Suriye'de ne oldu?

Ömür Çelikdönmez
Ömür Çelikdönmez
Suriye'de ne oldu?
19-01-2026

Suriye'de ne oldu?

Küresel güç savaşlarında Orta Doğu'da enerji koridorları ve Türkiye’nin stratejik bekası ekseninde Suriye'de ne oldu? sorusuna birlikte cevap arayalım.

Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar sadece yerel birer huzursuzluk değil, küresel enerji ve ticaret rotalarını yeniden şekillendirme girişimi olduğu hepimizin malûmu. Bu noktada; Şii, Kürt/Terör ve Davut koridorları, birbirini tamamlayan veya birbiriyle çatışan jeopolitik kurgular olarak devreye sokuldu.

Bu koridorların temel amacı, Türkiye’yi bir stratejik kuşatma altına alarak Trakya ve Anadolu topraklarına hapsetmekti. Filmin sonunda Türk'e kefen biçenin akıbetinin korkunç olduğunu tüm dünya kamuoyu bir kez daha gördü.

​Bu kuşatma planında; İran, Irak, Suriye ve Lübnan hattı üzerinden Şii Koridoru, terör örgütü yapılanmaları aracılığıyla sözde Kürt Koridoru, İsrail, GKRY ve Yunanistan ortaklığıyla da Davut Koridoru birer set olarak kullanıldılar. Bu yapılar, aslında birbirini tamamlayan veya birbiriyle çatışan jeopolitik enerji tasarımlardı. Türkiye, bu kuşatmayı yarmak ve jeopolitik hapishaneden çıkmak için sınır ötesi müdahaleler ve yeni ticaret yolları ile kendi stratejik hattını inşa etti.

Şii Koridoru olarak adlandırılan hat; İran, Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden geçerek Tahran’ın nüfuzunu Akdeniz’e ulaştırmayı hedefliyordu. Şimdi tarihin tozlu raflarında yerini aldı. Kürt veya Terör Koridoru ise Suriye ve Irak’ın kuzeyinde, ABD ve bazı Batılı güçlerin desteğiyle bir terör yapılanması üzerinden Türkiye’nin İslam dünyası ve Arap coğrafyasıyla olan kara bağlantısını amaçlıyordu.

Davut Koridoru ise İsrail merkezli olup, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile iş birliği içinde Doğu Akdeniz enerji kaynaklarını Türkiye’yi devre dışı bırakarak Avrupa’ya ulaştırma ve İsrail’in güvenliğini sağlama gayesini taşıyor. Şimdilik kağıt üzerinde başarılı bir proje gibi duruyor. Ancak Suriye’deki son gelişmeler, İsrail'in Dürzi ve Kürt toplumlarıyla işbirliğini işlevsizleştirdi. Sonuç olarak bu projeler, Türkiye’nin bölgesel gücünü kısıtlamaya yönelik çok boyutlu birer kuşatma planı niteliğindeydi.

​Enerji jeopolitiği ve Türkiye’nin "jeopolitik duvar" direnişi…

Küresel güçlerin Basra Körfezi ve Kızıldeniz arasındaki hakimiyet arzusunun, dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde kırk sekizini ve doğalgaz rezervlerinin yüzde kırkını kontrol etme düşüncesine dayandığı biliniyor. Basra’nın çıkışı olan Hürmüz ve Kızıldeniz’in girişi olan Babülmendep kontrol edildiğinde, Avrupa ve Asya arasındaki enerji akışı tamamen tekelleşeceği ortada.

Bu koridorların nihai amacı, bu enerjiyi Türkiye’yi baypas ederek veya Türkiye'yi kontrol altında tutarak Doğu Akdeniz’e ulaştırmaktır. Suriye’deki aşiretlerin SDG/YPG’ye karşı ayaklanması, bu enerji çıkış koridorunun güvenliğini sarsmakta ve planlanan lojistik hattı kesintiye uğratmaktadır. Dolayısıyla en son tedavülden kaldırılan Kuzeydoğu Suriye'deki ABD ve İsrail destekli SDG ile birlikte Davut Koridoru oldu.

