- haberler son dakika

-Her şey yavaş yavaş oluyor ve hepsine alışıyoruz!.. Yarın bu modern tıbbı da kadim öğretiler gibi kötüleyip, rafa kaldıracaklar!..-

Kıymetli Kardeşlerim!..

Anlatmak istediğim, ileri tarihlere not düşeceğim çok önemli bir mesele var.

Fakat bunun öncesinde bir misal vermek istiyorum.

Farzedin ki azılı bir düşmanınız var. Öyle biri ki bu, her an ama her an keskin bir şekilde karşınıza çıkıyor. 

Hatta beyninizde sürekli onun fısıltılarını duyar hale gelmişsiniz.

Sabah akşam tehditler alıyorsunuz.

Sizin, evladlarınızın, ailenizin dehşet içinde ölmesi için çabalıyor.

Sizi tamamen profesyonel bir şekilde hedefine almış, ve asla bıkmıyor, yılmıyor.

Böyle bir durumdayken geceleri rahat uyuyabilecek olan var mı?

Ya da umarsızca önüne geleni yiyebilecek olan?

Ona her gelene güvenebilecek olan?

Asla!..” dediğinizi duyar gibiyim..

Asla!..

Tedbirimizi alır; icabında sokağa çıkmaz, kimsenin getirdiğini yemez, kimseye itibar etmeyiz!..” diyoruz değil mi?

Oysa biz doğduğumuz andan  itibaren bu vasfettiğimden daha beter bir düşmana sahip değil miyiz?

Sırf gözümüz görmüyor diye mi bu gaflet? 

Ne buyruluyor Araf Suresi’nde? 

- Bana, insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar mühlet ver.. 

- Haydi, sen mühlet verilenlerdensin! 

Ve.. (İnsanoğlu ve iblise hitaben)

- Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin!

Buyurmadı mı Rabbimiz; her kelamı hak olan kitabımızda? 

Ümmet olarak unuttuğumuz sahne, unuttuğumuz ayetler.. 

Biz, insanoğlu olarak en azılı ama en azılı düşmanımız olan  “ŞEYTAN”I UNUTTUK! 

Onun, kıyamete kadar and içtiğini, damarlarımızda kan gibi akacağını, bir an bile vazgeçmeyeceğini unuttuk!..

Sanki bu şeytan; sadece namazda vesvese veren, gece tırnak kesince gelen, Ramazanlarda bağlanan öyle kendi halinde dolaşan bir varlık.. 

Bize ilk ve en keskin tuzağı “Kendini unutturması” olmuştur ne yazık ki.. 

Her devrin kendine göre imtihanları vardır.

Ve insanoğlunun baş düşmanı, her devre göre giyinmiş, o devrin şartlarına göre sahne almıştır.. 

Nisa Suresi’nde Şeytanın şöyle bir yemini geçmektedir; 

"...Kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler!..” 

Bu sözler, 1000 sene önce "dişleri inceltmek" olarak algılanıyordu.

Sonra "dövme yaptırmak" olarak algılandı.

Cerrahinin gelişmesi ile "estetik ameliyatlar" ile burun, ağız, yüz değiştirmek olarak bildirildi. 

Fakat günümüzde insan genomunun incelenmesi ile "DNA değiştirmek" yani büsbütün insan fıtratından çıkıp, başka bir forma geçmek olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bazı müfessirler bu ayet hakkında şu dehşet ifadeyi kullanmıştır. 

MAHLUKU, HALİK YERİNE KOYACAKLAR!

Yani yaratılmışları, “yaratan gibi” görecekler! 

Bugün karşımıza çıkan "mRna, crispr" gibi korkunç yöntemlere, Katolik Kilisesi dahi "TANRICILIK OYNUYORLAR" diye karşı çıkıyorken, “58. Dozu bekleyen Müslümanlar”, kitaplarını ne derece anlamışlardır? 

Bugün "Benim para ile işim yok, ben Tanrı’nın işini yapıyorum!" diye o kıt aklınca kainata nizam vermeye çalışan ama özünde bozguncunun ta kendisi olan bu adamlara itibar edip, dünyayı bir bilinmeze sokanlar, büyük bir vebal almamış mıdır? 

