-aç kelimesinden türetilmiştir ve “yanık” demektir. 

Türkler, Kötürnek ile Yalvaç arasındaki Kaikos (Yanık) vadisini Yalavaç olarak tercüme etmiş olmalılar. 

Yöre hakkında çok doğru bilgiler veren Kedrenos da Kedrea, Cedra, Sidera ve Kidros gibi adları olan Şuhut-Arızlı’lıdır veya buranın piskoposudur. 

Benzer şekilde Hoyran Gölü’nün doğu veya Asya Eyaleti’nin batı hududunu teşkil eden ve dağların sahile çok dik indiği Çirişli Dağı ve civarında, Sigriane veya Troad’da yaşayan Aziz Teofanes (Theophanes) de bölge hakkında çok doğru ve sağlam bilgiler verir.

***

Afyon Lisesi, İTÜ, Karayolları ve serbest hayat olmak üzere 50 yıllık arkadaşım, Uluborlu-Kızıloğlu Abdullah öğretmenin oğlu Oğuz Şenel, bir Türkistan gezisinde, insanların simasından, hangi boydan olduğunu anlayan bir adama rast gelir; Oğuz’a, “sen Kıpçaksın der. 

Hamideli Derneğimizin kurucu üyesi sevgili arkadaşım merhum Oğuz’un bu yazıyı okumasını ne kadar da isterdim… 

Nasıl da sevinirdi…

Neticeten şunu söylemek isterim: 

Vatanımız Balkanlar’daki ve Anadolu'daki birçok yer, göl, deniz, nehir vs adları ile Peçenekler ve Kumanlarla ilgili konularda bugüne kadar yazılmış olan tarihler vahim hatalarla doludur. 

Ben de, Göller Bölgesi’ni iyi bilen ve azimle araştırmalara devam eden bir kişi olarak, bu hataları düzeltmeye ve gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyorum. 

Vesselam.

.

Ramazan Topraklı, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır.
Avatar
Doğan Altınbilek 2020-09-18 07:35:44

Ramazan Topraklı Göller Bölgesi tarihi hakkında çok özverili çalışmalar yapıp, çok ilginç yeni bilgilere ulaşıyor. Yöre tarihini yeniden yazıyor. Kendisini çok tebrik ederim.

Avatar
darıcı 2020-09-22 12:38:58

ceddine rahmet, müverrih görmek isteyen sana baksın

Avatar
Ramazan Topraklı 2020-09-22 23:22:07

Gelendost-Keçili köyü ile Yalvaç-Keçili köyü arasındaki bir derenin adı Tatış Deresidir. Çetince ile Yalvaç-Eğirler köylerinde Tatışlar adında iki sülale olup, bu sülaleler köyün kadim sülaleleriymiş. 1950’de İzmir Türk Kolejini kuran Bahattin beyin soyadı Tatış’tır. Daha başka Tatış adı bilenlerden haber vermelerini rica ederim.

Avatar
Ramazan Topraklı 2020-09-22 23:24:21

Yalvaç-Çetince köyü olacak. Özür


sanalbasin.com üyesidir