Suriye'nin Deyrizor kentinde YPG/SDG'ye karşı ayaklanan aşiretler, bölgenin işgal altında tutulan kısmını tamamen kurtardı.  Suriye hükümeti ile YPG/SDG arasında, tam entegrasyonu öngören bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre sınır kapıları ve petrol sahalarının tamamı Suriye yönetimine bırakılacak. Böylelikle Türk Devlet aklı, 10 yılı aşkın süredir kuzeydoğuyu yöneten güçleri de tasfiye etmiş oldu.

Türkiye için bu mesele bir beka sorunu görülüyordu. Küresel emperyalist odaklarca Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen yapı, sadece bir terör yapılanması değil, aynı zamanda Türkiye’nin İslam dünyası ve Orta Doğu enerjisiyle bağını kesecek bir jeopolitik duvar gibi düşünülmüştü. Ancak evdeki pazarlık çarşıya uymadı. Zor oyunu bozdu.

Suriye'deki Arap aşiretlerinin mücadelesinin, bölgenin demografik yapısının yani teolojik ve etnik ekolojinin zorla değiştirilmesine karşı bir direnç olduğu daha iyi anlaşıldı. Türkiye, Merkez Koridor ve Irak üzerinden gelen Kalkınma Yolu Projesi ile kendisini bu küresel kuşatmaya karşı bir alternatif olarak konumlandırmayı da ihmal etmedi.

​Teolojik ekoloji ve Davut Koridoru stratejisi…

​Teolojik ekoloji ekseninde ise durum, bir bölgenin dini ve kültürel dokusunun o toprağın ekosistemiyle uyumudur. Orta Doğu’da uygulanan strateji, bu dokuyu bozarak yönetilebilir kaos alanları yaratmaktır. Davut Koridoru, teolojik bir motivasyonla yani Evanjelist-Siyonist eksenle Mezopotamya ve Nil arasındaki bölgede dini bir hegemonya kurmaya yöneliktir.

Sadece bölgenin kadim İslam ekolojisini tasfiye etmeyi değil Cihanşümul Kadim Türk Devletinin egemenliğini yok etmeyi de hedefler. Şii koridoru üzerinden yaratılan gerilim ise bölge halklarını inanç üzerinden birbirine kırdırarak küresel güçlerin hakem rolüne soyunmasını sağlıyordu.

Kalkınma yolu ve ekonomik güvenlik perspektifi…

Bu karmaşık yapıda ekonomik sonuçlar, doğrudan enerji hatlarının mülkiyeti ve kontrolü üzerinden şekillenmektedir. Eğer bu koridorlar başarıya ulaşmış olsaydı, Türkiye’nin küresel bir enerji merkezi (hub) olma vizyonu ağır bir darbe alacaktı.

Bu kuşatma hamleleri, Türkiye’yi sadece bir geçiş ülkesi olmaktan bile çıkarıp, enerji denkleminin tamamen dışına iterek ekonomik bir ambargoya maruz bırakma girişimiydi.

Aslında Türkiye sadece kendi geleceğini kurtarmakla kalmadı, Avrupa'nın enerji arz güvenliği tamamen bu istikrarsız hatların insafına bırakmayı engelledi ve küresel güçler petrol/gaz fiyatlarını bir silah gibi kullanma imkanı elde etmesinin önüne geçti.

Ancak bu projeleri işlevsiz kılan en güçlü hamle, Basra Körfezi’ni doğrudan Avrupa’ya bağlayan, 1200 kilometrelik demiryolu ve otoyol ağıyla "Yeni İpek Yolu" olarak adlandırılan Irak-Türkiye hattındaki Kalkınma Yolu Projesi'dir. Karadaki bu koridor savaşlarının denizlerdeki karşılığı olan Mavi Vatan senkronizasyonu ile birleştiğinde, Türkiye’nin hem karada hem denizde bu kuşatmayı yarma iradesi görülecektir.

