Deryada olup suyu hissetmemek…

Bakıp da görememek…

Gece karanlığında farları kapalı araçla sürat yapmak…

Bunların netice olarak birbirlerinden hiçbir farkı yoktur. 

Vahşi doğada yaşananları izleriz genellikle ekranlarda belgesel olarak. 

Oradaki canlılar, kendi sonlarını bile bile aynı hatayı yaparlar, tekrarlarlar. 

İnanmayanlar için hiçbir sorun yok! Onlar kendilerini canlı bir eşya olarak gördükleri için bu yazdıklarımın onlar için de hiçbir hükmü yoktur. 

Her gün etrafımızda insanlar, bir yaprağın yere düşmesi gibi göçüp giderler. 

Minarelerden duyduğumuz sala, bizim için anlamsızdır ne zaman ki bir yakınımız gidene kadar. 

Hard disklerimizin kapasitesi çok sınırlı. 

Dünü ve düne ait yaşanmışlıkları bir anda unutuveriyoruz. 

Bir sıkıntıyı unutmak, onun var olduğunu ortadan kaldırmaz.

Dünde yaşayanların yaptıkları, yapamadıkları, hayalleri, idealleri, var oluş sebepleri yani bu dünyaya ait olan her şeyleri yarım olarak kalacaktır. 

Hırslarımızın esiri olarak gitmek ne kötüdür. 

Makam peşinde koşarız. 

Makam” dediğimiz, geniş bir odanın bir kenarına yerleştirilmiş büyük bir masa, fonksiyonel bir makam koltuğu, yan tarafında kenarlarında sandalye olan toplantı masası, gelenleri oturtmak için paha biçilmez koltuk takımları, yarım duvar büyüklüğünde televizyon, son teknoloji aydınlatma sistemi ve akıllı teknolojilerin buluştuğu bir yalnızlıkhanedir makam odası.

Odanızdan çıkınca, herkes sizden korkar ya da çekinir, çünkü onların evlerine ve çocuklarına götürecekleri rızıkları siz veriyorsunuzdur. 

Böyle bir makamımız olsun isteriz! 

Eğer kendinize güveniyorsanız, eğitiminiz, kültürünüz, asaletiniz, geçmişten ders almışlığınız ve inancınız yerinde ise aslında her çalışanınızın odası sizin makam odanızdır.

Etrafınızda her şeyiniz olabilir; çayınız, çorbanız ve her türlü sıcak ve soğuk içecekleriniz. Ancak onları ikram edebileceğiniz insanlar yoksa etrafınızda, vay halinize. 

Bir futbol deyimi vardır; “en güzel futbol en sade oynanandır” diye. 

Hayat da bir futbol oyunudur. 

Kurallarına göre oynanırsa, hem oynayan zevk alır ve hem de izleyen. 

Ve hatta maçtan sonra, bütün yazılı ve görsel medya sizi öve öve bitiremez. 

Oyunu kuralına göre oynamaz isek de bu sefer sarı ve kırmızı kartlarla oyun içinde cezalandırılırız.

Başlığımız neydi, “Ölümle yaşamak”. Ölümü düşünmek, bir adım sonrasının hesabını yapmak adına muhteşem bir duygudur. 

Ölümü düşünen insan, daha az hata yapar. 

Ölümü düşünen insan, sahip olduğu her değerin kendisinde emanet olduğunu ve bir gün emanetin iade edileceği günü düşünerek yaşar. 

Bunu düşünen insan, daha az hata yapar. İnsanları kırmaktan imtina eder. 

Ölümü düşünen bir yönetici, kendisine yalan söyleyen bir çalışanı için “ben ne yaptım da bana yalan söylemek zorunda kaldı” diye düşünür. Empati yapar, sahip olduğu zenginliğin paylaşıldıkça anlamlı olacağını bilir.

Anne ya da baba olmak bu dünya için en büyük makamlardır, sorumluluğu çok ağırdır. 

Öyle bir şirketin sahibidir ki; o şirket (aile) kıyamet gününe kadar varlığını sürdürecektir. 

Onun için yöneticilik makamında olanların, şirketin (ailenin) geleceğini doğru yönlendirmeleri gerekir. 

Yönetici, gökyüzündeki kutup yıldızıdır, kendisine bakanlara yön gösterirler.

Ölümü düşünmek, en mükemmel nasihattır. 

Unutmamız gereken, ne yaparsak yapalım, yaptıklarımızın bir gün yarım kalacağıdır. 

O yarım bıraktıklarımızı devam ettirecek olan beyinleri yetiştirmek, o işi bizzat yapmaktan daha önemlidir. 

Başka bir deyişle geleceğe yatırım yapmaktır. 

Geleceğe yatırım, çok katlı binaların arasına koyduğumuz dar sokaklarla olmaz. 

Geleceğe yatırım, okuması gereken çocuklarımızın önünü kesmekle olmaz. 

Geleceğe yatırım bilimle olur. Bilim insanların önlerini aydınlatan ışıktır. 

O ışığın sönmemesi için çalışmalıyız, yoksa mekânımız karanlık olur. Bu yazının başındaki durum ortaya çıkar, farları sönük bir araçla gece son sürat yola gitmek.

Amacım karamsar bir tablo çizmek değildir. 

Çok okuyacağız, hoş bakacağız, hoş davranacağız, boşa değil doluya çalışacağız, doğru-dürüst olacağız. 

Asıl hedefimiz, iyi bir insan olmak ve hep öyle kalmaktır. 

Düşünebilmek güzeldir…

.

Seyfi Turan, dikGAZETE.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
YelesizBozAyı 2020-01-22 15:43:41

İyi bir insan olmak için treni çoktan kaçırmış bir ayı olarak kaleminize sağlık.


sanalbasin.com üyesidir