Türkiye'de birilerine bir şey olursa 'Ruslar yaptı' demek için zemin hazırlıyorlar!
- 11-06-2026 10:11
- 2
Ömür Çelikdönmez yazdı;
Türkiye'de birilerine bir şey olursa “Ruslar yaptı” demek için zemin hazırlıyorlar!
Kamuoyunda 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek 36. NATO Zirvesi sonrasında sadece Türkiye'de değil, bölgemizdeki bazı ülke yönetimlerinde değişikliklerin olabileceği beklentisi ağır basıyor. O nedenle Ankara'nın 7-8 Temmuz'da ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi, sıradan bir diplomatik buluşmadan çok daha fazlasını ifade ediyor; zirve, küresel güvenlik düzeninin geleceğine yön verecek stratejik kararların alınacağı önemli bir eşik niteliği taşıyor.
Zirvenin gündeminde yalnızca Ukrayna savaşı, Avrupa savunması ve Ortadoğu'daki gelişmeler değil, NATO'nun güneydoğu kanadında şekillenen yeni güvenlik sistemi de yer alıyor.
Bu çerçevede, İstanbul'un Beykoz ilçesinde Karadeniz ve Boğazlar hattındaki deniz güvenliği faaliyetlerini koordine etmesi öngörülen çok uluslu bir Deniz Unsur Komutanlığı ile Adana merkezli olarak planlanan ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki 6'ncı Kolordu altyapısından yararlanacak Çok Uluslu NATO Kolordu Karargâhı (MNC-TUR) dikkat çekiyor.
Bu iki yapılanma, birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'nin Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e uzanan güvenlik koridorunda yalnızca bir cephe ülkesi değil, aynı zamanda NATO'nun bölgesel komuta ve koordinasyon merkezlerinden biri hâline geleceği ön görülse de Türk topraklarında müttefiklik kapsamında yabancı askeri unsurların bulunması adı konulmamış işgal görüntüsü verecektir.
NATO yapılanması ve Türkiye'nin egemenlik yetkileri üzerine tartışmalar...
Düşünsenize; çok uluslu NATO askerî birlikleri kapsamında, geçmişte Türkiye ile çeşitli siyasi ve askerî gerilimler yaşamış Yunanistan'dan, Fransa başta olmak üzere bazı NATO üyesi ülkelerin askerlerinin, yapılacak basit anlaşmalarla Türk topraklarında sürekli ve kalıcı şekilde konuşlanmasının önü açılabilir.
Meselenin bir diğer boyutu ise Türkiye'nin egemenlik hakları açısından daha da önemlidir. Boğazların güvenliği ve kontrolü konusunda NATO bünyesinde oluşturulacak yeni yapılanmaların, Türkiye'nin tarihsel ve hukuki yetkilerini tartışmaya açabileceği yönünde endişeler bulunmaktadır. Böyle bir süreçte, Boğazlar üzerindeki denetim ve güvenlik sorumluluğunun fiilen NATO müttefikleriyle paylaşılması gündeme gelebilir.
Dahası, Karadeniz'in güvenlik dengelerini yaklaşık bir asırdır belirleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin uygulama alanının daraltılması veya bazı hükümlerinin işlevsiz hâle gelmesi ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Bu durum, yalnızca Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki münhasır yetkilerini değil, aynı zamanda Karadeniz'deki mevcut stratejik dengeyi de etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle NATO'nun yeni komuta yapıları, çok uluslu birlikler ve Boğazlar eksenli güvenlik projeleri değerlendirilirken, konunun sadece askerî iş birliği perspektifiyle değil; Türkiye'nin egemenlik hakları, ulusal güvenliği ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yetkileri bakımından da ele alınması gerekmektedir.
Adana'da NATO Kolordusu mu kuruluyor?

Milli Savunma Bakanlığı'nın açıklamalarında, "6'ncı Kolordu Komutanlığı'nın planlanan karargâhın ihtiyaçlarını karşılamak üzere görevlendirildiği" belirtilmektedir. Bu nedenle kamuoyunda sıkça dile getirilen "Türkiye'de 6. NATO Kolordusu kuruluyor" ifadesi teknik anlamda tam olarak doğru değildir.
Daha isabetli tanımlama, Adana merkezli olarak planlanan "Çok Uluslu NATO Kolordu Karargâhı (MNC-TUR)" şeklindedir. Buradaki temel husus, yeni bir Türk kolordusunun kurulmasından ziyade, NATO'nun ihtiyaç duyduğunda kullanabileceği çok uluslu bir komuta ve karargâh yapısının oluşturulmasıdır.
Başka bir ifadeyle, söz konusu yapı, doğrudan NATO'ya bağlı yabancı bir askerî birlikten çok; Türkiye'nin ev sahipliğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çekirdek kadrosunu oluşturduğu ve NATO müttefiklerinden personelin de görev alabileceği bir komuta merkezidir. Bu karargâh, kriz, savaş veya müşterek harekât durumlarında NATO kuvvetlerinin sevk ve idaresini üstlenebilecek kapasitede planlanmaktadır.