​Sahadaki yeni ittifaklar ve diplomatik uyanış…

Askeri düzlemde bölge; yapay sınırların ötesinde köklü ve yeni ittifakların doğumuna, aynı zamanda her şeyin aktığı o büyük zaman anaforunda tarihin kendi mecrasını bulmasına tanıklık etmektedir. Bu devinim, aslında bölge halklarının kendi aslına rücusudur. Küresel emperyalizmin ve sermayenin, coğrafyayı parçalamak için kurguladığı o yapay koridorlar, tarihin bu karşı konulamaz diyalektik akışına çarparak dağılmaya mahkûmdur.

​Bu aslına rücu süreci, meşruiyetini küresel güçlerin çizdiği haritalardan değil, toprağın metafiziğinden ve kadim aidiyetinden almaktadır. Siyasal felsefe düzleminde bu uyanış, modernitenin dayattığı sömürgeci kimliklerin reddi ve coğrafyanın kendi öznesini yeniden inşa etme iradesidir. Küresel sermayenin bölgeyi bir enerji terminaline dönüştürme ve halkları mülksüzleştirme çabası, tarihin bu derin sularında boğulmakta; zamanın ruhu, üzerine giydirilmeye çalışılan yabancı elbiseyi yırtıp atarak kendi hakikatine dönmektedir.

Küresel güçlerin vekalet savaşlarındaki temsilcisi konumundaki SDG/YPG gibi terör yapılarına karşı, coğrafyanın gerçek sahibi olan Arap aşiretleri ile Türkiye’nin güvenlik perspektifinin aynı paydada buluşması, sahada güçlü bir "yerli ve milli direnç hattı" inşa etmektedir.

​Bu organik iş birliği, uluslararası diplomasideki yerleşik "meşruiyet" tartışmalarını kökten sarsmakta ve bölge halkının dışarıdan dayatılan terör koridorlarını hiçbir koşulda kabul etmediğini dünya kamuoyuna açıkça ilan etmektedir. Halkın öz iradesine dayanan bu direniş, emperyal projelerin yerel dinamikler tarafından tasfiye edildiği bir süreci başlatarak, Türkiye'nin bölgedeki varlığının sadece bir güvenlik ihtiyacı değil, aynı zamanda bölgesel adaletin ve istikrarın teminatı olduğunu kanıtlamaktadır.

Türk Devlet aklının şer eksenini stratejik tasfiyesi…

​Gelinen noktada Türk Devlet Aklı, proaktif bir dış politika ve sahada uyguladığı "terörü kaynağında kurutma" doktriniyle küresel emperyalist projeleri akamete uğratmıştır.

Birincisi; Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla Akdeniz’e ulaşması hedeflenen "Kürt/Terör Koridoru" fiziken parçalanmış ve bir garnizon devletçik hayali stratejik derinlikte hapsedilmiştir.

İkincisi; Türkiye’nin Irak ve Körfez ülkeleriyle geliştirdiği rasyonel diplomasi ve Kalkınma Yolu hamlesi, mezhepsel ayrışmaya dayalı "Şii Koridoru"nun jeopolitik bypass etkisini kırmış, bölgeyi istikrarsızlaştıran bu hattın yerine kapsayıcı bir ticaret aksı inşa etmiştir.

Üçüncüsü ise; teolojik bir yayılmacılık projesi olan "Davut Koridoru", Türkiye'nin Mavi Vatan ilanı ve bölgedeki yerli aşiretlerle kurduğu sahici ittifaklar sayesinde jeostratejik bir çıkmaza sokulmuştur. Türk Devlet Aklı, bu üç koridor projesini de aynı anda tasfiye ederek bölgenin kaderinin dış güçlerce değil, bölge halkları ve bölgesel aktörler tarafından tayin edileceği yeni bir paradigma inşa etmiştir.