Peki ya bu topluma ne olduğu belirsiz, sonucu belli olmayan, insanı insanlıktan çıkaracak bu teknolojileri bir şifaymış gibi sunan; canımızı, kanımızı, evladımızı, neslimizi emanet ettiğimiz doktorlar aslında "kendi ayaklarına sıktıklarını" anlamazlar mı?

Bu ne fehimsizlik?

Bu ne basiretsizlik..

Bakın tekrar ediyorum.

Bugün bizi icabında "hain" ilan eden, “yobazlar” diye aşağılayan bu modern tıbbın sözde temsilcileri, şu an kendi ayaklarına sıkıyor; kendi sonlarını hazırlıyorlar.

Modern tıbbın sonu geldi!

Bu izahları yaptıktan sonra asıl meselemi yazıyorum;

Lütfen kaydedin.

"Demişti" denmesini asla istemiyorum ama "demişti" diyeceksiniz. 

Bir Müslüman olarak biliyoruz ki Adem Aleyhisselam’a her zerreyi öğretti Rabbimiz.

Yani onlar yemek pişirmeyi, avlanmayı, ekip biçmeyi, okuyup yazmayı, dinlerini ve insana gerekli her şeyi biliyorlardı.

Adem Aleyhisselam’ın elinde suhufları vardı sayfa sayfa..

Öyle karanlık, maymundan evrilme çağlar yaşanmadı bize ilkokulda öğrettikleri gibi (!)…

Velhasıl Adem Aleyhisselam'dan beri süregelen bu dinin bir tıbbı da vardı.

Kadim bilgilerle Lokman Hekimler, nice hastalıkları tedavi ettiler.

Nice bilgileri bizlere ilettiler.

İbn Sina, Fahreddin Razi gibi hekimleri şu an anlayacak kapasitesi dahi yok kimsenin.

Elektrikler bir kesilse, ne profesörlükleri ne doktorlukları kalacak..

Makinalara endeksli bir tıp anlayışı..

Yemin ettikleri ‘Hipokrat’tan dahi çok uzak, köreltilmiş bu insanlar şu an bir piyonlar. 

Ve bu kirli eller, aslında onları kullanarak son oyunlarını oynuyorlar.

Nasıl ki modern makineler, cerrahi robotik aletler, sentetik ilaçlar keşfedilince kaynatılan söğütler, kekikler, merhemler, hacamatlar kötülendi cahilane görüldü ise, sıra modern tıp ve öğretilerine geldi. 

Bugün kendi kendilerine ürettikleri bu sahte virüs için çeşitli “tedaviler” denediler.

Tarihi geçmiş, leblebi gibi yutulan ilaçlar..

Ne oldu?

- Aaa, meğersem şuna şuna yol açıyormuş hadi tedavülden kaldıralım.

- E bunca insan?..

- PARDON! dedik ya kardeşim!

- Aaa meğersem o kadar hasta entübe edilmemeliymiş..

- E ölenler?

- PARDON!

İşte bu kadar..

Fazlasıyla güven ve itibar kaybı yaşadılar.

Ama yine de akıl nimetinden mahrum bir şekilde hala onların sözleriyle biyolojik sıvıları toplumlara zerk etmeye çalışmaktalar.

Bu biyolojik iğneler neticesinde zaten şu an bile üzeri kapatılan bir çok ölüm ve yan etki yaşanmakta ama 2-3 seneye kadar insanlar başlarına gelenler karşısında çaresizce, o iğneyi vuranların yakasına yapışacaklar.

Zaten itibar kaybeden modern tıp ve doktorları, işte o gün bizlere "komplocu" demenin bedelini çoook ağır ödeyecekler. 

Çünkü modern tıbbı bitirip; bugün öve öve bitiremediklerini “hain” ilan edip, her birini bir köşeye atıp; nano, robotik, sibernetik tıbba geçecekler!

Bakın, diyecekler;

- Bir virüsü dahi izole edemedikleri gibi, hepinizi kobay ettiler.

- Yarınızı öldürdüler, her biriniz yan etkilerle boğuşuyorsunuz!