Ancak bu durumun stratejik ve siyasi sonuçları da bulunmaktadır. Çünkü çok uluslu bir NATO karargâhının Türkiye topraklarında konuşlandırılması, NATO personelinin ve müttefik ülke askerlerinin belirli görevler kapsamında Türkiye'de daha görünür ve etkin hâle gelmesine yol açabilecektir. Bu nedenle konu yalnızca askerî bir yapılanma olarak değil, Türkiye'nin güvenlik politikaları, egemenlik yetkileri ve bölgesel jeopolitik dengeler açısından da değerlendirilmektedir.
Türk devlet aklı, Türk askeri anlayışının bu tür bir Türkiye'yi baskılama çerçeveleme hatta bu ülkeyi ve milleti tarihin çarmıhına çivileme girişimini bazı siyasi çıkar endişesini dışa vuran mülahazalarla görmezlik gelmesi eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. İlerisini siz düşünün düz kurgulayın.
Sibel Edmons kimin sözcüsü, kimin gündemi?
Türkiye'nin iç siyasi dengelerini etkilemeyi ve mevcut iktidarı zayıflatmayı amaçlayan çeşitli iç ve dış odaklar, çoğu zaman aynı hedefe yönelen farklı girişimlerde bulunabilmektedir. Bu girişimlerin kamuoyundaki yansımalarına bakıldığında, söz konusu çevrelerin söylemlerini dolaşıma sokan ve savunan isimlerin de eksik olmadığı görülmektedir.
Sibel Edmonds'un Türkiye analizlerinde yok yok şantaj, pazarlık ve jeopolitik hesaplar.

Sibel Edmonds, açıklamalarında sık sık "güvenilir sızıntılar" (credible leaks) olarak tanımladığı bilgi kaynaklarına atıfta bulunmaktadır. İstihbarat ve güvenlik çevrelerinde bu kavram, karar alma mekanizmalarına yakın kişi veya gruplardan geldiği öne sürülen, ancak kamuoyuna açık belge ve delillerle henüz doğrulanmamış bilgileri ifade eder.
Başka bir deyişle, bu tür bilgiler kaynağın konumu nedeniyle ciddiye alınabilse de bağımsız doğrulama yapılmadığı sürece kesin bilgi olarak kabul edilmez. Edmonds'un Erdoğan, Trump yönetimi, NATO ve Batılı istihbarat çevrelerine ilişkin değerlendirmelerinin önemli bir bölümü de bu nitelikteki "güvenilir sızıntılara" dayandırılmaktadır.

Edmonds'un anlatısının merkezinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Batı ile yürüttüğü öne sürülen pazarlık süreci yer almaktadır. İddialarına göre Erdoğan, Eylül 2025'te Beyaz Saray'da Donald Trump ile gerçekleştirdiği, Jared Kushner ve bazı İsrailli yetkililerin de bulunduğu kritik bir görüşmede, çeşitli baskı ve şantaj unsurlarıyla karşı karşıya bırakıldı. Edmonds, bu kapsamda Halkbank–Reza Zarrab dosyası, Jeffrey Epstein bağlantıları, aile çevresine ilişkin hassas bilgiler, Venezuela ve Kıbrıs eksenli iddialar ile başka bazı "kara kutu" dosyalarının gündeme getirildiğini öne sürmektedir.
Edmonds'a göre söz konusu süreç yalnızca baskı mekanizmasıyla sınırlı değildir. İddialara göre Washington yönetimi, ekonomik zorluklar yaşayan Türkiye'ye geniş kapsamlı bir finansal ve stratejik destek paketi teklif etmektedir. Bu paketin, milyarlarca dolarlık swap anlaşmalarını, ekonomik destek programlarını ve askerî iş birliği unsurlarını içerdiği öne sürülmektedir.
Buna karşılık Erdoğan yönetiminden beklenenlerin ise NATO politikalarıyla daha uyumlu hareket edilmesi, İran ve Rusya'ya karşı Batı'nın bölgesel stratejilerine daha fazla destek verilmesi ve Türkiye'nin ittifak içindeki rolünün yeniden tanımlanması olduğu iddia edilmektedir.
Edmonds, Avrupa boyutunda da benzer bir tablo çizmektedir. Ona göre bazı muhalefet çevrelerinin Avrupa Birliği ve ABD kurumlarıyla geliştirdiği ilişkiler ayrı bir tartışma konusu olsa da, asıl dikkat çekici husus Erdoğan yönetiminin Batı ile yürüttüğü öne sürülen pazarlık sürecidir.
Edmonds, tüm bu gelişmeleri, klasik bir dış politika müzakeresinden ziyade, baskı, yönlendirme ve karşılıklı bağımlılık ilişkileri üzerinden şekillenen bir güç mücadelesi olarak yorumluyor. Ancak belirtilmelidir ki bu değerlendirmeler Edmonds'un kendi iddialarına dayanmaktadır ve kamuoyuna açık somut belgelerle doğrulanmış değildir.