​Uzun lafın kısası; Suriye'deki Arap aşiretlerinin operasyonları sadece yerel bir toprak kavgası değil, Akdeniz'e açılmak istenen o büyük enerji ve terör barajının ilk çatlakları, enerji hatlarının mülkiyet savaşı, diplomatik bir uyanış ve bölgedeki askeri dengelerin Türk Devlet Aklı eliyle yeniden kurulma başarısıdır.

Suriye'de ne mi oldu?

Sınır ötesindeki büyük hesaplaşmada Türk Devleti, küresel emperyalizmin koridor projelerini tarihin çöplüğüne süpürdü. Bir damla petrolün hatırına, haritayı kanla çizenlerin hesabı, toprağın ruhuna çarptı! Kukla devlet hayali suya düştü.

Gazanız mübarek olsun Yiğitler!

Çocuk katilleri, yakında Golan’da Beyaz Hayaletlerle karşılaştıklarında kurtlarla dansı görsün. Korkunun ecele faydası yok.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

омюр челикдёнмез, Дикгазете

Seçilmiş Kaynakça

https://www.rystadenergy.com/insights?

https://www.tni.org/en/article/framing-palestine?

https://www.jpost.com/middle-east/article-883778

https://www.bbc.com/turkce/articles/c20dz6n3k3qo

https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/syria/1801202620

https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/after-assad-future-syria

https://thecradle.co/articles/imecs-imperial-illusion-why-the-us-backed-corridor-will-fail

https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/sdfs-insurgency-challenge-deir-ez-zor

https://english.aawsat.com/arab-world/5230877-syrian-government-kurdish-forces-agree-immediate-ceasefire

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/live-son-dakika-suriye-ordusu-rakkaya-yaklasiyor-ypg-sdg-esirleri-infaz-etti-43087282

https://tr.euronews.com/2026/01/18/suriyede-hukumet-ile-sdg-arasinda-ateskes-tum-sinir-kapilari-sama-devredilecek

https://www.reuters.com/world/europe/syrian-forces-advance-deeper-into-usbacked-kurdishcontrolled-northeast-2026-01-18/

https://www.france24.com/en/middle-east/20251222-syria-and-kurdish-led-sdf-agree-to-de-escalate-after-deadly-clashes-in-aleppo

https://anlatilaninotesi.com.tr/20260118/suriyenin-deyrizor-ilindeki-asiretler-omer-petrol-ve-kuniko-dogal-gaz-sahalarini-ele-gecirdi-1102828179.html

Suriye Haberleri

https://www.dikgazete.com/etiket/?q=Suriye

Ömür Çelikdönmez
Ömür Çelikdönmez

Ömür Çelikdönmez kimdir?

1965 Nazilli / Aydın doğumlu. İlk orta ve liseyi Isparta’da bitirdi. Isparta Gazeteciler Cemiyeti üyesi olarak, çeşitli gazetelerin (Türkiye, Milli Gazete, Antalya Ekspres vs) Isparta muhabirliğini yaptı. 

Isparta’da neşredilen mahalli gazetelerde haber, yazı ve şiirleri yayımlandı. (Gülkent, Demokrat Isparta, Senirkent Postası vs.) 1984-1985’te Erzurum Atatürk Üniversitesinde Felsefe öğrenimi gördü. 

1985-1993 arası İzmir Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünde okudu ve mezun oldu. 

Isparta’da bir siyasi partinin basın müşavirliğini üstlendi ve parti bülteni (Arkadaş) yayınladı. 

Arkadaş FM radyosunun editörlüğünü yürüttü. 

12 Eylül 1994’te Tunceli iline felsefe öğretmeni olarak atandı. Tunceli’de görev yaptığı iki yılda ‘Gökkuşağı’ isimli kültür sanat edebiyat dergisini yayınladı. Ayrıca ‘Dört Mevsim Tunceli’ konulu fotoğraf sergisi açtı. 

Millî Gazete ve Yeni Şafak’ta yazıları yayınlandı. 