- Gelin vatandaş, nano tıbba, sibernetik tıbba, ASIL ÖLÜMSÜZLÜK BURADA(!!!) 

Allah her birimizi yaratırken genlerimizi şifrelemiştir; kodladığı sistemler vardır. Onlar bugün bedenlerimize zerk ettikleri sıvılar neticesinde, hücre çekirdeğimize kadar girip, bu sistemi bozmak istiyorlar.

İstiyorlar ki şeytanın vaadi yerine gelsin!.

Ne diye haykırıyordu o şeytan?

- Emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler!..

Genom projesi” nedir bilmeden ahkam kesen, fetva verenler.

Bu ayeti hiç mi indirmediniz dudaktan kalbe

Bilmez misiniz bugün “Sibernetik tıp” diye adını verdikleri bilim dalı insanlara "ölümsüzlük" vaad etmekte!

Hiç mi Rasulullah’ın hadisleri, Allah’ın ayetleri ile bağdaştırmıyorsunuz şu başımıza gelenleri?

Oysa hepsi bir bir bildirilmiş açık, net!

İmam Buhari elleri ile yazmış o güzel Rasul’un bildirisini; 

- Deccal ölüleri diriltecek! 

Bunu ne ile yapacaklar sanıyoruz biz? 

Durduk yere hiç birşey gökten zembille inmeyecek ki her şey yavaş yavaş oluyor ve biz hepsine alışıyoruz!

Yarın bu modern tıbbı da kadim öğretiler gibi kötüleyip, rafa kaldıracaklar.

Ve o gün vaadleri; “Ölümsüzlük!.. Hemen iyileşen hastalıklar… Sürekli yenilenen ve hiç arızalanmayan sağlıklı organlar!..” olacak.

Ve artık zihinlerimiz, duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız tek bir elden kontrol altında olacak..

Biz de bunları "ama sağlıksa her şey mübah" fetvalarıyla birer birer kabul edeceğiz.

Ondan sonra "alnında kafir yazdığını göre göre nasıl deccale tabii olunacak" hadisini izaha gerek kalacak mı sizce?

Her şey bu dünyada bir dakika daha fazla kalabilmek için mi?

Bizim mücadelemiz şahıslarla değil, milletlerle değil.

Bizler ‘ŞEYTAN’I unutmadık, yeminlerini unutmadık!

Bizler 1400 yıl önce her namazda Deccal’den Allah’a sığınan bir Peygamber’in ümmeti olarak “Deccalizm”in artık bağıra bağıra geldiği bu devirde en büyük tedbirleri almaya çalışan bir avuç insanız.

Ve uyarıyoruz!..

Bu yoldan dönün, çünkü bu işin asıl hedefi sizlersiniz…

Hedef; “Modern tıp” adı altında çalışan doktorlar, profesörlerdir.

Sizi, bizden evvel bitirecekler ama siz kitlenmiş bir şekilde hala onlara hizmet etmektesiniz.

Bu kelamlarımı, “tarihe not” olarak düşüyorum.

Her biriniz kaydedin...

Selam ve dua ile.

.

Allâh’ım! Cehennem azâbından, kabir azâbından, hayatın ve ölümün iptilâlarından ve Deccâl fitnesinin şerrinden Sana sığınırım!” (Müslim, Mesâcid, 128)

.

Yağmur (Mirzayeva) İbiç, dikGAZETE.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİN!.. Dikkat! Her türlü yorum, editör onayı gerekmeden anında yayınlanır. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlâka ve dini değerlere aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk, yorum sahibine ya da içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Talep edildiğinde "IP no" ilgili mercilerle paylaşılır. Kısa yorumlarınızı, sayfa yenilenme süresi dolmadan “yorum gönder” butonuna tıklayıp kaydetmelisiniz; uzun yorumların, farklı sayfada yazılıp, kopyala-yapıştır şeklinde eklenmesi sayfa yenilenmesi halinde oluşan kayıpları önleyecektir.
Avatar
ali 2021-10-02 19:46:27

modern tıp öldü, yaşasın (!) dijital tıp


sanalbasin.com üyesidir