İsrail ile güvenlik anlaşmaları…
FBI eski çalışanı, Türkiye ile İsrail arasında 2022 yılında güvenlik alanında gizli bir anlaşma yapıldığını öne sürdü. Bu anlaşma kapsamında Türkiye’den seçilen bazı güvenlik personelinin İsrail’de eğitim aldığını iddia eden Edmonds, bu eğitimlerin resmi olarak “terörle mücadele” başlığı altında yürütüldüğünü savundu.
Binyamin Netanyahu başbakanlığındaki 37. İsrail hükümetinde görev alan, Likud Partisi üyesi ve 29 Aralık 2022'den beri bu bakanlığı yürüten İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar’ın sosyal medya paylaşımları dikkat çekici. Diyor ki; “Ellerini kanla dolduran diktatör Erdoğan, işlediği suçlardan dolayı hesap vermelidir; Ortadoğu’daki tek demokratik devlete vaaz vermeye kalkmamalıdır. Eğer bizi sınamaya cüret ederse, kaderi can çekişen İran rejimininkinden daha kötü olacaktır.”

Böyle bol keseden atıp tutan mangalda kül bırakmayan Makhlouf Miki Zohar’ın aile kökenine bakılırsa Arap/ Berberi Yahudisi. Makhlouf Zohar'ın babası Eli Fas'tan (Morocco), annesi Dina ise Tunus'tan İsrail'e göç etmiş bir Yahudi aileden. Çavuş Miki’nin oğlu Eliav, şarkıcı. Kelimenin tam anlamıyla fanatik ırkçı. Yahudi ırkının tamamı en yüksek insan sermayesine, en zeki ve en kavrayışlı ırka sahiptir düşüncesinde bunu her fırsatta bangır bangır söylüyor.
İsrail'de Türkiye'ye yönelik suikast veya terör eylemlerinin olası faili olarak kadraja sokulduğunun farkında değil. Anladığında iş işten geçmiş olacak.
Tüm bunlar üst üste konulduğunda, Türkiye'deki mevcut iktidarı ve aktörlerini zor günlerin beklediği söylenebilir. Ankara’da görünmeyen güç mücadelesi İmamoğlu bağlantılı süreç ve CHP krizi üzerinden ortaya çıktığı gibi, MHP’nin il teşkilatlarını fesh ederek yeniden yapılandırması da bu çerçevede değerlendirebilir. Eskilerin deyimiyle ortalık 56 iken Cumhur İttifakı ana bileşeni AK Parti'nin bu hengameden kendisini nasıl koruyabildiği tahkik edilmeli.
Kremlin, Rusya’ya yüklenmeye çalışılan kumpasın farkında mı?
NATO'nun Boğazlar üzerindeki etkisini artırmaya yönelik girişimlerinden Rusya'nın rahatsızlık duyması kadar doğal bir durum olamaz. Rusya, Karadeniz'deki güvenlik dengeleri ve Ankara–Moskova arasındaki tarihî ilişkiler çerçevesinde, Türkiye'nin kendi çıkarlarını ve bölgesel istikrarı gözeten adımlar atacağını görmek isteyecektir.
Bununla birlikte Moskova, Türk–Rus ilişkilerine gölge düşürebilecek herhangi bir girişimden uzak durmaya özen gösterecek; iki ülke arasındaki iş birliğini zedeleyebilecek gelişmelere karşı dikkatli davranacaktır. Özellikle kaos ortamlarında meydana gelebilecek suikastlar, terör eylemleri ve benzeri provokasyonların kendisine mal edilmesini bekleyen küresel güçlerin oyununa düşmemek için azami hassasiyet göstermeye çalışacaktır.
.
Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com
омюр челикдёнмез, Дикгазете
Seçilmiş Kaynakça
Error: Tweet not found
Error: Tweet not found
Error: Tweet not found
https://www.ynetnews.com/culture/article/rjlwtxfn0
https://www.timesofisrael.com/israeli-lawmaker-lauds-supremacy-of-jewish-race/
https://www.tr724.com/sibel-edmondstan-erdogan-iddiasi-onune-santaj-dosyalari-konuldu/
https://www.patreon.com/sibeledmonds/posts/turkey-sells-out-160578888/instant-access
https://www.jpost.com/israel-news/politics-and-diplomacy/meet-the-new-mk-miki-zohar-396219
https://haberiniz.com.tr/eski-fbi-calisani-sibel-edmondstan-gundemi-sarsacak-iddia-erdogan-trumptan-para-mi-istedi/
https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/nato-kolordu-karargahi-nin-ardindan-istanbul-a-deniz-unsur-komutanligi-konuslaniyor-2490672
https://www.icisleri.gov.tr/7-8-temmuz-tarihlerinde-ankarada-gerceklestirilecek-olan-36-nato-zirvesi-oncesinde-bakanligimizda-guvenlik-toplantisi-gerceklestirildi