Öze Dönüş, İmza, Rind, Paye, Büşra, Palandöken, Avaz, Teos, Açılım, Vizyon, Mor Taka, İktibas, Teneffüs, Cem, Yeşilay, Türk Yurdu, Senirkent Yükseliş, İzmir merkezli Yurtta Uyanış, Zonguldak'ta yayınlanan Zonkişot ve Yörünge gibi dergilerde yazı ve şiirleri neşredildi. 

1991’de İzmir’de yayınlanan Taşra dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. 

Yine İzmir’de yayımlanan Harman ve Açılım dergilerinin yayın kurulunda yer aldı. Ezcümle Dergisinin sanat danışmanlığını ve yayın yönetmenliğini üstlendi.

‘Milli Sinema’ ile ilgili bir makalesi, TÜRSAK 93 Sinema Yıllığı’na alıntılandı. 

İlk şiir kitabı ‘Mavi Düş’, İzmir’de Teos yayınlarından 1995’te çıktı. 1996-2002 arası Zonguldak İli Devrek İlçesinde görev yaptı. 

Devrek Lisesi ve Devrek İmam Hatip Lisesi’nde felsefe grubu derslerine girdi. 

2000 yılında Devrek Tarihi kitabı, Devrek Ticaret ve Sanayi Odası’nca yayımlandı. 

Devrek Tarihi kitabı, lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarında kaynak gösterildi, atıfta bulunuldu. 

1996-2002 arası Devrek ve Zonguldak’ta yayınlanan Devrek Vizyon, Teneffüs, Devrek Genç Görüş, Eğerci’nin Sesi, Kuvayı Milliyeciler dergilerinde ayrıca Yeni Devrek, Devrek Eksen, Devrek Turizm Gazetesi, Devrek Paragraf ve Devrek Postası gazetelerinde bölge tarihine yönelik araştırmaları yayınlandı.

Zonguldak'ta yayın yapan yerel TV kanalında “ Tarihimize Yolculuk” başlıklı programı hazırladı ve sundu. 

2002’de 18. Uluslararası Baston ve Kültür Festivali Tanıtım Rehberi’ni hazırlayan ekipte yer aldı. 

Sempozyum ve Bienallere katıldı, bildiriler sundu. 

Eğitim iş kolunda faaliyet gösteren Türk Kamusen'e bağlı Türk Eğitim-sen sendikasının ilçe temsilcisiydi. 

Devrek’te görev yaptığı yıllarda bölge kültürüne ve tarihine katkıları nedeniyle Devrek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce ‘Teşekkür’, İlçe Kaymakamı tarafından ‘Takdir’ belgesi ile ödüllendirildi. 

2003 Ocak’ta Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğine atandı. 

Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın Basın Müşavirliğini yaptı. 

2011’de Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünde görevlendirildi. 

2009’da ‘Efsane Doktor Sadettin Sarı Murat’ kitabı, yine aynı yıl ‘Baston Tarihi / Devrek'ten Bastonla Tarihe Bakış’ kitabı yayımlandı. ‘Baston Tarihi Devrek'ten Bastonla Tarihe Bakış’ kitabın, yasal olmayan şekilde telif ücreti ödenmeden Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca ‘Bastonlar’ başlığı ile korsan baskısı yapıldı. haberşanlıurfa, akdenizhaber, haberakdeniz.com.tr, www.ahval.net, haberzonguldak2, haber10, timeturk, fikrikadim, kafkassam, dikGAZETE.com ve MHP Erzurum eski Milletvekili Rıza Müftüoğlu'nun sahibi ve genel yayın yönetmeni olduğu Türk Meclisi internet sitesinde, jeopolitik ve jeostrateji konularında yüzlerce makalesi yayınlandı. 

2013-2018 arası Resmi Gazete’nin basıldığı Başbakanlık Basımevi’nde Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri kadrosuyla çalıştı. 

Isparta ili tarihi ve kültürüne yönelik araştırmalar yapan, ilmi toplantı ve geziler düzenleyen Hamideli Derneği’nin genel sekreterliğini üstlendi.

Halen, dikGAZETE.com haber sitesinde araştırma/analiz yazılarını sürdürmektedir.

.

dikGAZETE.com

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?